ÜRDÜN’DE YAHUDİLERE ARAZİ SATIMI

İngiltere, yahudilere kendileri için vatan inşası söz verdiğinden bu yana yahudiler bu vadedilen topraklar içerisinde Ürdün’ün bir kesiminin de yer aldığını belirtmektedirler. O kadar ki, yahudi lideri Goryon; “Filistin topraklarının taksimatında bizlerin Ürdün’ün doğusundan çekilmemizi gerektirecek bir sebep yoktur. Birileri diğerlerinin hayallerini gerçekleştirmesini engelleyemez.” diye söylüyordu. Yine İsrail’in önceki başbakanı Netenyahu; “Ürdün, İsrail’in ikinci ulusal vatanıdır ve Celad gibi Ürdün kentleri İsrail’e aittir.” diyordu.

Yahudiler Filistin’de toplanmaya başladıklarından beri Ürdün’ün doğusunda toprak alımına ve kiralamaya aşırı şekilde koyuldular. Fakat gerek Filistin gerekse Ürdün tarafında bulunan ihlaslı Müslüman evlatlar buna karşı gelerek onları engellediler. Kral Hüseyin Filistin’in işgalinin kesinleşmesini sağlayan Vadi Arabe antlaşmasını yahudilerle imzalamasından sonra, yahudilere hayallerini ve hedeflerini gerçekleştirmeleri için Ürdün’ün kapılarını açmış oldu. Bu antlaşma neticesinde de Al-Bakura ve Vadi Arabe bölgelerine özel statü tanınmasını sağlamışlar ve bu özel statüyle ilgili bölümler yukarıda adı geçen antlaşmanın 1-B ve 1-C bentlerinde yer almaktadır.

Kral II. Abdullah zamanında yahudilerinde içinde bulunduğu yabancılara Ürdün’de toprak alımına izin veren ve hükümetle bunun gerçekleşmesi için ortak çalışmaya gidilmesini belirten bir dizi kanunlar çıkardı. Serbest Akabe bölgesi ve serbest sanayi bölgesi gibi kanunlar yada bahsettiğimiz kanunlardan sadece ikisine örnektir.

Serbest Akabe bölgesi adı altında çıkarılan kanunda özel bağımsız bir heyetin Akabe’den sorumlu olduğu bildirildi. Bu sayede bu heyet Akabe hakkında her türlü karar verme ve uygulama yetkisine kavuşmuş oldu. Bu özel bağımsız heyete başbakan başkanlık edecektir. Kesinlikle bu heyetin içinde yada başında bakanlar kurulu bulunmayacaktır. Zira Ürdün’de uygulanmakta olan yönetim bakanlar kurulunun toplumsal işlerden sorumlu olduklarını ve böyle işlerden sorumlu olamayacaklarını gerektirmektedir. Sonuçta diğer bakanlara herhangi bir müracaatta bulunmaksızın Akabe bölgesinden sorumlu kimse sadece başbakandır.

Akabe’yle ilgili çıkarılan kanuna yabancı yatırımcılara arazi satımını ön görme süsü verilmiştir. Bu kanun aslında başka amaçlar için çıkartılmıştır. Parlamento üyeleri yabancılara Akabe’de toprak satımının yasaklanması için anlaşmaya varmışlardı ki; söz konusu kanun tekrar ortak komisyona sunuldu ve serbest Akabe bölgesi için çıkarılan kanuna 44. madde eklenerek söz konusu bölgede yabancılara toprak satımı mecburiyeti getirildi.

Bu kanuna itiraz edenlere karşı başbakan Eburragıb şöyle hitapta bulunarak; “Ürdün’ün kapıları ister İsrail ister başkası olsun herkese açıktır. İsrail Akabe’yi Arap ülkelerine çıkış istasyonu olarak kullanabilir, bunu engelleyen kimse de olamaz.” diye belirtmiştir. Amerikan şirketi müsteşarlarından Cim Ucara’nın özel Akabe bölgesi hakkında yaptığı araştırma sonunda burasının özel bir heyet tarafından yönetilmesi tavsiyesinde bulundu ve Ürdün’ün Akabe’deki topraklarını satması sonucunda makul derecede maddi çıkar sağlayacağını rapor etti. Parlamento üyesi Selema Hıyari ise bunun üzerine; “Niçin kiralanmıyor da bu topraklar satılıyor? Bu bölgenin İsrail toprağı olmayacağına garantimiz nedir?” Sorusunu sorma ihtiyacı duymuştu. Al-Arab, Al-Yaum gazetesinde Filistin Yönetimi İçişleri Genel Müdürü Sad Macali; “Ürdün’ün toprak satın alma fikri kapsamı içerisinde esas hedefi teşkil ettiğine dair işaretler ve açık deliller bulunmaktadır. Sonuçta da işbirlikçiler ve casuslar Maduba ve Amman çevresinde toprak satın almaya yönelmişlerdir.” diye kendisiyle yapılan röportajda açıklama yapmıştır. Yine aynı şahıs; “Şüphesiz ki Akabe’nin serbest bölgeye çevrilmesi İsraillilerin yararına Akabe’de Ürdün topraklarını satın alma girişimlerine sebep olacaktır.”diye beyanda bulunmuştur.

Bütün bu açıklamalardan anlaşılıyor ki, serbest Akabe iktisadi bölgesi ve serbest sanayi bölgesinin kurulmasının gerçek amacı; özellikle yahudilerin ve yabancıların toprak satın almalarını sağlamaktır. Yoksa Ürdün ekonomisinin iyileştirilmesi amacıyla değildir. Zira küçük ülkelerde yapılabilecek gerçek yatırım kendi yerel mallarına yapacağı yatırımlardır. Yoksa yabancı ülkelerin mallarına yapılacak yatırım, yatırım sayılmaz. Çünkü bu ülkeler fakir ülkelerde yatırım yaparak kendi menfaatlarını sağlama ve yatırım yaptığı ülkeleri değil kendi kazançlarını artırma çabası gütmektedirler. Bu ise işin bir boyutu, bu işin başka bir boyutu daha vardır ki oda; Akabe’de uygulanacak projelerin % 50’sinin turizm amaçlı, % 30’nun basit hizmetler amaçlı ve arta kalan % 20’sinin de hafif sanayi amaçlı olmasıdır. Felç hale gelmiş Ürdün ekonomisini ayağa kaldırıp kurtaracak projeler acaba bunlar mıdır?

Uluslararası Para Fonunun (İMF) yaptığı ve Alberto Kopas’ın hazırlayıp sunduğu raporda; “Şüphesiz ki serbest olarak inşa edilen ekonomik bölgelerde çoğunlukla başarı sağlanmamaktadır.” diye açıklamada bulunmuştur. Yine ekonomi uzmanı Ürdünlü Dr. İbrahim Bedran; “serbest bölge girişiminde bulunan bir çok ülke başarısız olmuştur. Örneğin; Port Said serbest bölgesinin kurulması için Mısır o kadar çaba sarfetmiş fakat hiç bir yatırımcı gelmemiştir.” diye beyanda bulunmuştur.

Gerek yerel gerek İMF ve benzer uluslararası ekonomi kuruluşlarının hazırladıkları raporlarda serbest bölgelerin kimseye fayda getirmediği açıklamaları bulunduğu halde Ürdün hükümetinin neden Akabe serbest bölgesi için azami çaba sarf ettiğini ve bunun asıl sebebinin ne olduğunu parlamento üyesi Muhammed Al-Auran sormuştur.

Bütün bu açıklamalar ve raporlar çerçevesinde hiç kimse ama hiç kimse serbest bölgenin yada serbest sanayi bölgesinin kurulmasının felç hale gelmiş Ürdün ekonomisini canlandıracağını iddia edemez. Burada siyasi bir kasıt bulunmaktadır ki bu da; Ürdün topraklarını yağmalamak ve Ürdün halkı arasına fesat sokmaktır. Acaba neden Ürdün hükümeti Akabe’de kumar amaçlı gazinonun kurulması için Şanon ve TSC şirketlerine Ürdün’de araştırma yaparak rapor hazırlama teklifini sunmuştur, hiç düşündünüz mü? Neden yahudilerle ortak Barış havaalanı yapmıştır? Neden Amerikan Üniversitesi kurmuştur? Bu projelerin cinsine bakılacak olursa acaba bu projelerde Müslümanlara yada başkalarının yararına olan bir durum söz konusu mudur, hiç düşündünüz mü? Bütün bunların asıl amacı Akabe şehrini dünya tacirlerine açık tutarak, bölgenin tamamını içine alan bir pislik yuvası haline getirerek, bölgenin İslam esası üzerine gerçek kalkınmasını önlemektir.

Nasıl olurda Müslümanlar böylesi fasit pislik hanelerinin Ürdün topraklarında kurulmasına izin verebilir? Bu topraklar ki; fethedilmesi ve halkına İslam’ı taşımak için şehit düşmüş sahabeleri kucaklamaktadır. Yahudi yöneticiler kendi topraklarında kumar için kurulacak gazinoyu reddederken nasıl olurda Ürdünlü yöneticiler bunu kabullenebilir?

Ey Müslümanlar!..

Özellikle Ölü deniz ve Güney taraftaki Ürdün toprakları doğal zenginliklerle doludur. Al-ray gazetesinde uzun bir makalede Silika şirketinin başkanı mühendis Nezih Assumavi’ nin yaptığı açıklama aynen şöyledir: “Ürdün’ün güneyinde stratejik anlamda cam toprağı denilen silisyum maddesinden oldukça fazla bulunmaktadır. Ürdün bunun tonunu iki dinara satmaktadır. Eğer bunu basit bir işlem yapıp yıkanıp ayıklanarak satarsa 70 dinara satmakta, eğer bu biraz daha işlemle silisyum haline getirilirse değeri 1000 dinarı bulmakta. Bu biraz daha gelişmiş teknolojiyle bu işlem yapılır ve elektronik sanayiinde kullanılır hale getirilirse bunun tonu 10 000 dinara ulaşmaktadır.” Diye belirtirken yine aynı makalenin devamında Al-Arabiyye şirketine ait Muhammed Musaade; “Cam kumu büyük miktarda Ürdün’de iki ünitede bulunmaktadır. Bunlardan I. Ünite Akabe’ye giden yolun doğu ve batı kesiminde yer alan Gauddisi, Al-Guvayra, Al-Madavvera bölgeleridi., II. üniteyi ise Akabe limanına 7 km. uzaklıktaki Rasunnakte bölgesi oluşturmaktadır.” Diye beyan etmektedir. Sadece cam kumu dediğimiz silisyum işleme sanayiini geliştirmesi Ürdün’ün kalkınması için yeterlidir. Yukarda belirttiğimiz Ürdün’ün kendisine sunulan bütün projelerden bu tür bir proje daha hayırlıdır, kendi yararınadır. Zira bunun dışındaki diğer projeler Ürdün’ün vebal altına girmesine ve harap olmasına sebebiyet verir.

Ey Müslümanlar!..

Konulan ve uygulanan kanunlara ve komplo şeklinde uygulanan projelere ses çıkarmamak gerek Ürdün’ün ekonomik krize girmesine, gerekse sizlerin zelil ve fakir olmanıza sebebiyet verir, zaten böylesi bir hareket içinde bulunmanız şeran haramdır. Yahudilere arazi satılması bir cinayettir, karşısında suskunluk ise haramdır. Zira Resul (sav) ; “Her kim bir karış toprağı zulüm yoluyla alırsa Allah onu yedi kat dibine kadar boynuna dolayacaktır.” diye buyurmaktadır.

Müslümanın Müslüman’dan toprak, tarla alması yukarıdaki hadiste belirtildiği gibi böylesi bir cezaya layık olursa acaba Filistin’in başına gelenin Ürdün’ünde başına gelmesi için müslümanın toprağını, İslam ümmetinin düşmanı olan yahudiye satmak nasıl olur?!..

Ey Müslümanlar!..

Sizlerin üzerine düşen görev; yöneticilerin ellerinden tutarak böylesi bir cinayeti işlemelerini engellemek, böylesi cinayetleri işlemeleri için kendilerine yetki veren evlatlarının ellerinden tutarak bu tür cinayetlere onları ortak etmemek için gereken çabayı sarf etmektir. Eğer böyle yapmazsanız Allah katındaki azabınız oldukça şiddetli olacaktır. Zira Resulullah (sav) şöyle buyurmaktadır: “Nefsim yed-i kudretinde olan Allah’a yemin ederim ki; ya sizler iyiliği emreder kötülükten nehy eder ve zalimin elinden tutarak onu hakka döndürünceye kadar çalışırsınız, yahutta Allah sizlerin kalplerini onların kalbine benzetir ve onları lanetlediği gibi sizleri de lanetler.” Yani yahudileri lanetlediği gibi.

Ayrıca şeri metotla çalışarak Müslümanların birliği, Müslümanlara ait beldelerin kafir ve yahudilerin elinden kurtarılması ve sonrada bütün insanlığa İslam davetinin taşınması için, hilafet devletini kurmak için çalışan samimi Müslümanlarla çalışmanız üzerinize vaciptir. Zira Allah (cc) Kur'anı Kerimde:

“Ey iman edenler! Allah ve Rasulü sizi, size hayat verene davet edince onlara icabet edin!” (Enfal: 24)

Hizb-üt Tahrir               H.27 Cemadilula 1421
Ürdün Vilayeti              M.27/08/2000