MECLİSTE YEMİN TÖRENİ VE BAŞÖRTÜSÜ

“(Ey Rasülüm!) İman edenlere en şiddetli düşman olarak Yahudileri ve Allah'a ortak koşanları bulacaksın."

18 Nisan 1999 günü Türkiye genelinde yapılan Milletvekili ve Yerel seçimler sonucunda 27 tanesi kadın olmak üzere 550 kişi milletvekili seçildi. Bir tanesi MHP'de bir tanesi de FP'de olmak üzere bunlardan iki tanesi tesettürlü idi. Yemin töreni öncesinde medya tesettürlü bayan milletvekillerinin mecliste nasıl yemin edecekleri hususunda çeşitli yazılar yazdılar. Israrla tesettürlü bir şekilde meclis genel kuruluna ve komisyonlara girilemeyeceği temasını işlediler. Konu ile ilgili olarak kendisine bir soru sorulduğunda Başbakan Bülent ECEVİT şöyle dedi: “Bu bayan milletvekilinin meclis genel kurulu ve meclis komisyonları dışında kalan meclisteki çalışma odasında ve diğer yerlerde başörtülü olarak bulunmasında bir sakınca yoktur. Bu konuda hem bayan milletvekilinden hem de Fazilet Partisinden anlayış bekliyoruz" Yemin töreninin yapılacağı 2 Mayıs 1999 günü mecliste topladığı DSP meclis grubunda yaptığı konuşmada ise şunları söyledi: “Özel yaşamında herkes, dilediğini giyebilir... Başını da örter. Ancak, meclisin gelenek ve kuralları vardır. Meclise öyle gelirse, buna biz tavır koyarız. Arkadaşlarımız sıra kapaklarına vurarak veya alkışlarla protesto ederek tavrını sonuna kadar sürdürür."

2 Mayıs 1999 pazar günü saat 15:00'te Meclis geçici bakanı Ali Rıza Septioğlu'nun yemin etmesi ile başlayan yemin törenini izlemeye Cumhurbaşkanı Süleyman DEMİREL, Genelkurmay başkanı Org. Hüseyin KIVRIKOĞLU ve diğer kuvvet komutanları kendileri için ayrılan özel locadan izlediler. MHP Antalya milletvekili Nesrin ÜNAL başörtüsünü çıkararak meclisteki yemini etmesinin ardından Demirel ve komutanlar meclisten ayrıldılar. Nesrin ÜNAL'ın başörtüsünü çıkarmış bir şekilde yemin etmesinin ardından özellikle DSP'li milletvekilleri tarafından alkışlanarak yaptığı hareket tasvip edildi. Yemin etme sırası İstanbul iline geldiğinde ise Fazilet Partisi İstanbul milletvekili Merve KAVAKÇI, başörtülü bir şekilde meclis genel kuruluna girmesi ile birlikte DSP'li milletvekilleri tarafından sıra kapaklarına vurarak anında tepki göstermeye başladılar. Bülent ECEVİT ve Milli Savunma Bakanı Hikmet Sami TÜRK Başkanlık kürsüsüne yürüyerek Merve KAVAKÇI'yı dışarı çıkarmasını istediler. Meclis başkanı Septioğlu, Meclis İç Tüzüğünü göstererek girmesinde bir sakınca olmadığını söylediğinde İse Ecevit aşırı derecede sinirli bir şekilde kürsüye gelerek şu konuşmayı yaptı: “Hanımların giyim kuşamına, başörtüsüne, özel yaşamlarında hiç kimse karışmıyor. Ancak burası hiç kimsenin özel yaşam yeri değildir. Burası devletin en yüce kurumudur. Burada görev yapanlar, devletin kurallarına, geleneklerine uymak zorundadırlar. Burası devlete meydan okunacak yer değildir. Lütfen bu hanıma haddini bildirin."

Konu ile ilgili olarak aynı gün akşamı TRT1 televizyonunda "Toplumun Nabzı" programına katılan Demirel ise şunları söyledi: “Böyle bir hadisenin vuku bulmuş olması sükunet, huzur dirlik düzenlik isteyen Türk vatandaşını üzmüştür. TBMM, Türkiye'nin kurtuluşunu yönetmiş bu büyük ve kahraman kuruluş, bu çeşit şeylere sahne olmamalıydı. Meydana gelen olayı herkesin kınadığını, herkesin üzüntü duyduğunu hissediyorum. Bu da halkımızın cumhuriyete olan sahipliğini ve büyük Atatürk'e gösterdiği istikamette cumhuriyetin yoluna devam edeceğini göstermesi bakımından fevkalade önemlidir. Niçin halkı rahatsız ederler, niçin halkımızı üzerler bunu anlamak mümkün değildir. Bu münferit hadise aslında bugünün hadisesi değildir. Günlerdir planlanan bir hadisedir. Bu güne kadar 147 tane hanım milletvekilinden hiçbirisi Meclisin normlarının dışına çıkmamıştır. Bu normlarda meclise nasıl girileceği bellidir. Bu meseleyi iyi anlamak lazım. Varsın başı bağlı olarak girsin diyenler olabilecektir. Niye girsin canım? Bu zamana kadar kimse girmemiş. Eğer bunu İslâm’ın şartı sayıyorsa bu bölücülüktür. Bu günahtır. Eğer başını bağlayan bağlamayan şeklinde iddiaları olan varsa bu iddiaları İslâm’ın temel kaidelerine aykırıdır. Ben başımı bağlarım derse meclis onun kuralına mı uyacak? Ne işi var onun meclisin içinde? Oranın kuralını bilmeden mi gelmiş oraya? İslâm'da fitne yoktur. Bu, provokatörlüktür. Ajan provokatörler çok görülmüştür. Bu da onlardan birisidir. Açıklıkla söyleyeyim ki bu bir cereyandır. Demokratik cumhuriyete karşı bir cereyandır. Bu cereyanın sahiplerine; devlet dairelerinde, Meclis gibi nizamı 75 yıldır uygulanan bir yerde gösteri yapmalarına imkan verilmez. Bu çeşit insanların bir tanesinden bin tanesinden, kaç tanesi olursa olsun bunlardan ne Türk milleti yılar ne de bunlara bakarak cumhuriyetten vazgeçer."

Yemin metni şöyle: “Devletin varlığı ve bağımsızlığını, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü, milletin kayıtsız ve şartsız egemenliğini koruyacağıma; hukukun üstünlüğüne, demokratik ve laik cumhuriyete ve Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı kalacağıma; toplumun huzur ve refahı, milli dayanışma ve adalet içinde herkesin insan haklarından ve temel hürriyetlerden yararlanması ülküsünden ve Anayasaya sadakatten ayrılmayacağıma; büyük Türk Milleti önünde namusum ve şerefim üzerine and içerim."

Burada öncelikle şu hususu belirtmekte fayda vardır. Demokratik sistemlerdeki meclislerin görevi yasamada bulunmaktır, yani kanun yapmaktır. İslâm'a göre ise kanun yapma hakkı yalnızca Allah'a ve Rasülüne aittir. Kim bu konuda kanun yapma hakkının insana ait olduğunu iddia eder ve buna inanırsa kesinlikle İslâm'dan çıkar. Bu türden parlamentolara Müslümanların girmeleri caiz değildir. Demokrasiye ve gereklerine, yasama yetkisinin insana ait olduğuna inanarak meclise giren kimse kim olursa olsun Müslümanlıktan çıkmış sayılır. Bunlara inanmamakla birlikte başka nedenlerle milletvekili olan kimse ise büyük günah işlemiş sayılır. Bunun içindir ki biz, herhangi bir Müslümanın milletvekili olarak meclise girmesini, yasama ve yürütme kurumlarında yer almasını ve bu amaçlarla oy kullanmasını caiz görmemekteyiz. Böyle bir fiilde bulunan Müslümanı da günah işlemiş bir kişi olarak değerlendirmekteyiz.

Ancak bununla birlikte 2 Mayıs 1999 pazar günü Meclis Genel Kurulu’nda yapılan yemin töreni öncesinde, bu esnada ve sonrasında kopartılan fırtınalar Müslüman olarak bizleri de ilgilendirdiği için bu konu ile ilgili şu hususlara değinmek İstiyoruz:

1- İslâm ümmetinin dışında bulunanlar (Yahudiler, hırıstiyanlar ve müşrikler) İslâm'a ve Müslümanlara karşı mutlak bir surette kin ve öfke beslemektedirler. İçlerinde sakladıkları öfkeler İse ağızlarında var olandan daha büyüktür. Onlar İslâm’ın hiçbir şeyine tahammül edemezler. İnsanların karşısına çıktıkları zaman bizler de Müslümanız, benim anam babam da Müslümandır, dedem hoca idi gibi yalan sözler söylerler. Ancak Müslümanlardan ayrıldıkları, kendi kendilerine kaldıkları zaman Müslümanlara karşı sürekli bir şekilde tuzak hazırlarlar. Allah'ın dinini tahrif etmenin insanları Allah'ın yolundan uzaklaştırmanın planlarını yaparlar. Müslümanların karşılaştıkları iyiliklerden aşırı derecede rahatsız olurlar. Bu dünyanın her şeyiyle kendilerinin olmasını isterler. Bu hususu Alemlerin Rabbi olan Allah bize açık ve net bir şekilde şöylece bildirmektedir:

"Ey iman edenler! Sizden olmayanı sırdaş edinmeyin, onlar sizi şaşırtmaktan geri durmazlar, sıkıntıya düşmenizi isterler. Onların öfkesi ağızlarından taşmaktadır, kalplerinin gizlediği ise daha büyüktür. Eğer aklediyorsanız şüphesiz size ayetleri açıkladık. İşte siz, onlar sizi sevmezken onları seven ve kitabın tümüne inanan kimselersiniz. Size rastladıkları zaman: inandık derler, yalnız kaldıklarında da ise öfkelerinden parmaklarını ısırırlar. Deki: öfkenizden geberin. Allah, kalplerde olanı bilir. Size bir iyilik gelirse onları rahatsız eder. Size bir kötülük geldiğinde ise buna sevinirler. Sabreder ve sakınırsanız onların hilesi size hiçbir zarar vermez." (Al-i İmran: 118-120)

Televizyon ekranlarında ve her türlü medya organları karşısında mülayim ve nazik bir insan portresi çizen Bülent Ecevit, konu İslâm'a, Müslüman kadının şiarı olan başörtüsüne gelince kuzu postuna bürünmüş kurt kimliğini açığa çıkarmakta, daha doğrusu ayette belirtildiği üzere içinde sakladığı öfkeyi, kini açığa vurmaktadır. Yemin töreni öncesinde yaptığı konuşmalarda Merve Kavakçı'dan ve Fazilet Partisinden anlayış beklediğini söylerken kendileri 550 milletvekili içerisinde bir tanesinin dahi başörtülü olarak "Kutsal Mabetlerine" girmesine tahammül edememektedirler. Atatürk'ten bu yana bu meclise tek bir tane dahi başörtülü kadının girmediğini şimdi de giremeyeceğini, putlarının sünnetine aykırı hareket edilemeyeceğini ısrarla vurgulamaktadırlar. Çünkü 23 Nisan 1920 yılında sahtekarlıkla, çeşitli oyunlarla, dualarla (!) açılan bu Meclisin açılmasının ve açanların gayesi; İslâm’ı ve İslâm’ın tüm değerlerini ayaklar altına almak ve küfrü hakim kılmaktı. Nitekim çok fazla bir zaman geçmeden, günümüzün Müslümanlarını suçladıkları "takiyyeciliği" en uç noktasına varıncaya kadar kullanmaktan geri durmamışlar 29 Ekim 1923'te Cumhuriyeti ilan etmişler, 3 Mart 1924 yılında da Hilâfet’i ilga etmekle amaçlarının en önemli bir kısmını gerçekleştirmeye muvaffak olmuşlardır. Çünkü onların görevi insanları Allah yolundan alıkoymak için tüm varlıklarını ortaya koymaktır. Allah (c.c) şöyle buyurmaktadır:

"Küfredenler insanları Allah'ın yolundan alıkoymak için mallarını harcarlar. Daha da harcayacaklar." (Enfal: 36)

2- Kur'an'ı Kerim'i dikkatlice okuduğumuz zaman; Cumhurbaşkanı ve Başbakan başta olmak üzere laiklik dinine mensup olanların ileri gelenlerinde görülen bu tepkinin arkasında daha başka gerçekler olduğunu görmekteyiz. Allah (c.c) şöyle buyurmaktadır:

"(Ey Rasülüm!) İman edenlere en şiddetli düşman olarak Yahudileri ve Allah'a ortak koşanları bulacaksın." (Maide: 82)

Bu ayet aklımıza; İslâm'a ve İslâm’ın değerlerine yer yer sinsice yeri geldiğinde de açıkça savaş açmaktan geri durmayan bu şahısların düşmanlıklarının asıl nedeninin bunların aslen yahudiliklerinden mi kaynaklanıyor sorusunu getirmektedir. Sürekli olarak mülayim tavırlar sergileyen Evecit'in başörtüsü konusunda Meclis genel kurulunda söylediği "bu hanıma haddini bildirin" sözü, yahudi olmasından mı yoksa müşrikliğinden mi kaynaklanıyor? Acaba Süleyman Demirel'in TRT televizyonunda yayınlanan programa koşarak bu olayı bir provokasyon ve bölücük olarak nitelendirmesinin nedeni Kavakçı'nın babasının Amerika'da bir camide imamlık yapması, Hamas grubu ile ilişkilerinin bulunması, sürekli olarak yahudiler aleyhinde konuşmalar yapmasından mı kaynaklanıyor? Evet İslâm'a ve Müslümanlara düşmanlık bakımından insanların en şiddetlisi Yahudiler ve müşriklerdir. Nitekim bu olayda da medya gücünü elinde bulunduran bir avuç yahudi ve beraberindekiler düşmanlıklarını açık ve net bir şekilde ortaya koymuşlardır. İslâm’a ve Müslümanlara olan öfkelerinden dolayı ağızlarından çıkan sözlerin ne anlama geldiğinin dahi farkında olmadan Allah'ın dinini Müslümanlara öğretmeye kalkışmaktadırlar. Tıpkı kendilerinden önceki ataları olan yahudilerin yaptığı gibi. Önce televizyon ekranında konuşan Demirel'in şu sözlerine bir bakalım: “Eğer bunu İslâm’ın şartı sayıyorsa bu bölücülüktür. Bu günahtır. Eğer başını bağlayan bağlamayan şeklinde iddiaları olan varsa bu iddiaları İslâm’ın temel kaidelerine aykırıdır." Dinlerini tahrif etmekten geri kalmayan, Peygamberlerini öldüren, yeryüzünde fitne ve fesatçılıktan başka bir maharetleri olmayan, Allah'ın ayetlerini değiştiren, helallerini haram, haramlarını da helal kılan, Allah'ın domuzlara ve maymunlara çevirdiği şu çok bilmiş yahudi, İslâm’ın kurallarını bizlere öğretmeye kalkışıyor! Oysa Alemlerin Rabbi olan Allah bunlara şöyle seslenmektedir:

"De ki: Dininizi Allah'a mı öğretiyorsunuz?” (Hucurat: 16)

Her zaman yaptıkları gibi şimdi de işlerine gelmediği zaman Allah'ın dinini değiştirmektir, kendilerine göre bir din anlayışı oluşturmaktan geri kalmayan, Meclis kurallarını Allah'ın ayetlerinden, emir ve yasaklarından daha üstün tutan, Allah katında yaratılmışların en zelili sayılan şu adamın söylediklerine bir bakın hele: “Ben başımı bağlarım derse meclis onun kuralına mı uyacak?" Halkının %99'unu Müslümanların oluşturduğu, iffetli ve namuslu annelerin, kızların, kız kardeşlerin çoğunlukta olduğu, bir kısmının başında örtü bulunmasa dahi bunlar gibi İslâm'a ve Müslümanlara düşman olmayan, başörtülü oldukları halde Güneydoğuda PKK'ya karşı yapılan mücadelede evlatlarını, kocalarını ve kardeşlerini şehit veren bunca insana rağmen utanmadan; “Eğer bunu İslâm’ın şartı sayıyorsa bu bölücülüktür" diyerek gerçekte kendi sıfatını Müslümanlara yafta olarak yapıştıran insandan daha bölücü kim olabilir? Bunlar Müslüman mahallesinde salyangoz satmaktadırlar.

Tüm bu olaylara rağmen elbette ki onların hevesleri kursaklarında kalacaktır. Çünkü Alemlerin Rabbi olan Allah (c.c) şöyle bildirmektedir:

"Küfredenler insanları Allah'ın yolundan alıkoymak için mallarını harcarlar. Daha da harcayacaklar. Bu onlara bir yürek acısı olacaktır. Sonra da mağlup olacaklardır. Küfredenler en sonunda cehenneme sürükleneceklerdir." (Enfal: 36)

Eğer Müslümanlar hak üzere sabreder, Allah'ın dinin hakim kılmak için çaba gösterirlerse elbette ki zafer Müslümanların olacaktır.

3- İman edenler Allah'ın dinini hakim kılmak için Allah ve Rasülü’nün gösterdiği metod üzere çalışmadıkça kesinlikle bu zulümden kurtulamazlar. Bu zulümden kurtulmalarının yolu demokratik sisteme göre kurulu meclislere girmek ve oralarda boşa uğraşmak değildir. Bu meclisler hakkı değil, küfrü hakim kılmak için kurulmuş meclislerdir. Buralardan hayır değil ancak şer çıkar. Buralarda Müslümanların lehine değil ancak aleyhlerine kararlar çıkar. üstelik milletvekili sayılan kimselerin; en azından görünürde olsa bile onların dinine giriş şartını gösteren, laikliğin amentüsü sayılan ve içeriği itibarıyla da küfür sözlerini içeren yemin metnini, küfür sözlerini söylemeden orada kalmaları bile mümkün değildir. Şeklen dahi olsa onların dinine girmedikçe kesinlikle memnun olmazlar.

Ey Müslümanlar!

Özellikle 28 Şubat sürecinden bu yana peş peşe yüzünüze inen bunca şamarları gördüğünüz halde hâlâ ne diye kafirlerin sizler için hazırlamış olduğu tuzaklara düşüyorsunuz. Allah (c.c) ayetlerinde sizleri açıkça uyarmasına rağmen neden Alemlerin Rabbi olan Allah'ın ve Rasülü’nün uyarılarına kulak vermiyorsunuz? Unutmayın ki izzet; kafirlerin, Allah'a, Rasülü’ne ve iman edenlere düşmanlıkta en aşırı gidenlerin ve onlarla beraber olanların yanında değildir. Onlar sizi ancak cehenneme sürüklemek isterler. İçerisinde bulunduğumuz şu zamanda dünyanın her bir köşesinde kafirlerin zulmüne uğrayan Müslümanların bir bütün olarak kurtulmasının tek yolu olan Raşidi Hilâfet Devleti'nin kurulması için bu ümmetin ihlaslı, uyanık ve samimi evlatları ile birlikte çalışınız.

04/05/1999

Muhammed Emrullahoğlu