T.C. DEVLETİ’NDE MÜLKÜN TEMELİ ADALET DEĞİL MENFAATTİR

I- Giriş; 12 Ocak 2000 tarihinde 57. Koalisyon hükümetini oluşturan partilerin başkanları; DSP Başkanı ve Başbakan Bülent Ecevit, MHP Başkanı ve Başbakan Yardımcısı Devlet Bahçeli, ANAP Başkanı Mesut Yılmaz bir toplantı yaptılar. Toplantı sonunda Başbakan, terörist PKK’nın başı idam mahkumu Abdullah Öcalan’ın idamının infazı hakkında aldıkları kararı açıkladı. Yapılan kısa açıklamada koalisyon ortağı partilerin başkanlarının, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararını beklemek için Apo’nun idamının infazını ertelemenin ülkenin menfaatleri gereği olduğu hususunda anlaştıkları bildirildi. Cumhurbaşkanı S. Demirel de, hükümeti oluşturan partilerin başkanlarının aldığı bu kararın doğru olduğunu, ülkenin menfaatlerinin böyle bir kararı gerektirdiğini vurguladı. Bundan önce ve sonra çeşitli zamanlarda T.C. Devleti üst düzey yetkilileri Cumhurbaşkanı, Başbakan ve bazı bakanlar sürekli bu minvalde demeçler vermektedirler. Yani “ülke menfaatinin” Apo’nun idam edilmesini, hatta idam cezasının kaldırılmasını gerektirdiğini vurgulamaktadırlar.

Aynı şekilde terörist ve mafya babası olan, hakkında idam cezası talebi ile çeşitli davalar açılmış bulunan ve bunun için aranmakta olan Alaaddin Çakıcı, Fransa tarafından şartlı iade edilince Türkiye’ye getirildi. Hapse konuldu, fakat idam cezası talebinde bulunulan suçlardan sorgulanamıyor. Kendisine o suçlarla ilgili sanık muamelesi yapılamıyor!.. Daha hafif suçlardan dolayı sanık muamelesi görüyor. Bu komik, gayri hukuki ve adalet dışı muamele içinde yine ülkenin ve devletin âli menfaatleri gerekçe gösteriliyor.

T.C. Devleti ve yöneticilerinin bu tutumu şu hususları düşündürüyor:

1- Mülkün/yönetimin ve hukukun esası adalet/hakkaniyet midir yoksa menfaat midir?..

2- Halkın, hak sahiplerinin isteklerinin, görüşlerinin, duygularının hiçbir değeri yok mudur?..

Bu yazıda biz Apo asılsın mı asılmasın mı, idam cezası kalksın mı kalkmasın mı, tartışmalarına girmeyeceğiz. Çünkü bu sistem içinde bu tartışmanın hiçbir değeri yoktur. Biz ancak yukarıda zikredilen iki nokta üzerinde tespitlerde bulunmaya çalışacağız.

II- Mülkün/yönetimin ve hukukun esası adalet/hakkaniyet midir yoksa menfaat midir? T.C. Devleti anayasasında kendisini güya “Hukuk Devleti” olarak vasıflandırır. Mahkemelerin duvarlarında da “Adalet mülkün temelidir” sloganı yazılır, asılır. Ancak lafla ve sloganlarla “hukuk” ve “adalet” tesis edilemez. T.C. Devleti, kuruluşundan bugüne kadar hiçbir zaman bu vasıflara yani “adalet” ve “hukuk” vasıflarına gerçek anlamda haiz olmadı. Halen de değildir. Laik T.C. Devleti’nin kurulduğu yıllarda, yeni dayatmacı küfür rejimine inancı gereği tepki gösteren kimseleri meşhur “istiklal mahkemeleri” denilen düzmece mahkemelerdeki yargıçların; “önce asın sonra yargılarız” diyerek yargısız infazlarda bulunmaları halen toplum hafızasından silinmiş değildir. Devlet istihbarat birimlerinin, kuruluşlarının ilk yıllarından günümüze kadar faili meçhul yöntemlerle yargısız infazlarda bulundukları bilinmeyen bir husus değildir. Devlet istihbarat birimleri ve emniyet yetkililerinin tutuklu kişilere, gözaltı sürelerinde işkenceler yaptıkları ve işkenceler esnasında bir çok kişinin öldüğü ve sakat kaldığı da bilinmeyen bir husus değildir. Nitekim Cumhurbaşkanı bunu, ABD Devlet Başkanının Türkiye’ye ziyareti esnasında itiraf etmek zorunda kalmıştır. Ayrıca hapishanelerdeki mahkumların can güvenlikleri sağlanmadığı gibi emniyet birimlerinin asayiş sağlama bahanesi ile zaman zaman mahkumları öldürdükleri de bilinmeyen bir husus değildir.

Bir baklava çaldılar diye 14-15 yaşlarındaki çocuklara 15-16 yıl ceza verilirken 5-6 bankanın içini boşaltıp hazineye 6-7 milyar Dolar borç bırakan soyguncular -Cavid Çağlar örneğinde olduğu gibi- yargılanmak şöyle dursun bakan yapılarak ödüllendirilmektedirler.

Bu tür adaletsizlikleri, zulümleri, haksızlıkları, devlet eliyle işlenen cinayetleri sergileyen örnekleri çoğaltmak mümkündür. Ancak biz sözü fazla uzatmadan laik T.C. Devleti’nin hukuk Devleti olmadığı, yönetim ve yargıda adaletten fersah uzak olduğunun en somut iki örneği gözler önüne sereceğiz. Bu iki örnek ise; terörist başı Apo’nun idamının infazı ile ilgili karar ve gerekçesi ve mafya başı Alaaddin Çakıcı’nın yargılanması ile ilgili uygulama ve gerekçesidir.

1- T.C. Devleti yetkilileri, yakalanmadan önce Apo’nun “bebek katili”, “30 bin kişinin katili”, “terörist başı” v.b. şekilde vasfediyor, yakalanırsa idam istemi ile yargılanıp idam edileceğini vurguluyorlardı.

2- Türkiye’ye getirildiği zaman, Türk basını ve T.C. Devleti yetkililerinin demeçleri hatırlanırsa; sürekli “T.C. Devleti’nin büyüklüğü”, “bebek katilinin yakalandığı”, “bebeklerin ve 30 bin kişinin kanının yerde kalmayacağı”, “Apo’nun idam edileceği” vurgulandı.

3- T.C. Devleti, yargı organları, mahkemeleri, Apo’nun yargılanıp; terörist eylemleri organize etmek, 30 bin kişinin ölümüne sebep olmak, ölüme azmettirici olmak, vatana ihanet etmek, v.b. suçlardan idam cezasına çarptırdı.

4- Apo’nun idamının infazı sürecine gelince; T.C. Devleti yöneticileri Cumhurbaşkanından Başbakanına, bakanlarına kadar ve hepsi ağız değiştirmeye başladılar. “Efendim, AB’ne üye olabilmemiz için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararına uymak zorundayız. Asamayız. Asarsak ülke ve devletin yüksek menfaatleri zarar görür” demeye başladılar.

· Madem böyle uyduruk gerekçeler ile mahkemelerin kararını uygulamaktan aciz kalıyorsunuz ve uygulayamıyorsunuz, o halde Apo’yu niçin burada yargıladınız?! Son kararı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi verdiğine ve bu mahkemenin kararı bağlayıcı olduğuna göre; Apo’yu onlara teslim etseydiniz de onlar yargılasaydı ya!. Millet de bu kadar masrafın külfetinden kurtulurdu!.

· Apo’nun yargılanması hukuki midir siyasi midir? Eğer siyasi ise bu da büyük bir şeneattir, felakettir. Zira hukuk siyasallaşmış demektir. Eğer bu yargılama hukuki ise, menfaat ne zaman hukuku tayin eden kriter oldu?

Menfaat anlayışı izafidir. Ülke menfaati de olsa kişilere göre değişik değerlendirilir, değişir. Hukuk izafi kriterler üzerine inşaa edilemez, olursa hukuk olmaz! Hukukta esas olan hakkaniyettir, hakkı üstün tutmak, hak sahibini korumaktır. Bir kişinin hakkı, bütün toplumun menfaatinden üstündür!..

· Kişiye özel hukuk olmaz! Apo ve Çakıcı için yapılan muamelede kişiye özellik yok mudur? Böylesi kişiye özel hukuksal muameleler toplum nezdinde hukuka güveni sarstığı gibi toplum içinde bir çok kişiyi o şahısların yaptıklarına özendirmektedir. O, kör, sağır, dilsiz yöneticiler eğer cesaret gösterip de halkın arasına inselerdi insanların bir çoğunun, “vah be, Apo olmak varmıştı”, “Çakıcı gibi mafya babası olmak varmıştı” dediklerine tanık olurlardı!..

· Bu tağuti yönetim ve onun dalâlet içine düşmüş kör, sağır, dilsiz, şaşkın, şapşal yöneticilerinden adalet, hakkaniyet beklentisi ise zaten boşuna bir beklentidir. Temeli çürük, isyan, zulüm olan bir sistem adalet sunan el olamaz!.. O ancak her icraatında zulüm intaç eder. Zulüm ile de abad olunmaz!

III- Halkın, hak sahiplerinin, isteklerinin, görüşlerinin ve duygularının hiçbir değeri yok mudur?

T.C. Devleti, halka hiçbir zaman değer vermemiştir. Onu daima küçümsemiştir, önemsememiştir. Bu son uygulama da buna açık bir örnektir. Zira T.C. Devleti 15 yıldır halkın duygularını Apo karşıtlığı üzerinde yoğunlaştırmış ve istismar etmiştir. Her terör kurbanının cenazesi geldiğinde devlet yetkilileri verdikleri demeçlerle ve istihbarat elemanları da halka attırdıkları sloganlarla halkı Apo karşıtı duygularla şarz etmişlerdi. Apo, Türkiye’ye teslim edildikten sonra ve yargılama sürecinde sürekli terör mağduru kişilerin ailelerinin duyguları sömürülmüştür. Terör mağduru kişilerin anneleri, babaları, eşleri, çocukları, kardeşlerinin duyguları devletin politikaları doğrultusunda sömürülmüştür. Bu insanlar sokaklara döktürülüp “kahrolsun Apo”, “Apo’ya idam” sloganları attırılmıştır.

Onların rızası, oluru, onayı alınmadan, hatta onlara hiçbir şekilde “siz ne dersiniz” diye sorulmadan dahi, devletin derinliklerinde üç beş kişinin aldığı karar ile Apo’nun asılmayacağı, idam cezasının da kalkması gerektiğini “ülke menfaatleri” denilen kaypak, izafi bir kavram gerekçe göstererek söylenmeye ve bu doğrultuda kararlar almaya başlamışlardır. Hatta terör mağduru ailelerin idamın uygulanması ya da kendilerine tazminat ödenmesi istemlerini duygusallıkla, intikamcılıkla itham etmeye, yöneticileri kınayan ve yuhlayan bu öfke yüklü aileler hakkında soruşturma açılmasını emretmeye başlamışlardır.

İşte bu; halka, halktan kişilerin hak ve hukukuna hiç önem vermediklerinin en somut örneklerindendir.

· Yargının verdiği böylesi kararın uygulanması hususunda nihai söz sahibi terör mağduru ailelerdir, devlet değil! Devlet hiçbir gerekçe ile bu ailelerin hakkını çiğneyemez! Ya katilden ya da katle azmettirenden fidye alıp o terör mağduru ailelere vererek infazı durdurur ya da ailelerin isteklerini yerine getirir! Hak ve hukukun gereği budur. Adalet adına başka yol yoktur! Bunun dışındaki bir yol keyfiliktir, zulümdür. Halka ve hakka, hukuka değer vermemektir.

IV- Sonuç Bütün bu haksızlıklar, zulümler, şaşkınlıklardan, hakkaniyet ve adaletten yoksun tağuti yönetimlerin çirkefliğinden, pisliğinden, zulmünden kurtuluşun tek yolu; tebaasına değer veren, onun hak ve hukukuna, adaletin ve mülkün gerçek sahibi Alemlerin Rabbi Allah’tan gelen İslâm ile yöneterek koruyan, bu nizamı uygulayarak aleme nur ve hidayet olarak cihad yolu ile taşıyacak olan, tebaasına hayır duada bulunup merhametle, adaletle muamele eden, tebaasının da kendisine hayır duada bulunacağı Raşidi Hilâfet Devleti’nin kurulmasıdır. Dünyada izzet, onur, haysiyet isteyenler Ahirette ise büyük kurtuluşla kurtuluşa ve saadete erişmek isteyenler bu yolda ihlasla çalışanlara yardım etmelidirler. Başka çıkar yol yoktur!..

Rasul (sav) şöyle buyurmuştur:

“Size emirlerinizin (yöneticilerinizin) en hayırlıları ve en şereflileri kimlerdir haber vereyim mi? Onların en hayırlıları sizlerin sevgisine mazhar olanlar. Sizleri sevenler, sizin onlara hayırla dua ettiğiniz, onların da size hayır dua ettiği kimselerdir. Yöneticilerinizin şerlileri de sizin buğz ettikleriniz, onların da size buğz edenleridir. Siz onlara lanet edersiniz, onlar da size lanet ederler.” (Tirmizi, K. Fiten, 2190)

“...Daha sonra da nübüvvet metodu üzere Hilâfet olacaktır.” (Ahmed b. Hanbel, Müs. Kufiyyin, 17680)

Hizb-ut Tahrir H. 10 Şevval 1420 Türkiye Vilayeti M. 17/01/2000