KÜFRÜN BAŞI AMERİKA’DAN SAKININ

24 Ekim 1999 pazar gününe ait yerel ve uluslararası gazetelerde, Amerika’nın, Kuveyt’teki (Doha Kışlası ve Salim Ahmed el-Cabir) üssünü genişleteceği ve asker sayısını artıracağı; Amerikan hava silahları için lojistik komuta merkezi kuracağı, Hava Üssündeki uçak hangarlarını ve iniş kalkış pistlerini ve sürekli bir Tugay olması için Doha kışlasını genişleteceğine dair haberler yer aldı. Aynı zamanda haber kaynakları Amerikan kuvvetlerinin Amerikan ordusu ile doğrudan iletişim kurabilmesi amacıyla daimi askeri üs kurulacağını da açıkladılar. Bilindiği gibi Arifcan kışlasında Amerikan ordusuna ait askeri bir üssün kurulması projesinde ileri aşamalara gelindi. Kuveyt üslerinin bir çoğunda Amerikan ordusuna ait yerler bulunmakta ve buralar yasak bölge ilan edilerek Kuveyt askerlerinin dahi girmesine izin verilmemektedir. ABD Savunma Bakanı şöyle dedi: “Ülkem Arap Körfezindeki askeri varlığını azaltma niyetinde değildir, bilakis güçlerini daha da yoğunlaştırma çalışmaları yapmaktadır.” Bir başka açıklamada ise şöyle denilmektedir: “Ne kadar vakit alırsa alsın tam anlamıyla yerleşeceğiz ve burada kalacağız.” Amerikan Savunma Bakanı ile birlikte olan bir yetkili ise şöyle diyordu: “Bizim burada daimi olarak kalacağımızı göstermemizin daha başka yolları da vardır

Şüphesiz ki bu iş, bu ülkenin, burada yaşayan Müslümanların, bölgenin ve bölge Müslümanlarının gelecekleri açısından tehlike oluşturmaktadır. Bu durum Amerika’nın bölgede bulunmasının gerçek nedenini; Körfez bölgesi, servetleri ve petrolleri üzerinde hakimiyet kurmak olduğunu açığa çıkarmaktadır. Zira böylelikle Amerika, bölge servetleri, bunların üretimi, pazarlaması ve fiyatları üzerinde söz sahibi olacak, Müslümanların, Batının boyunduruğundan kurtarılmasını ve Hilafet Devletinin kurularak Allah’ın indirdikleri ile yeniden hükmedilmesini engelleyecektir. Bu durum aynı zamanda bize, Amerikan kafiri ile ülke yöneticileri ve Müslümanlar arasındaki ilişkilerin gerçek yüzünü de açığa çıkarmaktadır. Bu ilişki onların iddia ettikleri gibi ihtiyaç anında yardım eli uzatmaya ve himaye etmeye dayanan dostluk ilişkisi değil, ülke ve halkı üzerinde sürekli olarak hegemonya kurmaya dayalı olan çıkar ilişkisidir. Bu yöneticiler ise, Amerika’nın bu ülke üzerinde hegemonya kurması için istediği her şeye boyun eğmekte ve isteklerini yerine getirmektedirler. Bundan daha kötü ve acı olanı ise, gece gündüz yetersizliğinden şikayet ettiğimiz kendi öz mallarımızın fiyatlarının artırılması ve vergi alınmasına yol açacağıdır. Bu egemenliğin tehlikesi, bizim geleceğimizin, iç ve dış güvenliğimizin, küfrün başı olan Amerika’ya rehin olarak bırakılmış olmasıdır. Bu durumda biz, petrolümüze, fiyatına ve denetlenmesine nasıl karar vereceğiz? Amerika’nın çıkarları ile çeliştiği zaman siyasi durumumuzu nasıl koruyacağız? Amerikan kafirinden gelen bu kahırdan sonra biz ve çocuklarımız; kesinlikle zilletten, açlıktan ve fakirlikten kurtulamayacağız. Allah (c.c) şöyle buyurmaktadır: “Nasıl olabilir ki! Onlar size galip gelselerdi, sizin hakkınızda ne ahit, ne de antlaşma gözetirlerdi. Onlar ağızlarıyla sizi razı ediyorlar, halbuki kalpleri (buna) karşı çıkıyor. Çünkü onların çoğu yoldan çıkmışlardır(Tevbe: 8)

Ey Müslümanlar!

Allah bize şu anda yaşamakta olduğumuz hayat tarzını haram kılmaktadır. Gece gündüz karşılaştığımız zillet ve sıkıntı, Allah ve Rasülü’nün bizi sakındırdığı ve uyardığı bu hayatı yaşamamızdan kaynaklanmaktadır. Allah (c.c): “Şüphesiz ki kafirler sizin apaçık düşmanınızdır” (Nisa: 101) diyerek düşmanlarımızı bize bildirdiği halde bizler Amerika’yı dost kabul ettik. “Ey iman edenler! Yahudileri ve Hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden kim onları dost edinirse onlardan olur” (Maide: 51) buyurarak onların dostu olmamızı haram kıldığı halde Amerika’yı dost kabul ettik. “Müminler, müminlerin dışındakileri dost kabul etmesinler” (Âl-i İmran: 28) buyurarak onlardan yardım alınmasını ve dilenmesini haram kıldığı halde onlardan yardım istedik. Yüce yaratıcı; “Müminler üzerinde kafirlere kesinlikle yol (hakimiyet) yoktur” (Nisa: 141) buyurarak kafirlerin bizim üzerimizde hakimiyet kurmalarını, egemen olmalarını haram kıldığı halde yöneticilerimiz bizim üzerimize egemen olması için Amerika’ya her türlü yolu açtılar.

Ey Müslümanlar!

Allah (c.c), üstünlüğün Müslümanlara, zafiyetin ise kafirlere ait olduğu, tüm beşeriyetin İslam’ın gerçeğini, izzetini ve sadakatini bildiği ve kavradığı izzetli ve onurlu bir hayat yaşamamızı farz kılmaktadır. “Yoksa onlar cahiliye/İslâm dışı hükmü/yönetimi mi istiyorlar. İyi anlayan bir toplum için hüküm bakımından Allah’tan daha güzel kim vardır?” (Maide: 50) buyurarak hayatımızda İslam’dan başkasının hükmüne razı olmamamızı emretmektedir. Allah (c.c):”Onlara (düş‏manlara) karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet ve cihad için bağlanıp beslenen atlar hazırlayın onunla Allah’ın düşmanını, sizin düşmanınızı ve onlardan başka sizin bilmediğiniz, Allah’ın bildiği (düşman) kimseleri korkutursunuz(Enfal: 60) buyurarak korkutmamız ve zelil kılmamızı için güç hazırlamamızı emretmekte ve; “Kendilerine Kitap verilenlerden Allah'a ve ahiret gününe inanmayan, Allah ve Resûlünün haram kıldığını haram saymayan ve hak dini kendine din edinmeyen kimselerle, küçülerek elleriyle cizye verinceye kadar savaşın” (Tevbe: 29) buyurarak üzerlerine İslam tatbik edilinceye, onlar teslim oluncaya ya da cizye verinceye kadar savaşmamızı farz kılmaktadır. Yine Allah (c.c); “O (Allah), müşrikler hoşlanmasalar da (kendi) dinini bütün dinlere üstün kılmak için Resûlünü hidayet ve Hak Din ile gönderendir(Tevbe: 33) buyurarak; tüm dinlerin üstüne hakim olabilmesi için İslâm risaletini dünyaya taşımayı bize emretmektedir. Yaratıcımızın bize yaşamamızı ve canlandırmamızı, bir başkasına kesinlikle razı olmamamızı emrettiği hayat işte budur. Allah Rasülü’nün ashabı ve onlardan sonra hilafetin yıkılışına kadar gelen nesiller böyle bir hayat yaşadılar.

Ey Müslümanlar!

Burada ve diğer bölgelerde; Amerika’nın hegemonyasından, zilletten, küçümsenmekten ve Müslümanların üzerinde egemen ortamdan ancak Raşidi Hilâfet’in kurulması ile kurtulmak mümkündür. Rasulullah (SAV) şöyle buyurmaktadır: “İmam bir kalkandır. Onun arkasında savaşılır ve onunla korunulur.” İşte Allah Sübhanehu’nun Müslümanlara yeniden canlandırmalarını emrettiği bu hayat ancak Raşidi Hilâfet’in kurulması ile gerçekleşebilir. Raşidi Hilâfet kurulmadıkça bu dünya hayatında ne izzet, ne onur, ne emniyet, ne istikrar ne de mutluluk olur. Raşidi Hilâfet’in kurulması için çalışmak, sonuç veren tek çalışmadır, köklü çözümdür ve günahtan kurtarandır. Bu çalışma; Allah Rasülü (SAV)’in “Allah’a and olsun ki ey amca, onlar; bu davadan vazgeçmem için sağ elime güneşi sol elime de ay’ı verseler, Allah zaferi nasip edinceye ya da ben bu uğurda helak oluncaya kadar bu davadan vazgeçmem” sözünde olduğu gibi uğruna bizim canımızdan ve malımızdan vazgeçtiğimiz ve geleceğimizi ilgilendiren tek çalışmadır. Raşidi İslâm Hilâfet’in kurulması ile ancak muzaffer olur. İşte sizi buna çağırıyoruz ey müslümanlar!..

“Ey inananlar! Hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah ve Resûlüne uyun. Ve bilin ki, Allah kişi ile onun kalbi arasında girer ve siz mutlaka O’nun huzurunda toplanacaksınız. Bir de öyle bir fitneden sakının ki o, içinizden sadece zulmedenlere erişmekle kalmaz (umuma sirayet ve hepsini perişan eder). Biliniz ki, Allah’ın azabı şiddetlidir.” (Enfal: 24-25)

Hizb-ut Tahrir H. 18 RECEP 1420

Kuveyt Vilayeti M. 20/10/1999