“Ey İman Edenler, Kendinizi Ve Ailelerinizi Yakıtı İnsanlar Ve Taşlar Olan Cehennem Ateşinden Koruyun” (Tahrim: 6)

Her ne kadar İslam ümmeti tarihin bazı merhalelerinde askeri yenilgiler, gerileme ve düşüşlere şahit olmuşsa da, bu asırda yaşamış olduğu fikri ve ruhi hezimeti yaşamamıştır. İslâm memleketlerinde yaşayan Müslümanların evlatları nezdinde bu hezimetin etkisi ne kadar büyükse, kâfir memleketlerinde yaşayan Müslümanların evlatları nezdinde bu etki daha şiddetli ve büyüktür. Şöyle ki; Müslümanlar kendi memleketlerinde, İslâm’ın bir kısım hususlarına şahit olmaları hasebiyle davranışlarında İslam’i bazı emareler görülmektedir. Fakat kâfir memleketlerinde durum tamamen farklıdır. Çünkü bu memleketlerde küfrün düşünceleri ve duyguları hayatın her safhasında o kadar etkilidir ki; burada doğup büyüyen Müslümanların evlatları (dinlerine bağlılıklarında ısrar edenler hariç) genelde küfre daha yakınlık ve kâfirlere benzeme müşahede edilmektedir. Müslümanların evlatlarından İslâm’a bağlılıklarında ısrar eden az sayıdaki olanlarda gayri İslam’î fikirleri, İslâm’î fikir zannederek yanlış anlamaktadırlar. Buna rağmen dinlerine olan bağlılıklarından dolayı kâfirler tarafından şiddetli saldırılara maruz kalıyorlar. Bu durum karşısında Müslümanlar nasıl davranacaklarını, evlatlarını nasıl koruyacaklarını bilmiyorlar ve bu konuda çaba sarf etmiyorlar.

Müslümanların bir kısmı; İslâm’ı çocuklarına kehanetçi bir anlayışla aktarmakta ve onu hayatın diğer sahalarından soyutlayarak sadece oruç, namaz ve benzeri ibadetlerden müteşekkil bir din olarak tasvir etmektedirler.

Müslümanlar kendi memleketlerindeki, saldırıya karşı koyacak nitelikte olmayan böyle yanlış bir din anlayışı ile dinin küçümsenerek alay edildiği, hatta geri kalmışlığın baş sebebi sayıldığı kafir memleketlerinde nasıl karşı koyabilir?!..

Müslümanların bir kısmı ise; Hıristiyanlığı İslâm’a rakip olarak görmektedirler. İslâm’ın tevhid dini olduğunu ve Batı’da yaygın olan Hıristiyanlıktan daha doğru olduğunu ispat etme yoluna girerek, çocuklarına karşı tarafın iddialarını çürütücü delilleri gösteriyorlar ve onlarla tartışmaya giriyorlar. Halbuki Hıristiyanlar, dinlerini çoktan terk ederek tanımaz oldular. Hatta en büyük papazlar bile ancak kapitalist ideolojisine uygun düşecek miktarda Hıristiyanlığa inanırlar. Bazı Müslümanlar bunu görmezlikten gelerek bu tartışmaları yapmaktadırlar. İşte Müslümanların bir kısmı bunu idrak etmedikleri için çoktan sona ermiş olan Hıristiyanlık ve İslâm mücadelesini çocuklarına öğreterek, onlara yanlış faydasız yöntem ve uslüpleri vermektedirler.

Müslümanlardan bir kısmı da; insanlara hitap eden şer’i hükümleri göstermeyerek, kapitalist düzenin galibiyetini kabullenmiş, yüksek değerlerden ve ahlaki kurallardan yoksun, maddi değerlerin hakim olduğu Batı toplumuna, bu değerlerin ilave edilmesiyle bu toplumun ideal bir toplum haline dönüşeceğini zannetmektedirler. Bu düşünce sahipleri, büyük bir yanılgıya düşmüş ve İslâm’ı kötü bir şekilde tanıttıkları gibi, aynı zamanda da İslâm’ın aleyhine çalışmış olmaktadırlar.

Müslümanların bir kısmı; mevcut vakıaların tesiri altında İslâm’ı tevil ederek kapitalizmi İslâm’la bağdaştırma yoluna gitmektedirler. “İnsan haklarına, temel hürriyetlere, piyasa ekonomisine” davet etmesi hasebiyle “demokrasi İslâm’ın ta kendisidir, Çünkü, Batı nizamları da, İslâm nizamı da insanlar arasında eşitlik, adaletin tahakkuku için çaba sarf etmektedir” derler. Bu itibarla onlara göre, gerçek Batı fikirleriyle-İslâm’ın, Batı kanun ve anayasalarıyla-Şer’i hükümlerin birleşebileceği vehmine kapılmışlardır. Bu tip Müslümanlar herhangi bir sebepten dolayı Batı fikirlerinin teorik yanını kavramaktan acizse, pratikte tatbik edilen bu fikirleri daha da anlayamamaları ise düşündürücüdür. Zira, günlük uygulamalarda Batı fikirlerinin nasıl İslâm’a ters düştüğü elle tutulur şekilde idrak edilmektedir. Kapitalist Batı fikirleri Allah (cc)’yu bırakıp kanun yapma işini insana verdiği, temel hürriyetleri serbest bıraktığı ve dini ibadet yerlerine hapsettiği için İslâm ile temelde çelişmektedir. Buna ek olarak, hissedildiği şekilde Batı fikirleri, pratik uygulamada, insanları madde dışında başka değer tanımaz, fırsatçı bir mahluk haline getirdi. Allah (cc)’nun seçkin kıldığı insan yaşantısını, hayvanî bir yaşantı tarzına çevirdi. Zina, lezbiyenlik, livataçılık, içki, uyuşturucu kullanımı, ailelerin parçalanması, neslin bozulması ve din ayırımının oluşması, kadının alçaltılıp mal (eşya) gibi muamele görmesi, savaşların çıkartılması, fitneler ve aşırı eğlenceler, halkın sömürülüp servetlerinin çalınması ve benzerleri batı fikirlerinin ve hürriyetlerin pratikte görülen acı meyvelerinin bir kısmıdır. Hal böyle iken İslâm ile Batı fikirleri nasıl bağdaşır? Bunu iddia edenler, batıdaki bu acı ve korkunç neticeleri görmüyorlar mı?!...

Şüphesiz ki; İslâm hakkın tâ kendisidir. Batı toplumunda yaşayan Müslüman çocuklara fikri ve ideolojik şekilde İslâm’ı sunmak, bu çocukları korumak için en garantili yoldur. Zira, kâfirler arasında ikamet eden Müslümanlar için gerçek destekleyici güç İslâm otoritesi ve onun tarafından İslâm’ı pratik şekilde uygulanmasıdır. Ancak İslâm otoritesi kaybolunca; İslâm’ı fikri ve ideolojik şekilde ortaya koyarak, kesin delillerle ispatlanmış aklî bir akidenin olduğunu, yönetim, ekonomi, ibadet ve ceza kanunları gibi hayatın her safhasında tatbikini kapsayan bir nizamın olduğunu ve İslâm’ın diğer dinlerden ve ideolojilerden farklı olduğunu göstermek gerekir. Böylelikle Müslüman nesiller muhafaza edilebilir.

Şüphesiz ki; Allah nezdinde hak din İslâm’dır.” (Al-i İmran 19)

”İşte O, sizin gerçek Rabbiniz olan Allah'tır. Artık haktan (ayrıldıktan) sonra sapıklıktan başka ne kalır? O halde nasıl (sapıklığa) döndürülüyorsunuz?” (Yunus: 32)

İslâm yalnız ibadetlerden, ahlaktan ve yüksek değerlerden ibaret değildir. İslâm taklitle ve telkinle alınmaz. O, insan hayatının bütün detaylarının üzerine bina edildiği bir ideolojidir. Akıllı insanı ikna eden ve kesin aklî deliller onun doğruluğunu göstermektedir. Batılıların anladığı anlamda bir din değildir. Hıristiyanlıkta İslâm’ın rakibi olabilecek konumda bir din değildir. Bu nedenle İslâm Hıristiyanlığı birinci derecede hasım saymaz. Ayrıca İslâm’da otorite ümmete aittir. Halife insanların rızasıyla seçilir olması demokrasi ile alâkasının olduğunu göstermez. Asıl ve detaylara bakışın farklılığı sebebiyle İslâm ile Batı kanun ve anayasaları bağdaştırılamaz. Bununla beraber İslâm, diğer din ve ideolojileri tanımaz ve hepsini batıl olarak niteler. Aynı zamanda, bunlara mensup olanları da kendi dinlerini terk edip İslâm’ı kabul etmeye davet eder. Bu nedenle “dinler arası diyalog” denilen hususa hiç bir değer vermez. Hatta diğer ideolojilerle herhangi bir diyaloğu da kabul etmez. Ancak Müslümanların kâfirlerle İslâm’ın gücü, akidesinin kesinliği ve fikirlerinin doğruluğunu gösterecek güzel uslüplerle ve Şer’i delillerle fikri münakaşalar yapma neticesi, küfrün fikirlerinin bozukluğu ve yanlışlığı ortaya çıktığı gibi, İslâm’ın gücü ve doğruluğu da ortaya çıkmış olur. Allah’u teala şöyle buyurmaktadır:

“Sen, Rab binin yoluna hikmet ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel şekilde mücadele et!” (Nahl 125)

İslâm, insanlığın problemlerini doğru şekilde çözmeye kâdir tek ideolojidir. İnsanları küfür karanlığından ve nizamlarından çıkartıp vahiy nuruna ve hükümlerine ulaşmak için insanların tükenecek sabırlarıyla bekledikleri bir rahmettir.

Ey Batı Memleketlerindeki Müslümanlar!

Batı, tam manası ile sizi yok etmeden önce kendinizi ve çocuklarınızı kurtarın. Yoksa İslâm’a sırt çeviren kâfirlerden bir parça olursunuz. İslâm kalesi içinde korunmadan yaşayamazsınız ve zalim düşman saldırısına ailelerinizle birlikte maruz kalırsınız.

Biliniz ki; Allah (cc) kıyamet günü sizi hesaba çekecek ve kusurunuzdan dolayı sorgulayacaktır. Bu sorgulama çetin olacaktır. O gün için hazırlık yapın. İslâm ideolojisiyle ve doğru kavrayışla silahlanın ki; Allah’u teala karşısında beri (suçsuz) olasınız.

Şunu da kesin olarak biliniz ki; eğer bunu yaparsanız şu anda yaşamakta olduğunuz huzursuz ve sıkıntılı hayattan, hem kendinizi hem de aile fertlerinizi korumuş olursunuz. Batı

memleketlerinde küfür fikrini yok eden, Allah’ın hidayetini yayan, İslâm’ın yüce binasını tesis eden İslâm ve Müslümanlara gerçek destek veren birer elçi olursunuz.

“Ey inananlar! Hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah ve Resûlüne uyun.” (Enfal-24)

 

Hizb-ut Tahrir                  22 Safer 1421 
Avrupa                               M 26 Mayıs 2000