“DERİN DEVLET” TÜRKİYE’NİN GERÇEĞİDİR 

I- Giriş:

Türkiye’de stratejik siyasi kararlar devletin ilgili kurumları tarafından alınmaz. Başka yerlerde alınan kararlar o kurumlara onaylattırılır. Mesela; parlamento, hükümet, cumhurbaşkanı ve hatta Milli Güvenlik Kurulu, kararları belirleyen asıl kurumlar değildir. Bu artık bilinmeyen bir durum da değildir. Onun içindir ki Türk medyası ve kamuoyunda “zinde güçler”, “derin devlet” tabirleri bu gerçeği vurgulamak için sık sık kullanılır oldu. “Zinde güçler” ya da “derin devlet” ülkede ordunun yönetiminde etkindirler. Denilebilir ki ordu onların elindedir. Bu güç ile istediklerini yaptırabiliyorlar. Devletin kurumlarının başına gelenler istenmeyen davranışlar içine girerlerse mutlaka başlarına bir şey gelir. Ya tehdit ya skandal ya faili meçhul olmak ya da darbe ile yönetimden uzaklaştırılmak.

O halde Türkiye’deki bu “derin devlet” ya da “zinde güçler” kimlerdir?

Devlet icraatları üzerinde yaptığımız yıllarca süren siyasi gözlemlerimiz ve literatür araştırmalarımız ile bizde bu “derin devletin” ya da “zinde güçlerin” kimlerden oluştuğuna dair bir kanaat oluşturdu. Bu kanatimize göre onlar “dönmelerden” oluşmaktadır. Bu kanaatimizi detaylı bir şekilde delillendirmek bir kitap çalışması kapsamında olacağı için bu yazıda detaylara ve tafsili delillere girmeyeceğiz. Sadece bizi bu kanaate ulaştıran bazı hususlara dikkat çekmekle yetineceğiz.

II- Dönmeler ve Kısa Tarihçesi: “Dönme” tabiri; aslında yahudi olup da müslüman ve Türk görünen, müslüman ismi ve Türk ismi taşıyan çağdaş zındıklardan bir kesim için kullanılır. Bunlara “Sabataycılar” da denilir. Böyle adlandırılmalarının sebebi Sabatay Sevi isimli bir yahudidir.

1492 yılında İspanya’daki yahudiler oradan sürüldüler. Onlar da doğuya doğru göç ettiler. Osmanlı Devleti’ne sığındılar. Osmanlı Devleti de onların Balkanlarda çeşitli yerlerde, Selanik’te, Edirne’de, İstanbul’da, Bursa’da, İzmir’de yerleşmelerine izin verdi.

Bunlar, Avrupa dillerini biliyor olmaları ve tıp bilgilerine sahip olmalarından dolayı, kâtip, tercüman, hekim ve hekimbaşı gibi sıfatlarla saraya sirayet etmeye başlamışlar, vezirler ve hatta bazen padişaha dahi yakın olmuşlardır. Ayrıca ekonomik alanda da gelişmişlerdir. Osmanlı’nın emanı ile belki de tarih boyunca hiç yaşayamadıkları 400 yıl güven içinde yaşamışlardır. Buna rağmen her zaman yaptıkları gibi Osmanlı’ya ihanetten geri kalmamışlardır. İslâm ümmeti ve devletindeki İslâm’ı anlama ve tatbik hususundaki zaafları istismar ederek Osmanlı Devleti’nin yıkılmasında büyük rol almışlar, hatta Osmanlı’yı yıkmakta kullanılan el olmuşlardır.

Sabatay Sevi’ye gelince; o 1626’da İzmir’da doğdu. İspanya’dan Romanya’ya oradan da İzmir’e gelen bir yahudi ailesinin çocuğudur. Bazı yahudi hahamlarından dini eğitim aldı. 31 Mayıs 1665’de mesihliğini ilan etti. 1666’da tutuklanıp sarayda Sadrazam vekili ve kadı’nın huzuruna çıkartıldı. Ölüm korkusundan dolayı padişahın aslen yahudi olan başhekimi Hayatizaden Mustafa Fevzi Efendi’nin telkini ile müslüman olduğunu söyledi. Müslüman kıyafetine girdi ve Mehmet Efendi ismini aldı. 1676’da Arnavutluk’ta öldü. O gizli gizli kendi mezhebini yaydı ve kendisine takriben 200 aile bağlanmış ve onun gibi resmen din değiştirmiştir. Bunlar resmen müslüman milletine dahil olarak fakat aslında ise kendi yahudi inancı ve kimliklerini muhafaza ederek yaşarlar. İşte tarihte “dönmeler” olarak adlandırılan cemaat böyle doğmuş olmaktadır.

Daha sonraki tarihi süreç içinde bunlar üç gruba ayrılırlar. Kapaniler, Karakaşlar, Yakubiler. Daha çok Selanik, İzmir, Edirne ve İstanbul’da yoğunlaşmışlardır. 1900’li yıllarda Selanik’in nüfusu 150 bin civarındadır. Bunun 60 bini yahudi kimlikli 20 bini dönme olmak üzere 80 bini yahudidir. Bugün Türkiye’de takriben 200 bin dönme 100 bin yahudi azınlık kimlikli olmak üzere 300 bin civarında yahudi vardır.

• Selanik’in, Osmanlı’nın yıkılışı ve T.C. Devleti’nin kuruluşunda büyük rolü olmuştur. Osmanlı’nın yıkılması için çalışan Jön Türkler ve İttihat terakki Partisi, çeşitli mason lojaları, Abdulhamid II’yi 1908’de görevden indiren Hareket Ordusu Selanik’te kurulmuştur.

• T.C. Devleti’nin kurucusu M. Kemal Selanik’te doğmuş ve bir dönme okulu olan Şemsi Efendi Okulunda okumuş bir dönmedir. Ayrıca Jön Türkler’in liderlerinin hemen hemen tamamı İttihat Terakki Partisi’nin liderlerinin önemli bir kesimi dönmedir.

Osmanlı’nın yıkılışında İngiliz-Yahudi/dönme işbirliği:

• Son İslâm Devleti olan Osmanlı Devleti ve Hilâfet hem İngilizlerin sömürü emelleri önünde bir engel ve sömürgeleri için bir tehlike teşkil ediyordu. Hem de yahudilerin Filistin’de devlet kurmaları önünde bir engel teşkil ediyordu. İşte bu ortak tehlikeyi bertaraf etmek hususu; İngilizleri, yahudiler ve dönmeleri kullanmaya, yahudileri ve dönmeleri İngilizlerin gücüne sarılmaya sevk etmiştir.

Bu İngiliz-Yahudi/dönme işbirliği ile Osmanlı yıkılmış ve yine bu işbirlik ile Laik T.C. Devleti kurulmuştur.

• Laik T.C. Devleti kurulduktan ve Hilâfet’i ortadan kaldırdıktan sonra Lozan-1924 Anlaşması ile İngilizler T.C. Devleti’ne hem bir coğrafi sınır hem de bir siyasi çerçeve çizip kendi haline bırakmıştır. T.C. Devleti kendisi için belirlenen bu sınır ve çerçevede kaldıkça İngilizlerin maslahatını korumuş ya da maslahatına hizmet eder olmuştur. Bu çerçevenin dışına çıkmadıkça dahili icraatlarında T.C. Devleti’ni kendi haline bırakmıştır. Böylelikle iktidar dönmelerin elinde kalmıştır.

• Dönmeler, Sabatay Sevi zamanından beri Balkanlarda, Edirne’de, İstanbul ve İzmir’de bazı Bektaşi, Mevlevi, Melaimi, Halveti ve hatta bazı Nakşi tarikatlarına sirayet etmişler. Onların bugünkü çeşitleri adetlerinin mimarı olmuşlardır. Mesela; Bektaşilik’teki “mum söndü” olayı, Mevlevi’deki çeşitli inanış ve adetler gibi. Cumhuriyetten sonra da genelde tarikat, tekkeler, zaviyeler yasaklandığı halde bu üç tarikata dokunulmamıştır. Ve bazı tarikat şeyhlerine de dokunulmamıştır. Bu tür sirayetler onları bu toplum içinde çok iyi kamufle etmiş toplum onları pek fark edememiştir. Onları kendilerinden sanmışlardır. Mesela, şu anda Ankara’da Bektaşi tarikatının iki önemli dede-babası dönmedir. Mevlevi tarikatı şeyhi dönmedir.

• Laik T.C. Devleti kurulduğunda Anadolu’da halk yaşlılar, dul kadınlar, sakatlar ve çocuklardan müteşekkil idi. Osmanlı’nın son zamanındaki sürekli savaşlar ve sözde Kurtuluş Savaşı esnasında toplumun gençleri, aydınları, alimleri adeta katledilmiştir. Mesela; M. Kemal’in komutasındaki Anafartalar ve Çanakkale savaşında takriben 500 bin Anadolu toplumunun genci ketledilmiştir. Daha sonra da T.C. Devleti çeşitli katliamlar yapmıştır.

Buna ilaveten İslâm’a karşı topyekün savaş ilan edilmiştir. İslâmî kurum, kuruluş ve kavramlara yönelik devrimler ardı ardına gelmiştir. Bunlardan birisi de Harf Devrimi’dir. Bu devrim ile halkın tamamı bir gecede okuma yazma bilmez konuma getirilmiştir. Latin harflerini bilen dönme ve yahudilere meydan tamamen kalmıştır. Onlar bu yeni devremin içerdiği eğitimi hem kendi açtıkları özel okullarda almışlar. Fevziye Liseleri, Işık Lisesi, terakki Lisesi, Robert Koleji, Galatasaray Lisesi v.b. Bu okulları Fransız, Amerika, İngiliz finansörlüğü ile dönmeler açıp yürütmüşlerdir. Hem de Avrupa’ya gidip çeşitli dallarda eğitim almışlardır.

Ayrıca Harf Devrimi, bu halkı bütün kültürel, tarihi ve İslâmî kaynaklarından koparmıştır. Toplum kültürel köklerinden kopuk şaşkınlar topluluğuna dönmüş. Bu anda bir kompleks/aşağılık duygusu oluşturmuştur.

• Böylelikle bu toplumun muallimleri, doçentleri, aydınları, yöneticileri dönmeler olmuştur. Devletin önemli kurumlarında önemli yerlerde özellikle de ordu içinde tamamen onlar hakim olmuştur.

• Nitekim T.C. Devleti’nin başından bu güne kadar gelen Genel Kurmay Başkanlarının tamamına yakını onlardan olmuştur. Bugün de yine önemli yerlerde olanlar onlardandır.

• Laik Cumhuriyet Devleti’nin ilk günlerinde çıkan gazete, dergilerin özellikle de harf devriminden sonra çıkan gazete, dergilerin, sanatçıların, sinema, tiyatro sektörünün radyo ve TV’nin tamamı dönmelerin hakimiyetinde Ermeni, Rum azınlıkların elinde olmuştur.

• Dönme olmayanların çıkardığı gazete ve dergiler bu güne kadar ve bugün de dahil halen cılız ve çok zor şartlar altında yayın sürdürürler.

• Türkiye’de büyük holdingler, servet sahipleri, TÜSİAD üyelerinin tamamına yakını ya yahudi ya da dönmedir.

• 1950’ye kadar CHP’nin yöneticileri, ondan sonra DP, AP v.b. partilerin yöneticilerinin büyük kesimi dönme ya da masondur. Şu andaki partilerden DSP, CHP, DYP, ANAP, MHP’nin başkanlarından Bülent Ecevit, Altan Öymen, Tansu Çiller dönmedirler. Mesut Yılmaz ve Devlet Bahçeli’nin ise dönme ya da Ermeni olma ihtimalleri var. Demirel’in masonluğu malumdur. Fakat dönme olma ihtimali de vardır. İnönü’ler dönmedir.

• Şu andaki YÖK’ün başkanı Kemal Gürüz, İstanbul Üniversitesi Rektörü Kemal Alemdaroğlu ve önemli üniversitelerin rektörleri dönmedirler.

• Şu anda parlamentoda yahudi ve dönme milletvekilleri oldukça fazladır.

• İsrail’in kuruluşu esnasında Türkiye’de aktif rol almışlardır. 1943’de çıkartılan varlık vergisi uygulamaları ile Almanya ve Avrupa’dan Nazi tehdidi ile kaçıp Türkiye’ye gelen ve daha önce Türkiye’de var olan yahudilerin ve bir kısım dönmelerin Filistin’e göç etmeleri sağlanmış ve takriben bu uygulama ile 100 bine yakın yahudi ve dönme Filistin’e Türkiye’den göç etmeye zorlanmıştır. Bu uygulama aynı zamanda Avrupa’dan gelen yahudi göçünü Filistin’e kanalize etmiştir. Bunun dışında İsrail’in kuruluşunda T.C. Devleti’nin ne gibi rol aldığı ayrıca inceleme konusudur.

İsrail kurulunca da onu ilk tanıyan devletlerin başında T.C. Devleti olmuştur. Aslen bir dönme olan İsrail’in ikinci Cumhurbaşkanı İzak Ben-Zwi, Türkiye’den giden Sabataycılardan/dönmelerden olduğu söyleniyor. Nitekim İsrail Başbakanı Ben Gurion, Dışişleri Bakanı Golda Meir, Dışişleri Müsteşarı Şimon Peres ve Genel Kurmay Başkanı Zui Zur ile birlikte 28 Ağustos 1958 günüü Türkiye Başbakanı Adnan Menderes ile görüşmek için gizli bir ziyaret yapmış olması da dikkat çekicidir. III- Sonuç:

Bu ve daha bir çok husus bizde, Türkiye’de “zinde güçler” ya da “derin devlet” olarak ifade edilen kesimin dönmelerden teşekkül ettiğine dair kanaati doğurmuştur. Ancak onların yanında Alevilerden ve İngiliz yanlısı bazı İttihat Terakkici uzantıların olması bu gerçeği değiştirmez. Çünkü bu iki kesimin etkinliği sınırlı tutulmuştur.

Dönmeler yahudi oldukları için aralarında birlik yoktur. Ortak düşmanları ya da maslahatları ortadan kalkınca, kendi aralarında menfaat kavgaları olmaktadır. Bir kısmı İsrail yanlısı politika, bir kısmı ABD yanlısı politika, bir kısmı İngiltere yanlısı politika güdüyor olması dönme oldukları gerçeğini değiştirmez.

Türkiye’de gerçek iktidarın/derin devletin “dönmelerden” oluşturduğu gerçeğinin bilinmesi ne ifade eder?

1- Bu coğrafyadaki toplum başlarına gelen bunca zulmün ve şerrin asıl adresini bilir. Yanlış yerlere yönelerek enerjisini boşa harcamaz.

2- Diğer müslüman halklar da Türkiye’deki bu denli dinsizliğin, zulmün, İslâm düşmanlığının asıl faillerini bilerek Türk toplumuna bakışlarını değiştirirler. Asıl failleri bilirler.

Şehulislâm Mustafa Sabri Efendi (1869-1954) bu gerçeği gören aydın müslümanlardandı. Hicret ettiği Mısır’da bu gerçeği anlatmaya çalıştı. Mesela; “Hilâfet’in İlgasının Arka Planı” isimli eserinde şöyle diyordu:

“Oysa Türkler adına konuşan ve onlar adına iş yapanların ne gerçek Türklerle ne de İslâm’la bir ilgisi vardır. Bilakis onlar hile ve cebirle yönetimi ele geçirmiş, Türk halkının canına, malına ve dinine musallat olmuş “dönmelerden” başka bir şey değildir. Onların sayesinde bugün Türk halkı fakir, zayıf ve geri kalmıştır. Bazı Arap kardeşlerimizin Türk halkına zorla musallat olan bu dönmelerin yaptıklarını Türk halkına malettiklerini ve Türk milletine düşman olmaya çağırdıklarını görüyoruz.” “Müslüman kardeşlerimizin bu hususa dikkat etmeleri, İslâm için can veren Türk milleti ile onlar üzerine musallat olmuş azınlık grubu karıştırmamaları gerekir.”

Son günlerde Türkiye’de müslümanlara hitap eden bazı basın organlarında Türkiye’deki dönme gerçeği anlaşılmaya başlandı elhamdulillah. Bu hayra vesile olur inşaallah.

“Zalimler nasıl bir inkilap ile devrileceklerini yakında bileceklerdir.” (Şuara: 22)

A. Seyfulislâm

14/12/1999