İZMİT DEPREMİ İLE İLGİLİ OLARAK

TÜRKİYE YÖNETİCİLERİNE AÇIK HİTAP

6 Cumadiel-ülâ 1420 - 17/08/1999 gecesi Türkiye’nin kuzey batısında 7,4 şiddetinde şiddetli bir deprem oldu. Depremin merkez üssü İzmit idi. Bu depremle birlikte BM raporunu göre 40 binden fazla ölü, 33 bin yaralı ve 200 bin evsiz insan olduğu bildirildi.

Biz Allah’tan ölenlere rahmeti ve merhameti ile muamele etmesini, yaralılara sıhhat vermesini, evsizlere en kısa zamanda ev sahibi olmalarını kolaylaştırmasını, onlara bu bela üzerine sabır vermesini niyaz ediyoruz.

Bu deprem, Allah’ın Türkiye halkına ve diğerlerine korkutmak ve uyarmak için göndermiş olduğu ayetlerinden bir ayettir.

Burada büyük sorumluluk öncelikle Türkiye’de hakim olan Laik düzenindir. Bu düzenin sahipleri bu sorumluluktan kendilerini kurtaramazlar. Sorumluluk ikinci olarak Türkiye’deki halkın üzerine düşmektedir. Bu halk da bu sorumluluktan kurtulamaz. Üçüncü olarak her yerdeki müslümanlar üzerine düşmektedir.

Düzenin sorumluluğuna gelince: Bu düzen sahipleri bu bölgenin deprem hattı/fay hattı üzerinde olduğunu biliyorlardı. Nitekim bu hat üzerinde 1912’de 7,4 şiddetinde deprem oldu. Daha sonra da 1939, 1942, 1943, 1944, 1957,1967, 1992’de bu hat üzerinde depremler oldu. O halde bu düzen, niçin önem vermedi, beklenen afetlere niçin hazırlık yapmadı?

Laik düzenin adamları diyorlar ki: “Bu deprem herhangi bir devlet tarafından telafi edilmesi mümkün olmayacak kadar büyük çaptadır.” Bu mazeretin bir değeri yoktur. Çünkü biz, görüyoruz ki büyük olsun küçük olsun düzenin deprem için hiç bir hazırlığının olmadığını görüyoruz. Düzen bu bölgede yapılacak binalar için belirli vasıf ve şartlar koyamaz mıydı? Binaları kontrol edip müteahhidlerin belirlenen şartlara ve vasıflara riayet edip etmediklerini tekid edemez miydi? Nitekim biz Osmanlı Devleti zamanından kalma bazı eski binaların sağlam kaldığını, bina teknolojisinin çok ilerlemiş olmasına rağmen yeni binaların çok kolay yıkıldığını gördük.

Laik düzenin adamları, deprem vukuu bulduktan sonra depremzedeleri kurtarmak ve yardım için acele hareket edemezler miydi? Fakat onlar, sanki başka bir ülkede afet olmuş gibi sadece haberleri dinleyip kaldılar! 17 saat sonra bazıları çıplak elleriyle enkaz kaldırmaya terk edilen fertlerin ne yaptıklarına bakmak için toplandılar. 2 gün sonra hareket ettiler, fakat acayip bir kaos ile. Askerler/generaller ise, durum sanki onları ilgilendirmiyormuş gibi 4 gün sonra hareket ettiler. Askerler/generaller sadece depreme maruz kalan Donanma Komutanlığı tesisleri ile ilgilendiler.

Depremin olmasından 5 gün geçtiği halde İzmit’in depreme maruz kalan bazı köylerine hiçbir kurtarma ve ilk yardım ekibi gitmemiştir. Çünkü bu işleri organize edecek ve nerenin kontrol edildiğini nerenin unutulup ihmal ettiğini takip edecek bir organize ve koordine yoktu.

Türkiye’yi Ortadoğu’nun en kuvvetli devleti yaptıklarını söyleyerek övünen Türkiye yönetimi ve Türkiye hükümetinin durumu işte böyledir. Bu deprem, bu düzenin ayıbını, cılızlığını, zayıflığını, hatta bu düzenin insanların işlerini gözetmek ve onlara yardım etmek hususunda tamamen yok olduğunu açığa çıkardı.

Bu düzen, ancak şiddetle, kuvvetle insanları sindirmek, ağızlarını tıkamak ve vergiler koymak için vardır.

Bu düzen, Yahudi’nin elinde bir alet gibi pazusunu bazen Suriye’yi tehdit için, bazen Kürtleri vurmak için veya Irak’a girmek için bazen de İran’ı tehdit için göstermiştir.

Bu Laik düzenin sahipleri, insanlara zor zamanlarında yardım etmekten acizdirler. Fakat kadınlara Allah’ın farz kıldığı şer’î örtünmeyi yasaklamaktan aciz değiller, namaz kıldığı için ordudan subayları atmaktan aciz değiller, İslâm’a davet ettiği için partileri kapatmaktan, insanları hapse atmaktan aciz değiller!

Türkiye’deki halkın sorumluluğuna gelince: Bu halkın, yöneticileri, müteahhidleri hesaba çekmesi ve kendisine gelmesi gerekir. Çünkü afet, felaket vukuu bulduğunda yöneticilere yada müteahhidlere yada zalimlere isabet etmez, bilakis herkese isabet eder. Allahu Teâla şöyle dedi:

"Bir de öyle bir fitneden sakının ki o içinizden sadece zulmedenlere erişmekle kalmaz." (Enfal: 25)

Rasulullah (SAV)’e şöyle soruldu: "Aramızdaki salihler de mi helak olur?" Resul (SAV) de şöyle dedi: "Evet, kötülükler çoğaldığında." (Buhari, K. Fitne, 6535)

Kötülük, sadece yöneticilerin müteahhidlerle bina sahtekarlığındaki işbirlikleri ile sınırlı değildir. Kötülük, yöneticilerin insanların maslahatlarını, güvenliklerini, onları kurtarmak, yardım etmek, barındırmak için gereken hazırlığı ihmal etmeleri ile sınırlı değildir. Bilakis kötülük insanlarla dinleri hususunda savaşmak boyutuna ulaştı. Devletin dini İslâm değil Laiklik oldu. Hakim düzen Türkiye’yi İslâm beldelerinden bir parça değil de Laik Avrupa’dan bir parça olarak görüyor. Dini hayattan uzaklaştırmak için Laikliği ve M. Kemal’i kutsallaştırdı. Laik düzen Kur'an, sünnet ve Muhammed (SAV)’e değer vermedi. Müslümanlarla savaşan düşmanları olan İsrail Yahudilerini dost edindi.

Bütün bunlar olurken Türkiye’de halk Hilâfet’i yıkan; Allah’a, Resulüne, dinine ve Müslümanlara ihanet eden o kafir yöneticilere karşı sustu. Halbuki Allah bu halka o kafir yöneticileri başlarından defetmeyi farz kılmıştı.

Bu halk, karşılarında sustuğu o yöneticilerin siyasi icraatlarından bu dünyada kendisine isabet eden hususlardan sorumlu değil mi? Elbette sorumludur. Ahiretde de Allah’ın huzurunda daha büyük sorumluluk taşıyacaktır.

Dünyanın her tarafındaki müslümanların sorumluluğuna gelince: Müslümanlar tek bir ümmettir. Onlar bir vücut gibidirler. O vücuttan bir organ rahatsız olunca diğer organlar ona yardımcı olmaya çalışırlar.

O halde müslümanların üzerine düşen, özellikle afetlerde ırkına, diline, rengine, mekanına bakmaksızın birbirlerine yardım etmektir. Onlar, birbirlerine mal, para, yiyecek, mesken, ilaç ve bütün yardımları sunmalıdırlar.

Aynı şekilde müslümanların hepsinin üzerine düşen, kendilerine tatbik edilen küfür düzenlerini yıkıp Raşidi Hilâfet Devleti olan İslâm devletini kurmak için çalışmaktır. O İslâm Devleti, kendilerine Allah’ın Kitabı’nı, Rasulü’nün Sünneti’ni tatbik eder, bu cılız varlıkları (karton devletleri) ajan yöneticilerini söküp atarak ortadan kaldırır, onların işgal ettiği ülkeleri Hilâfet bünyesinde birleştirir ve İslâm risaletini aleme taşır.

Siz, ey bu hitabın kendilerine yönetildiği Türkiye’nin Laik yöneticileri! Biz Allahu Teâla’nın sizin gibilere yönelttiği şu ikazdan başka size bir şey söylemeyi uygun görmüyoruz:

“ Zulüm edenler, hangi dönüşe (hangi akibete) döndürüleceklerini yakında bileceklerdir." (Şuara: 227)

Hizb-ut Tahrir

H. Cumadiyul Üla 1420

M. 24/08/1999