“BAŞINIZA GELEN HER MUSİBET KENDİ ELLERİNİZLE İŞLEDİKLERİNİZ YÜZÜNDERDİR.” (Şura: 30)

17 Ağustos 1999 gece 03:02’de Türkiye’nin kuzey batısında, Marmara bölgesinde 7.4 şiddetinde bir deprem oldu. Deprem Türkiye’nin yarısında hissedildi. Depremin merkez üssü Kocaeli ilinin Gölcük ilçesindeki Donanma Komutanlığı tesisleri idi. (Bu tesisler 28 şubat kararları yada süreci denilen dönem ile ilgili planların yapıldığı yani irtica adı altında İslâm ile topyekün savaş planlarının yapıldığı yerdir.)

“Onlardan öncekiler de hile yapmışlardı, sonunda Allah, onların binalarına temellerinden geldi de üstlerindeki tavan üzerlerine çöküverdi. Bu azap onlara, fark edemedikleri bir yerden gelmişti.” (Nahl: 26)

"Kötü tuzaklar kuranlar, Allah’ın kendilerini yere geçirmeyeceğinden veya kendilerine bilemeyecekleri bir yerden azabın gelmeyeceğinden emin mi oldular?

Veya onlar dönüp dolaşırlarken Allah’ın kendilerini yakalayamayacağından (emin mi oldular)? Çünkü onlar (Allah’ı) aciz bırakacak değillerdir.

Yoksa Allah’ın kendilerini bir korku üzerinde yakalamayacağından (emin mi oldular?)” (Nahl: 45-47)

Depremde takriben 40.000’e yakın insan öldü ve bir o kadar insan da yaralandı. On binlerce ev yerle bir oldu. TÜRPAŞ gibi çok önemli sanayi, enerji tesisleri ve fabrikalar hasar gördü. Yollar tahrip oldu. Bu deprem vukuu bulduğu yer itibarı ile bütün Türkiye’yi her açıdan etkiledi ve etkileyecek. Çünkü Türkiye ekonomisinin can damarı bu bölge idi. Dolayısıyla depremin olumsuz etkisi lokal değil tüm ülkedir. Milyarlarca Dolar maddi hasar oldu. Hükümet Deprem Vergisi koymayı planlıyor.?.

Deprem niçin olur? Bu soru, insan niçin ölür? sorusu gibi bir sorudur. Elbette ki bazı nedenler ileri sürülür. Fakat insanın asıl ölüm nedeni Allah’ın takdir ettiği eceldir. Depremin de asıl oluş nedeni, ne fay hattı üzerinde bulunmaktır ne de bir başkası. Asıl neden, Allah’ın kazası/hükmüdür. Allah niçin depremin olmasına hükmeder? Bu sorunun cevabını Allahu Teâla Kur'an-ı Kerim’de veriyor. Bildiriyor ki deprem, Kıyamet hallerinden bir haldir. (Müzemmil: 14, Nazia: 6, Zelzele: 1, Hac: 1) Zaman zaman vukuu bulması Kıyameti hatırlatması içindir. Ayrıca deprem, Allah’ın rasullerinin, risaletini, hidayetini yalanlayan, inkar eden, Allah yolundan insanları saptırmak isteyen tağuti şer odaklarına ve onlara tabi olan ya da onlara karşı çıkmayan insanlara Allah’ın gönderdiği azabdandır. Allah isyankarlıklarını, inatlarını hatırlattıktan sonra onları depremle cezalandırdığını şöyle bildiriyor:

“Onu yalanladılar. Bunun üzerine, onları o şiddetli sarsıntı (deprem) yakaladı da yurtlarında diz üstü donakaldılar.” (Ankebut: 78) (A’raf: 78, 91)

Türkiye’de vukuu bulan bu son deprem -ibret alınmazsa- daha büyüğünün habercisi, uyarıcısıdır ve Rabbımızdan gelen bir azap çeşididir. Çünkü bu ülke halkı devleti ile, yöneticileri ile, liderleri ile ve avamı ile sanki böylesi azaplara ve ikazlara davetiye çıkardılar.

Şöyle ki: Bu ülkede toplumun hassa/elit kesimi yani yönetici ve kuvvet sahipleri, liderleri 1923’den beri şu cürümleri/münkerleri, isyanları, tuğyanları açıkça işlediler ve işliyorlar. Toplumun diğer kesimi de seyrediyorlar:

1- 3 Mart 1923’de Hilâfet’i fiilen ve resmen yıktılar. Hilâfet, Allah’ın şeriatının uygulanması için gönderdiği ve şeriatın bir parçası olan yönetim nizamıdır. O kaldırılınca hayatta Allah’ın şeriatı uygulanamaz ve hayatta cahiliyye sistemi hakim olur. Nitekim onun yerine çağdaş cahiliyye sistemi olan cumhuriyet ilan edildi. Allah’a şirk koşuldu. Allah’ın emirleri nehyedilip nehiyleri emredilir oldu. Daha sonra Hilâfet, kötülendi, inkar edildi ve edilmektedir.

Toplum, Hilâfete hakkıyla sahiplenmiyor. Hatta bu inkar korosuna katılıyor. Cumhuriyetin faziletli rejim, demokrasinin erdemli sistem olduğu kandırmacası ile oyalanıyor.

2- Daha sonra laikliğin benimsendiği resmen ilan edildi. Yani dini sosyal ve siyasal yaşantıdan uzaklaştırmayı esas alan bir ilke/doktrin benimsendi. Bu din Allah katında tek hak din olan İslâm da olsa aynı muameleyi gördü. Hatta İslâm’a karşı topyekün savaşın esası laiklik ilkesi oldu. Buna göre toplumsal hayatta ve siyasi hayatta dini esas almak, Allah’ın emirlerini uygulamaya kalkmak en büyük suç sayıldı Halbuki Allah’ın emirlerini uygulamamak da Allah katında en büyük suçtur. Laiklik; mülkünde Allah’a kafa tutma küstahlığıdır. Bu küstahlık aşikar işlendi ve işlenmektedir. Laiklik adına Allah’ın şeriatına küfredilmektedir.

Toplum bunu da seyrediyor. Hatta hakiki laikliği savunma pozisyonuna düşüyor.

3- "Türkçe ezan”, “Türkçe ibadet” dayatmaları ile insanlar İslâm’ın ruhundan uzaklaştırılmak ve hatta Arapların dini olarak gördükleri İslâm’dan tamamen uzaklaştırılmak, “Türk İslâm’ı”, “Türkiye müslümanlığı” gibi saçmalıklar, sapıklıklarla Allah’ın dininden saptırılmak istendi. Ezan yasaklandı. Kur'an okumak, öğretmek ve öğrenmek yasaklandı. Ve halen de Kur'an’ı öğrenmek ve öğretmek 12 yaşından küçük çocuklara yasaktır.

Toplum bunu da bir şey olmamış gibi seyrediyor. Kur'an’a sahip çıkmıyor.

4- Allah’ın tesettür/örtünme emrinin bir parçası olan başörtüsü yasaklandı ve halen bu toplumun büyük bir kesiminde kadın öğrencilere, memurlara, işçilere yasaktır. Polis ve jandarma zoru ile kızların başı açıldı.

Toplum tepki vermiyor. Bu yasak ırz, namus duygularına dokunmuyor. Tepkilerini sadece inanç özgürlüğü, insan hakları gibi İslâmî olmayan söylemlerle sergiliyor. Allah’ın emrinin üstünlüğü ön plana çıkartılmıyor.

5- Allah’ın nehyettiği, haram kıldığı faiz zorunlu kılındı. Allah, faizli işlemde ısrarlı olanları "Allah ve Rasulü’ne karşı savaş ilanı” (Bakara: 279) olarak vasfettiği halde, bu laik cumhuriyet ve yöneticileri bu küstahlığı halen sürdürmekteler, Allah ve Rasulü’ne savaş ilanında inatlarından vazgeçmemektedirler.

Toplum tepki vermiyor. Hatta bazı saray mollalarının faize cevaz veren fetvalarına itibar ediyor.

6- Kur'an kursları kapatılırken kumarhaneler, fuhuşhaneler, barlar, pavyonlar devletin güvencesiyle açıktır. Bu fesat yuvalarını işletenleri devlet zaman zaman madalya takarak bağrına basmaktadır.

Toplum tepki vermiyor. Seyrediyor. Türkiye içki tüketiminde dünyada ilk sıralarda yer alıyor. Fuhuş yaygınlaşıyor. Ahlaksızlık diz boyu.

7- Hak ve hakikatlerin, -Kur'an’dan ayetler de olsa- söylenmesi yasaklanırken inanç ve fikir özgürlüğü şemsiyesi altında Allah’a, Rasulü’ne, Kur'an’a, sahabelere, İslâm’a; Aziz Nesinler, İlhan Arseller, Salman Rüştüler gibi dinsiz imansız pislik böceklerinin pisliklerini etrafa yaymak, savurmak serbest olmaktadır.

Toplum hiç tepki vermiyor. Seyrediyor, ya da fikir özgürlüğünü savunuyor.

8- Bütün ilişkilerde Allah’ın emirleri, nehiyleri hiç itibara alınmıyor. Anlaşmalar, sözleşmeler hep batıl esaslar üzere yürütülmekte. Haramlar yaygınlaşmakta, haram lokma girmeyen mide kalmamaktadır. Tağuti devlet böylece insanların bütün şahsiyetlerini kirletmektedir.

Toplum duyarsız kalıyor.

9- 28 Şubat süreci ile, bugüne kadar yapılan tağuti zulüm ve pisliklere yeni bir ivme kazandırmak için bir takım tedbir ve kararlar alarak irtica ile mücadele adı altında İslâm’ın hayata tekrar hakim kılınması için çalışmak öncelikli düşman ilan edildi, İslâm’a topyekün savaş açıldı ve bu savaş bütün üslupları ile sürdürülmektedir.

Toplum bu savaşta Haktan yana tavır almıyor. Zalimlere karşı en azından hak söz söylemek isteyenlere sahiplenmiyor.

Evet bu ülkede hakim zümrenin şu günlerdeki popüler adı ile “derin devlet” olarak anılan bir avuç dönme–Yahudinin bu ülke halkına yaptıkları ve yapmakta oldukları kısaca ana hatları ile bunlardır.

Bütün yapılan bu zulümler, münkerler karşısında , liderleri ile, cemaatleri ile, zenginleri ile, alimleri ile, yazarlarıyla vb. bütün toplum katmanlarıyla bu ülke halkının sergilediği tavrın maalesef, olması gereken tavır olmadığını görüyoruz. Münkerlere, zulümlere karşı durulmadı, yeterli İslâmî tepki gösterilmedi. İlk dönemlerde bazı ufak tepkiler oldu. Şeyh Said vb. gibi. Fakat yeter derecede yaygın ve metin bir direniş değildi. Belki o zaman yapamadılar. Belki güçleri yetmedi. Fakat daha sonraki ve şimdiki imkanları çok daha fazladır. O tağuti, azgın, şımarık azınlık zümreye karşı koyabilirler ve onların ellerini tutup kırılabilirler. Fakat yine de onlara karşı çıkılmıyor. Hep siniliyor, hep taviz ve zillet sergileniyor, hep susuluyor, hak söz söylenilmiyor, ketmediliyor. O zaman da Allah’ın dünya ve Ahiret azabına davetiye çıkarmış olunuyor. İşte bu hususla ilgili ayet ve hadisler:

Böylesi münkerlerin, tuğyanın, isyanın işlendiği eski toplumlara yönelik Rabbımızın şu tehdit içerikli ikazı bu topluma da geçerlidir:

“O ülkelerin halkı, inansalar ve takva sahibi olsalardı (Allah’ın emirlerine bağlansalardı) elbette onların üstüne gökten ve yerden nice bereket açardık. Fakat yalanladılar, Biz de kazanmakta oldukları kötülükler yüzünden onları yakalayıverdik.

Acaba o ülkenin halkı, geceleyin uyurken kendilerine azabımızın gelmeyeceğinden emin mi idiler? Yoksa o ülkenin halkı kuşluk vakti eğlenirken kendilerine azabımızın gelmeyeceğinden emin mi idiler?

Allah’ın tuzağından/planından emin mi oldular? Fakat hüsrana uğrayan topluluktan başkası Allah’ın tuzağından emin olmaz.” (A’raf: 96-99)

“Başınıza gelen her musibet kendi ellerinizle işledikleriniz yüzündendir. (Bununla beraber) Allah çoğunu affeder.

Yeryüzünde O’nu aciz bırakamazsınız. Allah’tan başka bir veliniz/dost ve yardımcınız da yoktur.” (Şura: 30-31)

“Böylece ayetlerimiz üzerinde tartışanlar, kendilerine kaçacak bir yer olmadığını bilsinler.” (Şura: 35)

“Bir de öyle bir fitneden sakının ki o, içinizden sadece zulüm edenlere erişmekle kalmaz (genele sirayet edip hepsini perişan eder). Bilin ki Allah’ın azabı şiddetlidir.” (Enfal: 25)

Rasulullah (SAV)’den de şu rivayet edildi:

Kays b. Ebi Hazım anlatıyor: "Ebu Bekir (RA) Allah’a hamd ve senadan sonra buyurdu ki; ‘Ey insanlar! Sizler şu ayeti okuyor ve yanlış anlıyorsunuz: "Ey iman edenler! Siz kendinize bakın. Doğru yolda iseniz sapıtan kimse size zarar vermez.” (Maide: 105) Biz, Rasulullah (SAV)’den şöyle dediğini işittik: “İnsanlar zalimi görüp elini tutmazlarsa, ( ona engel olmazlarsa ) Allah’ın hepsine ulaşacak genel bir bela göndermesi yakındır.” Keza ben, Rasulullah (SAV)’in şöyle dediğini işittim: “İçlerinde isyanlar/münkerler işlenen bir toplum, bu kötülükleri bertaraf edecek güçte olduğu halde, seyirci kalır, müdahale etmezse, Allah’ın hepsini saran genel bir bela göndermesi yakındır.” (Ebu Davud, K. Melahim, 3775)

Rasulullah (SAV) şöyle buyurdu: "Nefsim kudretinde olan Zat’a yemin olsun. Ya marufu emreder ve münkerden nehyedersiniz veya Allah’ın katından genel bir bela göndermesi yakındır. O zaman yalvar yakar olursunuz da duanız kabul edilmez.” (Ahmed b. Hanbel, Baki Müs. Ensar, 22212)

“Allah’ın yasaklarında duran (yasaklarına riayet eden ) ile onların içine düşen kimselerin misali, bir gemiye (binmek üzere) yönelmiş olan bir toplumun misalidir. Onlardan bazısı; geminin alt tarafına düşmüş, diğer kısmı ise; üst tarafına düşmüştür. Altta olanlar su almak istedikleri zaman üsttekilerin arasından geçerlerdi. Bunun üzerine dediler ki; ‘Kendi payımızda bir delik açsak da oradan su alsak ve üstümüzde olanlara eziyet vermesek.’ Eğer (üsttekiler) onları, işleri ile baş başa bırakırlarsa, toptan helak olurlar. Ellerinden tutarlar (men ederlerse) toptan kurtulurlar.” (Buhari, K. Şerike, 2313)

“Ümmetim on beş şeyi yapmaya başlayınca ona büyük belanın gelmesi vacib olur.” Yanındakiler: “Ey Allah’ın Rasulü! Bunlar nelerdir” diye sordular. Rasulullah (SAV) saydı:

- Ganimet (fakir fukaraya uğramadan sadece zengin ve mevki sahibi kimseler arasında) tedavül eden bir metâ haline gelirse.

- Emanet (edilen şeyleri emanet alan kimseler, sorumlu ve yetkililer, memurlar) ganimet (malı yerini tutup, yağmalayıp nefislerine helal) kıldıkları zaman.

- Zekat (ödemeyi ibadet bilmeyip bir angarya ve) ceza telakki ettikleri zaman.

- Kişi annesinin hukukuna riayet etmeyip, kadınına itaat ettiği zaman.

- Babasından uzaklaşıp ahbabına yaklaştığı zaman.

- Mescidlerde (rıza-yı ilâhi gözetmeyen husûmet, alış-veriş, eğlence vs. müteallik) sesler yükseldiği zaman.

- Kavme, onların en alçağı (erzeli) reis/lider olduğu zaman.

- (Devlet otoritesinin yetersizliği sebebiyle tedhiş ve zulümle insanları sindiren zorba) kişiye zararı dokunmasın diye hürmet ettiği zaman.

- (Çeşitli adlarla imal edilen) içkiler (serbestçe) içildiği zaman.

- İpek (haram bilinmeyip erkekler tarafından) giyildiği zaman.

- (Sanat, bale, konser gibi çeşitli adlar altında; bar, gazino, dansing ve salonlarda ve hatta televizyon ve filim gibi çeşitli vasıtalarla yaygın şekilde) şarkıcı ve çalgı aletleri edinildiği zaman.

- Bu ümmetin sonradan gelen nesilleri, önceden gelip geçenlere (çeşitli ithamlar ve bahanelerle) hakaret ettiği zaman.

- Artık kızıl rüzgarı, (zelzeleyi, yere batışı (hasfı) veya suret değiştirmeyi (meshi) veya gökten taş yağmasını (kazfi)) bekleyin.” (Tirmizi, K. Fiten, 2136)

Bu ayet ve hadislerin ışığında toplumun hassasından/ yöneticilerinden avamına kadar herkese dünya ve ahirette Allah’ın azabından kurtulmanın yolunu göstermek için diyoruz ki:

Ey yöneticiler! Allah’ın bu azabından, ikazından bari korkun! Varsa aklınızı başınıza alın! Allah’tan korkun, tuğyanınızı, isyanınızı terk edin! Allah’a kul olun, iflah olun! Yok daha da ibret almıyorsanız, kininizle, küfrünüzle, geberin, kökleri olmayan dibi çürük köhne ağaç gibi olan sisteminizle cehennemin dibine gideceksiniz! Müminlerin eliyle bu akibeti pek yakında yaşayacaksınız! Korkunuzun ecelinize bir faydası olmayacak!

Ey generaller, yetki sahibi subaylar! Allah’tan korkun! O’na kul olun! Şu köhne laik cumhuriyetin değil, dünyada izzet, kuvvet, şeref, ve hayat kaynağı ahirette ise şehadet ve ebedi saadet teminatı olan İslâm’ın bekçisi olun! Tağutların avaneleri değil Allah’ın askerleri olun! Bir avuç Yahudi dönmenin oyuncağı, maşası değil, bağrından geldiğiniz müslüman halkın hamisi olun! Bilin ki en yüksek rütbe olan şehitlik ancak Allah yolunda O’nun kelimesi yani İslâm’ ın hakimiyeti ve aleme taşınması için yapılan cihadla gelir, başka bir yol ve gaye ile asla şehit olunmaz. Hayatınızı heder etmeyin, İslâm’a teslim olun! O bir avuç Yahudi zümrenin ordu içindeki ellerini kırın! İslâm’ın hakim olmasına yol verin, izzet, şeref, haysiyet ve Allah’ın yardımını bulun! Bilin ki tağutun/laik cumhuriyetin safında yer alırsanız Allah taraftarlarının eliyle hüsrana uğratılırsınız!

Ey alimler, imamlar! Allah’tan korkun, aklınızı başınıza alın! İlminizi hayrınıza kullanın, hayrını görün! Hakkı ketmederek/örtüp gizleyerek Allah’ın, Rasulünün, meleklerin ve müminlerin lanetine müstehak olmakta ısrarı terk edin! Müminler önünde hayırlı önderler olun! İlminizi ve namaz kıldırmayı geçim vasıtası olarak görmeyin! Öyle görürseniz bilin ki Allah’ın ayetlerini çok ucuz bir pahaya satanlardan olursunuz! Bu hale düşmekten ve o halde kalmaktan korkun! Cehennem azabı çok şiddetlidir! En büyük olan Allah’tır, devlet değil! İçinizdeki putu kırın! Hakkı söyleyin, hakkı tutun! Hakla batılı karıştırmayın! Devletin elinize tutuşturduğu batıl, küfür dolu hutbeleri okumayın! Ya hakkı konuşun yada susun! Batılın davetçileri olmayın! İslâm’ın ikamesi, hakim kılınması için çalışın, iflah olun!…

Ey cemaat liderleri, tarikat şeyhleri! Allah’tan korkun! İnsanlara takvada önder olun, isyanda değil! İnsanların kalplerine imanın aksiyonunu, cesaretini yerleştirin, korkuyu, ürkekliği değil! İnadı terk edin! Müslümanların üzerindeki öncelikli farzı yerine getirmekten geri durmayın! Allah’ın dinini hakim kılmak ve aleme İslâm’ı hidayet risaleti olarak taşımak için Hilâfeti kurmaya ihlasla çalışın. Müminlerle beraber olun! Beraber olmuyorsanız cemaatınızla o müminler arasında perde/engel olmayın!

Ey yayıncılar, yazarlar! Allah’tan korkun! Hakkın yazarı ve yayıncısı olun! Batılın, küfrün, yanlışın değil! Ayırt edici olun! Seçici olun! Hakkı batılla karıştırmayın! İslâm düşmanlarının, oryantalistlerin ve onların zehirlerinden etkilenen kalpleri ve akılları hastalıklı olanların yazdıklarını yayıncılık yada entelektüellik adına yayınlamayın, taşımayın!

Ey mal-mülk sahibi zenginler! Allah’tan korkun! Bilin ki dünyada baki kalmayacaksınız! En az malınız kadar dininize sahip çıkın! Allah yolunda harcanmayan malın hamallığını yapmayın! Malınızla canınızla İslâm’ı hakim kılıp aleme nur ve hidayet olarak taşıyacak Raşidi Hilâfet’i kurmak için çalışın! “Malın ve evladın fayda vermediği o günden” sakının! (Şuara: 88)

Ey Müslümanlar! Allah’tan korkun! Dostunuzu düşmanınızı iyi bilin! Başınızdaki Laik Cumhuriyet ve yöneticileri sizin düşmanınızdır! Başınızın belasıdır! Baş ağrısıdır! Başınıza gelen bütün musibetlerin sebebidir! Bu laik devlet başınızda oldukça başınız beladan eksik olmayacaktır. Üstelik size değer vermez! Bunu devletle ilgili her ilişkinizde yaşıyorsunuz. Sürekli azarlanırsınız, itilip kakılırsınız. Devlet dairelerinde, hastanelerinde insan muamelesi görmezsiniz. Ücretlerinizi tespit ederken size hiç değer vermezler, merhamet etmezler. Ücret olarak size vermediği paraları birkaç zengine teşvik kredileri, faizler olarak verirler. Acımasızca zam üstüne zam yaparlar. Bu devlet sizi adam yerine koymaz! İnancınıza hakaret eder, cephe alır! İnandığınız Allah’ın, inandığınız peygamberi ile inandığınız Kitabı ile gönderdiği emirlerine “irtica” diyerek yasaklayıp hakaret eder! Allah’ın emri olan başörtüsünü “çağdışı kıyafet” diyerek dairelerine sokmaz! İnandığınız kitap olan Kur'an’ı çocukların öğrenmesine yasak getirir! Son deprem hadisesinde de gördüğünüz gibi devlet size sahip çıkmadı. O kadar imkanlara rağmen sizin yaralınıza da ölünüze de sahip çıkmadı. Ölülerinizi meydanda bırakıp kokuttu, sonra da hiç saygı göstermeden kepçelerle açılan çukurlara hayvan leşi atar gibi attı. Size hayatta değer vermeyenin öldükten sonra değer vermesini mi beklersiniz?! O halde bu işgalci, asalak, küfür devletini sırtınızda niçin taşırsınız?!

Ey Müslümanlar! Eğer izzet, onur, haysiyet, itibar istiyorsanız; size hayat veren İslâm’ı hayatınıza hakim kılacak Raşidi Hilâfet Devleti’ni kurmak için çalışın! Aksi halde akibetiniz bu dünyada horlanmak, ölünce de kepçelerle çukurlara atılmak, ahirette de Allah’ın rahmetinden kovulmak olur ki; o ne kötü bir akibet olur!…

Ey Müslümanlar! Size dünya ve Ahiret saadetini, kurtuluşun yolunu gösteren, Raşidi Hilâfet Devleti’nin kurulması için ihlasla çalışanlara kulak verin! Sizi bu davetten alıkoyan liderlerinize, alim diye bildiklerinize değer vermeyin! Zira onlar Allah’tan değil, devletten korkuyorlar. Onlar sizi Allah azabı ile değil şeytan gibi açlık, fakirlik, hapse düşmek gibi şeylerle korkuturlar. Onlardan değil, Allah’tan korkun! Allah’a dayanın!

Ey İslâm Davetini yüklenen garipler! Sabredin! Allah’a güvenin, Allah yolunun yolcularına yar ve yardımcıdır! Allah Rasulü’nün müjdesine müstehak olmaya çalışın! Bilin ki Allah ve Rasulü vaadinden dönmezler, müjdelerinde yanılmazlar.

Bakın Allahu Tealâ ne diyor:

“Eninde sonunda emir Allah’ındır. O gün müminler de Allah’ın yardımı ile sevineceklerdir. Allah dilediğine yardım eder. O, mutlak güç sahibidir, çok merhametlidir.( Bu ) Allah’ın vaadidir. Allah vaadinden caymaz. Fakat insanların çoğu bilmezler.” ( Rum: 4-6 )

Rasulullah (SAV) de şöyle buyuruyor:

“İslâm garip olarak başladı, tekrar garip olarak gelecektir. Müjdeler olsun/ne mutlu o gariplere ki benden sonra insanların ifsad ettikleri sünnetimi/bıraktığım yaşam tarzını ıslah ederler” (Tirmizi, K. İman, 2554)

“…Sonra da peygamberlik metodu üzere ( Raşidi ) Hilâfet olacaktır.” (Ahmed b. Hanbel, Müs. Kufiyyin, 17680)

Hizb-ut Tahrir H 12 Cemadiyul evvel 1420

Türkiye Vilayeti M 23.08.1999