PETROLÜN AMERİKA’YA MÜLK OLARAK VERİLMESİ ALLAH’A, RASULܒNE VE MܒMİNLERE İHANETTİR

Kuveyt hükümeti yaklaşık bir yıl kadar öncesinden bu yana Amerikan baskılarına istinaden Kuzey Bölgesi petrollerinin daha da artırılması için yabancı petrol şirketleri ile birlikte ortaklık sözleşmesi yapılacağı niyetlerini açıklayıp duruyordu. Bu yöneticiler her vesileyle bu sözleşmelerin petrolün yabancı şirketlere –Amerika’ya- temlik anlamına geldiğini inkar ediyorlar ve bunların işletme yatırımları anlamına geldiğini iddia ediyorlardı. Ancak yöneticilerin bu sözleşmeleri aynı anda uluslararası ve bölgesel durumlarla irtibatlandırma ısrarları kapalılık, çelişki ve borç ödeme acizliğini de bünyesinde taşıyordu.

Borç ödeme acizliği: Yöneticiler, ortaklık sözleşmesi imzalama niyetlerini açıkladıklarında Petrol Bakanı, muvafakatını almak üzere konunun 96’lar meclisine sunulacağını söyledi. Meclis feshedilmeden önce sunduysa da muvafakat alınamadı. Yöneticiler konunun meclise sunulmasının kamuoyunu hareketlendireceğini ve dikkatleri bu meselenin gerçek yüzünü öğrenmeye çekeceğini hissettiklerinde tavır değiştirdiler; bu sözleşmelerin yasal olduğunu ve Millet Meclisine sunulmasına gerek olmadığını açıklamaya başladılar.

Çelişkiye gelince: Birincisi, Kuzey bölgesi petrol sahalarını geliştirmek için gerekli olan para miktarı bir milyar doları geçmemesine rağmen petrol bakanı maliyetin yedi milyar dolar olduğunu söyledi. İkinci çelişki ise, bir varil petrol üretim maliyeti 200 fülüs (kuruş) olmasına rağmen bu rakamın bütçede 400$ fülüs (kuruş) olarak yer almasıdır. Durum bu iken yöneticilerin bütçe gelirlerini artırmak üzere yabancı şirketleri çağırmaya çalışmalarının yanında kuyuları geliştirme masraflarını bu kadar yüksek tutmalarından kasıt nedir? Eğer yabancı şirketler üretim işi ile uğraşacaklarsa ve sözleşme öncesi dönemde de bir varil petrol üretim maliyeti bir doların altında iken Petrol Bakanı neden bir varil petrol üretim maliyetinin bir dolardan az olmayacağını ilan ediyor?

Kapalılığa gelince: Eğer bu sözleşmeleri petrolün temliki anlamına gelmiyorsa içeriği neden halka açıklanmıyor ve halka bilgilendirilmiyor? Petrol Bakanının İktisatçılar Derneği’nde yaptığı konuşmada yer alan şu sözlerde çelişki var: “Kuveyt Petrol Ofisi’nin ortaya koyduğu şartnameye göre ortaklık iş karşılığı ücret almak şeklinde olacak ve bir varil petrol üretimi karşılığı ücret alacaklardır.”

Peki ücretin türü ne olacak, petrol ana para mı? Ücretin miktarı nedir, sınırlı bir miktar mı yoksa belli bir yüzde mi? Eğer belli bir yüzde olarak ödenecekse bu, petrolün mülk olarak verilmesi demektir.

Şimdi bu çalışmayı, yabancı petrol şirketleri ile ortaklık kurma sözleşmesini bölgesel ve devletlerarası durumla irtibatlandırdığımız zaman gerçek açıkça ortaya çıkmaktadır. Sovyetler Birliği’nin yıkılmasından sonra Amerika kendisini dünyanın merkezi saydı ve içeriği bilinmeyen “Yeni Dünya Düzeni’ni” ilan etti. Ardından da bu ifadeden neyi kastettiğinin anlaşılmasını sağlayarak eylemlere girişti. Globalleşme düşüncesini ortaya attı ve serbest ticaret anlaşmaları yaptı. Beraberinde bölgesel ve devletlerarası düzeyde rekabet edebilecek güce sahip şirket evlilikleri/birleşmeleri gerçekleştirdi. Dünya pazarlarının kendi ürünlerine açılması, ucuz işgücünden ve İslâm dünyasının servetlerinden daha fazla faydalanmak üzere; özelleştirme ve yabancı sermaye yatırımı düşüncesi tüm dünyada konuşulmaya ve gündem oluşturmaya başladı. 11/01/1999 tarih haber kaynakları Clinton haftalık konuşmasına ait şu sözlere yer veriyorlardı: “Son olarak gelişmekte olan ülkelere yardımcı olmak için bu ülkelerde yatırım yapmak isteyen şirketlere kolaylık sağlayacak yasal düzenlemeler yapılacaktır.”

Bölgesel durum: Petrol ortaklığı ile ilgili sözleşmeler yapma düşüncesi için eşlik etmektedir. Amerika bunu, İslâm dünyasından bir parça sayılan ve Amerika için hayati çıkarların var olduğu Körfez Bölgesi servetlerinin temellükü saymaktadır. Böylece ABD, Avrupa ve Japon ekonomileri üzerinde daha etkin hale gelecektir. Bu durum Amerika eski bakanlarından Nixon’un hatıralarında şu şekilde yer almaktadır: “Şu anda ortada; dünyanın tamamına hükümranlığın anahtarı anlamına gelen Ortadoğu ve Arap körfezinde kimin hakim olacağı meselesi kaldı.” Bu nedenledir ki Amerika 1975 yılında “Hızlı Mücadele Kuvvetleri’ni” kurdu. Birinci Körfez Savaşı’nın süresini uzattı, Körfezde karışıklıklar çıkarttı ardından da İkinci Körfez Savaşı’nı alevlendirdi, Saddam yönetimde kaldı. İşte bunların tamamı siyasi ve askeri açıdan ulaştığı konumu daha da kolay hale getirmek içindi. Bunların tamamını içerisinde İran ve Irak yöneticilerinin de bulunduğu Körfez yöneticilerine petrolün geleceğini kararını terk etmemektir. Bunu bir çok kere Amerikalı siyasetçiler açıkça dile getirdiler. Suud’daki Amerikan eski Sefiri anırarak şöyle övünüyordu: “Şu anda hazır olan dünyada serveti bir başka yere değil de buraya vermiş olan Tanrının hatasını düzeltmek için geldik.”

Bu bölge dünya petrol rezervlerinin %60’ına sahiptir. Bu servet Batı ekonomisinin canını ve temel direğini oluşturmaktadır. Amerika bölgede varlık bulmayı başardıktan sonra içerisinde İran ve Irak’ın da yer aldığı körfez ülkesinin tamamı Amerikan politikasına boyun eğmeye, cehennemi planlarına göre hareket etmeye başladılar. Körfez ülkeleri; “globalleşme”, “serbest ticaret”, “özelleştirme” ve “yabancı sermaye yatırımları” düşüncesine olumlu cevap verdiler. Yabancı yatırımcıların ülke pazarlarına girmesini sağlamak amacıyla gerekli yasal düzenlemelerin yapılmasına izin verdiler. Yabancı petrol şirketleri ile petrol üzerinde ortaklık sözleşmeleri yapma işlemine giriştiler. Kuveyt bunların tamamından uzak değildir. Kuveyt’in ortaklık sözleşmesi kurmaya çalışan şirketlerin büyük bir kısmını Amerikan şirketleri oluşturmaktadır.

Kuveyt yönetiminin petrol üzerinde ortaklık sözleşmeleri kurma niyetleri ve planı ile birlikte bölgesel ve devletlerarası durumun gerçeği budur. Bunların tamamından Kuveyt yöneticilerinin çok çirkin bir işe kalkıştığı sonucunu çıkartıyoruz. Bu şekilde bu günümüz ve geleceğimiz Amerika’nın eline bırakılmaktadır. Bölgenin servetini oluşturan petrol Amerikan kafirinin çıkarları için mülk olarak verilmektedir. Bu, Allah’a Rasulü’ne ve mü’minlere ihanettir. Allah (c.c) şöyle buyurmaktadır:

“Ey iman edenler! Allah’a ve Rasulü’ne ihanet etmeyiniz. (Böyle yaparsanız) size emanet olarak verilenlere bile bile ihanet etmiş olursunuz.” (Enfal: 27)

Müslümanlara ait bir servet olan petrolün Amerika’ya mülk olarak verilmesi anlamına gelen ortaklık sözleşmeleri Amerikan tuzaklarından birisidir.

Petrol, ferdin veya şirketin mülk edinmesi haram olan çok büyük miktarlarda sahip madenlerdendir. İçerisinde petrolün de yer aldığı çok büyük miktarlara sahip olan madenlerden her biri tüm müslüanlara ait kamu mülkiyeti türlerinden olup herhangi bir ferdin bunları mülk edinmesi caiz değildir. Ebu Hurras, Nebi (SAV)’in ashabından şunu rivayet etmektedir: “Rasulullah (SAV) şöyle buyurdu: Müslümanlar üç şeyde ortaktırlar: Su, mera ve ateş.” (İbni Mace, K. Ahkam, 2463) Bir başka rivayet ise şöyledir: “İnsanlar üç şeyde ortaktırlar: Su, mera ve ateş.”

Petrol, hadiste yer alan “ateş” grubuna girmektedir. Tirmizi, Ebyad b. Hammal’dan rivayet ediyor:

“Ebyad b. Hammal Rasulullah (SAV)’e bir heyet gönderdi ve tuzlayı kendisine ikta etmesini (karşılıksız verilmesini) istedi. Rasulullah da orayı ona ikte etti. Heyet oradan ayrıldığında orada bulunanlardan bir adam şöyle dedi: Ona neyi ikte ettiğini biliyor musun? Ona çok büyük miktardaki bir tuz madenini ikta ettin. Bunun üzerine Allah Rasulü (SAV): Öyleyse ondan geri alındı, dedi.” (Tirmizi, K. Ahkam, 1301)

Hadiste yer alan (el-ıdde) kelimesi sayılamayacak, ölçülemeyecek kadar çok miktar demektir. Petrol de bu kapsamda yer almaktadır. Dolayısıyla herhangi bir kimseye mülk olarak verilmesi caiz değildir. Durum bu iken nasıl olur da kafirlere mülk olarak bırakabiliriz? Kafirlerin servetlerimiz, gücümüz ve çocuklarımızın azığı üzerine çöreklemesine izin verebiliriz? Devletin görevi bu servetleri çıkartmak, işlemek, parayla veya parasız olarak müslümanlara dağıtmak, kafirlere ise müslümanların çıkarları doğrultusunda satmaktır.

Ey Müslümanlar!

Bu gelişmeler karşısında müslümanlara düşen görev, bu münkeri reddetmek, bu üzücü işlemlerin gerçekleşmesini engellemek, bunun vukuu bulmasını durdurmak üzere millet meclisinden karşı tavır almalarını istemek, yöneticilerden ve sorumlulardan razı olmadıklarını göstermektir. Petrolün kafirlere mülk olarak verilmesini kabul etmemektir. Çünkü petrol size ait genel mülkiyettir. Devletin görevi bu petrolü çıkartmak, işlemek ve ondan istifade edilmesini sağlamaktır. Gelirlerini kafirlerin bankalarına yatırmak değil, sizin çıkarlarınıza harcamak üzere hazinede saklamaktır.

Ey Müslümanlar!

Bugün yaşanmakta olan bu olaylar, bu sahte varlıkların kafirlere karşı servetlerinizi, namuslarınızı ve çocuklarınızı korumak için var olmadıklarını, tam tersine Hilâfet’in kurulmasını engellemek ve servetlerinizi kafirlere peşkeş çekmek için bulunduklarının delilidirler. Kuveyt yöneticilerinin Amerikan baskısına boyun eğmelerine sessiz kalmanız caiz değildir. Allah’ın Kitabı’nda kendilerini; “Ehli kitaptan kafirler de müşrikler de sizin üzerinize Rabbınızdan hiçbir hayır indirilmesini istemezler.” (Bakara: 105) ayetiyle tanıttığı Amerikan kafiri; ülkenin servetine, müslümanlara, sizin ve çocuklarınızın azığına sahip olacaktır. Bu vakıa karşısındaki bu uyanıklık kıyamet günü Allah önünde aleyhinizde bir hüccettir. Sessiz kalmanız büyük bir günahtır.

“İmam bir kalkandır ve onunla korunulur.” (Buhari, K. Cihad ve’s Seyr, 2737) hadisine göre size izzet, saygınlık ve kuvvet kazandıracak Raşidî Hilâfet’i kurmak için, Allah için ciddiyetle ve samimiyetle çalışmadıkça bu günahtan kurtulamazsınız. Allah (c.c) şöyle buyurmaktadır:

“Aranızdan yalnız zalimlere erişmekle kalmayacak olan fitneden sakının. Allah’ın azabının şiddetli olduğunu bilin.” (Enfal: 25)

Hizb-ut Tahrir 9 Cemadilula 1420

Kuveyt Vilayeti 20/08/1999