ÖZBEKİSTAN HÜKÜMETİ KÜFÜR YÖNETİMLERİN PLANLARINI UYGULUYOR

 

İngiltere’den yayın yapan BBC radyosu 3 Nisan tarihinde on Hizb-ut Tahrir’li gencin 16 Şubat - 3 Nisan tarihleri arasında Özbekistan’ın Taşkent mahkemesinde yargılandığı haberini verdi. Radyo yargılama konusunda insan hakları temsilcisiyle bir röportaj yaptı. Röportajda temsilci; “Bu yargılama, önceki yargılamalardan ortaya çıkan ceza nedeniyle daha katıdır. Genel iddianamede suçluların her birisinin 11-20 yıl arasında hapis cezası istemiyle yargılanmasına rağmen herbirine verilen ceza 20 yıl hapis ayrıca suçluların mallarınada el konulmuştur. Hakimin bu kararı almasına sebep ise; Hizb-ut Tahrir’lilerin mahkeme süresince güçlü bir şekilde fikirlerini açıklamalarıydı. İster ömür boyu hapis olsun ister idam olsun karar ne olursa olsun siyasi suçlu olmalarına karşın İslama davet ediyorlar ve davetlerinde de sebatlıydılar” diye ifade etti.

Radyonun belirttiklerine şunu da ekleyebiliriz ki; mahkeme bitiminden ve karar açıklandıktan sonra Hizibli gençler hak yolunda sebat etmelerinden dolayı davetlerindeki izledikleri yol sebebiyle kendilerine verilen vahşi cezaya aldırmaksızın birbirlerini kutluyorlardı.

Şunu da belirtmemizde yarar var ki; genel iddianamede kendilerine yakıştırılan suçlardan dolayı 11-20 yıl arasında değişen hapis cezalarıyla yargılanma istemine karşın herbiri 20 yıl hapse mahkum edilmişlerdir. Buda Yahudi kafiri Kerimov düzeninin şekilsel kanunu dahi gözetmediğine üstelik karar verirken İslam’a duyduğu açık kini ve İslam’ın hayata geçirileceği korkusuyla hareket ettiği, hatta verilen bu kararlar ne kadar zorbaca ve aldatıcı olduğuda açıkça ortadadır.

Üstelik (kafir) düzenden kaynağını alan adalet mekanizmalarının ve kanunların, nizamdan soyutlanarak içeriği boş, gevezelikten başka birşey olmadığınıda kendileri itiraf ediyorlar. Bütün deliller, yargıda herhangi bir kanuni dayanaktan yoksun olduğunu apaçık ortaya koymasına rağmen, Yahudi kafiri Kerimov yönetimi kendilerinin yargıda şeri nasslara göre ve insan haklarını gözeterek, hareket ettiğini iddia ediyor. Halbu ki; ortada bulunan gerçek bunun böyle olmadığını, herhangi bir kanuna dayanmadığını göstermektedir.

Burada şu soru açığa çıkmaktadır: Özbekistan’da yürürlükteki bu kanunlar aptal, zorba, zulmün uygulanmasını nasıl onaylıyor? Sonrada bu olan biten haksızlıkların hiçbirisi olmamış gibi batılı devletler bu vahşi suçları gözardı ederek niçin ortaya çıkıyorlar?

Buna cevap ise; Özbekistan anayasasında bu zulmü onaylayan kanun yoktur. Ancak bunu tastikleyen yöneticilerin İslam’a karşı duydukları kin ve kendilerinin aşağılık karakterlerinden kaynaklanmaktadır. Buna; dini dünyadan ve hayattan ayıran akidelerinden kaynaklanan ve şu anda Özbekistan’ında içinde bulunduğu İslam alemine varıncaya kadar dünyanın heryerinde tatbik edilen fakat günümüzde böylesi bir akidenin her alanda bozuk ve başarısız olduğunu kanıtlayan, batı kanunlarınıda ekleyebiliriz. Bütün bu olanlar müslümanların kaybettikleri yüce mevkiye gelmeleri için dine yönelmelerinin sebebini açığa çıkarmaktadır. Bozuk akideye sahip batı devletlerinin, Özbekistan’ın işlediği cinayetlere suskunluğuna gelince; bu ise İslam’a ve müslümanlara karşı duydukları sonsuz nefretten kaynaklanmaktadır.

İşin doğrusu yöneticilerin taşkınlıkları ve korkuları, İslam’a olan kinleri ve bunun karşısında başarısız olmalarındandır. Şuda biliniyor ki; bu kafir yönetimler, Rusya ve İsrail gibi devletler Yahudi kafiri Kerimov örneğinde de görüldüğü gibi İslam davetçilerine karşı suç işleyen ve tüm insanlığa saadeti sunacak olan İslam nizamının tekrar geri gelmemesi için çabalayan kafir yöneticileri başa getirmişlerdir.

Şüphesiz ki; dini hayattan, devletten ve siyasetten ayıran batı ideolojisi ve batı kanunlarının ortaya koyduğu akide, dünyanın heryerine fitne yaymıştır. Bundan dolayıdır ki; bu akideye tabi olan batılı devletler ve onların uşakları, müslüman devletler, beşeri yönetimde hiçbir hakka sahip değildirler vede isteseler bunu yapamazlar. Allah indinden gelen İslam ilkeleri dışında insanların mutluluğu için yapıldığı ileri sürülen bütün ideolojilerin ve kanunların insan haklarını gözetemeyeceği ve geçerli olmadığı deliller ve akli kanaatlerle ispatlanmıştır.

Allah’ın bütün insanlığa gönderdiği, insan için en uygun olan din İslam’dır. Hak yolunda güçlü, sebatlı, sabırlı ve kendisini kontrol eden, işkencenin ve hatta ölümün bile zayıf düşüremiyeceği nesli bina edecekte odur.

Öyle ki; İslam, bütün işlerinde insanlara uygun olan başlı başına hakikati içeren dolayısıylada dünyayı yönetmeye layık ve beşeriyetin mutluluğu için hükmedecek yegane dindir. Sonuçta İslam’a sımsıkı sarılan Hizb-ut Tahrir üyeleri, ümmetin güvenine onları adalet ve merhametle Allah’ın izniyle, kurulacak Raşidi Hilafet devleti çatısı altında yönetmeye layık olanlardır.

“Allah emrine galip gelendir. Fakat insanların çoğu bilmez” (Yusuf 21)

 

Hizb-ut Tahrir

Özbekistan

H. 4 Muharrem 1421

M. 09.04. 2000