“ÖZBEKİSTAN’DA” YÖNETİMİN ENTRİKALARI

Özbekistan Orta Asya’da yaklaşık 26 milyon nüfusa sahip ve %90’ını Müslümanların oluşturduğu bir ülkedir. Toprakları yeryüzünün en zengin servetlerine ve verimliliğine sahip topraklardandır. Sovyetler Birliği zamanında Rusya’nın en büyük uçak fabrikası burada idi. Sovyetler Birliği parçalandıktan sonra 1992 yılında bağımsızlığını ilan etti. Fakat yıkılan Sovyetler Birliğinin kalıntılarını bir arada tutmak amacıyla kurulan “Bağımsız Devletler Topluluğu” üyesi olduğundan askeri, güvenlik, siyasi ve ekonomik açıdan Rusya’ya olan bağlılığı hâlâ devam etmektedir.

Dinsiz komünist sistemin çöküşü ve Orta Asya’daki cumhuriyetlerin bağımsızlıklarını ilan etmeleri ile bölge halkları komünizmin ve Rus diktatörlüğünün kulluğundan kurtulduklarının farkına vardılar. Yetmiş beş yıl boyunca mahrum bırakıldıkları İslâmi kimliklerine dönmeye başladılar. Rusların, birçoğunu içki depolarına ve domuz ahırlarına çevirdikleri mescitleri temizlemek, yeni mescitler inşa etmek ve eski mescitleri onarmak için kendi mallarından teberrularda bulundular ve Özbekistan dışında yaşayan Müslüman kardeşlerinin yardımlarını beklediler. Zira Özbekistan Cumhuriyeti, Orta Asya’daki cumhuriyetler arasında İslâm’a girişin en fazla olduğu, Buhari, Tirmizi, Nesefi ve Zemahşeri gibi eski zamanlardan beri İslâm ümmetinin en hayırlı evlatlarının yetiştiği yerlerden birisidir.

Ancak yediden yetmişe yaşlısıyla genciyle insanlar İslâm kültürüne yönelmelerine rağmen, paramparça olmuş komünist sistemin kalıntılarından olan egemen yönetimlerin tasallutundan kurtulamamışlardır. İslâm okullarının veya mescitlerin açılmasına yada herhangi bir surette İslâmi faaliyette bulunulmasına destek olmak amacıyla dışarıdan gelen bağışlar engellenmeye, camilerin yeniden açılması yasaklanmaya, egemen güçleri övmeyen imamlar ve hatipler tutuklanmaya, camilerde ezanın yüksek sesle okunması engellenmeye, tesettürlü kadınlar ve sakallı erkekler horlanmaya ve sıkıştırılmaya başlanmış ve mescitlerin çoğu kapatılmıştır. Örneğin, Nimkan şehrinde bulunan 98 adet mescitten ve camiden dokuz tanesinin dışında tamamı kapatılmıştır. İslâm davetçilerinin bir kısmına karşı tuzaklar hazırlanmaya, korkutulmalarına ve birçoklarının da hapishanelere konulmasına yönelik planlar hazırlanmaya başlanmıştır.

Burada; özelde Özbekistan halkının ve Orta Asya’da bulunan Müslümanların, genelde ise doğudan batıya tüm İslâm ümmetinin ve dünyadaki insan hakları teşkilatlarının Özbekistan’da yaşananlardan haberdar olmalarını, zorba yönetim ve tağutlar tarafından Müslümanlara karşı yürütülen iftira, ezme, sindirme ve saldırıların durdurulması için harekete geçmelerini sağlamak üzere hatırlatmada bulunmak istiyoruz.

16.02.1999 sabahı Özbekistan’ın başkenti Taşkent’te patlamalar olduğu gün öğle saatlerinde devlet başkanı İslâm Kerimof yaptığı açıklamada; bu patlamaların kendi şahsını hedef aldığını, patlamaların arkasında kimin bulunduğunu bildiğini ve Rus istihbaratının var olduğunu ima yollu ifade etti. Ancak olayın hemen ardından İslâmi hareketi ve İslâm davetçilerini bastırmak için bu patlamaları kullanmak istedi. İslâm davetini taşıyanlara karşı “kökten dinci Müslümanlar” şeklinde nitelemelerde bulundu. Aylar öncesinden İslâm davetçilerine karşı savaş ilan edilmiş ve tutuklamalara başlanmıştı bile.

Aynı gün öğle vakti içişleri bakanı Ali Matof bir konuşma yaparak şöyle dedi: “Patlamaların arkasında ‘Hizb-ut Tahrir’ var. Patlamalar, Hizb-ut Tahririn askeri kanadını oluşturan ‘Hizbullah’ tarafından gerçekleştirilmektedir. Hizb-ut Tahrir planlamakta, geriye kalan hareketler ise uygulamaktadırlar."

Özbekistan istihbarat teşkilatı başkanı ise, Özbekistan’da Hizb-ut Tahrir hareketini tamamen yok etmek için başkandan kendisine bir ay bir süre vermesini istedi başkan da ona bu süreyi verdi.

"Onlar düzen kurarlarken Allah da düzenlerine karşılık veriyordu. Allah düzen kuranlara karşılık verenlerin en hayırlısıdır." (Enfal: 30)

Bu yönetimin Müslümanlar üzerinde oynadığı entrikaları ortaya koymadan önce; Hizb-ut Tahrir’i iyi tanıyan Özbekistan devlet başkanı, içişleri bakanı ve istihbarat teşkilatı başkanının, İslâm topraklarında ve dünyanın diğer bölgelerinde bulunup da Hizb-ut Tahrir’i tanıyanların bildiği bir gerçeği çok açık ve net olarak iyice tekid etmek istiyoruz. Bu gerçek şudur: Hizb-ut Tahrir, ideolojisi, İslâm olan siyasi bir partidir. Çalışma metodunda silah kullanmak, şiddete başvurmak, suikastte bulunmak, bombalamak, saldırmak veya benzeri yöntemleri kullanmak yoktur. Hizb-ut Tahrir şiddeti, kesinlikle mevcut yönetimlerden veya onların zorbalıklarından korktuğu için değil, daveti taşımada Rasulullah (S.A.V)’in metodunu takip ettiği ve bu metotta şiddete başvurulmadığı için kullanmaz. Daha önce de Ürdün hükümeti, “Mute” olayında Hizb-ut Tahrir’i şiddete başvurmakla, tertipte bulunmakla itham etmiş ancak Ürdünde’ki mahkeme, Hizb-ut Tahrir’in fikirlerini, metodunu ve pratikte kullandığı vesileleri bildiğinden bu ithamı reddetmişti.

Hizb-ut Tahrir, siyasi fikri bir partidir. İslâm davetini; fikirle, ikna ile ve hüccetle (kuvvetli delil göstererek) taşır. Kafir zalim ve fasık yöneticilerden sultayı almak için Rasulullah (S.A.V)’in metoduna uyarak, devleti kurmadan önce daveti taşımada silaha ve savaşa başvurmadan ümmeti kazanmak suretiyle hareket eder. Şu anda Özbekistan yöneticilerinin Hizb-ut Tahrir hakkında söyledikleri; bombalama ve suikastlar düzenlemek gibi ithamların tamamı yalandır ve iftiradır.

Özbekistan yönetimini Hizbü’t Tahrir’e karşı, devlet başkanı İslâm Kerimof kışkırtmaktadır. Çünkü o, yalnızca Hizb-ut Tahrir’e kin, nefret ve öfkeyle dolu birisi değil, aynı zamanda İslâma karşı da aynı türden duygular taşıyan birisidir. İsmi (İslâm) olmasına rağmen bütün benliği ile İslâm’dan nefret etmektedir. O, İslâm’a inanmayan bir kafirdir. Annesi Yahudi babası ise bilinmemektedir. O, Yahudi’dir. Allah Sübhanehu şöyle buyurmaktadır:

“İman edenlere düşmanlık bakımından insanların en şiddetlisini, Yahudiler ve Allah’a ortak koşan kimseler olarak bulacaksın" (Maide: 82)

İslâm’a düşmanlıkta ve kin beslemede kafir devletlerle işbirliği yaparak hilafeti yıkan Mustafa Kemal’e benzemektedir. Özellikle Özbekistan’da on binlerce kişinin Hizb-ut Tahrir’e girdiklerini, yüz binlerce kişinin de desteklediğini, milyonlarca kişinin Hilafet bayrağının Orta Asya’da ve tüm dünyada dalgalanmasını şiddetle arzuladığını gördükten sonra, Hizb-ut Tahrir’in yönetimi ele geçirmesinden ve hilafeti kurmasından korkmaktadır.

Şimdi ise; Özbekistan halkının, Orta Asya halklarının, İslâm ümmetinin ve tüm dünyanın bilmesi için bu başkanın ve zebanilerinin işledikleri vahşiliklerden, çirkinliklerden bir kısım örnekler sunmak istiyoruz:

1- Polis; bir kişiyi tutuklamak amacıyla gittiği zaman; tutuklamak istediği kişinin evini, arabasını ve cebini arıyor ve bu arama sırasında evine, arabasına veya cebine uyuşturucu, bomba ve tabanca koyuyor, (güya) suikastta bulunulacak devlet erkanına ait isimlerin yazılı olduğu listeleri ve bunların gelip geçtikleri yol güzergahlarını gösteren haritaları bırakıyorlar.

Ellerindekileri uygun gördükleri yerlere bıraktıktan sonra orada bulduklarını iddia ediyorlar sonra da tutuklanan kişinin aleyhinde şahitlik yapmaları için komşularını çağırıyorlar. Bu yolla bugüne kadar 500’den fazla kişiyi tutukladılar ve tutuklamalar hâlâ devam etmektedir.

2- Bir kişiyi tutuklamak için gidip de evde bulamadıkları zaman; babası, annesi, erkek veya kız kardeşleri veya hanımı gibi yakınlarını tutukluyorlar ve aranan kişi gelip teslim oluncaya kadar da ellerinde rehin olarak tutuyorlar.

3- Bir kişinin Hizb-ut Tahrir’den olduğu bilindiği zaman, devlet dairelerindeki çeşitli görevlerde ve makamlarda bulunan yakınlarını görevlerinden ve makamlarından kovuyorlar.

4- Başkan şöyle dedi: “Ben, tutuklama kanunun, kişiden sorumlu olan annesini ve babasını da kapsamına alması için genişleterek yeniden imzalayacağım.” Sonra da şöyle diyor: “Biz kadınları tutuklamıyoruz.” Bu, açıkça yalandır. Onlar kadınları tutukluyorlar ve bu tutuklamalar halen devam etmektedir. Tutukladıkları kadınlardan bazılarını diz seviyesine kadar soğuk su ile doldurulmuş zindanlarda on dört saat boyunca bekletiyorlar sonra da suyu boşaltıyorlar. Kadınlara en çirkin sözlerle küfrediyorlar, en adi hakaretlerde bulunuyorlar.

5- 02.04.1999 tarihinde başkan şöyle diyordu: “Özbekistan’da istikrarı sağlamak için 1992 yılında yüz kişiyi öldüreceğimi söylemiştim. Fakat şimdi ise Özbekistan’da istikrarı sağlamak için iki yüzden fazla kişinin boynunu vuracağımı söylüyorum.” Sorumlular, devletin idam kanunu çıkartmak için hazırlıklar yaptığını söylemektedirler.

6- Yönetim, İslâm hükümlerine bağlılığı ile tanınan kimseleri çağırarak onları; Hizb-ut Tahrir’i reddetmeye, hakaret etmeye ve karşı olduklarını ilan etmeye zorluyor. Sonra da yönetim; insanların Hizb-ut Tahrir’e karşı olduklarını imajını dinleyenlere vermek için inkar nitelikli açıklamaları gazetelerde radyoda ve televizyon ekranlarında yayınlıyorlar.

7- Yönetim, tüm cami imamlarına ve hatiplerine, Hizb-ut Tahrir’e saldırmaları ve insanları sakındırmaları için emirler çıkarttı. Ve bu imamlar da Hizb-ut Tahrir’e ve hilafet düşüncesine saldırmaya başladılar. Çünkü onlara (cehaletlerine) göre, Hilafetin İslâmla alakası sona ermiştir, Rasulullah (S.A.V)’den sonra hilafetin süresi otuz yıl olup bu süreden sonra insanlar uygun gördükleri sistemi seçmekte serbesttirler. Aynı zamanda bu imamlar, şu anda var olan Kerimof düzeninin İslâm’ın razı olduğu bir düzen olduğunu söylemektedirler. Bilmiyoruz, acaba bu imamların söyledikleri sözler, bunların cahilliklerinden mi kaynaklanıyor yoksa dost kabul ettikleri bu zorba sistemden korkularından ve nifaklarından mı kaynaklanıyor?!

8- Yalnızca Merğilan ve Hokand şehirlerinde bir ay içerisinde tutuklananların sayısı 300 kişiye yaklaştı. Yönetim tarafından, okullara ve kamuya açık yerlere, İslâm davetçilerinden ve Hizb-ut Tahrir’den sakınmaları ve dikkatli olmaları için tabelalar asılmaktadır.

9- İşkence ettikleri kişilerin tırnaklarını söküyorlar, elektrik veriyorlar ve ateşle dağlıyorlar. Erkekleri ayaklarından asarak dövüyorlar, vurdukları kişi "Allahu Ekber” diye bağırdığı zaman işkenceci, zebani şöyle karşılık veriyor: “Allah’ın seni kurtaramaz. Ancak başkanın önünde secde edersen ve ondan af dilersen o, sizin tüm suçlarınızı bağışlar.” Bu şekilde başkan insanları kendisine kul haline getiriyor, kendisini de ilah yerine koyuyor.

10- Hayvanların dahi çekindiği ve utandığı işkence çeşitlerini uyguluyorlar, ellerindeki sopaları işkence yaptıkları insanların arkalarından sokuyorlar.

Ey Müslümanlar! Bu devlet başkanı ve zebanileri, Sırp zorbası Slobodan Miloseviç’in Kosava’da Müslümanlara yaptığı zulmün benzerini hatta daha da kötüsünü Özbekistan’daki Müslümanlara uygulamaktadır. Raşidi Hilâfet kurulmadıkça, ne Özbekistan’daki, ne Balkanlardaki ne de Filistin’deki Müslümanlar için kurtuluş yoktur.

Ve sizler, İslâm davetçileri, Özbekistan halkı! Bu zorba ve kibirli yöneticinin önünde boyun eğmeyin. Müslümanlığınızda ve davetinizde sabırlı olun. Çünkü siz, “Hakkı Mübin" üzeresiniz.

Ve sizler, ey anneler, babalar, erkek ve kız kardeşler ve hanımlar! Zalimce sizi tutukladıkları zaman sabrediniz, İslâm davetçilerine yardımcı olunuz. Çünkü bu sabır Allah yolundaki sabırdır. Bu sabır, Allah’ın izniyle yakında zulümden kurtuluşla, Allah katında büyük sevaplarla takip edilecek bir sabırdır. Kendini ilah sanan bu tağut, kendini sizin gücünüzle denemektedir. Sabrınızla, sebatınızla ve İslâm’a olan bağlılığınızla onu hüsrana uğratınız.

"Allah sizinle beraberdir. O, amellerinizi asla eksiltmez." (Muhammed:35)

"Gevşemeyin, üzülmeyin, gerçekten inanmışsanız mutlaka siz üstünsünüz." (Âl-i İmrân: 139)

Hizb-ut Tahrir

4 Muharrem 1419 H.

20.04.1999 M.