Raşidi Hilafet ....Yıl 12...Sayı 124  Muharrem1421... Nísan 2000   

HİLÂFET'İN SÖZÜ

DUYARSIZ YAŞAMAK İNSANLARI VE TOPLUMU KÖRELTİR

İslam'ın siyasi akidesi; insanlar arasındaki bütün ilişkileri kapsadığından, bunlarla ilgili fikirleri de göstermiştir. Bu fikirleri yürütmek, gütmek insanlarla alakalıdır.

İlişkiler hangi alanda olursa olsun İslam akidesinden kaynaklanan şeri hükümlerle kayıtlıdır. Bu; sosyal alakalar, iktisat, siyaset, ekonomi gibi bütün alanları içine alır. Fertlerin ve toplumun yaşantılarında her oluşum için duyarlı bir tavır takınmaları da yine hükümlerle kayıt altına alınmıştır. Hassasiyet genelde koruma mekanizması altına giren her husustur. Burada ölçü tabi ki İslam'ın kendisidir. Allah (cc) şöyle buyuruyor:

“ Ayrıca bu Kitab'ı da sana, her şey için bir açıklama, bir hidayet ve rahmet kaynağı ve müslümanlar için bir müjde olarak indirdik.” (Nahl 89)

 

Duyarlı olmak; birey ve toplumun sağlığını koruması açısından çok önemlidir. Bu kapının açılması büyük hastalıkların habercisi demektir.

İnsanların, özelde müslümanların duyarsız yaşamaları men edildi. “Emri bil maruf nehyi anil münker” ve davayı taşımakla ilgili gelen bütün şer-i deliller bu kapsamdadır. Dini koruma tatbikindeki aksaklıklara duyarsız kalmama, kişiden, kitleden ve devletten istenen hususlardandır. Allah (cc) şöyle buyurdu:

“Aralarında Allah’ın indirdikleriyle hükmet” (Maide 49)

“İşte onun için sen (tevhide) davet et ve emrolunduğun gibi dosdoğru ol.” (Şura 15)

Eğitim ve teşviklerde duyarlı olmak Allah (cc) rızasına götürür, ve de İslam'a olan rağbeti artırır. Müslümana yakışan bu hususlarda hassas olmasıdır. Bundan dolayıdır ki, Peygamber (sav) şu örneği vermektedir:

“İslami hükümleri yerine getirenlerle getirmeyenler, yerlerine seçmek için aralarında kura çeken bir gemi yolcularına benzerler. Kur’a neticesinde bunların bir kısmı güverteye, diğer bir kısmı da bodrum kata yerleşmişlerdir. Suya ihtiyaç duydukları vakit güverteye çıkmak zorunda olan aşağıdakiler “Yukarıya çıkmaktansa kendi yerlerimizi delerek ihtiyacımızı giderelim” dedikleri vakit, yukarıdakiler bunlara mani olurlarsa hepsi kurtulur. Aksi halde bütün yolcuların boğulması muhakkaktır.” (Buhari)

Görüldüğü gibi duyarlılık bütün detayları düşünmeyi ve ondan sonra bir atılıma girişmeye teşvik eder. Çocuğunu toprağa gömerken kendini sorgulayamayan bir şahsiyeti, İslam düşüncesi tebasının ne halde olduğunu her an düşünmeye sevk eder hale getirmiştir. Ömer (ra) bu düşünceyle her an her iş için çok hassas, ümmette tabi ki Ömeri (ra) her icraatını kontrol altına alacak kadar duyarlı. İslam'ın muhafazası aynı derecede duyarlılığı vacib kılar. Bu mekanizma çalışmak zorundadır.

Bugün müslümanlar karanlık, bozuk, küfür düzenlerin etkisi altında kalmışlarsa, İslam'a olan bağlılıklarında yeterli duyarlılığı gösterememelerinden kaynaklanmıştır, halende öyledir. Hayata bakışlarında yeterli hassasiyeti göstermekten acizdirler. Ölçüyü kaybedince bakışlar aydın olmaktan çıkar, sıradan bir yaşantı yeterli gözükür.

Günümüz müslümanları yaşantılarında, akideleriyle bağdaşmayan her oluşuma duyarsız kalarak sıfatlarına yakışmayan bir tavır sergilemektedirler.

Duyarsız müslümanlar!...

Hiç bir tavır, davranış ve alakasında İslami ölçüleri göz önünde bulundurmayan, adeta küfür rejimlerinin elinde oyuncak olan, kof bir yaşam sergileyen müslümanlar... Küfrün egemenliği ile övündüğü bayramlara ortak olan, hatta daha da ileri gidip onlarla yarışan, İslam elbisesinden soyutlanmış zavallı müslüman... Kendi kendine soru sormaya dahi korkan bir yığın insan... Yavrularını 23 nisanlarda, 19 mayıslarda çırılçıplak meydanlara süren, bir de karşısına geçip alkışlayan biçareler... Evini yakan, malını çalan, yüzüne açıkça küfredenleri meclis denen fitne yuvasının ayakta kalmasına göz yuman müslüman... Başlarında ki yahudi bozuntularına seyirci kalan müslüman... Selin önünde çöp gibi her yana savrulan müslüman...

İslami hayatı geri getirme suçundan yargılanan, ağır işkencelere maruz kalan, tutuklananların sesini duymayacak kadar sağır olan müslüman...

Ne kadar acı!...

Halini ve gidişatını sorgulayamayan duyarsız insanlar...

Elbette ki duyarsızlık başkalarına zemin hazırlar. Böylesi bir toplum bünyesindeki hastalığı tedavi etmeyi düşünemeyeceği gibi pisliklerle, çakallarla yaşamayı hoş görüp, diyalogcu kesilecektir. Belki de sömürgeciler böylesi bir toplumla karşılaşacaklarını hayallerinden dahi geçirmemişlerdir. Öyle ki; bu toplumları kendi halklarından daha kolay idare etme şansına sahiptirler.

Zalimlere alkış tutan, ağlayan, zalimler için ölüme koşan binlerce insan. Öyleya! Kore’de müslüman asker Amerikalıları korumadı mı? Bosna’da Amerikan çıkarlarına bekçilik yapılmıyor mu? Yığınlarca olumsuz olaylar, sıralamaya artık utanır olduk, körü körüne bir yaşam...

Hayır!... Bu kadar zelillik; İslamın tarif ettiği müslümanlıkla asla bağdaşmaz... Allah (cc) şu ayeti kerimede müslümanın sıfatını ve duyarlı olacağı noktaları şöyle açıklıyor:

“Siz, insanların iyiliği için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz; iyiliği emreder, kötülükten men eder ve Allah'a inanırsınız. Ehl-i kitap da inansaydı, elbet bu, kendileri için çok iyi olurdu. (Gerçi) içlerinde iman edenler var; (fakat) çoğu yoldan çıkmışlardır.” (Al-i İmran 110)

Unutulmamalıdır ki; ümmet yukarıdaki ayette işaret edilen işlere gerekli duyarlılığı göstermediğinden dolayı bu hale gelmiştir. İşlenen haramlara göz yummak, duyarsız kalmak, ortak olmak İslam ruhundan uzaklaştırıp o toplumu köreltir. Başka ifadeyle küfür kuvvet bulur, müslümanın bünyesi zayıflar ve hastalanır.

Geçmişteki izzetin gücüne kavuşmak ancak, yönetimden bireysel hareketlere kadar her hususta İslami hassasiyeti göstermekle mümkündür.

Müslüman bugün akidesinden doğan ölçüyle bakınca görecektir ki; kafirlerin ve küfür sistemleri çok çürüktür, koftur, hiç bir noktadan haklılık payları yoktur. Bunların ortadan kalkması ancak akidesine bağlı duyarlı insanlarla gerçekleşecektir. Böylesi kişiler ve kitleler daima var olacaklardır. Aksi halde bu nizam paklığı berraklığıyla bizlere kadar ulaşmazdı ve de günümüzde bu işlerlik kendisini Allah’ın rızasına adayan insanlarca devam ettirilecektir.

Müslümanlar olarak bu hususları kendisine gaye edinip, gerekli duyarlılığa sahip, İslami hayatı yeniden ikame etme azmine sahip olan kişiler gibi olmalıyız.

Bu nedenle İslamı dava edinen müslümanlar olarak yüce davamıza yardım edenlere sahip çıkmaya davet ediyoruz.

“Ey inananlar! Hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah ve Resûlüne uyun. Ve bilin ki, Allah kişi ile onun kalbi arasına girer ve siz mutlaka onun huzurunda toplanacaksınız.” (Enfal 24)

 

"Raşidi Hilafet" İslam Fikrine Dayalı Siyasi Dergi