ÖZBEKİSTAN YÖNETİCİLERİNİN İŞKENCESİ ALTINDA YENİ BİR ŞEHİD DAHA

O, Kayyum Can Hasanof, 43 yaşında, Özbekistan’da Fergâne ilinin Karak Kitmân kasabasındandır. 1974’den beri şeker hastası idi. Nitekim 1978’de bir gözünü ve 1991’de de diğer gözünü şeker hastalığı sebebiyle kaybetmiş ve 1. dereceden felç olmuştu. (1. dereceden felce tutulan kimse bu devletin kanunlarına göre çalışmaktan ve bütün sorumluluklardan muaf olur ve devletten geçim ödeneğine hak kazanır.)

Bu şeker hastası felçli kör adam, 17/03/1999’da Hizb-üt Tahrir’e üye olması ithamı ile bulunduğu kasabanın polisi tarafından tutuklandı. Polis ona çok şiddetli işkence yaptı. Öyle ki işkence esnasında bayıldı. Bunun üzerine onu hastaneye naklettiler. Orada 6 gün kaldı. Bu altı gün boyunca da onu sorgulamak için polis merkezine götürüyorlar ve tekrar hastaneye getiriyorlardı.

24/03/1999’da evine götürüldü. Daha sonra 27/03/1999 (Kurban Bayramı Vakfe günü) gece saat 12’de polis gelip onu tekrar tutukladı ve Yayban Merkezinde hapsetti. 4 gün sonra Kavganda şehrinin hapishanesine naklettiler. Bundan iki ay sonra Fergâne ili mahkemesinde yargılanması başladı ve 28 gün sürdü.

14/07/1999’da felçlilere ait özel bir sandalye ile mahkemeye getirildi. Hakim ona 16 yıl hapis cezası verdiğini açıkladı. Orada bulunanlardan birisi bunu yadırgayıp şöyle sordu: “Bu; hasta, kör, felçli adam hangi suçu işledi?” Hakim ona şu cevabı verdi: “Fakat aklı başındadır ve benzerlerinin yargılanması gerekir.”

18/08/1999’da Karşi şehrinin hapishanesine nakledildi. Bu hapishane Özbekistan’ın en kötü hapishanesidir. Yolda iki gün kaldı. Şiddetli zorluk, sıkıntı ve yorgunluktan dolayı hastalığı arttı. 25/08/1999’de ailesine Kayum Can Hasanof’un bir gün önce yani 24/08/1999’da vefat ettiği haberini yolladılar. Ailesi Karşi şehrine gitti. Onun cesedini, herhangi bir cesede önem ve ölüye saygı olmaksızın sıcak bir yerde terk edilmiş bir halde buldular. Yüzünde ve bedeninde dayak ve işkence izlerine rastladılar. Kafasının arkadan yarıldığını, cesedinin karnından gırtlağına kadar yırtıldığını ve iple kabaca dikilmiş olduğunu gördüler.

Allah’ın rahmeti, cenneti ve rıdvanına gittin Ey kutlu şehid. (Biz kimseyi Allah’a karşı temize çıkarmadan onu böyle kabul ediyoruz.)

O zalimlerin görüşüne göre onun suçu Hizb-üt Tahrir’e üye olmaktı. Halbuki bu parti, İslâm Davetini kesinlikle şiddete başvurmadan delil ve fikirle taşıyan siyasi bir partidir.

Ne zamana kadar o yöneticiler suçsuz vatandaşlara karşı azgınlıklarını, zulümlerini ve katliamlarını sürdürmeye devam edecekler?! Hatta kör, hasta, felçli kimse bile onların şerlerinden kurtulamadı! O kimse o yöneticilerden görüp gözetme ve yardım yerine böylesi zulüm, işkence ve katledilmeyi buldu!

Allah’tan bu mazlum şehide rahmet etmesini, onu nebiler, sıddıklar, şehidler ve salihlerle beraber geniş cennetine koymasını; ailesine ve kardeşlerine sabır, ecir ve yardım etmesini niyaz ediyoruz.

Allah’tan İslâm ümmetini; o yöneticileri, nizamlarını ve şerlerini söküp atmak için ciddi bir şekilde harekete geçmek hususunda muvaffak kılmasını niyaz ediyoruz.

Rasulullah (SAV) şöyle buyurdu:

“Allah’a yemin olsun ki; kesinlikle marufu emrediniz, münkerden nehyediniz, zalimin elini tutup hakka döndürünüz, ya da onu zorla hakka tabi kılınız.” (Ebu Davud, K. Melahim, 3774)

Hizb-ut Tahrir 27 Cemadiyul Ulâ 1420

Özbekistan 07/09/1999