TÜRKİYE’DEKİ SİYASİ DURUM

A.A.Seyfulislam

1-İç Politika:

-Türkiye’de iç politika “Derin Devletin” çizdiği dış eksenli çizgi üzerinde devam ediyor.

Avrupa Topluluğu adaylığının bekleme süreci yönünde değişmesi bazı kesimlerin demokratik yolda nefes alması olarak yorumlanmasına karşı 28 Şubat süreci tavizsiz sürmekte. 28 Şubat kararlarının alınmasına neden olan REFAHYOL hükümetinden sonra alınan kararların yavaşlaması ve gerekli olan anayasa değişikliğinin gecikmesi “Derin Devlet” mensuplarını kızdırmıştır. Hizbullah operasyonları 28 Şubat sürecinin işlevliğini yeniden artırma amacı doğrultusunda hazırlandı.

-TC. Cumhurbaşkanı Süleymen Demirel bir soru üzerine; “28 Şubat bir süreçtir. Bu süreç devam etmektedir.” diyerek irtica kapsamında önümüzdeki günlerde gelişmelerin olacağı konusunda ipuçları vermekte.

Şu ana kadar 28 Şubat ta alınan kararların ancak cüzi bir bölümü hayata geçirildi.

-Türkiye’de ordunun idari mekanizmasını elinde bulunduran hakim siyasi otorite "Derin Devlet" veya diğer adıyla “Zinde Güçler”  işlerini ordu içerisinde oluşturdukları “İç Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı” nezninde sürekli takip etmekte.

-Avrupa Topluluğuna adaylığın MGK (Milli Güvenlik Kurulu) nu etkilemeyeceği, bu kurumun T.C.`nin bir gerçeği olduğu, sivilleşmenin tehlikesi, bu kurum olmadan rejimin sarsılacağı açıkça basında tartışıldı.”Zinde Güçler” dediğimiz “Dönme Yahudilerden” oluşan “Derin Devlet” mensupları bu rahatsızlıklarını Diyanet İşleri Başkanlığının sivilleştirilmesi tartışmalarında da kamuoyuna yansıttılar.

-Recai Kutan’ın TBMM den yapmış olduğu “Tanklar Sincan yerine Hizbullah’ı yönlendirenlerin üzerine çevrilmeliydi” konuşma, güç odaklarının kabuğuna çekilmediğini gösterdi. Genel Kurmay’dan gelen sert bir açıklama siyasilerin ellerini titretti ve ortamı yumuşatmak için soğuk terler akıtıldı.

-“Zinde Güçlerin” fikir babası olan Mümtaz Soysal (kendisi bir yahudi dönmesidir);” MGK`nın ve DİB` nın sivilleştirilmesi TC`nin aynı gün çökmesidir.” diyerek otoriteyi bırakmayacakları mesajını verdi.

-“İç Güvenlik Kuvvetleri Komutanlığı`nın hazırladığı projeler doğrultusunda Şeriat tehlikesi, Siyasal İslam ve İrtica gibi konular gündemde yerini korumakta. Bu türden bir çalışmanın yapılması için gerekli plan hazırlanmış, plan aşama aşama uygulanmaya başlanmış ve istenilen ortam oluşturulmuştur. Bu bağlamda Hizbullah ekseninde geliştirilen terörizm bağlamlı İslam’i kitle ve kuruluşları yok etme planı Hizb-ut Tahrir’i de kapsamına alan geniş çaplı operasyonlarla ağır darbe vurma sürecindedir. Buna ilaveten Hizb-ut Tahrir’e  yönelik operasyonların aynı dönem içerisinde Ürdün, Suriye, Özbekistan, Sudan gibi birçok ülkeyle beraber Türkiye’de de başlaması işin dış bağlantılı Amerika, İsrail, Ürdün ve Türkiye istihbaratının ortak çalışmasıyla yönlendirildiğini göstermekte.

-Hilafeti istemek suç sayıldı. İsteyenler çağdışı işkencelere uğratılıp zindanlara tıkıldı. Despot iktidarlarını korumak için güdüsel tepkilerle terör ve dayatmalara başvurmaktalar.

-“Derin devlet” tarafından gerçekleştirilen “faili meçhul cinayetler” planın bir bölümü gereği yapılan bu operasyonlarla belirsizlikten kurtarılıp devletin kamburu olmaktan çıkarılacaktır. Bu aşamada 256 faili meçhul cinayet bu örgütlere atfedilerek dosyalar kapatılmıştır. Bir taraftan dosyalar kapatılırken diğer taraftan faili meçhul cinayetleri meşru kılmak için devletin tazminat ödemesi gündemdedir. Yani önce vur sonra halkın sırtından alınan parayla kan bedelini karşıla... Kanaatımıza göre bu “derin devletin” cinayetlere devam edeceğine işarettir. Bu tutum halk ve kitleler konformis bir çerçeveye girinceye kadar devem edecektir.

- Çevik Bir’in Genel Kurmaylıktaki eserleri tek tek kaldırılıyor. Öte yandan zinde güçler arasında çatışma tehdit boyutuna ulaştı. Eski devlet Güvenlik Mahkemesi Başkanı Yekta Güngör "312 maddenin çıkmasını Amerika istiyor. Bu maddenin kabulü ve Fazilet Partisinin kapatılmaması iç savaşı doğurur " diyerek içerideki çatışmanın ne boyutlara ulaştığını gösterdi.

. -Çete ve mafyalar “derin devlet” ve Türkiye konjektörünü oluşturan temel taşlardandır. Aksi halde “zinde güçler” pis işlerini gerçekleştiremezler. Kanal D haber kordinatörü yaptığı açıklamada devlet içerisinde çete ve bağlantılarından bahsetti. Kimdir bunlar?.. Yine söylüyoruz; çeteler bu devletin bir gerçeğidir. Hiç bir yasal dayanağı dahi bulunmayan Batı Çalışma Gurubu hangi sıfatla varlığını sürdürmekte?...

-Türkiye’de kurumlar arası çekişmelerin bitmesi gerekliliği sık sık lanse edilirken Batı Çalışma Gurubu kapsam alanına Orta-asya ülkeleri ve Avrupa ülkelerini de dahil ederek çalışmalarını bağımsızca sürdürmekte.

-Komünist Rusya’sını aratmayacak şekilde jurnalcilik ağını genişleterek basın yayın yoluyla da ümmeti sağır, dilsiz ve korkak kılma çabaları neden?... Elbette ki bir korkunun eseridir. Firavunun gördüğü rüyayı görmüş olmalıdırlar ki; İslam’i ölçülerle konuşan ve gören, İslam’i ölçülerle duyan ve eleştiren, İslam’i ölçülerle yanlışı ve doğruyu seçen bir ümmetin oluşumunu ve gelişini geciktirme telaşındalar.

-MGK’nın Mart ayı toplantısın da masaya yatırılan konulardan ilki düşmanla savaşın devam edeceğin,i onunda irtica olduğunu belirtip onu ortadan kaldırmak için top-yekün imkanların kullanılması ilan edilmiştir. Yani halkıyla savaşmaya devam...

-Altına imza attıkları ve kabullendikleri Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Türkiye’ye 72 milyar lira faili meçhul cezası verirken altına şu notu düştü; “Türkiye bireylerini korumadı” . Peki halkını koruyamayan, potansiyel suçlu gören bu devlet kimler ve kimlerin haklarını korumak için var?!...

-MİT-JİTEM anlaşmazlığı halen sona ermiş değildir. Herhangi bir olay mahalline asker ve polisin aynı anda gitmesi ne ile yorumlana bilir ki?

-Kara para ve uyuşturucu ağının yön değiştirmesiyle biraz daha kızışacak olan ortamda çetelerin ve mafyanın “derin devlet” yanında yer alması veya bu zemine çekilmesi gerekmektedir.

-PKK ile yapılan uyuşturucu transferinde yüksek rütbeli subayların ortaya çıkması tepkilere neden olmuştu. “Zinde Güçler” kontrolü elden bırakmamak kaydı ile arka planda kalarak işlerini çetelere yüklemişlerdir. Muhaliflere ise bu konjonktürde yaşama şansı yoktur.

-Müslümanların dinlerine saldırı politikası aralıksız sürmekte. Dinle pervasızca savaşan TC. hükümeti öte yandan müslümanların ellerindeki kurban derilerine göz dikecek kadar alçalmış ve şerefsizleşmiştir. Buda yetmezmiş gibi mülhidleriyle Türkçe ezan, Türkçe ibadet, Türkçe Kur’an safsatasından sonra kurban ibadetine de el atıp zihinleri bulandırmaktadır. Çağdaş müşriklerden oluşan bir avuç firavun zihniyetli dönme yahudiler ve yardakçıları, bu halka İslam’ı tamamen unutturmak, despot sistemlerini korumak uğruna tüm müslüman halka karşı düşmanca tavırlar sergileyip top yekün savaş ilan ediyorlar.

-Hükümet bir koalisyon olmasına nazaran tek seslilik hakimdir. Ecevit ve kitlesinin almış olduğu kararlar Mesut Yılmaz ve Bahçeli tarafından mutlak onaylanmakta. Ecevit adeta tek başına hükümet işlerini yürütmekte. Mesut Yılmaz askerlerle ilişkilerini devam ettirirken, Bahçeli’nin eli-kolu bağlıdır. Cumhurbaşkanlığında bekletilen 76 milletvekilinin çete bağlantılı suç dosyaları Milliyetçi Hareket Partisini Ecevit’in sağ kolu yaptı.

-Dışişleri bakanı İsmail Cem (Yahudi dönmesi) dışişlerinde hükümete danışma gereğini dahi duymadan “zinde güçlerden” aldığı yetki ve fikirlerle antlaşmalar gerçekleştirmekte. Bundan rahatsız olan bazı Anap’lı yetkililer onur kırıcı antlaşmaların yapıldığını ve tek başına hareket edildiğini dile getirdilerse de etkin olamadılar.

-Cumhurbaşkanlığı seçimi ise son günlerin en tartışmalı konusu. Demirelin bugünkü performasyonunu koruyup koruyamıyacağını bilmiyoruz. Fakat yeniden seçileceği kanaatı bizde hakim. Bunun gerçekleşeceğini Mesut Yılmaz’ın Trabzon’dan yaptığı “Cumhurbaşkanlığı seçimleri hükümet krizine dönüşebilir” demecinin altında yatan tehditte görüyoruz.

-Anayasa değişikliği günün değişmeyen konusudur. “Zinde güçlerin” istemlerinde ve 28 Şubat kararlarının işlevlik kazanmasında yeterli olmayan yasalar çıkartılamazsa, hükümet krizi çıkartılarak seçime gitme ihtimali vardır. Şu an Fazilet Partisinde düğümlenen bu nokta, ya Fazilet Partisini de kapanmaktan kurtaracak anayasa değişikliğini beraberinde getirecek veya “Derin Devletin” planlarından olan sağda ve solda muhafazakar partilerin oluşumunu sağlayacak seçim atmosferini gündeme taşıyacak.

-Derin devlet içerisindeki çatlaklıklar irtica olaylarıyla yatışmış gözükse de son günlerin çete savaşları Susurluk davasında ismi geçen eski Özel Harekat Daire Başkanının halen nedeninin açıklanmadığı bir kazada ağır yaralanması gibi vakıalar çekişmelerin sürdüğünü göstermekte . İslam’la savaşma noktasında ortak fikir taşısalar da İngiliz, Alevi, Ermeni ve Yahudi kanadı menfaatları çelişince mutlaka çekişmeler faili meçhul cinayetler, kurumlar arası yıpratmalar şeklinde topluma yine yansıyacaktır. Kızılayın yıpratılmasının ardından Sosyal Sigortaların da yıpratılması bu süreç dahilindedir.

II-Ekonomik Darboğaza Gelince;

-100 milyar doları aşan dış borç, trilyonlara varan iç borç, yüksek enflasyon ve dışa bağımlı ekonomisiyle TC. devleti can çekiştirmekte, memuruna ve emeklisine maaşlarını ödemede tıkanmakta.

-IMF’den gelen kısıtlı krediler TC.nin bugünkü ekonomik problemlerini çözecek düzeyde değildir. 3 Milyar Dolar şartlı ve kontrole tabi ekonominin ayağa kalkmasını değil batırılmasını tasarlayan bu kredi TC. nezdinde de pek önem arzetmemekte.

-Bu kredinin kabul edilmesinin altında yatan Öcalan’la kaybedilen kara para ve uyuşturucu ağının yeniden Türkiye üzerinden pazarlanması işlevliğinin kazandırılmasıdır. Çünkü TC. bu yolla 70-150 milyar dolarlık uyuşturucu ticaretinden büyük miktarda kazanç sağlamakta idi. Amerika’nın PKK kartını kaldırmasıyla bu ağ Rusya üzerine kaydırıldı. Son dönemler yakalanan uyuşturucu miktarları göz önünde bulundurulursa bu noktada yeni anlaşmalar sağlandığına delalettir.

-TC. milyarlarca doları bulan silah alımını elindeki bütçeyle karşılaması tabi ki düşünülemez. Ve de elindeki kaynağın devamını garantiye almadan bu işe teşebbüs etmesi imkan dışıdır.

-Silah alımı ve silah sanayiinde de Türkiye dışa bağımlılıktan kurtulma stratejisi izlememekte. Tam aksine elini ve kolunu antlaşma yaptığı ülkelere kaptırmakta. Muhtemelen ihalelerin bir çokları İsrail-Rus konsorsiyumuna kayacaktır. İslamla uğraşmaktan başka bir becerisi bulunmayan asalak mahluklar elbette teknoloji transferi yapmayıp dışa bağımlılık alışıklığından vazgeçmezler. Beceriksiz ve basiretsiz bu siyasetçilerden başka ne beklenebilir ki?..

-Uçak kazalarının artması ihaleden pay kapmak isteyen devletlerin teknolojik şovuna dönüşmüştür. Uzaydan uydu aracılığıyla güdümlendirilen sinyaller sonucu düşürülen uçaklar konusunda yeterli teknolojiye sahip olmayan TC.hükümeti ancak geniş çaplı soruşturma yapacağını açıklamaktan başka bir şey yapamamakta. Nitekim Ege de gerçekleştirilen tatbikatlarda düşürülen uçaklarda aynı akıbete uğramış, T.C. bu bölgedeki tatbikatlara ara vermek zorunda kalmıştı.

-Depremle büyük darbe alan ekonomi halen rayına oturmuş değil. Bölgede ki sıkıntılar konusunda yetersiz kalan devlet üzerindeki yükü hafifletmek amacıyla elindeki hayati değeri bulunan Tüpaş, Petro-Kimya gibi şirketleri özelleştirmeye gitmekte. Cüzi fiatlarla taşaron yahudi şirketlerine peşkeş çekilen bu şirketler ekonominin bel kemiğidir.

-Ekonomide gidişatı belirleyici taşaron rantcı şirketler, sermayeyi tekellerinde toplayarak halkın geçim sıkıntısını artırma amacındalar.

-IMF’den kararlar doğrultusunda iş alanları daraltılırken devlet imkanlarıda azaltılmakta. Binlerce öğretmen ve memur açığı bulunmasına rağmen, bir çok üniversite mezunu işsiz dolaşmakta. Çöplüklerden ekmek toplayan insanlar, geçim derdinden artan fuhuş artık istatistiklerde çizgileri yukarı çekmekte.

-Devletin en uç noktasında bulunan kişilerin halkına değer vermediği ve açıkça bu konuda da yalan söylediklerini TC. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in ATV Siyaset meydanı proğramında katıldığı söylevde görmüş olmaları gerek: “Her üniversiteden çıkan iş bulacak diye bir şey yoktur. Türkiye de aç insan yoktur. Herkes işinde. Aç olan varsa gelsin bana.” Gibi yalan ifadeleri siyasi vakarın yitirildiğinin ifadesidir. “Her üniversiteliye iş” diyerek temelini attığı üniversitelerin açılış konuşmalarını hatırlatsak ta utanacak değiller.

III -Dış Siyaset

-Türkiye mevcut dünya siyasetinde İsrail eksenli politikasını sürdürmekte. Türkiye, İsrail, Ürdün eksenindeki askeri, ekonomik, siyasi, istihbarat stratejik boyutlarda devam etmekte. Her ne kadar İsrail’in Amerika ile yakınlaşması söz konusu ise de bu konsorsiyum işlerini su altından yürütmekte son günlerde gerçekleşen olaylarla bozulma aşamasındadır.

-İsrail, Ürdün, Türkiye istihbaratı yapılan antlaşmalar neticesinde İslam’i kitlelere karşı ortak operasyonlara giriştiler.

-Ürdün kralı Abdullah’ın Türkiye ziyareti zamanlama açısından büyük öneme haizdir. Karşılanması ve gösterilen alaka işin ehemmiyetini göstermekte. Hizb-ut Tahrir’e  karşı gerçekleştirilen tutuklamalar aynı dönemde gerçekleşmesi dikkat çekicidir. Bu ziyaret daha önceden planlanmadığı halde bu döneme rastlaması ve Ürdün Kralı Abdullah’ın verdiği şu demeç “Amerika ile ticaretinizi Ürdün üzerinden gerçekleştirin.” Yakında Türkiye’yi de dolaylı yoldan etkileyen Amerikan-İsrail işbirliğinin bozulma noktasında olduğunu göstermekte.

-Amerikan Başkanı Bil Cilinton’un Hindistan ziyaretinin hemen akabinden TC.devlet başkanı Ecevit'in ani ziyareti İngiliz-Yahudi kanadının isteği üzerine gerçekleştirildi.

-Barış antlaşması çerçevesinde Golan’ın Suriye’ye ilhakı İsrail’in su sorununu gündeme getirmekte. Bilindiği gibi İsrail su ihtiyacının %60 bir bölümünü Golan’dan çıkan kaynaklardan temin etmektedir. Bunun telafisi ancak Türkiye’den teminle mümkündür. Ürdün Kralı İsrail adına bu konuyu dile getirmiştir. Ziyaretinden ilginç bir nokta; Amerika ile yakınlaşmasında Türkiye’yi uyarmasıdır. Pazarlamanın kendi ülkesinden yapılabileceğini gündeme getirerek İsrail'in çektiği lokomotifin arkasında kalmasının esaslarını ortaya koymuştur.

-Amerika ile girişilen hızlı pazarlıklar Avrupa Birliğini ve de İngiltere’yi kızdırmıştır. İçişleri bakanı Tantan'ın kovulurcasına bekletilmesi ilişkilerin soğuk bir döneme girdiğini göstermekte. AB Türkiye gibi bir tampon bölgeyi kaybetmek istememekte. Ermeni soykırım tasarısının Fransa tarafından yeniden gündeme getirilmesi, İngiltere istihbaratının Türkiye’nin Azerbaycan’da gerçekleştirdiği darbe teşebbüsünün gizli yönlerini basına yansıtması, Avrupa Parlamentosu heyetinin Avrupa Birliğinin sadece ekonomik bir birlik olmadığı siyasi bir birlik olduğunu Türkiye’deki temaslarında açıklamaları, ekonomik yatırım cezasının verilebileceği ikazları ve ardı arkası kesilmeyen Avrupa delegasyonlarının ziyaretleri Türkiye’ye ikaz ve siyasetinde etkinliklerini artırma amaçlıdır.

-Kıbrıs üzerinde Avrupa'nın egemenliğini kabul eden Türkiye, Amerika’yı razı etmek için de Orta-Asya kapılarını Demirel’in Türkmenistan ziyareti ile aralama noktasında.

-Rusya ile ilişkiler her ne kadar iyi gözükse de istenilen düzeyde gelişmemekte. Tavizler karşılığı tavizlerle ayakta durmaya çalışan T.C. pek bir devlet vasfını korumamakta. Çeçenistan  halkının yok edilmesine ortak olan bu devlet yardım kapılarını kapatarak Rusya’nın katliamından daha fazlasını gerçekleştirmiştir. Bunu Rusya dışişleri bakanının Türkiye ziyareti sırasında sarhoş ağızla açıkladığı demecinde şöyle diyordu: “Türkiye hükümetine Çeçenistan konusunda bize gösterdiği destekden dolayı teşekkür ederiz. Ortak çalışmalarımız devam edecek. Fundamantalistler konusunda da ortak çalışacağımızı umuyorum.”

Karşılığında koskocaman bir aferin alan T.C. hükümeti halen katliama devam eden Rusya’yı kınamaktan aciz ve korkak bir tavır sergilemekte. Daha da kötüsü Ecevit’in katil Putin’nin Rusya cumhurbaşkanlığına seçilişini memmuniyetle karşılamakta ve de tebrik etmekte...

Buna nazaran Rusya’nın Orta-Asya ülkelerinden vazgeçmesi söz konusu değildir. Türkiye bu bölgelerde Amerikanın isteği doğrultusunda ilişkilerini ekonomik ve kültürel boyutta sınırlı tutmaya çalışıyor. Rusya’nın son seçimle ortaya çıkan kadrosu Çeçen olayını sona erdirip iç istikrarı sağlamaya eğilimlidir. Ekonomisindeki krizleri de atlatırsa, Türkiye’nin o bölgelerde rahatça hareket etmesine müsaade etmeyecektir. Ermenistan ve terör kartını yeniden kullanabilir. Nitekim son günlerde Asala örgütünden sık sık bahsedilmeye başlandı.

-Amerika ile ilişkiler Amerikan seçimlerine indekslenmiştir. Seçimlerden sonra Türkiye kıskaç altına alınacaktır. Nitekim Amerikan Başkanı Cliton Türkiye ziyaretinde bunu açıkça ifade etti. ”Gelecek yüzyıl Türkiye-Amerika işbirliği açısından büyük önem taşımaktadır.” Diyen Cliton Türkiye üzerinde ağırlıklı bir siyaset izleyeceklerinin işaretini verdi. Çillerin yeniden DYP’nin başına getirilmesi, Abdullah Gülün FP den parti başkanlığına adaylığını koyması, Amerika’daki Ermeni lobisinin Ermeni soykırımını Beyazsaraya taşıması ve Türkiye de çete savaşlarının kızışması Amerikan politikasının Türkiye üzerinde ki etkinliğinin hissettirilmesi çerçevesindedir.

IV- Sonuç

Görüldüğü gibi Türkiye bulunduğu jeopolitik yapı itibarı ile büyük öneme haizdir. Siyasi ve ekonomik bir köprü konumunda bulunan Türkiye, maalesef bu avantajı değerlendirecek siyasi iradeye sahip bir kadro yoktur. Siyasi stratejik avantajları kendi lehine kullanamadığından dolayı, ekonomik baskılar, iç kargaşa, savaş tehditleriyle sıkıştırılmış her istenileni yapmaya mahkum konumundadır.

Sahih ve kuvvetli bir iradeden yoksun, aydın bir bakış açısına sahip olamayan idarecilerle TC. devletinin bu halden kurtulması mümkün değildir. Adaleti tesis etmekten ve çeteleri tasviye etmekten aciz kalan bir devletin kalkınmaktan söz etmesi elbette ki mümkün değildir. Bu sorunların ve çıkmazların temelinde Batı kökenli, milliyetçi,vatancı, demokrat cumhuriyetçi fikirler yatmaktadır. Bu fikir ve düşüncelerle, bu kadro ve dönmelerle, bu zihniyet ve despotçulukla çağdaş olmak isteyenler düştükleri çelişiler yumağı haline getirdikleri sistemlerine bir baksınlar!..

Yıllarca hükümranlık sergilemiş bu coğrafya kimlere peşkeş çekilmekte, üç beş yahudi dönmesinin elinde kimlere hizmet ettirilmekte.

Kısaca sorunun temelinde nelerin yattığına bakılmalı. Ve bunun tek nedeni de ithal edilmiş olan laiklik, demokrasi, batı ve bir avuç Yahudi’den alınan kahredici reçetelerdir. Ümmet geri kalmışlığın, çekilen acıların, ezilmişliğin başlarına gelen bütün zulmün, İslam düşmanlığının, dinsizleştirmek için yapılan tüm baskıların kaynağını bu noktalardan kaynaklandığını görme iradesine kavuşmak zorundadır.

Kafir ve uşakları azgınlaşıp hırçınlıklarını artırdılar. Bunun tek sebebi yeryüzünde adaleti ve huzuru temin edecek küfür sistemlerini yok edecek Raşidi Hilafet sisteminin olmayışıdır. Dünyada izzet, şeref ve kuvvet ancak Hilafet Devleti ile mümkündür.

Müslümanlar, izzet ve şerefin kaybedildiği, her şeyin ayaklar altına alındığı şu günlerde bu gerçeği düşünüp üzerine düşeni gecikmeksizin yapmaya, şahsiyetli ve cesaret yüklü yaşam için kurtuluşun ana kaynağını oluşturan, İslam’i hayatı yeniden yüryüzünün bütün bölgelerine taşıyacak olan Raşidi Hilafeti kurmak veya onu kurmak için çalışanlara yardım etmek için koşmalıdırlar. Allah inan ve gereği gibi çalışanların yardımcısıdır...

Nitekim Allahu Teala; iman edenlerden ve inandım diyen mü’minlerden kafirlere ve onların avanelerine, onlardan gelen sistemler değil Kendisine güvenmelerini buyuruyor:

“Ey iman edenler! Eğer kafirlere uyarsanız, sizi gerisin geriye (eski dininize) döndürürler de, hüsrana uğrayanların durumuna düşersiniz. Oysa sizin mevlânız Allah'tır ve O, yardımcıların en hayırlısıdır. Allah'ın, hakkında hiçbir delil indirmediği şeyleri O'na ortak koşmaları sebebiyle, kafirlerin kalplerine yakında korku salacağız. Gidecekleri yer de cehennemdir. Zalimlerin varacağı yer ne kötüdür!”(Ali İmran 149-151)