ÜRDÜN'DE İKTİDAR KAVGASI

25/01/1999 günü Kral Hüseyin kardeşi emir Hasan’a uzun bir mektup yöneltti. Mektupta, emir Hasan’ı veliahtlıktan azledip yerine oğlu Abdullah’ı veliaht tayin etmesini gerektiren nedenler ve deliller yer almaktaydı. Kral Hüseyin bu açıklamayı yaparken, kardeşini görevden alırken ya da dilediğini tayin ederken adeta karar sahibi olduğu görüntüsünü veriyordu. Oysa gerçek hiç de böyle değildi.

Kral Hüseyin’in “Mayo Klinik”te altı aydır devam eden tedavisi sona erdikten sonra Amerika; İngiltere ve Kral Hüseyin ikilisinin Ürdün’de bulunmadığı süre içerisinde kraliyet çevresinde ve yakın arkadaşları arasında kendisine karşı birtakım entrikalar çevirdiği gerekçesiyle emir Hasan’ı görevden uzaklaştırma azminde olduklarını hissetti. Bu nedenle Amerika, Washington’dan ayrılmadan önce kral Hüseyin’le görüşerek Kraliçe Nur’dan olan oğlu Hamza’yı yerine veliaht olarak tayin etmesini öğütledi. Bu öneriyi, Hamza’nın Amerikan ajanı olmasından veya Hamza’yı ya da Kraliçe Nur’u sevdiğinden değil, Ürdün’deki İngiliz nüfuzunu ortadan kaldırmayı kolaylaştırmak ve zayıflatmak için hakim olan aile fertleri arasında bir takım ihtilaflar oluşturmak için yaptı. Kralın öğütlerini kabul etmesini sağlamak üzere mali yardımları artıracağını ve siyasi destekte bulunacağını vadetti. Bunun üzerine kral hemen İngiltere’ye koştu veya İngiltere onu çağırdı. Ardından “İngiltere”, Kralın sesi ile Ürdün halkına televizyondan şu mesajı ulaştırdı: “Vatanımızın geleceğini yeniden gözden geçirmek, aklımızı meşgul eden veya “mübarek!” geleceğimizi sıkıntıya sokan tüm problemleri çözmek kaçınılmazdır…” Bu mesaj; Kralın Amerika’nın nasihatlarını kabul etmediğine işaret etmektedir. Bu mesajda şu ifadelere de yer verilmekteydi: “Hafızam bana 14/11/1952’yi hatırlatıyor. Zira o günlerde size buradan Londra’dan seslenmiştim…” Bu ifade Kralın takip ettiği politikanın Londra’dan çıktığını Amerika’dan çıkmadığını göstermektedir. Mesaj, Ürdün’de Kral Hüseyin’in Ürdün halkına Amerika’nın bakışına dikkat çekmektedir. Zira mesajda şu ifadeler yer almaktadır: “Ürdünlü aziz kardeşler, döndüğüm gün beni karşılama törenlerine hazırlanmakta olduğunuzu… beni karşılamak için çıkacağınızı… Ürdün’ün çeşitli şehirlerinden, köylerinden, Eryafer ve vadilerden Amman’a doğru yola çıktığınızı öğrendim…” Buna ilave olarak İngiliz ajanlarından oluşan heyetlerin Kralı selamlamak üzere Amman’a gitmeleri… İşte bu olayların tamamı, İngiltere tarafından planlanmakta olup Amerika’ya cevap niteliği taşımaktadır. İngiltere bununla, Ürdün halkının bu aile dışında bir başkasını kabullenmeyeceğini anlatmaktadır. Krallık koltuğuna oturan ister Abdullah, Hasan veya Hamza olsun, görevden uzaklaştırma ya da tayinde son karar sahibi İngiltere’dir.

Ürdün’deki varlığı İngiltere inşa etti. Dilediği gibi hareket etmek ve işleri yürütmek üzere alçağın oğlu aracılığı ile bir bağ kurdu. Kral Abdullah (Kral Hüseyin’in dedesi) isteklerini gerçekleştirmek üzere Amerika ile birlikte hareket etmeyi planladığında İngiltere hemen öldürülmesini gerçekleştirdi. Sonra da yerine kendi elinde büyüttüğü, gözlerinin önünde istediği gibi yetiştirdiği Hüseyin’i getirmek için hastalığını bahane ederek oğlu Kral Talal’dan (Kral Hüseyin’in babası) kurtuldu. Zira Kral Hüseyin, İngiltere’ye sadakatla bağlı olan bir memur, itaatkar bir hizmetçi idi. Ürdün’de hatta bölgenin tümünde İngiltere’nin nüfuzunu korur ve çıkarlarını gözetirdi. Filistin’de sonra da Ürdün’de ve diğer Arap toprakları üzerinde yahudilerin arzularını gerçekleştirmede yardımcı olması için yahudilerle bağlantısını kurdu.

İngiltere, yahudiler için vurucu bir güç oluşturup yahudiyi korumada ortaklaşa hareket eder hale geldikten sonra Ürdün’deki Kraliyet ailesini daima korudu. Ortada iki taraf vardır: Ürdün’ü ele geçirmede Amerika’nın başarılı olmasını istemeyen İngiltere ve yahudi ikilisi. Ancak bu durum Amerika’yı ümitsizliğe sevk etmemektedir. Zaman zaman tehditler ve baskılar aracılığı ile, zaman zaman da aldatmacalar ve çeşitli borçlar aracılığı ile Ürdün’de bir ayak basacak kadar olsa bile kendisine yer edinmeye çalışmaktadır. İkinci Körfez savaşını kullanarak askeri manevralar ve tatbikatlar adı altında Ürdün çölünde Amerika’ya ait askeri üs benzeri girişimde bulundu. Ürdün ordusunu Amerikan silahlarıyla donatmaya başladı. Sonra Irak’ın güneyindeki uçuşa yasak bölgeyi kuzeyde 32. paralelden 33. paralele çıkarak Ürdün-Irak ortak sınırını da bu kapasama dahil etti. Böylece Amerikan uçakları Irak’ı vurmak için gerektiği zaman Ürdün hava sahasını belki de Ürdün topraklarını da kullanabilecektir. Clinton’un kongre önünde yaptığı aldatmacalardan birisi de söylediği şu sözdür: “Ürdün’deki arkadaşlarımızın desteklenmesini istiyorum.”

İngiltere, Kraliyet ailesinin fertleri arasındaki çekişmede Amerikan girişimlerinden kaynaklanacak etkileri azaltmak üzere kardeşi Hasan’ın yerine oğlu Abdullah’ın tayin edilmesini uygun buldu. Zira Abdullah Kralın oğluydu ve aile içerisinde Kralın en fazla desteğine sahipti. Bir açıdan durum budur. Bir diğer açıdan ise, yönetimde kaldığı süre içerisinde Kralın sırdaşları, çevresi makam ve mal ile destekleyenlerinin dostlukları/bağlılıkları emir Hasan’dan ziyade Kralın oğullarına daha fazladır.

Ey Ürdünlü Askerler ve Subaylar, aşiret Liderleri ve Şeyhler, Parlamenterler ve Yetki sahipleri!..

Bu topraklarda işlerinizin gözetilmesi işini İngiltere ve ajanlarının eline nasıl bırakıyor sunuz?! Sakinlerine danışmadan adeta maliki oldukları bir mal gibi üzerinde pazarlık yapmalarına ve satmalarına nasıl izin veriyorsunuz?!

Gayelerini gerçekleştirebilmeleri, arzularına kavuşabilmeleri için büyük küçük her türlü işe ait emrin İngiltere'den ve Yahudilerden geldiğini görmüyor musunuz?!

İngiliz siyasetini ve Yahudi açgözlülüğünü gerçekleştirmek için bir araç olarak kullanıldığınızı idrak edemiyor musunuz?!... Sizin adınıza işleri uygulamakta ve ihanetlerini gerçekleştirmekte iken adeta ümmetten intikam alırcasına onu destekliyor ve koruyorsunuz.! İnsanlara bir iyilik dokunacak olursa bunu hemen Kralın hesabına yazıyorsunuz, oysa bu ülkede müslümanları kapsayan açlık, fakirlik, zelil halde olma gibi kötülüklerin hepsi bu Kralın siyaseti nedeniyle olmaktadır. Ancak ne yazık ki bunun faturasını sizlere ve insanlara çıkarmaktadırlar. O Kral, tıpkı yüce Allah'ın şu ayetinde olduğu gibidir:

"Münafıkların durumu tıpkı şeytanın durumu gibidir. Çünkü şeytan insana "İnkâr et" der. İnsan inkar edince de: Ben senden uzağım, çünkü ben âlemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarım, der." (Haşr: 16) Samimiyetle kendisini sorgulayanı ise dil uzatmakla suçlamakta ve hapisle cezalandırmaktadır.

Kraldan kaynaklanan bu bozuk vakıanın sorumluluğu sizlerin omuzlarında olduğunun bilincinde değil misiniz!?.. Çünkü bunların tamamını sizlerin yardımıyla yapmaktadır. Bu durumda sizler yüce Allah'ın Rasül (u )'in lisanıyla nitelendirdiği şu kimselerden olmaktasınız:

"Bir topluluk içlerinde günahlar işlenirken ve o günahları ortadan kaldırmaya güçleri yettiği halde onları değiştirmezlerse Allah azabı ile onların hepsini kuşatır." (Ebu Davud, Melahim, 3775) Şu anda bu sistemin işlediği günahtan, Allah'ın indirdiklerinin dışındakilerle yönetmesinden, müslümanların topraklarında kafirlere ve Yahudilere imkanlar tanımasından daha büyük bir günah var mıdır?!..

Efendisi kendisinden vazgeçse bile şu andaki Kralın insanların fakirlikleri ve açlıkları hesabına topladığı milyarları size borç olarak bırakacağını anlayamıyor musunuz?! Bu Kralın kardeşine gönderdiği mesajında iddia ettiği gibi: “Durumumu ve yıllar boyunca çektiğim bir kısım zorlukları öğrendikten sonra Arap ve müslüman liderler borçlarımı hafifletmek için bana bol bol yardımda bulundular...” Halbuki o bu milyarları, kamuya ait mallardan insanların işlerini görmek üzere topladığı yardımlar ve borçlardan çalmıştır. Ürdün'ü borç deryası haline getirerek müslümanlara sıkıntılı bir hayat yaşatmıştır. Bu arada Kral ve taifesi ise müreffeh bir hayat içerisinde zevk ve sefa yaşamışlardır.

Ey Müslümanlar!

Kral; asker, milletvekili ve diğer insanları kendi isteklerini, İngiliz efendilerinin çıkarlarını ve Yahudilerin tamahlarını gerçekleştirmek için kullanmaktadır. Bunları sizlerin işlerinizi görüp gözetmek için kullanmamaktadır. Kralın yaptıklarına, işledikleri suçlara karşı susmanız büyük bir günahtır. Kralın emrettiği gibi değil, Allah'ın size emrettiği gibi hareket ederek onu durdurmanız gerekmektedir. Zira yaratıcıya isyan edilen yerde yaratılana itaat edilmez.

Allah bizlere, bu güçsüz ve cılız varlıkları tek bir devlet altında, Hilâfet Devleti’nde birleştirecek, tüm insanları şu anda var olan zalim sistemlerin zulmünden kurtararak İslâm şeriatının adaletine kavuşturacak ve İslâm’ı aleme taşıyacak olan Hilâfeti kurmak için çalışan bir cemaat veya parti ile birlikte çalışmamızı emretmektedir.

Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:

“Onlar ağızlarıyla Allah'ın nurunu söndürmek istiyorlar. Halbuki kafirler istemeseler de Allah nurunu tamamlayacaktır. Müşrikler istemeseler de dinini bütün dinlere üstün kılmak için Peygamberini hidayet ve hak ile gönderen O'dur.” (Saff: 8-9.)

Hizb-üt Tahrir 05 Şeval 1419

Ürdün Vilayeti 26/01/1999