“İÇİNİZDEN ONLARI DOST TUTANLAR ONLARDANDIR…” (Maide: 51)

El-Halil’de işgalci Yahudilerin Ürdün Parlamento Heyetine saldırmaları pek de şaşılacak bir durum değildi. Yahudiler sözleşmelerine veya anlaşmalarına uymazlar. Allah (cc) şöyle buyurmaktadır:

“Ne zaman onlar bir antlaşma yaptılarsa, yine kendilerinden bir gurup onu bozmadı mı(Bakara: 100)

Onlar İslâm’ın doğuşundan bu yana müslümanlara düşmandırlar. Allah (cc) şöyle buyurmaktadır:

“İnsanlar içerisinde iman edenlere düşmanlık bakımından en şiddetli olarak yahudiler ile, şirk koşanları bulacaksın.” (Maide: 82)

Evet, Yahudilerin böylesi bir işe kalkışmaları garip değildir. Zira onlar; bundan çok daha çirkin ve iğrenç olanını yapmışlardı. Deyr Yasin’de, Sabra’da, Şatilla’da kadınları ve çocukları öldürdüler, Mescid-i Aksa’da ve Haremi İbrahim’de namaz kılanları katlettiler, taşlarla çocukların kollarını kırdılar…

Ancak çok garip olan Ürdün Hükümetinin ve parlamentosunun bu saldırılara karşı gösterdiği tepkidir…Onlar; Halil’de yahudi yerleşimcilerin yapmış oldukları çirkinliğe; Barış Operasyonunun (!) sürekliliğine gösterdikleri özenden dolayı yalnızca hoşnutsuzlukla, öfkeyle ve kınamakla yetindiler. Kafir yahudilerin önünde boyun eğen, zillet gösteren yöneticiler ve yardımcıları, ümmetin ve tüm insanların bildiği gibi alışılanın dışında hiçbir şey yapmadılar.

Yine çok garip olan bir diğer husus ise müslümanların; düşmanlarıyla, haram olan barış anlaşmasını yapan, sahabeden günümüze kadar geçen zaman içerisinde sayısız şehitlerin kanlarıyla sulanan mukaddes topraklardan yahudiler lehine vazgeçen yöneticilere karşı sessiz kalmalarıdır.

Ey Milletvekilleri ve Bakanlar!

Allah’ın yoksulluk ve zillet damgasını vurduğu yahudiler, yöneticilerin ve kafir devletlerin yardımlarıyla kuvvetlenerek ve böbürlenerek sizlerden daha değerli hale geldiler. Allah (cc) şöyle buyurmaktadır:

Onlar (yahudiler) nerede bulunurlarsa bulunsunlar, Allah’ın ve insanların ipine tutunmadıkça/himayesine sığınmadıkça kendilerine zillet (damgası) vurulmuştur…” (Âl-i İmran: 112)

Ayette de belirtildiği üzere yahudiler, ajanların ve kafirlerin uzattığı ipe tutunmakta, sizler ve dışınızdaki diğer sorumlular buna rıza göstermekte, Vadi Araba anlaşmasında olduğu gibi yahudilerin hedeflerine ulaşmaları için yapılan işi onaylayarak yahudilere uzatılan bu yardımda taraf olmaktasınız. Sizler yöneticilerle birlikte güya kendi açınızdan bir strateji izliyormuşcasına zillet sayılan barışa önem vererek ve sımsıkı sarılarak, samimi ağızları susturarak ve hapishanelere doldurarak yöneticilerin elinde birer araç olmaktasınız. Çünkü bu samimi kişiler, ümmeti; yahudilerle savaşmaya, bu bozuk ortamı Hilafet Devleti’ni kurarak değiştirmeye çalışmaktadırlar. Sizler, ümmetin bağrına saplanmış olan bu hançeri söküp atmaya çalışmanız gerekirken; Hilafeti yıkan, müslümanların topraklarını parçalayan ardından da ümmetin bağrına saplanmış bir hançer gibi yahudileri yerleştiren… kafirlerin iğrençliklerinden, yahudilerden ve onların uşaklarından fazlasıysa eziyet gören bu ümmetten olmanıza rağmen bu işi yaptınız. Allah’ın üzerinize farz kıldığı tavrı takınmanız gerekirken yöneticilerin elinde bu rezil barış anlaşmasını imzalayan kalemler oldunuz. Hatta bazılarınız, İslâm hükümlerine muhalefet ederek ve müslümanların duygularına meydan okuyarak; topraklarınızı gasbeden, kardeşlerinizi öldüren ve parçalayan yahudilerle ilişkileri iyileştirmek için koştunuz.

Ey Milletvekilleri ve Bakanlar!

El-Halil şehrini ziyaret ettikten sonra Vadi Araba ittifakıyla işlemiş olduğunuz iğrençliği hissettiniz mi!?.. Müslümanların, ahidlerini bozan ve kin kusan yahudilerden neler çektiklerini anlayabildiniz mi!?. Yahudilerin; ister bakan olsun, ister milletvekili olsun, isterse normal insanlardan birisi olsun müslümanlar arasında Ürdünlü veya Filistinli ayırımı yapmadıklarını kavrayabildiniz mi!? Onlar yahudi olmayan herkese karşı nefret duymaktadırlar. Onlar, -iddia ettikleri gibi- kendilerini Allah’ın seçkin kulları olarak görmekte ve kendileri dışındakilere hayat hakkı tanımamaktadırlar.

Muharref Tevrat’ta yahudilerin açgözlülükleri Filistin’e ve daha ötesine ulaşmaktadır. Bu açgözlülük nedeniyle yahudi Ben Guryon şöyle demektedir: “İsrail sınırları; Lübnan’ın ve Suriye’nin güneyini, Ürdün nehri ve Ürdün’ün tamamından Sina’ya kadar olan bölgeyi kapsamalıdır…” Onlar her ne kadar şu an için bazı sınırlara razı oluyorlar veya şu andaki sınırların bir kısmından çekilmeyi kabul ediyorlarsa da, uşakların ve kafirlerin yardımıyla ve müslümanların gafletinden faydalanarak çok hızlı bir şekilde bir takım hilelerle, Tevrat’taki rüyalarını, “Büyük İsrail’i”–vadedilen topraklar- kurmak için bu sınırları aşacaklardır.

İşte onlar, Ürdün’deki yeni kanunlar ve kafir devletler aracılığıyla Ürdün topraklarının büyük bir bölümünü istila etmeye çalışacaklardır. Lübnan’daki İtalyan sefiri “El-İktisad ve’l A’mal” dergisinin Eylül’99 sayısında şunları söylemektedir: “Büyük bir ihtimalle Lübnanlılar Ürdün topraklarının çok verimli olduğunu biliyordurlar. Kuzeybatıda yer alan bu bölge, piyasa fiyatının beş katından daha yüksek bir fiyatla geniş çaplı satın alma girişimine veya İsrail tarafından gerçekleştirilecek bir satın alma teşebbüsüne sahne olacaktır…En son Cereş’de iken Ürdünlü olmayanlardan da İsrail tarafından geniş çaplı satın alma girişimine sahne olacağını duydum.” Ürdünlü bakan ve milletvekillerinin el-Halil’de saldırıya uğradıkları sırada yahudi ticaret bakanı “Ran Kohen”, Ürdün ekonomisini güçlendirmek amacıyla Ürdün’de dört adet Serbest Bölge kurulması ile ilgili Ürdün ziyaretinin tecil edilmesinden duyduğu üzüntüyü dile getiriyordu. Bu ziyareti; Ürdünlü yetkililerle Ürdün-Amerika-İsrail ortaklığıyla kurulacak olan yerel sanayi bölgelerinin araştırılması esnasında Amerika Ticaret Bakanı “William Daily” hazırlamıştı.

Ey Müslümanlar!

Kafirler tarafından Müslümanlara yöneltilen saldırılar; kabul etmemekle, kınamakla veya onları suçlamakla cevaplandırılmaz. Allah’ın emrettiği Rasulullah (SAV) ve sonra gelen müslümanların yaptıkları gibi cevaplandırılır. Medine çarşısında Beni Kaynuka yahudilerinden bir adam çarşıda alışveriş yapmakta olan bir kadının örtüsünü iğne ile bir yere bağlamış, kadıncağız kalktığında ise üzeri açılmış, feryad etmiş ve bunun üzerine yahudiler gülmeye başlamışlardı. Orada bulunan müslümanlardan bir adam, bu işi yapan yahudinin üzerine atılarak onu öldürmüştü. Bunun üzerine müslümanlarla yahudiler arasında ihtilaf meydana gelmiş ve Rasulullah (SAV) Kaynuka oğullarını muhasara ederek onların öldürülmelerine hükmetmişti. Ancak Abdullah b. Übeyy b. Selül’ün aracılık yapması üzerine onların Medine’den sürülmeleri ile yetinmişti. Yine Kurayza oğullarından olan yahudiler ahitlerini bozduklarında, elleri silah tutanları öldürülmüş geri kalanları de esir edilmişti. Kureyş, Hudeybiye anlaşmasını bozduğunda Rasulullah (SAV) büyük bir ordu hazırlayarak Mekke’yi fethetmişti. Yine bir kadın feryad ettiğinde Halife Mu’tasım bizzat kendisinin komuta ettiği bir ordu ile Rumlara haddini bildirmişti. Haçlılar müslümanlara ait toprakların bir kısmını ele geçirdiklerinde topraklarını onlardan geri alıncaya kadar müslümanlar savaş halini devam ettirmişlerdi.

Günümüz müslümanlarının işgalci yahudilerle karşı karşıya kaldıkları olaylar, kabul etmemekle, kınamakla veya onları suçlamakla çözülemez. Bu boş ve anlamsız araçlar, müslümanların topraklarındaki yöneticilerin silahlarıdır. Bunun tek çözümü Allah’ın emrettiği şekilde onlarla cihad etmektir.

Bu ümmetin işleri kendilerinden öncekilerin düzeldiği gibi; ancak hayatın her alanında İslâm’ın hükümlerine dönmekle düzelir. Bunu gerçekleştirebilmek için ise; günümüz müslümanlarının karşı karşıya kaldıkları bu kötü durumu değiştirmek ve yerine Hilafet Devletini kurmak için şer’î metoda göre çalışan samimi müslümanlarla birlikte olmaktan ve onların çevrelerinde bulunmaktan başka çıkar yol yoktur.

Ürdün hükümetinin, milletvekillerine ve bakanlarına karşı yapılan saldırıya cevap olarak en azından hiç vakit geçirmeden Vadi Araba anlaşmasını iptal ederek müslümanların topraklarını işgal eden yahudilere karşı savaş ilan etmesi gerekirdi. Ve sizin –müslümanların- yapmanız gereken ise; çocuklarınızdan ve yahudiler tarafından hem sizin hem de kendi saygınlıklarının zedelenmesine, çiğnenmesine neden olan parlamenterlerden hemen bu anlaşmayı iptal etmelerini ve yahudilere karşı fiili savaş hali ilan etmelerini istemektir. Zira onlar müslümanlar karşısında insanların en korkak olanlarıdırlar. Allah (cc) onları şöyle nitelemektedir:

Onlar müstahkem şehirlerde veya siperler arkasında bulunmaksızın sizinle toplu halde savaşamazlar. Kendi aralarındaki savaşlar ise çetindir. Sen onları derli toplu sanırsın halbuki kalpleri darmadağınıktır. Böyledir, çünkü onlar akletmeyen bir topluluktur.” (Haşr: 14)

Hizb-ut Tahrir 6 Recep 1420 H.

Ürdün Vilayeti 15/10/1999 M.