YAHUDİLERİN İŞLEDİKLERİ CÜRÜMLER KARŞISINDA ARAP YÖNETİCİLER VE MÜSLÜMANLAR NEREDELER ?! 

Gasıp Yahudi ordusuna ve hain uşaklarına yönelik Güney Lübnan’da cesurca yürütülen İslâmi direniş operasyonlarından birisi daha gerçekleştirildi. Uşakları Ukl Haşim’den, Aziyye ve Blat bölgesindeki yahudi askerlerinin öldürülmelerine varıncaya kadar, direnişçilerin gösterdikleri başarı ve cesaret nedeniyle Yahudilerin akılları başlarından uçup gitti. Her ne kadar bu operasyon, “Nisan Anlaşmasına” zarar vermiyor olsa da düşman hükümet dengesini kaybetti, Lübnan’daki elektrik santrallarını ve köyleri vurmaya, sivilleri öldürmeye ve yaralamaya, evlerini ve mülklerini yerle bir etmeye başladı. İslâmi Direnişçilerin peşlerine düşen savaş uçaklarının onları öldürmede başarısızlığa uğraması, Yahudinin öfkesini daha da artırdı. Yahudi uçaklarının Lübnan elektrik santrallarına, köylerine ve halkına saldırısından sonra direnişçilerin bir kısım Yahudi askerlerini öldürmeleriyle onların bombardımanlarının hiçbir anlamı kalmadı.

Nisan Anlaşma Komisyonuna (Yahudi devleti ile, Araplardan veya Müslümanlardan bir başka taraf arasında yapılan her türlü anlaşmayı kabul etmediğimizi peşinen belirtelim) başkanlık etmekte olan Amerika’nın konumuna birazcık değinmek istiyoruz: Amerika ve tüm dünya biliyor ki İslâmi direniş operasyonu Nisan Anlaşmasını kesinlikle delmemektedir, fakat; İsrail’in binaları, köyleri ve sivilleri bombalaması bu ittifakı delmektedir. Bu kadar netliğe rağmen Amerika, Hizbullah’ı ve  İslâmi direnişçileri kınamakta İsrail’i ise temize çıkarmaktadır. Tüm bunlardan sonra akıl sahibi bir kimse Amerika’nın –aracı olmasından söz etmeden önce- tarafsız olduğunu söyleyebilir mi? Amerika düşmandır, onunla ancak bu esasa göre muamele yapılır, aynı konumda olan batılı devletlerin tamamı da düşman devlettir.

Burada daha çok, Arap davasını desteklediklerini iddia eden Arap devletlerine daha fazla yer vermek istiyoruz. Daha dün Davos’ta, on Arap ülkesi, mukaddes bir sözün veya anlaşmanın bulunmadığını ilan eden gasıp, saldırgan İsrail’le bir araya geldiler, ticari ve eğitimle ilgili işleri ve her konuyu bir düzene koymak için toplandılar. İsrail’in gece gündüz demeden işlediği iğrençlikler karşısında körleştiler. Golan’ı ve Güney Lübnan’ı işgale teşebbüs etmesini görmemezlikten geldiler. Mescidi Aksa’yı ve Kudüs’ü işgaline karşı da körleştiler. İşte bu İsrail şu anda Lübnan’a saldırıyor ve Filistin’in Kuzeyine Katyuşa füzesi fırlatıldığı takdirde Güney Lübnan’ı yakacağı tehditlerini savuruyor.

Eğer korkak Yahudiler bilselerdi ki Arap ülkelerinde veya İslâm topraklarında adam gibi, saygıdeğer ve erkek yöneticiler vardır, bu türden bir tasarrufta bulunma ya cesaret edebilirler miydi, hatta ağızlarından böyle bir söz çıkabilir miydi?!

Biz burada ne Yahudileri, ne Amerika’yı ne de müttefiklerini kınamıyoruz. Bunlar düşmandırlar ve kendi çıkarlarına göre davranıyorlar. Öyleyse kimi kınayacağız? Arap yöneticileri ve Müslümanları mı? Gururlarının ve saygınlıklarını onları harekete geçireceği ve akıllarını başlarına toplayacağı ümidi ile onları daha önce defalarca kınamıştık. Fakat uzunca bir tecrübeden sonra gördük ki bu yöneticiler sadece uşak değiller uşaktan da aşağı seviyedeler. Amerika ve Avrupa devletlerinin nezdinde köle gibiler hatta köleden de daha aşağıdırlar. Onlar efendilerin diledikleri şekilde oynadıkları satranç taşları gibidirler.

Biz Arap ve İslâm beldelerindeki halkları ve orduları kınıyoruz. Halkı kınıyoruz çünkü; dışarıdan bağlanmış iplerle kullanılan bir kukla olmayı kabul ediyorlar. Halkın, bu yöneticileri kendi iradeleri dışında zorla kabul etmek zorunda kaldıklarını söyleme özürleri de yoktur. Özür beyan edemezler çünkü; zilletin, ihanetin, açlığın, zulmün… zevkini çıkarmaya alıştılar. Kınama özel olarak, kültürlü kimselere, düşünürlere, eğitimcilere, gazetecilere ve hatiplere yöneliktir. Çünkü onlar, bu halk içerisinde kaya tuzu gibidirler.

Bu kınamada İslâm ve Arap topraklarındaki orduların da payı vardır. Çünkü yöneticiler bu orduları, korkaklıklarını, alçaklıklarını, desiselerini silmek için kullanıyorlar. Yöneticiler, tuzaklar kuruyorlar, ülkelerine ve halklarına ihanet ediyorlar sonra da ordularının zayıf olduğunu ve düşman karşısında duramayacağı bahanesini uyduruyorlar. Allah’a yemin olsun ki yalan söylüyorlar. İslâm orduları kesinlikle korkak, dermansız ve teslim olmuş değildirler. Ancak başlarındaki yöneticileri onlara savaşmaları için emir vermiyorlar. Çünkü onlar, Amerika ve müttefikleriyle işbirliği yapan uşaklardır. Eğer bu ordular savaşa hazır değilse kimdir bunun sorumlusu, bu hain yöneticiler değil midir?

İşte şu anda cesur, savaşçı müslümanlar karşımızda, burada Lübnan’da ve orada Çeçenistan’da canlı olarak duruyor. Burada düşman yahudi askeri gücüne karşı, Çeçenistan’da ise düşman Rus ordusuna karşı direnme ve şehadet ruhuyla dipdiri ayakta bekliyorlar. Çok az sayıda savaşçı ve basit bir hazırlıkla devasa Rus ordusuna karşı çıkmıştır. Yahudi ordusu Lübnan’dan çekilirken tedirgindir, Rus ordusu ise 1996 yılında Çeçenlerden ibratemiz bir ders aldı. Çeçenler şu anda Ruslara yeni bir ders vermeye hazırlanıyor. Öyleyse düşman ordularıyla karşılaşma konusunda İslâm ordularında karşılaşılan kusur, bizzat ordunun kendisinden değil siyasi yöneticilerden kaynaklanıyor.

Ordunun eleştirilmesinin nedeni, hain yöneticiler önünde eğilmeleri ve dünyanın önünde orduyu küçük düşürmelerine suskun kalmalarıdır.

Bu ordunun ve bu halkın itibar kazanması; kukla köle yöneticilerin boyunduruğundan kurtulmalarını, Allah’ın indirdiği ile hükmedecek, hilafeti kuracak, bu halktan samimi olan bir yöneticiyi getirmelerini, Allah’ın Kitabı ve Rasulü’nün sünneti ile hükmedecek ve Allah’ın seçtiği üzere ümmeti tekrar aynı konuma döndürecek, heybetini kazandıracak halifeye biat etmelerini, sırtlarından düşmanlarının tozlarını silip süpürmelerini gerektirmektedir. Allah (cc) şöyle buyurmaktadır:

 “Siz insanlar için çıkartılmış hayırlı bir ümmetsiniz. Marufu emreder, münkerden nehyeder ve Allah’a inanırsınız.” (Al-i İmran: 110)

 

 

Hizb-ut Tahrir                                                         H. 04 Zilkade 1420

Lübnan Vilayeti                                                      M. 10/02/2000