ORUCA BAŞLAMA VE BAYRAM YAPMA KONUSUNDA İHTİLÂF ETMEK NE ZAMANA KADAR DEVAM EDECEK ?

Mübarek Ramazan ayının yaklaşması münasebetiyle Batı ülkelerinde yaşayan Müslümanlara yönelteceğimiz şu hitap da Hilâl görülmesiyle ilgili şer-i hüküm hakkında detaya girmek istemiyoruz. Çünkü, Udul’dan (şerî hükümlere bağlı) olan bir Müslümanın şahitliğiyle oruca başlamanın ve bayram yapılmasının farzını anlatan şeri delilleri daha önce defalarca detaylı bir şekilde açıklamıştık. Burada açıklamak istediğimiz şey; bir çok Müslümanın oruca başlama ve bayram yapmayla ilgili şerî hükümlere muhalefet etmeleri konusuna dikkati çekmektir. Durumu inceledikten sonra, Batı ülkelerinde yaşayan Müslümanların bu konuya karşı bakışlarını dört guruba ayırabiliriz:

Birinci gurup: Geldikleri memleketlere bağımlı kalarak, oradaki devletin ilanına göre oruç tutar ve bayram yaparlar. Misal olarak; Mısır’dan gelen Müslüman Mısır devletinin, Türkiye’den gelen Müslüman Türkiye devletinin, Filistin’den gelen Müslüman Filistin otoritesinin ilanına göre oruca başlar ve bayram eder. Bu davranış İslâm’ın temel mefhumlarına aykırıdır. Çünkü; Müslümanın bağlılığı milli, vatancı veya milliyetçi olması haramdır. Müslüman ancak İslâm’a bağlanır ve İslâm akidesine göre hareket eder. Ayrıca, bu birinci gurubun davranışı hiçbir şerî delile dayalı değildir. Hiç bir müctehid ve mezhep bunu kabul etmemiştir. Şeriatca kesinlikle bu davranış caiz değildir. Böyle davranışta bulunan kimse Allah’u Teala nezdinde günahkâr sayılır. Velev ki, orucun başlangıcı veya bozması Hilâl’ın gözükmesine tesadüf etse bile.

İkinci gurub; Müslümanların oruca başlama ve bayram etme hususunda Milano, Almanya veya Avrupa gibi yaşadıkları şehir , ülke ve kıtalarda birleşilmesine çağırırlar. Hilalin gözükme meselesine bakmaksızın oruca başlama veya son verme hakkında karar çıkartmak için komisyonlar oluşturuyorlar ve bir takım insanlar bunların çıkartmış oldukları kararlara uymak suretiyle bağlılık gösteriyorlar. Bu gurup, bu hareketleriyle hiç bir şerî delile dayanmaksızın hareket etmektedirler. Böyle bir görüşü de hiç bir müctehid ve mezhep kabul etmemiştir. Şu var ki, Şafiî mezhebinin Hilâlin doğuşu hakkındaki görüşü sözü edilen bu gurubun görüşüyle bağdaşmaz. Şafii mezhebinin görüşü özetle şöyledir: Her memleketin ahalisi hilâli gördükleri takdirde, oruca başlarlar veya bayram ederler. Batı memleketlerinde hilâlin görünmesi zor olduğundan dolayı Hilâlin takip edilmesi de güçtür. Ayrıca hilâli tek şehir, tek devlet veya tek kıta ile sınırlı tutmak, oruç veya bayram için Müslümanların ayrı ayrı kendi bölgelerinde birleşmelerine çağrıda bulunmak doğru değildir ve hiç bir şerî delile de dayanmamaktadır. Önemli olan şerî hüküm çerçevesinde birleşmek ve hareket etmektir.

Üçüncü gurup ise; Hilâlin gözükmesine bakmaksızın, Ramazan orucunun başlangıcı ve sonunu takvim hesabına göre tespit ederler. Öyle ki, çok önceden orucun başlangıcı ve sonu hakkında karar alırlar. Oysa, Hilâlin gözükmesiyle orucun başlangıcı ve bayramın tesbit edilmesine dair Resulullah (sav) hadislerinde açıkça beyan etmiştir. Resul (sav) şöyle buyurdu:

“Ancak hilâli görürseniz oruç tutun ve ancak onu görürseniz bozun (bayram yapın). Eğer göremezseniz ayı otuz güne tamamlayın.” (Buhari-Müslim)

Dördüncü guruba gelince; Bu gurup şerî delile göre hareket ettiğini iddia ederek hilalin gözükmesine göre oruç tutar ve bayram yaparlar. Fakat, bu gurup İslâm dünyasındaki devletlere göre hilâl ayırımı yaparlar. Misal olarak, bunların bir kısmı Suudi Arabistan, diğer bir kısmı Mısır, başka bir kısmı Ürdün ve ayrıca bir kısmı da Cezayir devletinin ilanını ancak kabul ederler. Müslümanların bu şekilde davranmaları doğru değildir. Çünkü, Udul olan Müslümanların şahitliği arasında fark kılınmaz. Her hangi bir yerde Udul olan Müslüman, hilâli görürse bütün Müslümanlar için bu geçerli olur.

Ey Müslümanlar!.. Şerî hükümün dışında bir hüküm benimsemeniz asla caiz değildir. Geçen senelerde ihtilaf ettikleri gibi bu sene ihtilafa düşmeyin. Yeryüzünün herhangi bir yerinde udul (şeri hükümlere bağlı) bir Müslüman hilali görürse onun şahitliğine uyun. Ta ki, yalnız Batı ülkelerinde değil, bütün dünyada İslâm ümmetinin oruca başlamaları ve bayram etmeleri aynı günde gerçekleşsin. Bu girişiminde tek bir devlet (Hilafet) çatısı altında ümmetin birleşmesinin ve İslam’ın tatbikatının yakın bir zamanda geri dönmesine hayır müjdesi ve işareti olsun. Böylelikle değerli ümmeti parçalamaya çalışan kâfirler, münafıklar ve fitneciler kahrolsunlar.

“Ey iman edenler! Allah ve Resulü sizi hayat veren hususa davet ederlerse onlara icabet edin.” (Enfal-24)

Hizb-ut Tahrir                    H. 28 Şaban 1421
Avrupa                          M. 24 Kasım 2000