PARA SPEKÜLASYONU VE EKONOMİK DURGUNLUK KRİZİ... GERÇEKLER VE NEDENLERİ

Şu anda Mısır’da bütün ilgili çevrelerce tartışılan konular şunlardır: Para spekülasyonu krizi ve bu krizin beraberinde getirdiği ticaretin sekteye uğraması, malların satılmaması ve ekonomik durumun kısa, orta ve uzun vadeli olmak üzere durgunluğa uğraması.

Görülen odur ki; devlet organları ve özellikle basın bu krizi herkesin dikkatini çekecek derecede alışılmadık, çok açık ve şeffaf bir şekilde ele aldı. Zira bu gibi organların tek derdi; yöneticileri göklere çıkartarak övmek, gerçekleri saptırmak ve beyinleri zehirlemektir.

Rejimin ve rejime yataklık yapan bu tür organların Allah (cc)dan korkmadığı ve kendi halkını düşünmediği bilinen bir gerçektir. Bu nedenle krizi tahkik (analiz) edip ele almamız, sonra bu noktada ümmeti uyarmamız gerekir. Zira devletin kurumları, Hüsnü Mübarek rejiminin ülkeyi ve Mısır halkını sürüklemiş olduğu bu ekonomik felaketi hafifletmek için krizi pek önemsemedi. Bu rejimin getirdiği ekonomik felaketin nedeni de yine rejimin; ABD Başkan yardımcısı olan Al Gore’un ve Mübarek’in başkanlığını yaptıkları, Cemal Mübarek’in resmi sözcülüğünü yaptığı ve hem Mısır’ın hem de kalkınma ve geliştirme adı altında Mısır’ın bütün servetlerini çalıp çırpan ünlü Amerikan işadamlarının oluşturduğu Mısır-ABD merkez kurulunun incelemelerinin öngördüğü ve GAT, globalleşme, küreselleşme gibi oluşumların politikasına uygun olarak hareket etmesidir.

Dolayısıyla tedavülde olan paranın insanlar nezdinde azalması anlamına gelen ve piyasada malların satılmaması sonucunda durgunluk meydana getiren para spekülasyonu krizi hem para dolaşımını hem de ekonomik durumu olumsuz biçimde etkilemiştir. Bu krizin tek anlamı; finansın birileri tarafından kullanılması, kısa vadeli gelir sağlayan hatta hiç sağlamayan projelere yatırılmasıdır. Mısır’da toplumu irdelediğimizde toplumun bir çoğunun şu anda para spekülasyonu krizini yaşadığını görürüz. Çünkü Hüsnü Mübarek rejiminin “dargelirli” diye adlandırdığı kesimden oluşan toplumun bir çoğunluğunun para spekülasyonu konusunda sürekli açığı bulunmaktadır. Ancak fakirlik ve Mısır’ın para birimi olan Cuneyh’in uğramakta olduğu enflasyon yüzünden toplumun büyük bir kısmı ızdırab içerisindedir.

Şu anda para spekülasyonu krizini bir çok fabrikaların ve ünlü işadamlarının devlete veya meslektaşlarına olan borçlarını ödemedikleri için iflas etmesiyle özetlemek mümkündür. Bankalardan kredi yolu ile alınan paralarla inşa edilen lüks villalar ve daireler gibi turistik yerlerin fiyatlarının çok yüksek oluşundan dolayı müşteri bulamaması, milyonlarca paraya malolan fabrika ve projelerin kar getirmemesi sebebiyle doğan büyük zararlar yüzünden süper kredi pazarının durgunlaşmasından, bu krizin nedeni anlaşılmakta ve de kendini göstermektedir.

Bu demektir ki; bu kriz bir çok işyerlerinin iflas ettiği için işsizlik oranının yükseleceğini, Mısır Cüneyhi’nin dolar karşısında güven ve değer kaybetmesi kriz sona erinceye kadar dolara olan talebin artması sonucunda Mısır Cuneyhi’nin değeri düştüğü için ülkede enflasyon oranının artacağını gösteriyor. Bütün bunlar para spekülasyonunun ve durgunluğunun daha da artacağını göstermektedir. Yüce Allah (cc)dan temennimiz odur ki: “Asya Kaplanları” denilen güneydoğu Asya ülkelerinin yaşadığı felaket yaşanmasın. Mısır’daki Hüsnü Mübarek rejimi bu olaydan ibret almadığı gibi rejimi süsleyip şişiren medya, insanları aldatarak Nil Nehri dolaylarında -Asya Kaplanlarına- benzer bir kaplanın doğacağının şarkısını söylüyorlar.

Bu krizin en önemli nedeni; dünyayı tek kutup politikasıyla güden kapitalizmin yeni çehresi olan serbest piyasa, özelleştirme, GAT ve globalleşme gibi tamamen kapitalist ekonomik politika ve projelerin uygulanmasıdır. İşte onun için ünlü iş adamlarından oluşan Mısır-Amerikan Merkez Kurulu yoğun inceleme ve araştırma çabası içerisindedir. Mısır’daki Hüsnü Mübarek rejiminin görevi ise bu gibi inceleme ve araştırmaları çok kısa bir zamanda uygulamaya koymaktır. Örneğin; eski Cenzuri hükümetinin şirketleri, Mısır’daki bankaları, kredi ve ziraî kiralamalar, kamuya ait şirketleri satmayı düzenleyen ve denetleyen özelleştirme ve özel serbest piyasa ile ilgili birçok kararları alıp uyguladığı gibi. Sözünü ettiğimiz hükümetin özelleştirme ile ilgili icraatı hızlı bir şekilde gerçekleştirdiği halde istenilen sürat olmadığı için Hüsnü Mübarek bu konuda daha hızlı hareket etmek için hükümetin başına Atıf Ubeyd’i getirdi. İşin anlaşılmayan yönü ise, insanların 30 yıldır arzuladıkları hususların; kamuya ait akar (gelir getiren mal) ve zirai arazilerin kiralanması, zarar eden kamuya ait şirketlerin satılmasını öngören kanun ve yasa tasarılarının süratle çıkarılması ki, daha önce devlet, böyle bir kararın alınması ve değişiklik yapılmasına toplumsal değerlerin ve altyapının zedeleneceği gerekçesiyle sıcak bakmaz iken bu gün hükümet özellikle Cenzuri hükümeti bu olayla ilgili 9 aydan daha az bir süre içerisinde kararlar almış ve ilgili yasalar çıkartmıştır. Böylelikle ülkenin kapıları yabancı ve yerli yatırımcılara açılmış, ülkenin kaynakları bu yatırımcıların hizmetine sunulmuş hatta üzerinde inceleme ve araştırma yapılmayan plan ve projelere büyük paralar sarf edilmiş, zaman zaman yatırımcılar lehine usulsüzce projeler gerçekleştirilmiştir.

Hükümetin bu bağlamda almış olduğu kararların hayata geçmesinde, gerek faizli bankalar gerekse mevduat defterleri ve yatırım diplomaları gibi yatırım amaçlı oluşumların para spekülasyonu krizinde de büyük rolü olmuştur. Bu banka ve oluşumlar zavallı insanların ve küçük çaplı yatırımcıların paralarını faiz karşılığı bankaya aktarıp daha yüksek faiz oranı kazanmak için büyük yatırımcıların hizmetine borç olarak sunmaktadır. Bu büyük yatırımcıların bir çoğu yetkilidir veya yetkililer üzerine nüfuz sahibi kimselerdir. Ve Amerikan kaynaklı şirketler olmak üzere yabancı şirketlerin temsilcileridir. Bunlardan bazıları da bankalardan aldığı borç para ve kredileri yurtdışına kaçırmakta veya kendileri kaçmaktadırlar. Ve böylece paralar bütün insanlar arasında değil sadece sermayedarlar arasında dolaşmaktadır. Üzerinde inceleme ve araştırma yapılmadan para sarf edilen projeler yahut kasıtlı olarak dünya para piyasasında kullanmak üzere yurtdışına kaçırılan para yüzünden ülkede para hacmi daralır, Ve böylece para spekülasyonu krizi meydana gelir.

Evet, bu krizin asıl müsebbibi; fasid, kokuşmuş, özelleştirme ve globalleşme gibi yeni formüllerle ortaya çıkan, finans kaynaklarının sadece sermayedarlara kullandırması, bu kaynakların yurtdışına aktarılarak kaçırılmasına neden olan kapitalist sistemidir. Bunun en açık delili de; ülkede para spekülasyonu krizi olduğu halde Mısır ekonomisinin büyüme hızının artmakta olduğunun göstergesi uluslararası kuruluşların raporlarıdır. Bu kuruluşlara göre normal ekonomik büyüme hızı, milli hasılatın gösterdiği genel artıştır. Kişi başına düşen pay ise bu artışın nüfuz sayısına bölündükten sonra çıkan sonuçtur (gelir). Bu geliri ister birey elde etsin veya etmesin, isterse sadece bir avuç insan elinde dolaşsın fark etmez. Özetle, bu para spekülasyonu krizi olduğu halde onlar ekonomik büyüme hızının devamlı arttığını söylüyorlar! Bu bir çelişkidir. Bu çelişkinin tek anlamı; para ve sermayedar mafya babaları arasında dolaşan mal gibi sadece zenginler arasında dolaşıyor olması demektir.

Ey Müslümanlar!

İslâmda iktisad nizamı; insanı kainat ve hayatı yaratan, malın gerçek sahibi ve malda insanı vekil olarak kılan yüce Allah (cc)nın eksiksiz ilmine ve insanların problemlerini çözmek üzere en mükemmel nizam göndereceğine inanılmasını gerekli kılan sahih akide olan İslâm nizamından fışkırmaktadır. İslâm iktisad nizamı, mülk edinmenin ve malı harcamanın keyfiyetini gösteren çözümlerdir. Onun içindir ki; “Şari’in malın kullanma yetkisini vermesi” anlamına gelen mülkiyet, şer’i merci Allah’u teala olduğu için, ister ferdî mülkiyeti, ister devlet mülkiyeti isterse kamu mülkiyeti değişmeyen birer şer’i hükümlerdir. Örneğin; ferdî mülkiyet şer’i gerekçe olmadıkça devlet mülkiyetine veya kamu mülkiyetine dönüştürülemez.

“Şari’in devletin malı kullanmasına izin vermesi” anlamına gelen devlet mülkiyeti, keza şari’in “kamunun malı kullanmasına izin vermesi” anlamına gelen kamu mülkiyeti de böyledir. Ferdi mülkiyet, kamu mülkiyeti ve devlet mülkiyeti belirli özellik ve şer’i hükümlerle belirlenmiş olup bunun dışına çıkılamaz. Onun için ferdi mülkiyetin kamulaştırılması veya kamu mülkiyetinin özelleştirilmesinin İslâm’da yeri yoktur. Ayrıca müslüman memleketlerde yaşayıp da İslâm devletinin tebası olmayan gayri-müslimlerin mülk edinmeleri belli başlı şer’i hükümlerle kayıtlıdır. Gayri-müslimler ister zımmi olsun, isterse hükmen veya fiilen harbi olsun onların statüsü şeri hükümlerle belirlenir.

İslâm’daki iktisad nizamı; herkese yetecek şekilde sadece malların üretilmesini piyasada temin etmek değil İslâm devletinin tebalsının -ferd, ferd- yiyecek, içecek ve giyecek gibi her türlü temel ihtiyaçlarını karşılama zorunluluğu üzerine kurulu bir sistemdir. Ayrıca İslâm iktisad nizamı stokçuluk, faizi, malın biriktirilmesini yasaklamış ve Allah’u teala şöyle buyurmuştur:

Altın ve gümüşü yığıp da onları Allah yolunda harcamayanlar yok mu, işte onlara elem verici bir azabı müjdele!” (Tevbe 34)

Ayrıca İslâm; İslâm devletinin nakid veya gayri menkul olarak yardıma ihtiyacı olanlara yardım etmesi suretiyle malın sadece zenginler arasında dolaşmasını da yasaklamıştır. Allah’u teala şöyle buyurmaktadır:

“Böylece o mallar, içinizden yalnız zenginler arasında dolaşan bir devlet olmasın.” (Haşr 7)

Yine İslâm devleti vergiyi sadece olağanüstü hallerde gerekli zamanlarda ve sadece ödeyebilecek durumda olan erkeklerden alır. Olağanüstü durum geçtikten sonra vergiyi kaldırır. İslam; hastalık, emeklilik,yaşlılık ve düşkünlükle ilgili problemleri nafaka ile ilgili hükümlerle çözmüştür. Eğer nafakalarını -geçimlerini- sağlayacak kimsesi yoksa İslâm devleti müslümanlar veya gayri-müslimlerin hastaları, yaşlıları, kadınları ve bütün geçimini temin edemeyen tebaların geçimini en üst düzeyde karşılamakla yükümlüdür. Yine İslâm devletinin kendi tebalarının ülkesine getirdikleri mallardan gümrük alması caiz değildir.

Fakirlik problemine gelince: Bu probleme köklü bir şekilde yeryüzünde çözüm getirmiş İslâm’dan başka bir sistem yoktur. İslâm bu problemi; fakirler, yoksullar, borçlu olanlar gibi Kur’an da sekiz sınıf olarak geçenlere tahsis edilen zekat malı ile çözmüştür ki; bu çözüm ekonomik durgunluğa neden olan fakirliği ortadan kaldırmaktadır. Özetle İslâm ekonomi sistemi toplumda malın dolaşmasını sürekli olarak sağlamakla beraber bu dolaşımın hızını da artırır ki çabuk fayda versin. Şayet bu denge bozulur ve malın dolaşımı sadece zenginler arasında dolaşmaya başlarsa İslâm devleti hemen devreye girer ve bozulan dengeyi düzeltir.

Ey Müslümanlar!

İşte sizin izzet ve onur kaynağınız olan İslâm dini budur. Müslümanlar, zımmiler (ehli kitap) ve gayri-müslimler İslâm devletinde, adaletli iktisadi bir nizam yaşadılar. Ehli kitap ve gayri-müslimler İslâm devletinde namuslarının korunduğuna, ticaretlerinin de geliştiğine şahitlik etmektedirler.

Ey insanlar!

Sizi; İslâm devleti olan Hilâfete davet ediyoruz ki; işleriniz Allah korkusuyla güdülsün, eman ve güvende olasınız.

Ey insanlar!

Sizi; bütün insanlığı küfrün karanlıklarından iman nuruna, dünya darlığından ahiret genişliğine ve kapitalizmin zulmünden İslâm adaletine çıkarmak üzere İslâm davasını dünyaya taşıyacak İslâm devleti olan Hilâfetin kurulmasına davet ediyoruz. Biliniz ki; kıyamet gününde Allah’ın huzurunda duracaksınız ve size; Resulüllah (sav)in taşıdığı gibi sizin de İslâm davasını taşıyıp taşımadığınız sorulacaktır.

“İşte böylece sizin insanlığa şahitler olmanız, Resulün de size şahit olması için sizi üstün bir ümmet kıldık” (Bakara 143)

 

Hizb-ut Tahrir                       H 3 Rebiülevvel 1421
Mısır Vilayeti                            M 6 Haziran 2000