BATI MEMLEKETLERİNDE YAŞAMAK, MÜSLÜMANI KENDİ DİNİNE VE ÜMMETİNE KARŞI OLAN VECİBELERİNDEN MUAF TUTMAZ

Müslümanlar diğer insanlardan farklı tek bir ümmet olmalıdırlar. Yaşamakta oldukları memleketleri birbirlerinden ne kadar uzak olursa olsun, dilleri ve renkleri ne kadar farklı olursa olsun, tek bir ümmet olarak kalmaları gerekir. Batı diyarlarında yaşamakta olan müslümanlar da bu ümmetin bir parçasıdır. Ümmeti mutlu eden her şey onları da mutlu etmeli, ümmeti üzen her şey de onları üzmeli. İslâm dünyasında cereyan eden bütün olaylar ve hadiseler olduğu gibi onlara da yansımalı.

Numan bin Beşir Resulullah (SAV)’in şöyle dediğini rivayet etti: “Mü’minler birbirlerini sevme, birbirlerine şefkat gösterme ve iyilik yapma konularında tek bir vücut gibidirler. Vücudun bir tarafı rahatsız olursa bütün vücut uykusuz kalır ve harareti yükselir. (Müslim)

Kâfirler, Batı memleketlerinde yaşayan müslümaları ve İslâma yeni giren müslümanları İslâm ümmetinden koparmak için ellerinden gelen bütün imkânları kullanmaktadırlar. Onlar Batı nizamları altında ve o toplum içerisinde yaşayan müslümanları ümmetin bütünlüğünden ve ana meselesinden uzaklaştırıp, kısmî ve yerel problemlerle uğraşmalarına çalışmaktadırlar. Halbuki bu sorunlar ve problemlerin kaynağı İslâmî hayat tarzı ve gerektirdiği hususlar ile Batı (kapitalizm) hayat tarzları arasında bulunan farklardan doğmaktadır. Misal olarak yiyecek, giyecek, öğrenim ve daha bir çok buna benzer konu ile ilgili hususları gösterebiliriz.

Müslümanlardan bir kısmı şu anda batının bu tuzaklarına düşmüş durumdadırlar. Bunun neticesinde yalnızca batıda yaşayan müslümanların meseleleri ile ilgilenmeye ve bu memleketlerin oyununa gelmiş durumdadırlar. İslâm memleketlerinin sorunları ile ilgilenenleri ayıplamaya ve hor görmeye başlamışlardır. Bazen bu ilgilenen insanları gerçekci olmayan kimseler olarak nitelemişlerdir. Bazen de duygusal kimseler olarak vasıflandırılmışlardır. Siyasi cahillikle de ithâm etmişlerdir. Hatta bir kısım müslümanlar haddi aşarak İslâm diyarında yaşayan müslümanları hor görmeye ve küçümsemeye başladıkları zaman Resulullah (SAV)’in şu hadisini görmemezlikten geliyorlar:

“Müslüman müslümanın kardeşidir, ona zulüm edemez, rezil etmez ve horlamaz. Müslümana şer olarak kardeşi olan müslümanı horlaması yeterlidir. (İbni Hanbel) Ayrıca Resul (SAV)’in şu sözü de vardır: “Benim ümmetim yağmur gibidir ; Onun ilki mi yoksa sonumu hayırlıdır. (İbni Hanbel)

Böylesi davranış ve davetler İslâma ve şerî hükümlere aykırıdır. Oysa şerî hükümler müslümanlara bir çok sorumluluklar getirmiştir. Bilhassa şu Hadis’e muhalefet ettiklerinin farkında bile değiller: “Kim (halifeye) verdiği biatı çekerse kıyamet günü Allah (c.c)’ın karşısına hüccetsiz olarak gelir. Kim boynunda bir halifeye biat bulunmadan ölürse cahiliyye ölümü üzerine ölür.” (Müslim)

Bu hadis, halifenin bulunduğu zamanlarda ona karşı gelmeyi haram kılar ve halifenin bulunmadığı zamanlarda ise onu tekrar ikâme etmek için müslümanlara bir çağrıdır. Her müslüman (hilafet devleti) bulunmadığı zamanlarda bunu meydana getirmeye davet eder. Bu iş yapılmadığı takdirde tüm müslümanların üzerine büyük günahın terettüp edeceğini belirtir. Ayrıca bu hadis Allah’(c.c)ın kitabı ve Resulullah (SAV)’in sünnetiyle yönetecek bir halifeye olan biatı boynunda bulundurmadan vefat eden müslümanın cahiliyye ölümü üzerine öleceğini bildirir. Bundan Allah (c.c)’a sığınırırz.

Bu Hadis’i Şerifte geçen “kim” sözcüğü umum ifade eder ve bütün müslümanları kapsar. Onlar ister İslâm diyarında, isterse küfür diyarlarında yaşamakta olsunlar. İslâm hilafetini tekrar ikame etmek, (kitap ve sünnet ile insanları yönetecek halifeyi ikame etmek) için ciddi faaliyette bulunma yoluyla bu cahiliye ölümünden kurtulmaktan hepsi için bir yükümlüktür. Yeryüzüne Allah (c.c)’ın hükmünü iade etmek maksadı ile gerekeni yapmak için herbiri elinden geleni yapmakla yükümlüdür.

Batı (küfür) diyarlarında yaşayan müslümanlar Batı memleketlerini Dar-ül İslâma çevirmeye çalışmazlar ve kendilerinden bu faaliyet talep edilmez. Çünkü, egemen olan küfür inançları karşılarında bir engel oluşturur. Bu nedenle, Batı toplumlarını İslâm toplumuna çevirmek dışarıdan bir müdahale olmaksızın imkânsız denilecek kadar zordur. Onların yapacağı, İslâm meleketlerinde İslâm otoritesini tesis etmek için faaliyet gösterenlere yardım etmektir. Bunu, İslâm hilafetini kurmak için çalışan siyasî hizbin saflarına katılmak, bu hizbi bütün güçleriyle desteklemek suretiyle yapabilirler. O hizbin fikirlerini Batı memleketlerinde yaşayan müslümanlara, İslâm memleketlerinden gelen ziyaretçilere ve hatta kâfirlere taşırlar. Aynı zamanda bu müslümanlar kurulacak olan İslâm Devletine karşı Batı devletlerinden gelebilecek zararlara karşı güç oluşturup bunu engelleyebilirler. Bunu demek; bu diyarlarda yaşayan müslümanlar bu işleri yaparlarken buralardaki özel müşkülleriyle ilgilenmeyecekler ve onları çözmeye çalışmayacaklar demek değildir. Buradan bu müşküllerin müslümanlar için pek önemli ve zarurî olmadığı anlaşılmamalıdır. Daha doğrusu, onlar bu müşkülleri çözmeye çalışırlarken İslâm ümmetinden bir parça olduklarını unutmamalıdırlar. Onlar İslâm otoritesini tesis etmeye çalışırken de kapitalist Batı sistemine göre değil, şerî hükümler doğrultusunda çalışmalıdırlar. Aynı zamanda mahalli meselelerini de şerî hükümler doğrultusunda çözmeye çalışmalıdırlar.

Bu diyarlarda yaşayan müslümanlar:

Biliniz ki; Batı memleketlerinde ikamet etmeniz, hiçbir zaman dininize ve ümmetinize karşı Allah (c.c)’ın size yüklediği farzı üzerinizden kaldırmaz. Sadece özel sorunlarınız ve meselelerinizle ilgilenip meşgul olmanız ve İslâmı egemen kılmak için çalışmaktan uzak kalmanız, kıyamet gününde sizi Allah (c.c)’ın azabı ile karşılaştırabilir.

Şunu kesinlikle biliniz ki; sizin izzet, şeref ve kuvvet sahibi olmanız, ancak ve ancak sizin ümmetinizin tekrar izzet, şeref ve kuvvet bulmasına bağlıdır. Eğer, müslümanlar için bir devlet bulunursa, sizin meselelerinizi ve davanızı benimseyecek, sizi savunacak ve size sahip olup yardım edecektir. Çünkü Allah (c.c) şöyle buyuruyor: “Eğer din için sizden yardım istenirse onlara yardım etmeniz gerekir.” (Enfal-72) Ancak öyle bir zamanda sizi yönetecek, sözünüzü birleştirecek, aralarınızda var olan ihtilafları kaldıracak ve şanınızı yüceltecek rahmet taşıyan devleti karşınızda bulacaksınız. Bu şekilde, saygınlığınızı bütütn milletlere kabul ettirip, tüm devletleri sizin isteklerinize boyun eğdirebileceksiniz. Halbuki, günümüzde durumunuz bunun tam tersidir. Kendi aranızda bölünmüş durumdasınız. Her biriniz kendi kabuğuna çekilmüş durumdadır. Gücünüz zayıflamış ve çıkış yollarınız azalmıştır. Bu zayıf durumunuzu gören düşmanlarımız size göz dikti. Sizi hor görüp millet yerine koymaz oldular. Hatta, zayıflığınız onların işine yarıyor ve onların alay konusu oluyorsunuz.

Bunun için, müslümanların ölüm-kalım meselesine büyük önem vermeniz gerekir. Bu mesele ise Allah (c.c)’in indirdikleri ile tekrar hüküm etmenizdir. Ümmetinizden ayrı kalma konusunu red etmeniz lazımdır. Çünkü, siz İslâm ümmetinden bir parçasınız ve ümmet de sizinle beraberdir. Ümmeti terk edip onunla alâkalarınızı kesmeniz, ona iyilik yapmaktan uzaklaşmanız kolayınıza mı geliyor?

Ey müslümanlar!

Bunun için sizleri ümmetinize olan bağlılığınızı devam ettirmeye ve cahiliye ölümü ile ölmekten kurtulmaya ve ümmeti cahiliye ölümü ile ölmekten kurtarmaya davet ediyoruz.

“Kim Allah’a ve Resülüne itaat ederse en büyük bir kurtuluşa ermiş olur.” (Ahzab-71)

Hizb-ut Tahrir H 22 Cemadüssanî 1420

Avrupa M 01 Ekim 1999