TAHKİM YASASI VE ABD KEFALETİNDE TAHVİL ÖNERİSİ BU ÜLKEYE VE İNSANLARINA TAM BİR İHANETTİR

26/09/1999’da T.C. Hükümeti Başbakanı Bülent Ecevit, ABD ziyaretine başladı. 28/09/1999’da ABD Başkanı Clinton ile görüştü. Ecevit’in ABD gezisinde ve Clinton ile görüşmesindeki gündeminde; Kıbrıs sorunu, K. Irak sorunu, tahkim yasası ile yabancı sermayenin önünü açmasından sonra Türkiye’deki önemli enerji v.b. ihaleler ve ABD’den deprem yardımı talebi mevcuttur. Kıbrıs ve K. Irak konusunu ileride ele alacağız. Bu yazıda Tahkim Yasası ve ABD garantörlüğünde/kefaletinde tahvil çalışması üzerinde duracağız.

I- Tahkim Yasası ve Mantığı 13/08/1999 tarihinde TBMM “Tahkim Yasası” olarak isimlendirilen bir yasayı onayladı. Yasanın Anayasa Komisyonu raporunda yayınlanan genel gerekçesinde şu ibare de geçmektedir:

“Öte yandan bütçe kaynakları kıt, ihtiyaçları sınırsız ülkelerde bütçe kaynaklarının işletilmesi, çağdaş teknolojilerin ekonomiye kazandırılması amacıyla yabancı sermayenin yatırım yapmaya teşvik edilmesi, kalkınma yolunda önemli bir araç oluşturmaktadır...” “Ülkemizin, ileri teknoloji ve büyük finansman gerektiren altyapı yatırımlarında karşılaşılan bazı sorunlar yabancı sermayenin yatırım yapma konusunda çekingen davranmasına neden olmaktadır. Bu sorunlar arasında kamu hizmetleri ile ilgili imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyumsuzlukların çözümü önemli bir yer tutmaktadır.”

Bu yasa IMF ile yapılan görüşmelerde IMF’nin telkinleri ve talebi üzerine çıkartıldı. Çıkmadan önce çeşitli şekillerde eleştirildi, tartışıldı. Biz bu tartışmanın detaylarına girmeyeceğiz. Biz o tartışmalarda ele alınmayan yönüyle konuyu ele alacağız. O da bu yasanın gerekçesinde de yansıtılan maksattır. Yabancı sermayenin kalkınma aracı olarak görülmesidir. Bu hedef için devlet ve kamu haysiyet ve onurunun hiç göz önünde bulundurulmayışıdır.

Yasa ile yapılan, özelleştirme önünde engel olarak duran bazı anayasa maddelerini değiştirerek özelleştirmenin daha serbest bir şekilde yapılabilmesini sağlamaktır. Böylelikle yabancı sermaye gelecek beklentisi ile hem devletin kamu iktisadi teşekkülünün ve diğer kamu tüzel kişilerinin mülkiyetinde bulunan işletme ve varlıkların özelleştirilmesine ilişkin hem de devlet, kamu iktisadi teşebbüsleri ve diğer kamu tüzel kişileri tarafından yürütülen yatırım ve hizmetlerin özelleştirilmesi önündeki bütün engeller kaldırılmış oldu.

Yasa “Tahkim Yasası” olarak isimlendirilmekle birlikte aslında özelleştirme alanını genişletme ve kamu hizmetleri ile ilgili imtiyaz sözleşmelerini mevcut hukuk ve kamu denetimi dışına çıkarma işlevi göstermektedir.

Bu yasayı çıkartan mantığa gelince: Bu iflas etmekte olan tüccar mantığıdır. “Para gelsin de nereden gelirse gelsin, nasıl gelirse gelsin, neye mal olursa olsun. Önemli değil, önemli olan o andaki ihtiyacı karşılamak, o andaki sıcak para yokluğu, finansman sıkıntısını gidermektir.”

Bu mantıkta ileri görüş, aydın bakış yoksunluğu, dar görüşlülük, hesap, kitap, plan yoksunluğu vardır.

Bu mantıkta çözüm üretemeyen, taklitçi, teslimiyetçi, sefihlik, düşük akıllılık vardır. Çünkü tek şeye kilitlenmişlik vardır. O da finansman sorununu ve ileri teknoloji sorununu aşmak için yabancı sermaye olmazsa olmaz saplantısıdır. İşte bu saplantı zihinsel tembelliği ve köleliği sergilemektedir.

Bu mantık; halka, kamuya hiç değer vermeyen, onun maslahatını gözetmeyen haysiyet ve onurunu heder eden bir zihniyetin ürünüdür. Kamu hizmetleri ile ilgili sözleşme ve şartlaşmalar yapılırken ve uygulanırken kamunun hiçbir söz, itiraz ve denetim hakkı olmamaktadır. Kamu o hizmete mahkumdur. Bu hizmet, Doların hatırına bir yabancı ya da yerel özel kuruma ya da şahısa verilirse o zaman kamu, o şahsın kâr ihtiraslarına da mahkum kalacak demektir. Mesela; su dağıtımı bir yabancı şirkete verilirse kamu, su olmasa da olur diyemez. Çünkü zaruri ihtiyaçlarındandır. Bu şirketin suyu dağıtım şekli ve fiyatlandırma gibi hususlardaki ihtirasları nasıl frenlenecektir? Bununla ilgili sözleşme ve şartlaşmalar yapılırken kamunun hakkını kim nasıl koruyacaktır?! Bu yasayı çıkartan mantıkta bu soruların pek anlam ve önemi yoktur. Çünkü onlar için kamu önemli değildir. Önemli olan o andaki finans sorununu çözmektir. Bunu bazen halkın lokmasından kesme pahasına vergileri artırarak, zamlar yaparak, ücretleri yükseltmeyerek yapmakta, fakat bunlar da yeterli olmadığı için yabancı sermayeye ihtiyaç duymakta. O sermaye sahibi de yine kamuyu yolmakta. Zira bu mantık kamuya yolunacak kaz gözü ile bakmaktadır. Bu mantık kamu ihtiyaçları ve hakları bakımından stratejik madde ve hizmet kavramlarının anlamını tanımayan bir mantıktır.

Bu mantık, ne fert ne toplum ne de devlet haysiyet, şeref ve onuruna önem vermemektedir. Bu değerler onun gözünden silinmiş durumdadır. Tek değer dar görüşlülükle gördükleri paradır, para. Her şey para içindir, para uğruna her şey feda olsun mantığıdır. Yoksa o tahkim yasası başka nasıl izah edilir?! Hangi devlet mantığı, sermaye sahiplerine “Benim hukuk sistemimi beğenmiyor ya da güvenmiyorsanız başka hakemlere başvurabilirsiniz” diyebilir sonra da devlet, haysiyet ve şerefinden bahsedebilir !?

Bu mantık, liberalizm, sosyalizm, karma ekonomi, küreselleşme gibi karma karışık çağdaş cahiliyye düşünce tortularının dolu olduğu bir kirli zihniyetin ürünüdür. Bu kirlilik sahiplerinde basiret, feraset körlülüğü oluşturmuştur. Onun için gözlerinin önünü dahi göremez olmuşlar, söylediklerinin, yaptıklarının farkında değiller. Çıkardıkları kanunun farkında bile değildirler. Zira sermaye sahibi sermayesi ile gelirken, sermayesini güvence altına almak gerekçesi ile, o ülkenin tüm ticari, ekonomik ve siyasi hatta askeri faaliyetleri hakkında söz sahibi olabilecek ve o ülkedeki ekonomik, siyasi ve askeri iradeye ipotek koyacaktır... Sonra da o mantık bağımsızlıktan bahsedecektir! Bu köleliği çağdaşlaşmanın, küreselleşmenin, dünya ile bütünleşmenin gereği olarak görüp gösterecektir !

Bu yasa ile enerji santralleri başta olmak üzere otoyol, köprü, tüp geçit, baraj ve madenler ve elektrik, su dağıtımı, telekomünikasyon (posta, telefon gibi iletişim) hizmetlerinin yabancı sermaye sahiplerinin ellerine terk edilmesi imkanları genişletilmiştir. Gerekçe, yabancı sermaye yani Dolarlar gelecek, ülke finans darboğazından kurtulacak, kalkınacak!

Bu gerekçede iki yanlış saplantı vardır:

1- Finans darboğazının nedenlerinin çözüm olarak görülmesidir. Ülkenin bugün içine düştüğü finans darboğazının sebeplerinden en önemlisi mülkiyet anlayışı ve tasnifindeki sakatlıktır. Mülkiyet tanımı ve tasnifindeki yanlışlık; mülkiyete ya kapitalist açıdan ya da sosyalıst açıdan ya da karma ekonomi açısından bakılmış olmasından kaynaklanıyor. Ya ferdi mülkiyet esas alınıyor, ferde mülk edinme ve kullanımında mutlak serbestiyet tanınıyor, ya tamamen mahrum edilerek kamu mülkiyeti esas alınıyor ya da bir kısmı ferdi mülkiyet bir kısmı da kamu adına devlet mülkiyeti tanınıyor. Bu tasnif de rastgele yapılıyor. Finans kaynakları bakımından mülkiyet tasnifi çok önemlidir. Çok ince bir tasnif olmalıdır. Bunu da ancak mülkin sahibi Malikül Mülk olan Allah yapabilir. Onun için ondan gelen nizama başvurulursa diğer problemler gibi bu problem de en sağlıklı, onurlu bir şekilde çözülür.

Bu yasa ile özelleştirilmek istenen malların çoğu aslı itibarı ile kamu mülkiyetindendir. Bunlar doğru işletilirse ve bütçe fonları doğru bir şekilde tasnif edilirse bugünkü finans darboğazı aşılır. Bunu koordine etmekten aciz zihniyet ise“Ben işletemiyorum sen işlet” diyerek başkalarına peşkeş çeker!..

2- Kalkınma anlayışındaki sakatlık. Kalkınmayı sadece paralı olmak, zengin olmakta gören zihniyet, geri kalmışlığın asıl nedenidir. Kalkınmak için önce bu zihniyet terk edilmelidir. Kalkınma yolu olarak da Batıyı adım adım takip etmek, onu her şeyi ile taklit edip onun gibi olmak yani batılılaşmak olarak görülmektedir. Böylelikle kör taklitçilikle zihinsel olarak onlara köle olunmakta, onlardan gelen her fikir, çözüm peşinen kabul görmektedir. Kalkınma planları dahi onlardan alınmaktadır. Halbuki ne ekonomik ne de teknolojik kalkınma, ne yabancı sermaye ile ne de sipariş edilip başkalarının çizdiği planlarla olur. Ekonomik, teknolojik, sosyal, siyasal, askeri, bireysel bütün boyutları ile sağlıklı kalkınma ancak hayata doğru bir bakış kazandıran doğru bir temel fikre dayalı olarak doğru ideolojik esasa binaen olur. Mevcut derme çatma karma, batıl ithal ideolojiyi terk edip, doğru hayat nizamı olan İslâm’ı hayata hakim kılmadan sahih kalkınma beklentisi de boşuna olur.

İslâm’ın aydınlığı ile hayata, olaylara, imkanlara bakılırsa ancak o zaman bu ülkedeki ekonomik potansiyel, finans kaynakları görülebilir. Mesela; Türkiye Madenciliği Geliştirme Vakfı raporuna göre Türkiye’de toprak altında 1.2 trilyon Dolarlık maden potansiyeli var. Ve Türkiye nüfusunun %20’si işsiz durumdadır. Bütçe gelirlerinin %70 de faizcilere faiz olarak verilmektedir. Bu iş gücü ile bu potansiyeli çıkartacak çalışma yapmak yerine çözüm olarak telkin edilen yabancı sermaye ve iç-dış borçlanma görülmekte, başka bir şey görülmemektedir.

Bu yönetimin ve zihniyetin tek bildiği şey ya zam yapmak, ya ücreti kısıtlamak, ya dış borç almak ya da IMF’ye ekonomiyi teslim etmektir. Başka bir şeye kafaları asla çalışmayan, bu tür saplantılardan, telkinlerden kurtulamayan, çözüm üretemeyen, köhne bir zihniyettir. İşte bu tahkim yasası bu köhneliğin en son belgelerindendir.

II- ABD Kefaletinde Tahvil Satmak TC Hükümeti Başbakanı Bülent Ecevit, 28 Eylül 1999’da yapacağı ABD gezisinde ABD Başkanı Clinton ile görüşmesi esnasında gündeme getireceği hususlardan birisinin de Türkiye Devleti’nin, ABD’nin kefaletinde tahvil satmak isteği olacağını hükümet sözcüleri resmen ilan etmişlerdi. Fakat 22/09/1999 Başbakan Bülent Ecevit, ABD’nin Ankara Büyükelçisi ile yaptığı görüşmeden sonra ABD kefaletinde tahvil çıkarma hususunda hükümetin çalışma yaptığını ancak bugün için kongre engeli olduğundan pek gerçekçi olmadığı anlaşıldığı için ABD ziyaretinde gündeme getirilmeyeceğini açıkladı. Yani hükümet bu çalışmayı yapmış ve ABD’ye önerme niyetini de açıklamış fakat ABD kabul etmemiş!..

Yani Türkiye, içinde bulunduğu finans darboğazından çıkmak için ABD Başkanına ricada bulunup diyecekti ki; “Benim finans sıkıntım var. Dünyadan kredi de alamıyorum, kredim bitmiş, kimse bana güvenmiyor, itibar etmiyor. Sen bana borç bulmakta kefil olur musun?!..” demesi mi bekleniyordu !?

ABD’nin bu teklifi kabul edip, etmemesi bu teklifin hayata geçip geçmemesi pek önemli değil. Önemli olan, içinde bulunduğu finans çıkmazında bir devlet yöneticisinin başka bir devletin başkanına devlet adına kefil olmasını istemeyi tasarlamasıdır. Bu tamamen şaşkınlık değilse ancak hainliktir. Zira bir devletin bu noktaya gelmesi, devlet vasfını tamamen kaybetmiş olmasını, zilletini belgeler.

Uluslararası ilişkilerde ahlaki, ruhi, insani değerlerin ve duygusallığın değil ancak menfaatin belirleyici olduğu söylenip durulduğu halde, ABD’nin TC Devleti’nin bu teklifine; “Ah zavallı, depreme de maruz kalmıştı. Hadi sana acıdım, insanlık adına sana kefil oluyorum”

ABD’nin böyle demesinin beklenmediğine göre kefaletini de maslahatı olmadan vermeyeceğine göre, TC Hükümeti ABD’ye maslahat olarak neyi sunmayı planlamıştı?! ABD ne karşılığında TC’ye borç bulmakta kefil olacaktı?!

Tek çıkış yolu olarak borçlanmayı hem de başka bir devletin kefaletinde borçlanmayı gören bir yönetim zihniyeti ile iflah olunur mu? Ülkenin tüm geleceğini ve potansiyelini ipotek etmeye hazır olan bir yönetim zihniyeti hainlik zihniyeti değil mi? Borçlanmaktan başka çare görmeyen, başka ülkelerden kefillik, borçlarının silinmesi için merhamet dilenen bir devlet, bırak büyük devlet olmayı “devlet” olabilir mi? O devlet halkının haysiyet ve onurunu temsil edebilir mi?

Bu devlet ve yöneticileri, bu ülkenin bütün servetlerini sömürgeci kafirlere peşkeş çekiyorlar. Ülkeye ve halkına açık bir ihanet sergiliyorlar. Bu ülkenin halkını varlık içinde yoklukta yaşatıyorlar. Halkını ülke içinde eziyor, sindiriyor, hayatı burnundan getiriyor, dünyadaki diğer milletler nezdinde de aşağılık, zelil kılıyor...

Bu zelil, mihnetli, sıkıntılı ortamdan kurtulup izzete ulaşmak için müslümanların kendilerini zelil kılan yönetimleri, sistemleri, devletleri ve yöneticileri başlarından defedip onlara hayat verecek, izzet ve onurlu bir hayata kavuşturacak, İslâm’i hayatı tekrar başlatacak olan Raşidî Hilâfet Devleti’nin kurulması için ihlasla çalışanlara destek vermeleri olmazsa olmaz zorunluluktur. Bu, dünya ve ahiret saadetine ulaşmalarının tek yoldur. Aksi halde bu zillet ve hüsran devam edecektir.

Zira Allahu Teâla izzet ve saadetin adresini şöyle bildiriyor:

“Kim de Benim zikrimden (risaletimden) yüz çevirirse, şüphesiz onun için sıkıntılı bir yaşam/geçim vardır ve biz onu, kıyamet günü kör olarak haşredeceğiz.” (Tâ Hâ: 124)

“Kim izzet ve şeref istiyor idiyse, bilsin ki izzet ve şerefin hepsi Allah’tandır.” (Fâtır: 10)

“Ey iman edenler! Allah ve Rasulü sizi size hayat verene davet edince onlara icabet edin.” (Enfal: 24)

30/09/1999

A. Seyfulislam