HİZB-UT TAHRİR’DEN SURİYE MÜSLÜMANLARINA BİR BEYAN

 Allah’ın selamı, rahmeti ve bereketi üzerinize olsun,,,

Bu beyanı size yöneltmemizin iki nedeni vardır:

1- Bu sistemin gölgesinde yaşayan her insanın hissettiği zorlukların ve ülkenin her yerini kuşatan kötü durumun farkında olmamız.

2- İslâm esasına dayalı kültürel kalkınma projesini benimsemiş bir siyasi parti olarak, İslâm ümmetimize karşı sorumluluğumuzu hissetmemiz. Zira bir insanın, hayatın her alanında adeta fasat ile iç içe olup da bunu görmemezlikten gelmesi söz konusu olamaz. Bu, birçok açıklamayı gerektirmeyecek şekilde gün ortasındaki güneşin aydınlığı gibi ortadadır.

Ekonomik problemler ve ekonomik yapının üzerine oturtulması gereken temel dayanakların kaybolması, –meydan okumalar karşısında gelişme gücüne sahip olan sanayi devleti gibi- sadece, ekonomi politikasının bozukluğundan ve sistemin meylinden kaynaklanmaz. Bilakis, Suriye yönetiminin, insanların işlerini görüp gözetme, çıkarlarına göre hareket etme esasına göre kurulu olmamasından kaynaklanmaktadır. Bu sistemin, malları stoklama, servetler üzerinde tam bir egemenlik kurma ve insanları köleleştirme esasına göre kurulu olması, bir taraftan insanların fakirleşmelerine, geçim seviyelerinin düşmesine, hakim grupla işbirliği yapan ve birçok ayrıcalıklara sahip bulunan azınlığın daha da zenginleşmesine yol açarken, diğer taraftan normal vatandaşları, insan gibi bir hayat yaşayabilmek için gerekli olan temel ihtiyaçları en alt seviyede bile karşılamaktan aciz kalmalarına yol açmıştır.

İctimai açıdan ise; toplumda korunmaya çalışılan İslâmi hükümlerin sistem tarafından yıkılmaya çalışıldığı, yıllar boyunca İslâm ümmetimizin muhafaza ettiği değerlerimizin çiğnenmek istendiği sizin de malumunuzdur. Bu nedenledir ki kadın; okullarda başörtülü olarak okumaktan men edilerek, “milli çalışma” çerçevesinde erkeklerle yanyana mücadele edebilmesi bahanesiyle terbiyeden ve hayadan uzak ortamlarda  İslâmi kimliğinden soyutlanmaya çalışılarak sapmaya ve fıska teşvik edilmektedir.

Tüm devlet kurumlarında yaygın bir halde bulunan hırsızlıklar, rüşvetler, dolandırıcılıklar, bulunduğu makama ehil olup olmadığına bakılmaksızın sisteme olan dostluğuna göre makamların belirli kişilerin tekeline bırakılması gibi olaylar bu sistemdeki bozuklukla ilgili hususlardandır. Fesadın var olduğunun ve yayıldığının bizzat sistemin kendisi tarafından itiraf edilmesi bunun en önemli delillerindendir. İnsanların dikkatlerini fesadın baş müsebbibinden başka alanlara çekmek için bu tür işlere bulaşanların araştırıldığını ve takip edildiğini söyleyen de bizzat bu sistemin kendisidir.

Ordunun durumu da gözleri yaşartmaktadır. Zira bu ordunun, ülkeyi koruması, zaferlere imza atması, ideolojik bir ordu gibi fedakarlıkların ve kahramanlıkların simgesi olması gerekirken, sistemin korunması için emniyet sibobu, hezimetin ve küçük düşürülmenin simgesi oldu. Nüfuzunu iyice yerleştirmek ve bölgedeki çıkarlarını sürdürebilmek için başını Amerika’nın çektiği küfrün çizmiş olduğu –yönetimden el çektirilmiş ve siyasi kararlardan uzaklaştırılmış müslüman halkımızın aleyhine  olsa da- ihanetlerin ve entrikaların uygulanmasına yarayan bir araç haline dönüştü. Dış politikanın, tek esasa göre, Amerika’nın çıkarlarına hizmet esasına göre şekillendirildiği araştırıp incelemeyi gerektirmeyecek kadar açıktır. Ümmetteki korkakların göğsünde utanç madalyası olarak kalacak olan ve nihayetinde büyük bir ihanet olan “barış operasyonu” diye isimlendirilen konu hakkında Suriye’nin takındığı tavır bunun en net delilidir.

İş, siyasi kararlar alma hakkının ümmetin elinden alınması ile kalmıyor, bu sistemin politikasına karşı çıkanların işkence edilerek ve tutuklanarak susturulması politikası uygulanarak görüşlere/düşüncelere haciz konulması noktasına kadar varıyor.

Dünyanın her tarafındaki müslümanların karşılaştıkları sıkıntılardan bir parça olan Suriye’deki insanların karşılaştıkları sıkıntılar bunlardır. Çünkü onlar, kendilerini koruyacak, İslâm hükümlerine göre işlerini yürütecek İslâm Devleti’nin gölgesi altında yaşamaktan yoksunlar. Şu anda ise, çıkarlarını gerçekleştirmek için kafirlerin göz diktikleri hedef haline geldiler. Eğer onlar bugün bu işin eşiğindeyseler, en nazik ve en tehlikeli aşamada duruyorlar demektir. Bu aşama, tüm imkanları ortaya koymayı, tüm gayretlerle ve güçle yardım etmeyi, dünyevi kazançlardan vazgeçmeyi gerektirmektedir. Bu nedenledir ki biz sizlerden, ümmetinize karşı olan sorumluluklarınızı üstlenmenizi istiyoruz. Çünkü ülkenin kalkınması için İslâm esasına göre çalışma yapmak, sadece partinin sorunu değil, ümmetin geleceğini ilgilendiren bir sorundur. Bu husus, bu dine yardım etmenizi ve ülkeyi çöküntüden, geri kalmışlıktan çıkartma yolunda Hizbü’t Tahrir’le birlikte çalışmanızı gerektiren Allah Sübhanehu’nun üzerinize farz kıldığı şer’î bir vaciptir.

Hizbü’t Tahrir, Hilafet Devleti’ni kurarak İslâm’ı hayata yeniden döndürme sorumluluğunu omuzlarında taşıyan, siyasi çalışma metodunu çalışma metodu olarak benimseyen, ideolojisi İslâm olan siyasi bir partidir. Rasulullah (sav)’ın hayatını kendisine esas aldığından herhangi bir şekilde şiddet eylemini kullanmaz. Hedefine ulaşabilmek için ümmetle birlikte çalışır. Sistemin, ihlaslı gençlerini geniş çaplı olarak tutuklaması, “barış operasyonu” ve diğer konulardaki entrikalarını açığı çıkarmasından ve siyasi skandala neden olmasından korktuğundan kaynaklanmaktadır. Zira sistem, İslâm ümmeti hakkında büyük bir suç işlemektedir. Bu hususlar, Ahirette hakkında ilk önce sorgulandığınız hususlar olacaktır. Hem Allah hem de insanlar katında izzete ve yüceliğe sahip kimselerden yazılmanız için yardım edenlerden ve yardımlaşanlardan olunuz!..

 

 

Hizb-ut Tahrir                                    H. 21 Zilkade 1420

Suriye Vilayeti                                          M. 27/02/2000