PAPA SAFARUNIYOS’UN ANAHTARLARINI GERİ ALIYOR

Papa II. Jean Paulus’un bölgeye yaptığı ziyaret Mısır’dan başlayarak Mü’te ve Yarmuk memleketlerini de içine alarak Beyt-ul Maktis’te sona erdi. Halbuki; Kudüs fethedilince Halife Hz. Ömer bin Hattab (ra) bu şehrin anahtarlarını onun patriği olan Safarunios’tan aldı. Bu gün ise, Amerika başta olmak üzere kâfir Batı devletleri uzun senelerdir elde ettikleri neticeleri taçlandırmak için geldiler. Müslüman memleketleri parçaladılar, bunların her birini bir köşeye sıkıştırdılar. Ümmetin geleceğini satan yöneticiler sayesinde bu kafirler Müslümanları iradeleri altına aldılar. Ümmeti satan bu yöneticiler ümmetin düşmanlarının milletlerini seçtiler, onların yanında yer alıp zilleti ve alçaklığı tercih ettiler. Müslümanların memleketlerinde kâfirlerin çıkarlarını savunan birer güvenilir bekçi konumuna girdiler.

Beyt-ul Maktis’e karşı çevrilen entrikaların son bölümleri de bitirilmek üzere iken; Amerika hıristiyanların da peygamberlerin miraslarında hakları var olduğunu  göstermek için Papayı oraya gönderdi. Hatta,  İbrahim (as)  yurdu olan Irak’ı ziyaret etmek istediğini açıkladı. Bu hareketle müslümanların Allah’ın şu sözüne inanmamalarını istiyor:

 İbrahim, ne yahudi, ne de hıristiyan idi; fakat o, Allah'ı bir tanıyan dosdoğru bir müslüman idi; müşriklerden de değildi. İnsanların İbrahim'e en yakın olanı, ona uyanlar, şu Peygamber (Muhammed) ve (ona) iman edenlerdir. Allah müminlerin dostudur.  (Al-i İmran 67)

Papa Allah (cc)’ın Musa (as)  ile konuştuğu yer olan Tur-i Sina dağı üzerinde ibadet yapmaya özen gösterdi. Fakat, kendi dinine mensup olanlar kendi kiliselerine girip onun orada ibadet etmesine engel oldular. Böylece bu gurup hıristiyanlar müslümanların hain yöneticilerinin ve bunların alimlerinin Papa için hazırladıkları büyük karşılamayı az da olsa bozdular. Peygamberlerin konağı ve namazgâhı olan Kudüs’ü ziyaret etmeyi tasarladı ve Kudüs ile ilgili sorunu çözmek ve çözümün de oraya hıristiyanların haccının egemenliği olmalıdır diye dünyaya mesaj vermek istedi. H. 10 Zilkade 1420’de Filistin Kurtuluş Örgütü ile Vatikan arasında yapılan anlaşma bu çözümü içermekte idi.  O anlaşmaya göre üç tevhidi dinin mensupları ve kuruluşları arasında kanun karşısında eşitliği garanti etmeyi ve bu şehrin bütün dünya için belirgin dini ve kültürel bir miras olmasına ilişkin kutsal damgasını ve özel kimliğini korumayı sağlayan devletlerin garantilerinin bulunmasının zaruretini açık bir şekilde belirtmiştir. Bu anlaşma buna benzer metinleri içermektedir ki; müslümanların memleketleri üzerinde bir otorite sağlasın. Bunu garanti eden ise, bölgeye egemen olan büyük devletler ve bunların başında gelen ABD’dir.

Papaya ve onu kucaklayan kâfir Amerika ve Haçlı Batı devletlerine diyoruz ki; Bugün Amerika’nın yürüttüğü bozuk çözüm, kendiniz için imal ettiğiniz ve müslümanların boyunları üzerine yerleştirdiğiniz yenilgi ve hainlikler yöneticilerden başkalarını temsil etmemektedir. Yöneticiler gibi sizin araçlarınızın pisliğini yok edecek gün pek yakındır. Sizin yüksekliğiniz sizi yanıltmasın, zira sizin yüksekliğiniz batıldan ibarettir. Firavunun ilk yenilgisi süslenmesi gününde idi. O gün Allah (cc) onun sihirbazlığını ve yalancılığını iptal etti. Allah (cc) sizin araçlarınızın sihirbazlığını ve bunlardan da müslümanların yöneticilerinin hainliğini ortaya çıkarttı. Allah’ın (cc) tahir kıldığı Beyt-ul Maktes Allah’ın izniyle gelecek Hilâfet Devletinin bir parçası olacaktır. Onun üzerine ne kadar güç yerleştirirseniz yerleştirin muhakkak bu gücünüz yok edilecektir. Zira, Ümmet Allah ’ın kendileri üzerine vacip kıldığını ve mevkiini idrak etti. Yöneticilerin tamamen sizin yanınızda sahip oldukları mevkilerini idrak ettiği gibi.

Şu bilinmelidir ki; gayri müslimlerin taifelerinin Papa gibi dıştan bir dini başkanlığa bağlı bulunmalarına izin verilmez. Yine onların başkanlarının bu dıştan bir dini başkanlıklar tarafından tayin edilmesine de izin verilemez. Zira, bu taifeler sadece İslâm Devleti tarafından yürütülecektir. Bu taifelerin işlerine herhangi bir dıştan karışma olursa müslümanların otoritesine bir saldırı sayıldığı gibi şeriatın egemenliğinde de bir deliğin açılması sayılır.

 Diğer yönden ise bu dıştan karışma İslâm memleketleri üzerinde kâfirler için bir otorite kurmayı sağlar. Allah ’u Teala şöyle buyurmaktadır:

  ”Allah  mü’minler üzerinde kafirler için herhangi bir yol (otorite) bulunmasına asla müsaade etmez” (Nisa 141) Resulullah (sav) şöyle buyurdu: “İslâm herşey üstüne gelir, fakat hiçbirşey İslâm üzerine gelmez.”

Bu hıristiyan taifelerine yürütme işini bir hak olarak bırakmak, müslüman fertler üzerine değil bütün toplumun otoritesi üzerine bir otorite kılmak demektir.  Zımmilerden bir gurup hıristiyanlar hakkında Rumların bir kralı sırf arabuluculuk yapmak isteyince hidayet imamı olan Ömer bin Abdülaziz hemen bunu reddetti. Bu hıristiyanlar bu kralla temas edip halife Ömer bin Abdulaziz’e bir şey yazmasını istemişler. Bu kral da şöyle yazmıştır: “Ey Ömer bu halk şu konular hakkında seninle anlaşmak istediler. Daha önce işleri nasıl yürütülmüşse öylece devam etmesini, kiliselerinin olduğu gibi kalmasını ve bunlardan haraba uğramışları kendileri tarafından tamir edilmesini istiyorlar. Bunlar iddia ettiler ki; senden önceki halifeler kiliseler konusunda her tür işlerin yapılmasına müsaade etmişler, sen ise bunları kaldırmışsın. Eğer onlar doğru ictihad yapmışlarsa onların yolunu izle. Eğer yanılmışlarsa sen istediğini yap.” Ömer buna şöyle yazdı: “Allah’a hamd ve senadan sonra benim örneğim ve benden önce gelenlerin (halifelerin) örneği Allah ’u tealanın Davud ve Süleyman’ın kıssasında geçenlere benzer şeyler hakkında şöyle söylediği gibidir:

 

  ”Davud ve Süleyman'ı da (an). Bir zaman, bir ekin konusunda hüküm veriyorlardı. Bir gurup insanın koyun sürüsü, geceleyin başıboş bir vaziyette bu ekinin içine dağılıp ziyan vermişti. Biz onların hükmünü görüp bilmekte idik. Böylece bunu (bu fetvayı) Süleyman'a biz anlatmıştık. Biz, onların her birine hüküm (hükümdarlık, peygamberlik) ve ilim verdik. Kuşları ve tesbih eden dağları da Davud'a boyun eğdirdik. (Bunları) biz yapmaktayız. (Enbiya 78-79)

Ayrıca Hz. Muhammed (sav)’ın peygamberliğine inanmayan Papa, dinler arası diyalog gölgesi altında bize geldi. Biz ona ve kendisine tabi olanlara Allah ’u Teala’nın bizden dememizi istediğini diyoruz :

 (Resûlüm!) de ki: Ey ehl-i kitap! Sizinle bizim aramızda müşterek olan bir söze geliniz: Allah'tan başkasına tapmayalım. O'na hiçbir şeyi eş tutmayalım ve Allah'ı bırakıp da kimimiz kimimizi ilâhlaştırmasın. Eğer onlar yine yüz çevirirlerse, işte o zaman: Şahit olun ki biz müslümanlarız! deyiniz. (Al-i İmran 64)

Bu Papa’ya Resulümüz Muhammed (sav)’in şu sözünü söyleriz: “Muhammed’in nefsini elinde tutana (Allah’a) yemin ederim ki; yahudi olsun, hıristiyan olsun bu insanlardan kim beni duyarsa ve benim getirdiğime inanmadan ölürse muhakkak ki cehennem ehlinden olacaktır.”

Otorite ve yöneticilerin alimlerinin sana nasihat etmeyip seni övmekle meşgul olmaları seni aldatmasın. Bunlar büyük günahlarını küçük gördükleri gibi kendi kendilerini küçük görürler. Onlar yöneticilerinin efendilerini ve dostlarını büyük gördükleri gibi seni de büyük görüyorlar. Bu nedenle Ezher hocası senden Kudüs’ün herkes için açık bir şehir olması için bir tavır almanızı ve her hak sahibine hakkını vermeni ve bununla ilgili senin tutumunun kuvvetli ve güçlü olmasını talep etti.  Bu sözler 28.02.2000 de El Hayat-ul Cedide gazetesinde yayınlanmıştır. Bu şekilde bu hoca Kudüs üzerindeki otoriteyi sana veriyor ve senden de herkese hakkı vermeni istiyor. Oysa, biz Belfour vaadi (Belfour’un yahudilere verdiği söz)’den önce ve sonra ve bu ana kadar sizin insaflığınızı gördük! Şimdi geliyorsun bize Yeni Dünya Düzenini müjdeliyorsun. Bu düzen ırka, renge ve inanca bakmıyor. Senin demeclerin 25.02.2000’de Eş-Şark-ul Evsat gazetesinde yayınlandı. Halbuki, Amerika’nın ortaya attığı bu dünya düzeninin görünüşlerini gören tüm insanlar bunun ateşiyle nasıl yandıklarına şahit oluyorlar. İşte, sen bunu müjdelemek için geldin!

Ey Müslümanlar,

Kudüs’e yahudileri diken devletlerin dostu olan Papa sizin zaaflığınızın, yöneticilerinize karşı susmanızın, dininizin emirlerini uygulamanızda ve onun sancağını yükseltmenizde kusur göstermenizin meyvesini toplamaya geldi. Aynı zamanda, yahudiler Papa’nın ağlama duvarını ziyaret etmesi halinde boynundan haçı çıkartmasını şart koştular. Artık , gafletinizden uyanın, dininizin emrini ikame edin, Allah’a yardım etmek için biat verin ki; size yardım etsin. Bilin ki; Allah’ın yeryüzünde mirasçısı olacağınıza dair vaad verdiğini bilin. Şüphesiz ki, Papa’nın ayakları altında bulunan Roma size ait olacaktır. Abdullah bin Amr bin Al’as’tan şöyle rivayet edildi: Resulullah (sav) yanında otururken ve yazarken şöyle soruldu: “Şu iki şehirden hangisi önce fethedilir” Kostantıniyye mi? Yoksa Roma mı? Resulullah (sav) şöyle buyurdu: Önce Heraklus’un şehri fethedilir. Yani Kostantıniyye. Nitekim bu müjde o hadisten sekizyüz yıldan sonra gerçekleşti. Allah’ın onunla Roma fethini gerçekleştireceği Hilâfet Devletini tesis etmeye yönelik mücadele edin. Ayrıca, bu devlet bütün insanları küfür ve şirk karanlığından, hayat ve sıkıntılarından kurtarıp İslâm nurunu ve onun otoritesi altında hayatın genişliğini getirecektir. Ve böylece Allah’ın dini bütün dinlere egemen olsun.

 Ey inananlar! Hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah ve Resûlüne uyun. Ve bilin ki, Allah kişi ile onun kalbi arasına girer ve siz mutlaka onun huzurunda toplanacaksınız. (Enfal 24)

Hizb-ut Tahrir                                                        H. 16 Zilhicce 1420
Kudüs                                                                       M. 22 Mart 2000