Ürdün’de başbakan Abdurrauf er-Ravabide, 23/01/2000 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Örgütü Heyetiyle yaptığı görüşmede şöyle dedi: “Kanaati ve karşı düşüncesinin boyutu ne olursa olsun sürekli olarak hoşgörüyle hareket edilmesi nedeniyle Ürdün’de hiçbir kimse takibat görmez. Hakim olan liderlerimizden biz, böyle öğrendik…”

Bizler de Ürdün’ün evlatları olarak er-Ravabide’ye soruyoruz: Hükümeti göreve geldikten kısa bir müddet sonra neden Hizbü’t Tahrir gençlerini tutuklayarak onları Devlet Güvenlik Mahkemesine çıkardı ve onlara bir ila iki yıl arasında hapis cezası verdi, onlar halen daha Suvaka hapishanesinde tutuklu değil midirler?!

Hükümeti neden 14/01/2000 tarihinde, İrbid, Husn, Amman ve diğer şehirlerde Hizbü’t Tahrir gençlerini tutukladı?! Bu tutuklamaların tamamı görüşleri ve kanaatleri nedeniyle yapılmadı mı?!

İrbid’de aramaya başladıkları günden bu yana Hizbü’t Tahrir’i çok iyi bilen Abdurrauf’a ve zümelasına sormak istiyoruz: Hizbü’t Tahrir’in gençleri bir partili olarak görüşlerini, düşüncelerini ve kanaatlerini açıklamaktan başka hükümeti tarafından tutuklanmayı ve hapsedilmeyi gerektirecek ne yaptılar?!

Hizbü’t Tahrir, kurulduğu günden bu yana bölgede ve tüm dünyada siyasi ve fikri olarak İslâm davetini taşımaktan, yöneticileri muhasebe etmekten başka bir eyleme kalkıştı mı?!

Parti gençleri daveti taşımaları esnasında, öldürülme, işkence edilme, hapse konulma, sürgün edilme, görevden alınma gibi eziyetin her türlüsü ile karşılaşmalarına rağmen yöneticilere veya onların kuyrukları olan casuslara, istihbaratçılara karşı herhangi bir şiddet eyleminde bulundular mı?!

Uzak yakın herkes biliyor ki Ürdün hapishanelerinden ve istihbarat zindanlarından düşünce tutukluları özellikle de Hizbü’t Tahrir gençleri hiçbir zaman eksik olmadığı halde Başbakan hangi yüzle Devletlerarası Örgüte: “…kanaati ve karşı düşüncesinin boyutu ne olursa olsun Ürdün’de hiçbir kimse takibat görmez. …” diyebiliyor?!

Ancak; başbakan er-Ravabide şu andaki makamına oturduktan sonra, siyasette ve ekonomide gerçekleri tersyüz etmekle ve vakıayı yanlış göstermekle, yalan beyanlar vererek ümmete yalan söylemekle yöneticiden ne dileniyor acaba?!

Er-Ravabide’nin şöyle dediği duyuldu: “Ürdün’de Hizbü’t Tahrir’den başka siyasi parti var mı?” Er-Ravabide’nin bu sözü ile, hükümetinin Hizbü’t Tahrir gençlerini tutuklaması nerede kalıyor?!.. Oysa Hizbü’t Tahrir, siyasi bir parti olup akidesi ve ideolojisi İslâm’dır. Hilafeti kurmak suretiyle İslâmi hayatı yeniden başlatmak için çalışmaktadır. Şiddeti ve terörü kullanmaz, insanlarla konuşurken veya yöneticileri muhasebe ederken düşünceyi, görüş ortaya koymayı ve ikna yolunu seçer. Bu yol, İslâm’ın belirlediği bir yol olup, İslâm ile ümmete liderlik edebilmek, ümmet yoluyla ve ümmetle birlikte Hilafet Devleti’ni kurmak için fikri mücadele ve siyasi çatışma yapmak demektir.

Ey Müslümanlar! Ey Parlamenterler!

Yöneticilerin muhasebe edilmesi İslâm’ın en büyük farzlarındandır. Rasulullah (sav) şöyle buyurmaktadır: “Cihadın en üstünü, zalim sultana karşı hak söz söylemektir(Ahmed b. Hanbel) Başbakan er-Ravabide, düşünceleri ve kanaatleri nedeniyle çocuklarınızı ve kardeşlerinizi tutuklarken devletlerarası örgüte bunun tersi yönde açıklama yapıyor. Yalan sözlerinden ve çocuklarınızı tutuklamasından dolayı onu sorgulayınız ve hemen onları serbest bırakmasını isteyiniz.

Unutmayınız ki Ürdün’deki başbakanlar, İngilizlerin kurdukları günde olduğu gibi, Yahudilere ve İngilizlere hizmet eden bir yönetim olarak kalmasını ve bu yapının devamını sağlamak için getirilirler. Bu vakıanın Allah’ın size farz kıldığının dışında bir başka çözümü yoktur. Bu çözüm, Ürdün üzerinde hakim olan vakıayı değiştirmek, tıpkı Filistin’de yerleştirdikleri gibi Müslümanların topraklarında da iyice yerleşebilmeleri için Yahudilerle barış anlaşmasını imzalama suçunu işlemeye hırs gösteren ve bunu tebrik eden, kendileri dışında kalan yöneticileri de bu suça katılmaya çağıran ve teşvik eden bu yöneticilerden kurtulmak ve Hilafeti kurmak için çalışan muhlis kimselerle birlikte davayı taşımaktır. Rasulullah (sav) şöyle buyurmaktadır: “İnsanlar münkeri gördükleri zaman hemen değiştirmezlerse, Allah’ın azabının onların hepsini kuşatması kaçınılmaz olur (Ahmed b. Hanbel)

Hizb-ut Tahrir H. 19 Şevval 1420

Ürdün Vilayeti M. 26/01/2000

Ürdün’de başbakan Abdurrauf er-Ravabide, 23/01/2000 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Örgütü Heyetiyle yaptığı görüşmede şöyle dedi: “Kanaati ve karşı düşüncesinin boyutu ne olursa olsun sürekli olarak hoşgörüyle hareket edilmesi nedeniyle Ürdün’de hiçbir kimse takibat görmez. Hakim olan liderlerimizden biz, böyle öğrendik…”

Bizler de Ürdün’ün evlatları olarak er-Ravabide’ye soruyoruz: Hükümeti göreve geldikten kısa bir müddet sonra neden Hizbü’t Tahrir gençlerini tutuklayarak onları Devlet Güvenlik Mahkemesine çıkardı ve onlara bir ila iki yıl arasında hapis cezası verdi, onlar halen daha Suvaka hapishanesinde tutuklu değil midirler?!

Hükümeti neden 14/01/2000 tarihinde, İrbid, Husn, Amman ve diğer şehirlerde Hizbü’t Tahrir gençlerini tutukladı?! Bu tutuklamaların tamamı görüşleri ve kanaatleri nedeniyle yapılmadı mı?!

İrbid’de aramaya başladıkları günden bu yana Hizbü’t Tahrir’i çok iyi bilen Abdurrauf’a ve zümelasına sormak istiyoruz: Hizbü’t Tahrir’in gençleri bir partili olarak görüşlerini, düşüncelerini ve kanaatlerini açıklamaktan başka hükümeti tarafından tutuklanmayı ve hapsedilmeyi gerektirecek ne yaptılar?!

Hizbü’t Tahrir, kurulduğu günden bu yana bölgede ve tüm dünyada siyasi ve fikri olarak İslâm davetini taşımaktan, yöneticileri muhasebe etmekten başka bir eyleme kalkıştı mı?!

Parti gençleri daveti taşımaları esnasında, öldürülme, işkence edilme, hapse konulma, sürgün edilme, görevden alınma gibi eziyetin her türlüsü ile karşılaşmalarına rağmen yöneticilere veya onların kuyrukları olan casuslara, istihbaratçılara karşı herhangi bir şiddet eyleminde bulundular mı?!

Uzak yakın herkes biliyor ki Ürdün hapishanelerinden ve istihbarat zindanlarından düşünce tutukluları özellikle de Hizbü’t Tahrir gençleri hiçbir zaman eksik olmadığı halde Başbakan hangi yüzle Devletlerarası Örgüte: “…kanaati ve karşı düşüncesinin boyutu ne olursa olsun Ürdün’de hiçbir kimse takibat görmez. …” diyebiliyor?!

Ancak; başbakan er-Ravabide şu andaki makamına oturduktan sonra, siyasette ve ekonomide gerçekleri tersyüz etmekle ve vakıayı yanlış göstermekle, yalan beyanlar vererek ümmete yalan söylemekle yöneticiden ne dileniyor acaba?!

Er-Ravabide’nin şöyle dediği duyuldu: “Ürdün’de Hizbü’t Tahrir’den başka siyasi parti var mı?” Er-Ravabide’nin bu sözü ile, hükümetinin Hizbü’t Tahrir gençlerini tutuklaması nerede kalıyor?!.. Oysa Hizbü’t Tahrir, siyasi bir parti olup akidesi ve ideolojisi İslâm’dır. Hilafeti kurmak suretiyle İslâmi hayatı yeniden başlatmak için çalışmaktadır. Şiddeti ve terörü kullanmaz, insanlarla konuşurken veya yöneticileri muhasebe ederken düşünceyi, görüş ortaya koymayı ve ikna yolunu seçer. Bu yol, İslâm’ın belirlediği bir yol olup, İslâm ile ümmete liderlik edebilmek, ümmet yoluyla ve ümmetle birlikte Hilafet Devleti’ni kurmak için fikri mücadele ve siyasi çatışma yapmak demektir.

Ey Müslümanlar! Ey Parlamenterler!

Yöneticilerin muhasebe edilmesi İslâm’ın en büyük farzlarındandır. Rasulullah (sav) şöyle buyurmaktadır: “Cihadın en üstünü, zalim sultana karşı hak söz söylemektir(Ahmed b. Hanbel) Başbakan er-Ravabide, düşünceleri ve kanaatleri nedeniyle çocuklarınızı ve kardeşlerinizi tutuklarken devletlerarası örgüte bunun tersi yönde açıklama yapıyor. Yalan sözlerinden ve çocuklarınızı tutuklamasından dolayı onu sorgulayınız ve hemen onları serbest bırakmasını isteyiniz.

Unutmayınız ki Ürdün’deki başbakanlar, İngilizlerin kurdukları günde olduğu gibi, Yahudilere ve İngilizlere hizmet eden bir yönetim olarak kalmasını ve bu yapının devamını sağlamak için getirilirler. Bu vakıanın Allah’ın size farz kıldığının dışında bir başka çözümü yoktur. Bu çözüm, Ürdün üzerinde hakim olan vakıayı değiştirmek, tıpkı Filistin’de yerleştirdikleri gibi Müslümanların topraklarında da iyice yerleşebilmeleri için Yahudilerle barış anlaşmasını imzalama suçunu işlemeye hırs gösteren ve bunu tebrik eden, kendileri dışında kalan yöneticileri de bu suça katılmaya çağıran ve teşvik eden bu yöneticilerden kurtulmak ve Hilafeti kurmak için çalışan muhlis kimselerle birlikte davayı taşımaktır. Rasulullah (sav) şöyle buyurmaktadır: “İnsanlar münkeri gördükleri zaman hemen değiştirmezlerse, Allah’ın azabının onların hepsini kuşatması kaçınılmaz olur (Ahmed b. Hanbel)

Hizb-ut Tahrir H. 19 Şevval 1420

Ürdün Vilayeti M. 26/01/2000