“ÜMMETLER VE MİLLETLER BİRBİRLERİNİ SOFRAYA DAVET ETTİKLERİ GİBİ BİRBİRLERİNİ SİZİN ÜZERİNEZE DAVET EDECEKLER”

    Kuzey Petrol Sahasını geliştirme projesini sekiz büyük yabancı petrol şirketinin desteklediği haberini Kuveyt’in yerel gazetelerinden öğrenmiş bulunuyoruz. Üretimi artırmak amacıyla Kuzey Petrol Sahasının geliştirilmesi meselesi şu süpekilasyonlar yapılmaktadır: Yedi milyar doların üzerinde paranın sokağa atılacağı, teknolojik eksikliğin giderilemeyeceği, yada yerel yatırımcılara iş fırsatı tanınmayacağına işaret edilmektedir. Bu tür olumsuzluklardan, yani mali kaynak yoksunluğundan, teknolojik eksiklikten ve gerek yatırımcıların olmayışı gibi sebepler ileri sürülerek Kuveyt yöneticilerinin yabancı petrol şirketlerini ülkeye getirmeyi amaçladıkları belirtilmektedir. Fakat aynı zamanda belirtmeliyiz ki; Kuzey Petrol Sahasının geliştirilmesi için, her birinin bütçesi bir devletin bütçesinden kat kat daha fazla olan sekiz büyük şirkete destek verilmesini gerektirmektedir. Ayrıca destek verilen şirketlere bakacak olursak, bu şirketlerin Kuveyt’te ve Körfezde siyasi, iktisadi ve askeri nüfuza sahip olan devletlere ait olduğunu açıkça görürüz. 31.08.2000 tarihinde Kuveyt Al-Gabes gazetesinin yaptığı açıklamada; “yüksek petrol şurasının Kuzey petrol sahasını geliştirmek amacıyla sekiz petrol şirketinin desteklendiği kararını aldıklarını” açıkladı ve Kuzey Petrol Sahasının devletler arasında ki paylaşımını aşağıda belirtilen şekilde yayınladı:

“Bir adet Fransız şirketi (Total Elf), bir adet ortak Hollanda İngiliz şirketi (Royal Deutch Shell), bir adet ortak İngiliz Amerikan şirketi (British Petrolium Amoco), bir adet İtalyan şirketi (Ini) ve son olarak dört Amerikan şirketi (Texaco, Shefron, Oxon Mobil, Conoco).”

Gelen haberlere göre çeşitli uyruktaki büyük şirketlere yapılan taksimatın, işin bu kadarla kalmayacağı, projenin ikinci aşamasında Batı Petrol Sahasının geliştirilmesi hedeflendiği ve büyük olasılıkla da üçüncü aşamada Güney Petrol Sahasının geliştirilmesi hedeflendiği belirtilmektedir. Kuveyt yönetiminin bu kararı alırken gecikmesinin sebebi; Müslümanların durumunu araştırması, incelemesi ve gözden geçirmesinden kaynaklanmamaktadır. Gecikmenin asıl diğer sebebi; bu ülkelerin Kuveyt’teki nüfuzuna göre yapılan taksimatın sağlıksız olmasından kaynaklanmaktadır.

Üretimi artırmak amacıyla Kuzey Petrol Sahasının geliştirilmesi projesinin altında sanayileşmiş büyük kafir devletlerin, dünyanın büyük petrol üretim bölgelerinin nabzını ellerinde tutma, yada petrolü ticari amacın dışında ellerinde bulundurarak dünya petrol üretimini azaltma çabası yatmaktadır. Bu ülkelerin böyle davranmalarının sebebi ise; gelecek iki yada üç yüzyıllık zamanda petrolün yerini alacak başka bir enerji kaynağının bulunmayışına ilaveten, iktisadi gelişmeden dolayı petrole taleplerinin artmasından kaynaklanmaktadır. Diğer taraftan Körfez bölgesi; ihtiyacın giderilmesi ve talebin karşılanması için, dünyanın en fazla petrol rezervini elinde bulundurmasından dolayı üretim yapılabilecek tek alan olarak gözükmektedir. Bundan dolayıdır ki; çoğu araştırmalar; OPEK üyesi ülkelerin, 2005 yılında üretimi 50 milyon varile çıkarmaları gerektiğini, aksi taktirde kaçınılmaz bir şekilde enerji darboğazına gidileceğini belirtmektedir. Bu ise başta Amerika olmak üzere kafir sanayileşmiş devletlerin üretimi artırmak amacıyla bölgeye ait petrol sahalarını geliştirme çabalarının gerçeğini açıkça izah etmektedir. Ayrıca bu devletlere ait şirketlerle yapılan uzun süreli anlaşmalarda bunu ortaya koymaktadır. İşte petrol sahalarını geliştirme çabasının gerçek yüzü budur.

Dünyanın en büyük ekonomisine sahip olması ve en güçlü dünya ülkesi olması sebebiyle, Amerika başta olmak üzere kafir devletlerinin petrole ihtiyaç duymalarından dolayı, bunların her biri Körfez bölgesindeki petrol musluklarına sahip olması gerekiyordu. Yada en azından bu bölgedeki petrolün bir kısmına hisseder olarak başka bir devletin boyunduruğu altına girilmemesi gerekiyordu. Amerika bu doğrultuda sahip olduğu ekonominin imdadına yetişmek, ekonomi için gereken enerjiyi sağlamak, ve diğer sanayileşmiş ülkeleri kendi şefkati altına almak amacıyla, bölge petrolünü ele geçirmek için bütün gayretini ortaya koyarak en ön safta yer aldı. Dolayısıyla dört Amerikan, bir Amerikan-İngiliz, bir İngiliz-Hollanda ortak konsorsiyumu , bir Fransız ve bir İtalyan şirketinin desteklenmesi hiçte tesadüf değildir. Eğer aksi bir durum olsaydı o zaman tesadüf olacaktı.

Şüphesiz ki; bütün bu olan biten açıkça, petrol servetimizin kafir devletlere peşkeş çekildiğini, bu devletler tarafından yağmalandığını ve bu devletlerin kendi güçleri ve kudretleri miktarınca petrolümüzün üzerine çullandıklarını ortaya koymaktadır.

Bu servetin gerçek sahipleri ve bu toprakların hukuksal maliki (sahibi) olan biz Müslümanların gidişatı ise; aynen kurtların sofrasına koşuşan koyunların gidişatına benzemektedir. Bunun sebebi; kafirlere uşaklık eden, onların emirlerine uyan ve onların çıkarlarını gözeten yöneticilerimizdir. Ayrıca bu yöneticiler bizi aldatmak, bize yalan söylemek ve çıkarlarımızın önüne set çekmek için ellerinden geleni yapmaktadırlar. Bu sekiz büyük şirketin getirilmesiyle, başka bir ad altında petrol yataklarımızı millileştirmemizden önceki duruma dönmüş bulunuyoruz. Ayrıca yönetimdeki kimseler petrol siyasetlerinin iflas ettiğini, ulusal ve uluslararası petrol şirketlerimizin bu petrol sahalarını geliştirmekten aciz olduğunu açıkça itiraf etmektedirler. Oysa ki; bizim şirketlerimiz dünyanın birçok yerinde petrol bulma ve kuyu açma girişimini başarıyla gerçekleştirmiştir. Fakat şunu iyi bilelim ki; petrol siyasetimizin iflas etmesinin asıl sebebi kafirlerin üzerimize hakimiyet kurmalarından kaynaklanmaktadır. Yerel şirketlerimizin başarısızlığının asıl nedeni de; bizimle her fırsatta savaşan ve teknolojik gelişmemizi istemeyen, fakat buna karşın kendilerine gereken desteği sağlamamızı isteyen şirketlerle yardımlaşmalarıdır.

Şüphesiz ki; petrol yeraltı zenginliklerinden ve madendir. Fertlerin buna sahip olması şer’an caiz değildir. Çünkü, bu tür madenler genel mülkler kapsamına girmektedir. Rivayete göre; Resul (sav) Abyad b. Hammal’a Yemen’den toprak vermişti. Sonra Resul (sav)’in verdiği toprakta yeraltı madeni olduğu haberi gelince orasını tekrar geri almıştır. Halifeye düşen vazifeden birisi de bu tür yerlerin keşfini yaptırması yada yapması, madenleri çıkarttırması, işletmesi ve ümmetin yararına pazarlamasıdır. Yukarıda arz ettiğimiz vakıa bir madene sahip olmak isteyen Müslümanın başına gelen hadisedir. Müslümana karşı hal böyleyken, Allah’u Tealanın Kur’anı Kerimde kafirlerin müminler üzerine söz sahibi olamayacağını açıkça beyan ettiği halde kafirlere karşı tutum nasıl olmalıdır?!... Allah (c.c):

“Allah kafirler için müminler üzerine bir yolun (oteritenin) bulunmasını kabul etmez.” (Nisa 141) Ayette “Sebîl”den maksat “Tarîk” dır. Bu da gerek Müslümanların malları, gerekse canları üzerine kafirlerin söz sahibi olamayacağı anlamını taşımaktadır.

Ey Müslümanlar!

Allah’u Teala;

“Siz, insanların iyiliği için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; iyiliği emreder, kötülükten meneder ve Allah'a inanırsınız ..”(Ali İmran 110) diye buyurmaktadır.

Resul (sav) de; “Nefsim kudret elinde bulunan Allah’a and olsun ki; mutlaka iyiliği emredip kötülükten sakındırın. Eğer bunu yapmazsanız Allah Cella Celaluhu sizlerin üzerine bir bela gönderir sonrada sizler belanın üzerinizden Allah’ın kaldırması için dua edersinizde bu duanız kabul görmez.” buyurmaktadır. (Ahmed ve Tirmizi)

Ortaya çıkan sonuç gerçekten çok vahimdir. Zira can damarınız, ana geçim kaynağınız ve evlatlarınızın rızkları, kesinlikle sizi gözetmeyecek, kollamayacak düşmanınız olan ve kafirlere altın tabak içerisinde sunulmaktadır. Sizlerin her birine düşen görev bu kötülüğün karşısına çıkmak ve yöneticilerinizden bu işe dur demelerini talep etmenizdir. Ayrıca millet meclisi üyelerine de yüksek petrol şurasının aldığı kararları reddetmeleri vazifesi düşmektedir. Yine millet meclisi üyelerine bu olayın karşısına çıkarak tamamıyla feshetmeleri görevi düşmektedir. Millet meclisi üyelerinin bu davayı kendi bencil şahsi çıkarları doğrultusunda, yani makam-mevki hevesine kapılarak ele almaları ve davaya yüzeysel bakmaları asla caiz olmadığı gibi böyle davranmadıkları takdirde kendi evlatlarına ve Müslümanlara hıyanet etmiş sayılırlar. Yine bu millet meclisi üyelerine bölge ülkelerini ölçü kabul ederek duruma çözüm getirmeleri caiz değildir. Zira bu hataları diğer bölge ülkeleri de aynen yapmaktadırlar. Aynı zamanda anayasa ve anayasaya ait maddelerin ölçü kabul edilmesi de caiz değildir. Bu davanın şer-i hüküm esas alınarak siyasi ve iktisadi boyutta incelenmesi zorunlu olarak gerekmektedir.

Ey Müslümanlar!...

Resul (sav) şöyle buyurmaktadır:

“Ümmetler ve milletler (din mensupları) birbirlerini sofraya davet ettikleri gibi birbirlerini sizin üzerinize davet edecekler ve üzerinize üşüşecekler”. Bu sözü duyanlardan birisi: Bizim azlığımızdan mı? diye sordu. Oda “Ölüme karşı isteksizlik ve dünya sevgisidir” diye cevapladı. (Ahmed ve Ebu Davud)

Bu hadis tamamıyla bugün bizlerin içinde bulunduğu hale uygunluk göstermektedir. Bu zelillik ve kafirlerin üzerinizde ki hakimiyeti sadece sabahın aydınlığı misali gelecek Raşidi Hilafetle Allah’ın izniyle kalkacaktır. Zira Allah (cc) Kur’anı Kerimde:

“O (Allah), müşrikler hoşlanmasalar da (kendi) dinini bütün dinlere üstün kılmak için Resûlünü hidayet ve Hak Din ile gönderendir.” (Tevbe 33) diye buyurmaktadır. O halde ey Müslümanlar üzerinizden günah yükünü kaldırın Hilafet Devletini kurarak zelillik elbisesini üzerinizden yırtın. Aşağıda sunacağımız Allah’ın vaadinin bizim üzerimizde gerçekleşmesi için Raşidi Hilafet Devletinde Allah’ın hükümlerini tatbik edin.

“Allah, sizlerden iman edip salih amel yapanlara, kendilerinden öncekileri sahip ve hakim kıldığı gibi onları da yeryüzüne sahip ve hakim kılacağını, onlar için beğenip seçtiği dini (İslâm’ı) onların iyiliğine yerleştirip koruyacağını ve (geçirdikleri) korku döneminden sonra, bunun yerine onlara güven sağlayacağını vadetti. Çünkü onlar bana kulluk ederler; hiçbir şeyi bana eş tutmazlar. Artık bundan sonra kim inkar ederse, işte bunlar asıl büyük günahkârlardır.” (Nur 55) diye buyurmaktadır. Allah en doğrusunu söyleyendir.

 

Hizb-üt Tahrir                         H. 6 Cemadil Ahir
Kuveyt Vilayeti                          M. 04.09.2000