ADAM KAÇIRMA, İŞKENCE VE FAİLİ MEÇHUL GİBİ YÖNTEMLERLE İŞLENEN CİNAYETLERİN GERÇEK FAİLİ HİZBUŞŞEYTANDIR

I- Giriş:

17 Ocak 2000 Pazartesi günü saat 15:00’den itibaren CNN-Türk, NTV gibi bazı özel televizyonlar bir polis operasyonunu İstanbul Beykoz’dan naklen yayınlamaya başladılar. Takriben 5.5 saat süren operasyona 500’e yakın polis ve özel tim elemanlarının katıldığı, kuşatılan evde Hizbullah militanları ve rehinelerin olduğu söylendi. 5.5 saat sonra da operasyonun bittiği belirtildi. “Hizbullah” olarak isimlendirilen örgütün liderinin ölü ve iki yardımcısının da sağ olarak yakalandığı evde örgüte ait bir çok döküman ve bilginin ele geçirildiği açıklandı. O günden itibaren Türk kamuoyu gündemi “Hizbullah” operasyonu ve evlere baskınlar, evlerde gömülü cesetlerle ilgili tek taraflı haber, bilgi bombardımanı ile illüzyona tabi tutuldu. Topluma vahşet, dehşet, korku, nefret duyguları pompalandı. Haberler, toplum içinde çarşaflı, tesettürlü, sakallı kişileri zanlı pozisyonuna düşüren, İslâmî hassasiyeti, gayreti olan kişileri hedef gösteren biçimde verilmeye başlandı. “İslâmî terör” teması işlenmeye başladı. Halk olup bitenden bir şey anlamıyor. Bir çok şey konuşuluyor, ancak hiçbir şey anlaşılmıyor. Halkın tek dediği bir şey var o da; “Bu, müslüman işi değil bunu yapanlar müslüman olamazlar.”

Halkın vardığı bu netice doğrudur. Gerçek faili net olarak tanımlayamasa da, bu işlerin niçin yapıldığını, ne yapılmak istendiğini anlayamasa da, halkın tespiti doğrudur. Bu yazı ile anlaşılmayan o yönler aydınlatılmaya çalışılmaktadır. Bu da şu başlıklar altında yapılmış olan tespitlerle yapılmaya çalışılmaktadır. Hizbullah operasyonu isimli çok bilinmeyenli problemin çözümü, Gerçek fail hizbuşşeytan, Hizbuşşeytanın profili, Hizbuşşeytana karşı mü’minler tarafından yapılması gerekenler, Sonuç.

II- “Hizbullah operasyonu” isimli çok bilinmeyenli problemin çözümü:

17 Ocak 2000’den beri bir düğmeye basılarak Türk kamuoyunun gündemini “Hizbullah operasayonu” doldurdu. Bu operasyon, niçin yapıldı? Yapılmak istenen nedir? Bu operasyonda ortaya çıkartılan cinayetlerin gerçek failleri kimlerdir? şeklinde bir probleme dönüşmüştür. Şimdi bu problemin çözülmesi için “Hizbullah” denilen örgüt ve ona yönelik bu operasyon hakkındaki bilinenleri ve bilinmeyenleri bir tespit edelim ki bilinenlerden hareketle bilinmeyenleri çözmeye çalışalım:

a-) Bilinmeyenler:

· Bu kadar acımasız, dehşet verici cinayetler işleyen bir örgüt bu güne kadar niçin devletin güvenlik güçleri ile bir çatışmaya girmemiştir?

· Görüldüğü kadarı ile 10’larca belki de yüzlerce insan kaçırıp öldüren ve evlerin altına, bahçelere bir iki yıl içinde gömen bu örgütten T.C. Devleti’nin güvenlik ve istihbarat birimlerinin hiç haberi yok muydu?

· Resmi makamlar, örgüt lideri olduğu söylenen H. Velioğlu’nun takriben 2 ay önce İran’dan Türkiye’ye giriş yaptığını söylüyorlar. Halbuki bu son 3-4 aydır bu örgüt üzerine Güney Doğuanadolu’da yoğun bir operasyon ve hassasiyet varken o şahıs niçin Türkiye’ye gelsin?

· Silahlı terör örgüt lideri olan o kişiler niçin özel koruma, kollama birimleri olmadan İstanbul’da bir lüks villada bir arada bulunsunlar?

· Son iki ay içinde sistematik bir şekilde kaçırılan insanların kredi kartlarını ve cep telefonlarını onları kaçırdığı söylenen bu örgütün elebaşlarının kullandıkları söyleniyor. Bu örgüt liderleri ve adamları niçin bunu yapsınlar?

· Bu örgütün Kasım 1999’dan itibaren ard arda İstanbul’da niçin adam kaçırdığı?

· Bu örgüte yönelik operasyonun zamanlamasının niçin böyle yapıldığı?

· Bu örgütle alakalı olduğu iddiası ile tutuklanan ve bilgisayar operatörü olarak Başbakanlıkta çalışan bir memurun, daha önce Bingöl’da göz altına alınıp niçin bırakıldığı ve memurluğuna devam ettirildiği?

· Söz konusu örgüt, kaçırdığı ve öldürdüğü adamların kimliklerini ve sorgulama bantlarını operasyon yapılan villada niçin bulundursun?

· Operasyonun bittiği açıklandığı halde o binanın içinden medyanın görüntü almasına ve Hüseyin Velioğlu’nun o binada öldürülmüş cesedini ve o binada olduğu söylenen dokümanları hemen görüntülemelerine niçin izin verilmediği?

· Operasyonun bitmesinden bu güne kadar 10 gün geçtiği halde o villada medyanın girip görüntü almasına niçin izin verilmediği?

· Bu örgütün PKK dışındaki sivil kesimden kaçırdığı ve öldürdüğü kişilerin neden genelde hep İslâmî kesimlerden olduğu?

b-) Bilinenler:

· Geçen sene Kasım ayı içinde Güneydoğu’da Gaziantep’te Olağanüstühal Bölgesi il valileri, emniyet müdürleri ve Jandarma komutanlarının Hizbullah hakkında bir strateji belirleme toplantısı yaptığı.

· Kasım ayının ortasından itibaren İstanbul’da ard arda 11 kişinin kaçırıldığı ve bunları kaçıranların Hizbullah olabileceğine dair resmi açıklamaların yapıldığı.

· Yine Kasım ayı sonuna doğru bu örgütün lideri olduğu söylenen H. Velioğlu’nun İran’dan Türkiye’ye giriş yaptığına dair emniyet yetkilileri tarafından resmi açıklamanın yapıldığı.

· Bu tür kaçırma olaylarından sonra ya da faili meçhul olaylarla ilgili açıklamalarda son iki yıldır hep Hizbullah isminin zikredildiği.

· Kendisini “Hizbullah” olarak isimlendiren bir örgütün Türkiye’de olmadığı. Bu ismi Laik T.C. Devleti’nin ve yardakçıları bazı gazetecilerin bazı İslâmî gruplara verdiği. Ancak devletin emniyet ve MİT raporlarından basına yansıyanlardan da görüldüğü gibi devlet bazı grupları hep Hizbullah örgütü kolları olarak isimlendiriyor. Mesela İlim Grubu, Menzil Grubu, Vasat Grubu, Vahdet Grubu gibi. Halbuki yine o raporlardaki bilgilerden de anlaşıldığına göre bu gruplar arasında bir organik bağ yok. Hatta bazen bu gruplar arasında düşmanlık ve büyük görüş ayrılıkları dahi var. Mesela; Menzil Grubu, İlim Grubu mensupları birbirlerini öldürmekteler. Menzil Grubu liderinin İlim Grubuna mensup olduğu söylenen kişiler tarafından 6 yıl önce kaçırıldı ve halen kendisinden bir haber yok. Görüş birliği yok, lider birliği yok, organik bağ yok! O halde bunlar nasıl bir tek örgüt olarak isimlendirilebilirler?!..

· Bu örgüt hakkında 1992’de gazetecilerle bir yemekli toplantıda, MİT müsteşarı Korgeneral Teoman Koman’a (daha sonra orgeneral ve jandarma komutanı oldu), Hizbullah hakkında ne dersiniz, diye sorulduğunda şu cevabı verdiği: “Hangi Hizbullah? Bir İran’da ve onun desteği ile Lübnan’da Hizbullah var. Bir de dinine, diyanetine bağlı vatan hizmetine bağlı, PKK ile mücadele eden vatandaşlar var...” (Fehmi Koru-Yeni Şafak, Umur Talu-Milliyet v.b.)

· Bu örgütün, Batman’da, Van’da, Diyarbakır’da bazı askeri kışlaların içinde eğitim kamplarının olduğu JİTEM (Jandarma İstihbarat Teşkilatı) ve bazı askeri çevrelerden bilfiil destek ve koruma gördüğü. Bunu 1993 Temmuz ayında T.B.M.M. Faili Meçhul Cinayetleri Araştırma Komisyonu heyetine Batman Emniyet Müdürü ve Vali Yardımcısı açıklamışlardır. Bu açıklamayı yapınca ertesi gün Batman emniyet müdürü Ankara’da pasifize edilmiştir. (T.B.M.M. Faili Meçhul Cinayetleri Araştırma Komisyonu raporu)

· Eski MİT müsteşarı, Jandarma Komutanı Orgeneral Teoman Koman’ın bu hususta ifadesi alınmak için T.B.M.M. Faili Meçhul Cinayetleri Araştırma Komisyonu’nun çağrısına icabet etmemiş olduğu.

· Devlet Güvenlik Mahkemesi Başsavcısı Nusret Demiral’ın hem kendisinin hem de onun talimatı ile bir çok savcının bu komisyona benzeri konular hakkındaki sorulara cevap vermediği.

· 20 bin kişilik faili meçhul cinayetlerin artık devlete bir sıkıntı vermeye başladığı.

· Hükümet ortakları partilerin liderlerinin APO’nun idamının ertelenmesine dair 12 Ocak 2000’de karar almaları ile oluşan toplumsal huzursuzluk ve bu partilerin tabanlarındaki huzursuzlukların giderilmesi için, tahkim yasasının ve bu kapsamda 48 ihale ile ilgili geriye dönük şans tanıma kararının, zamların v.b. baskısından kurtulmak için gündemin değişmesi gerektiği.

· Bu müslüman halkı, çağdaşlaştırmak için jakoben yöntemlerle sürekli tehdidin, baskının, sindirme vesilelerinin bulunmasını isteyen kesimlerin varlığı.

· Bu operasyonun tam İran Dışişleri Bakanının Türkiye’ye resmi ziyaretinin başladığı saatlerde başlamış olmasına rağmen İran-Türkiye arasındaki görüşmelerin olumlu ve ılımlı bir havada geçmiş olduğu ve Cumhurbaşkanının Mart ayında İran’ı ziyaret edeceğinin açıklanmış olduğu.

· Terör ve irtica ile mücadelede yahudi varlığı İsrail ile T.C. Devleti’nin istihbarat işbirliği yaptığı.

· 22 Ocak 2000’de Ecevit”in yaptığı açıklamada şöyle dediği: “Dinin siyasallaştırılmasının ne facialara yol açabileceğini Hizbullah olayında ve cinayetlerinde görüyoruz. Bu olaylar laikliğin yalnız toplum ve siyaset açısından değil, din açısından da ne kadar hayırlı olduğunu göstermektedir. Bu tür çirkin olaylar ve facialar karşısında inançlara saygılı laikliğin değeri daha iyi anlaşılıyor olsa gerekir.”

· 24 Ocak 2000’de de Genel Kurmay Başkanlığı’nın yaptığı bir yazılı açıklamada bu olayla ilgili olarak şunu dediği: “Dinin siyasallaştırılmasının nelere sebep olabileceğini, Hizbullah terör örgütünün son eylemleri ile bir kere daha ortaya çıkmıştır.”

· 28 Şubat sürecinde yoğun irtica karşıtı bir kampanya olduğu ve irtica brifingleri yapıldığı halde bu örgütün üzerinde ciddi bir şekilde durulmamış olması.

· T.B.M.M. Faili Meçhul Cinayetleri Araştırma Komisyonu Başkanı Sadık Avundukluoğlu’nun şöyle dediği: “Batman Vali Yardımcısı Hizbullah militanlarının askeri kamplarda eğitildiklerini bize söyledi.”

· Konya’daki Hizbullah’a ait olduğu söylenen içinden 4 ceset çıkan evde halen oturan şahsın televizyonlarda yayınlanan konuşmasında polislerin 3 ay önce gelerek kendisine “evde koku var mı? Duvarlarda kan izleri gördün mü? İp buldun mu?” gibi sorular sorduğunu, aynı polisin mezar kazma operasyonuna katıldığını söylemesi.

· Eski Devlet Bakanı T.B.M.M. Faili Meçhul Cinayetleri Araştırma Komisyonu üyesi Trabzon milletvekili Eyüp Aşık’ın şöyle dediği: “Hizbullah 10 yıldır var. Devlet bunu o zaman inkar ediyordu. Çünkü PKK’ya karşı bu örgüt kullanılıyordu. O dönemde bölücü örgüte Hizbullah büyük darbe vuruyordu.” “Çete mafya işi baştan sona paradır. Hakkari, Van ve Bitlis üçgeninde dönen uyuşturucu para miktarı Türkiye’nin bütçesi kadardır. Devlete göre vatandaş değil, vatandaşa göre devlet yönlendirilmelidir.” (Akit, 26/01/2000)

· Cumhurbaşkanı Demirel’in 23 Ocak 2000’de gazetecilere Hizbullah hakkında sorulduğunda şöyle dediği: “Bu enteresan bir olaydır. Hizbullah aslında PKK’nın bir türevidir. Başlangıçta PKK’ya karşı çıkmış bir harekettir. PKK, marksist, dinsiz ve terörist bir harekettir. Güneydoğu Anadolu’da halkı rahatsız etmiş bir harekettir. Buna karşı halkın kendisini korumaya kalkması gibi bir olaydır. Yani evvela halkı korumaya yönelmiş bir hareket. Halkın kendisinden çıkarttığı gibi bir hareket. Ama daha sonra terörist, ayrılıkçı ve dinci bir hareket. Devlet bunları takipsiz bırakmış değil. Yani bu zamana kadar takip edilmemiş de şimdi ediliyor değil. Bu işin çıktığı günden beri 10-12 seneden beri takip edilmiştir.” (Zaman, 25 Ocak 2000)

O zaman bu cesetleri çıkartılan kimselerin öldürülmelerinin sorumlusu doğrudan devlet değil mi?!

· Beykoz’daki ölüm evinin komşusu bir vatandaşın ATV’de şöyle dediği: “Bu olaydan günler önce polise gittim, bu evin bahçesinde pis kokular, leş kokusu geliyor dedim. Merak etme biz biliyoruz,haberimiz var, cevabını aldım.” demesi. (25/01/2000, BinYıl)

c-) Çözüm:

Bilinenlerden hareketle bilinmeyenlere bakılırsa şu neticenin ortaya çıktığı görülür:

T.C. Devleti bu örgütü kurdurmuştur. Onu hem PKK ile mücadelesinde kullanmıştır. Hem de “irticacı” diye isimlendirdikleri bir çok kişiyi ortadan kaldırmak için kullanmıştır. Ayrıca ona mal edilen bu çirkef cinayetler ile İslâm’a ve onu hayata hakim kılmak isteyenlere toplumun nefretle bakmasını sağlamak istenmiştir. Nitekim Başbakan Ecevit ve Genelkurmay Başkanlığı açıklamalarından da görüldüğü gibi bu çirkef, vahşi, iğrenç cinayetleri “İslâm’ın siyasallaştırılmak” istenmesi eğilimine bağlamışlardır.

Buradan üç ay önce Hizbulah ile ilgili olarak belirlenen stratejinin boyutları görülmeye başlamıştır.. Şunu sormak lazım: Bu yapılanlarla bu demeçlerin alakası nedir? “Hizbullah” denilen bu örgüt bir siyasi parti midir? Hangi siyasi faaliyeti yapmış? Hangi siyasi projeler var?!Yaptığı tek şey terör! O halde “siyasal İslâm” ya da “İslâm’ın siyasallaştırılması” ile bu örgütün ve yaptıkları cinayetlerin alakası nedir?! Bir alakası yoktur. Ancak o strateji gereği bu alakayı T.C. Devleti yöneticileri ısrarla kurmak ve bunu bahane ederek müslümanlara baskılarını sürdürmek istiyorlar...

Bu vahşi, iğrenç cinayetleri de o stratejinin parçası olarak görmek gerekir. Yani bu cinayetlerin, adam kaçırıp işkence yaparak öldürmelerin v.b. terör eylemlerinin gerçek faili; şeytanın avaneleri olan, çağdaş tağuti güçler yani laik kemalist şer güçler olan hizbuşşeytandır.

III- Gerçek fail: Hizbuşşeytan:

Evet, topluma korku, dehşet, panik, nefret,kin pompalayarak büyük çoğunluğu Yahudi-dönmelerden oluşan medyanın; “Hizbullah vahşeti”, “Hizbullah dehşeti”, “İslâmî terör”, “Hizbullah cinayeti”, “Hizbullah katliamı”, “radikal dinci terör örgütü”, “PKK’dan daha tehlikeli örgüt” olarak lanse ettikleri o iğrenç cinayetlerin gerçek faili hizbuşşeytandır. Yani laik T.C. Devleti’nin derinlerinden emir alan şer odaklarıdır. Bu laik T.C. Devleti’nin derin devletini oluşturan ve İslâm düşmanı olan ve bu düşmanlıklarını “irtica ile mücadele” adı altında sürdüren Yahudi-dönme ağırlıklı müşriklerin oluşturduğu hizbuşşeytanın bu tür işleri daha önceleri de işledikleri vakidir.

· Menemen’de 5-6 serseriyle çıkarttıkları olaylarla, 31 Mart vakıası olarak bilinen olaylarla bütün ülkede “irtica” avına çıkıp baskılar yapmaları unutulmamıştır.

· Susurluk olayında olduğu gibi bir çok gayri hukuki eylemleri, uyuşturucu ticareti gibi insanlık suçlarını işledikleri de vakidir.

· Cezayir’de, çoluk çocuk, kadın, yaşlı demeden keserek, vurarak 100 binlerce müslüman, katledip de bunu “İslâmî terör” yaptı, “radikal dinciler” yaptı diye dünyayı yanıltmaya çalışanlar da hizbuşşeytanın o bölgedeki türevlerindendir.

· Hizbuşşeytan, çeşitli bölgelerde yöresel türevleri ile hep aynı vahşeti, iftira, yalan ile müslümanlara maletmeye çalışıyor.

·

· Bir yandan Kur'an öğrenmeyi ve öğretmeyi yasaklarken diğer taraftan Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da halkı devlete itaata ikna etmek için Kur'an ayetlerini kağıtlara yazarak dağıttıkları, camilerde kendi istedikleri doğrultuda hutbeler okutturdukları yani dini kendi politik menfaatları doğrultusunda kullandıkları da vakidir.

· İslâmî bir tabir olan “Hizbullah” kelimesini de bu maksatları doğrultusunda kullanarak kudurdukları terör örgütünün işlediği pislikleri İslâm’a ve onu hayata hakim kılmak isteyen samimi müslümanlara bulaştırmak istedikleri de vakidir. Bu hususta T.B.M.M. Susurluk Araştırma Komisyonu Başkanı, Nevşehir Milletvekili Mehmet Elkatmış şöyle diyor:

“Hizbullah, PKK’ya karşı devletin kurdurduğu,beslediği, büyüttüğü bir örgüttür. Bugün de artık görevini bitirdiği için yok ediliyor. Bu örgüt yok edilirken İslâm, küçük düşürücü bir propaganda ile hedef alınıyor. Zaten derin devletin bir politikası var: “İti ite kırdırmak.” PKK’ya karşı da bu yöntem kullanılmıştır. Kullanılan örgütün görevini bitirdiği için de yok edilme sürecine gidilmiştir. Zaten örgütün en tepesindeki insanın öldürülmüş olması, Hizbullah’ın Türkiye’de yok edileceğinin göstergesidir. Yok edilirken İslâm’a büyük zarar verilecek. ‘İslam böyle tehlikedir’, ‘Müslümanlar böyle gaddardır’ havası toplumda verilmeye çalışılıyor. Bunu canlı yayınlarda yapıyorlar.” “Bir Hizbullah itirafçısı, örgütü Hüseyin Velioğlu ile JİTEM’i kuran Cem Ersever’in birlikte kurduğunu söyledi.” (Akit, 21/01/2000)

IV- Hizbuşşeytanın profili:

“Hizbuşşeytan”, “hizbullah” tabirleri Kur'an tabirleridir. Onları Allah tanımlamış, vasıflarını da Allah belirlemiştir. Hiç kimse, bu tanımın ve vasıfların dışına çıkarak “filanlar hizbullahtır, filanlar hizbuşşeytandır” diyemez. Derse küstahlık yapmış olur. Onun için bu vesile ile burada bu hususla ilgili ayetleri alarak hizbuşşeytanın profilini çıkarmaya çalışacağız ki mü’minler onu tanıyıp ondan olmasınlar. Allahu Teâla şöyle buyuruyor:

“Allah’ın gazap ettiği bir topluluğu veli/dost ve yardımcı edinenleri görmedin mi? Onlar ne sizdendirler ne de onlardandırlar. Bile bile yalan yere yemin ediyorlar.

Allah onlara çetin bir azap hazırlamıştır. Gerçekten onların yaptıkları şeyler çok kötüdür.

Yeminlerini kalkan yapıp Allah’ın yoluna engel oldular. Onlar için alçaltıcı azap vardır.

Onların ne malları ne de evlatları kendilerini Allah’a karşı koruyamaz. Onlar ateş ehlidir, orada ebedi kalacaklardır.

Allah’ın onların hepsini yeniden dirilteceği gün dünyada size yemin ettikleri gibi, Allah’a da yemin ederler. Kendilerini bir şey üzerinde olduklarını sanarlar. İyi bilin ki onlar gerçekten yalancıdırlar.

Şeytan onlara baskın gelip Allah’ın zikrini unutturmuştur. Onlar hizbuşşeytandırlar/ şeytanın taraftarıdırlar. İyi bilin ki hizbuşşeytan mutlaka hüsrana uğrayacaktır.

Allah’a ve Rasulü’ne düşman olanlar, onlar en alçakların arasındadırlar.” (Mücadele: 14-20)

Bu ayet-i kerimeler hizbuşşeytanın karakteristik özelliklerini, tiniyetlerini belirleyen şu vasıfları ortaya koymaktadır:

· Onlar Allah’ın gazap ettiği toplulukları yani Yahudileri ve hıristiyanları veli/dost ve yardımcı edinirler. Yahudilerle işbirliği yaparlar.

· Onlar kişiliksizdirler, kimliksizdirler. Ne gerçekten mü’min kişiliğini, kimliğini kabullenirler ne de Yahudi kimliğine kendilerini kabul ettirebilirler. Onlar iki yüzlüdürler.

· Onlar yalancıdırlar. Hatta yalan yere yemin ederek kendilerini mü’minlere müslümanmış gibi takdim ederler. Böylece mü’minlerin onları müslüman sanmalarını sağlamaya çalışırlar. Çoğu zaman da mü’minler onların o yeminlerine bakarak onları müslüman sanarlar.

· Hep pis iğrenç, kötü işler yaparlar. İşleri hep pislik, ifsat, fesad, zulümdür. Makyevalisttirler. Gaye vasıtayı meşru kılar anlayışı ile her çirkefliği işlerler.

· Onlar, yemin edip müslüman görünerek insanları Allah yolundan saptırmaya çalışırlar. Yani Allah’a hakkıyla iman edip, O’nun emirlerine, nehiylerine göre O’nun gönderdiği hayat nizamına göre yaşayarak sadece O’na boyun büküp O’na kulluk yapmaktan insanları uzaklaştırmaya çalışırlar. Bunu da Allah’ın gönderdiği hayat nizamı olan İslâm’ı hayattan uzaklaştırarak, hayata hakim kılmayı yasaklayarak toplumsal ve siyasal yaşantıyı Allah’ın dini dışında kendi katlarından uydurdukları esaslara dayandırarak; çağdaşlık, çağdaş yaşam, laiklik, demokrasi, cumhuriyet, milli kimlik, özgürlükler v.b. çağdaş cahiliyye çığlıkları, sloganları atarak yaparlar. Çünkü bu çağdaş cahiliyye/İslâm dışı fikir, söylem, eylem ve yaşam tarzları insanları Allah yolundan saptırır. Allah’ı ve sadece O’na kul olmayı unutturur. İnsanları kula kul yapar.

· Onlar sadece bu dünyada elde ettikleri mal, mülk, evlat servetlerine güvenirler. Elde ettikleri o maddi imkanlar ile kendilerinin ebediyyen korunacağını sanırlar. Yani bir yerde kendilerinin sahip oldukları para, servet gücüne ve insan gücüne, devlet gücüne güvenirler. Allah’ı aciz sanırlar. Fırsatını bulunca “haydi Allah’ınız sizi kurtarsın” derler.

· Onlar; yalanla, saptırmalarla, demagoji ile, yanıltıcı kampanyalarla dünyada işlerini yürüttükleri gibi Ahirette de işlerini yürüteceklerini sanırlar. Allah’a karşı bile yalan yemin edecek kadar onların iliklerine yalancılık, sahtekarlık, demagogluk işlemiştir ve en önemli karakteristik özellikleri olmuştur.

· Onlar Allah’ı ve Ahireti unutmuşlardır. Şeytanın misyonunda tam başarı elde ettiği kişiler olmuşlardır. Çünkü şeytanın misyonu, insanları dünya nimetleri ile kandırıp Ahireti ve Allah’ı unutturarak cehenneme giden yolda peşine takmaktır. Bunu Allahu Teâla bir başka ayet-i kerimede şöyle belirtiyor:

“Ey insanlar! Allah’ın (Ahiret ile ilgili) va’di haktır/gerçektir. Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın ve o aldatıcı (şeytan) da Allah’ın affına güvendirmek suretiyle sizi kandırmasın.

Çünkü şeytan, sizin amansız bir düşmanınızdır. Siz de onu düşman sayın. O kendi hizbini (kendi peşine takılanları, taraftarlarını) ancak ateş ehlinden olmaya çağırır.” (Fatır: 5-6)

İşte hizbuşşeytan yani şeytanın peşine takılanlar, kendilerini cehenneme sürükleyen düşmanlarını veli/dost ve yardımcı edinirken Allah yolunda gidenlere düşman kesilirler.

· Hem bu beyinsizliklerinden hem de yaptıkları o iğrenç işlerden dolayı onlar insanların en alçaklarıdırlar. Seviyesiz, kişiliksiz, ikiyüzlü, dönek, korkak alçaklardır.

· Onların akibetleri, kesinlikle hüsrandır, kötü bir gelecektir, acıklı, alçaltıcı azaptır.

Bugün bu toplumda bu vasıfların hepsini; bu toplumun sosyal, siyasal, kültürel, ekonomik yaşamına hakim olan aslen Yahudi olan fakat resmen müslüman olan ve kendilerine dönme denilen laik kemalist çağdaş cahiliyye yaşam tarzını benimseyen çağdaş müşrik ve zındık gruhta görmek mümkündür. İşte bu toplumdaki fitne, fesad, faili meçhul cinayetlerin, katliamların, işkencelerin, yolsuzlukların asıl failleri bu çağdaş hizbuşşeytan güruhudur.

V- Hizbuşşeytana karşı mü’minler tarafından yapılması gerekenler:

Mü’minlerin, hizbuşşeytana karşı yapması gereken hususların başında Allahu Teâla’nın belirlemiş olduğu gerçek anlamda hizbullahın vasıflarına haiz olmaktır. Zira Allahu Teâla, hizbullahı ve hizbuşşeytanı karşıt iki kesim olarak belirlemiştir. Hizbullahın vasıflarını da Allahu Teâla ayet-i kerimede şöyle belirlemiştir:

“Kim Allah’ı, Rasulü’nü ve iman edenleri veli/dost ve yardımcı edinirse (bilsin ki); üstün/galip gelecek olanlar şüphesiz hizbullah/ Allah’ın tarafını tutanlardır.” (Maide: 56)

“Allah’a ve Ahiret gününe inanan bir toplumun -babaları, oğulları, kardeşleri, yahut akrabaları da olsa- Allah’a ve Rasulü’ne düşman olanlarla dostluk ettiğini/onları sevdiğini göremezsin. İşte onların kalbine Allah, imanı yazmış ve katından bir ruh ile onları desteklemiştir. Onları içlerinden ırmaklar akan cennetlere sokacak, orada ebedi kalacaklardır. Allah onlardan razı olmuş, onlar da Allah’tan hoşhut olmuşlardır. İşte onlar hizbullahtır/Allah’tan yana olanlardır. İyi bilin ki hizbullah/Allah’tan yana olanlar kuşkusuz kurtuluşa erenlerdir.” (Mücadele: 22)

Bu ayetlere göre gerçek anlamda hizbullah, olanların vasıflarının şunlar olduğunu görmek mümkündür:

· Allah’a ve Ahiret gününe inanırlar. Yani insanı, hayatı, kainatı yaratan, ona çeki düzen veren Allah’ın varlığına iman ederler. İnsanın, hayatın ve kainatın bir sonunun olup ondan sonra bir başka hayatın var edileceğine de iman ederler. Bu iki hususa iman ediyor olmak demek, insan hayatının anlamsız, boşuna olmadığını, Allah’ın gönderdiği dinine göre yaşanması gerektiğini ortaya koyar. Yani hayatın sosyal, siyasal, bireysel bütün yönleri ile Allah’ın dinine dayalı olarak tanzim edilmesi gerektiğini, gönderdiği dinini tüm yaşantıda yaşayarak ve hakim kılarak hayatta sadece Allah’a kulluk etmek gerektiğini; laik, seküler, çağdaş yaşam gibi çağdaş cahiliyye anlayışların red edilmesinin gerektiğini ortaya koyar. Zira insan hayatta Allah’ın dininin gerektiğine göre yaşayıp yaşamadığından Ahirette sorgulanacaktır. Bu anlayıştan yoksun “Allah’a iman ediyorum, Ahirete de iman ediyorum” demenin bir değeri yoktur. Yani laik seküler kişilerin Allah’a ve Ahirete iman iddiaları boşunadır. Bu hususta El-Kıyame: 36, Ankebut: 2, Nisa; 60, 65 ayetleri dikkate alınmalıdır.

İşte gerçek anlamda hizbullahın vasıflarına haiz olanlar Allah’a ve Ahiret gününe laik ve seküler olarak değil de hakkıyla iman ederler.

· Onlar en yakınları da olsa Allah’a ve Rasulüne düşmanlık besleyenleri sevmezler, veli/dost ve yardımcı edinmezler. Allah’a ve Rasulü’ne düşmanlık edenler, başta yahudiler, müşrikler, hıristiyanlar olmak üzere kafirlerin tamamıdırlar. O halde onlar, yahudileri, hıristiyanları, müşrikleri veli/dost ve yardımcı edinmezler. Onlara hoşgörü ve sevgi duyguları ile asla bakmazlar.

· Onlar ancak Allah’ı Rasulü’nü ve mü’minleri veli edinirler, onları severler ve sayarlar.

· Onların kalplerine iman yazılmıştır. Yani onların akılları ve duyguları hep imana dayalıdır. İslâm akidesi/inancı onların düşünce ve duygularının esasıdır, merkezidir, lideridir. Bunun pratikteki yansıması, onların tüm düşünce, duygu ve tasarruflarında yani amellerinde, eylemlerinde tek ölçü helal-haram, hayır-şer, sevap-günahtır. Bunun dışındaki makyavalistliği, amacı uğruna her şeyi mübah görme anlayışını, pragmatizmi; menfaatı, yararı tek ölçü görme anlayışını düşünce, duygu ve amellerine esas ve ölçü almazlar. Sadece İslâm Akidesini esas alırlar.

· Onlar Allah’tan gelen ruhtan yani Kur’an’dan, risaletten destek alırlar. Kafirlerden, zalimlerden, tağutlardan ve sadece maddi imkanlardan desteğe değil Allah’ın katından gelenlere dayanırlar.

· Onlar Allah’ın rızasını/hoşnutluğunu kazanmayı ve Allah’tan gelen risaletten ve hükümlerden hoşnut olmayı esas alırlar. Ne tağutlardan, kafirlerden, zalimlerden hoşnut olurlar ne de onların hoşnutluğunu kazanma uğraşı içine girerler. Sadece Allah’ın rızasını gözetirler ve sadece O’nun gönderdiklerinden ve hükümlerinden hoşnut olurlar.

· Onlar için içinde ebedi kalacakları, içinden ırmakların aktığı cennet vaad edilmiştir. Onlar ancak bu vaade itibar ederler. Şeytan ve taraftarlarının aldatmaca, mutluluk vaadlerine kulak asmazlar. Şeytan ve avanelerinin vesveselerine takılarak gelip geçici çok az olan dünya nimetlerine kanıp Allah’ın vaad ettiği ebedi saadeti tepmezler.

· Onlar galip gelecek olanlardır, kurtuluşa erecek olanlardır. Onlar Allah’ın bu vaadinden tereddüde düşmezler. Sıkıntılı ortamlarda dahi bu vaade güvenleri tamdır.

İşte mü’minlerin asıl düşmanları olan şeytan ve onun peşine düşüp ona avanelik yapan hizbuşşeytanın oyununa gelmemeleri, onların tuzaklarına ve maşası konumuna düşmemeleri için bu vasıflara sahip olmaya yani gerçek anlamda hizbullah olmaya çalışmaları gerekmektedir. Yoksa ne başkalarının ne de kendilerinin kendilerini “hizbullah” olarak isimlendirmeleri ile hizbullah olunmaz!...

VI- Sonuç:

Çağdaş tağutlar ve avanelerinin oluşturduğu hizbuşşeytanın fitne, fesad, zulüm, zulümat, küfür, ,şirk ile kirlettikleri sosyal ve siyasal yaşamı, toplumu, tüm insanları ve hatta dünya ve kainatı içinde bulunduğu bu küfür, zulüm, şirk kirliliğinden kurtarmak için tek yol vardır o da Allah’ın insanlara nur, hidayet, rahmet olarak gönderdiği İslâm’ı, hayata hakim kılmaktır. Onun için de İslâm’ı hayata hakim kılıp tüm insanları zulümattan, çağdaş şirk, küfür kirliliklerinden kurtarıp nura kavuşturmak için bütün dünyaya nur ve hidayet risaleti olarak cihad yoluyla taşıyacak olan Raşidi Hilâfet’i kurmak maksadı ile ihlasla çalışan mü’minlere yardımcı olmak tek çıkar yoldur. Aksi halde meydan hizbuşşeytana kalır. O da ortalığı böyle kirletir, zulüm, katliam, yalan, saptırıcılık, dolandırıcılık, sahtekârlık, ahlaksızlık, fitne, fesad ile doldurur.

Samimi mü’minler meydanı pis lanetli şeytana ve avanelerine yani hizbuşşeytana bırakmamalıdırlar. Allah’ın şu sözlerine kulak vererek İslâm Davetini ihlasla yüklenmeye her halükârda çalışmalıdırlar.

“Bir kısım insanlar mü’minlere, ‘Düşmanlarınız size karşı toplandılar, aman sakının onlardan!’ dediklerinde bu onların imanlarını bir kat daha artırmıştır. Ve ‘Allah bize yeter. O ne güzel vekildir’ demişlerdir.” (Al-i İmran: 173)

“İşte o şeytan, ancak kendi dostlarını korkutur. Şu halde eğer iman etmiş kimseler iseniz, onlardan korkmayın, Benden korkun.” (Al-i İmran: 176)

“Kim izzet ve şeref istiyorsa, bilsin ki, izzet ve şerefin hepsi Allah’ındır. O’na ancak güzel söz (Kelime-i Tevhid) yükselir. Onu da Allah’a salih amel ulaştırır. Kötülükleri tuzak yapanlara gelince, onlar için çetin bir azap vardır. Ve onların tuzağı bozulur.” (Fatiır: 10)

Hizb-ut Tahrir M. 27/01/2000

Türkiye Vilayeti H. 20 Şevval 1420