|
HİLÂFET'İN SÖZÜ
DUYARSIZ
YAŞAMAK İNSANLARI VE TOPLUMU KÖRELTİR
İslam'ın
siyasi akidesi; insanlar arasındaki bütün ilişkileri
kapsadığından, bunlarla ilgili fikirleri de göstermiştir. Bu
fikirleri yürütmek, gütmek insanlarla alakalıdır.
İlişkiler
hangi alanda olursa olsun İslam akidesinden kaynaklanan şeri hükümlerle
kayıtlıdır. Bu; sosyal alakalar, iktisat, siyaset, ekonomi gibi bütün
alanları içine alır. Fertlerin ve toplumun yaşantılarında her
oluşum için duyarlı bir tavır takınmaları da yine hükümlerle
kayıt altına alınmıştır. Hassasiyet genelde koruma mekanizması
altına giren her husustur. Burada ölçü tabi ki İslam'ın
kendisidir. Allah (cc) şöyle buyuruyor:
“
Ayrıca bu Kitab'ı da sana, her şey için bir açıklama, bir
hidayet ve rahmet kaynağı ve müslümanlar için bir müjde olarak
indirdik.” (Nahl
89)
Duyarlı
olmak; birey ve toplumun sağlığını koruması açısından çok
önemlidir. Bu kapının açılması büyük hastalıkların habercisi
demektir.
İnsanların,
özelde müslümanların duyarsız yaşamaları men edildi. “Emri
bil maruf nehyi anil münker” ve davayı taşımakla ilgili gelen bütün
şer-i deliller bu kapsamdadır. Dini koruma tatbikindeki
aksaklıklara duyarsız kalmama, kişiden, kitleden ve devletten
istenen hususlardandır. Allah (cc) şöyle buyurdu:
“Aralarında
Allah’ın indirdikleriyle hükmet”
(Maide 49)
“İşte
onun için sen (tevhide) davet et ve emrolunduğun gibi dosdoğru ol.”
(Şura 15)
Eğitim
ve teşviklerde duyarlı olmak Allah (cc) rızasına götürür, ve de
İslam'a olan rağbeti artırır. Müslümana yakışan bu hususlarda
hassas olmasıdır. Bundan dolayıdır ki, Peygamber (sav) şu örneği
vermektedir:
“İslami
hükümleri yerine getirenlerle getirmeyenler, yerlerine seçmek için
aralarında kura çeken bir gemi yolcularına benzerler. Kur’a
neticesinde bunların bir kısmı güverteye, diğer bir kısmı da
bodrum kata yerleşmişlerdir. Suya ihtiyaç duydukları vakit güverteye
çıkmak zorunda olan aşağıdakiler “Yukarıya çıkmaktansa kendi
yerlerimizi delerek ihtiyacımızı giderelim” dedikleri vakit,
yukarıdakiler bunlara mani
olurlarsa hepsi kurtulur. Aksi halde bütün yolcuların
boğulması muhakkaktır.” (Buhari)
Görüldüğü
gibi duyarlılık bütün detayları düşünmeyi ve ondan sonra bir
atılıma girişmeye teşvik eder. Çocuğunu toprağa gömerken
kendini sorgulayamayan bir şahsiyeti, İslam düşüncesi tebasının
ne halde olduğunu her an düşünmeye sevk eder hale getirmiştir.
Ömer (ra) bu düşünceyle her an her iş için çok hassas, ümmette
tabi ki Ömeri (ra) her icraatını kontrol altına alacak kadar
duyarlı. İslam'ın muhafazası aynı derecede duyarlılığı vacib
kılar. Bu mekanizma çalışmak zorundadır.
Bugün
müslümanlar karanlık, bozuk, küfür düzenlerin etkisi altında
kalmışlarsa, İslam'a olan bağlılıklarında yeterli
duyarlılığı gösterememelerinden kaynaklanmıştır, halende
öyledir. Hayata bakışlarında yeterli hassasiyeti göstermekten
acizdirler. Ölçüyü kaybedince bakışlar aydın olmaktan çıkar,
sıradan bir yaşantı yeterli gözükür.
Günümüz
müslümanları yaşantılarında, akideleriyle bağdaşmayan her
oluşuma duyarsız kalarak sıfatlarına yakışmayan bir tavır
sergilemektedirler.
Duyarsız
müslümanlar!...
Hiç
bir tavır, davranış ve alakasında İslami ölçüleri göz önünde
bulundurmayan, adeta küfür rejimlerinin elinde oyuncak olan, kof bir
yaşam sergileyen müslümanlar... Küfrün egemenliği ile övündüğü
bayramlara ortak olan, hatta daha da ileri gidip onlarla yarışan,
İslam elbisesinden soyutlanmış zavallı müslüman... Kendi kendine
soru sormaya dahi korkan bir yığın insan... Yavrularını 23
nisanlarda, 19 mayıslarda çırılçıplak meydanlara süren, bir de
karşısına geçip alkışlayan biçareler... Evini yakan, malını
çalan, yüzüne açıkça küfredenleri meclis denen fitne yuvasının
ayakta kalmasına göz yuman müslüman... Başlarında ki yahudi
bozuntularına seyirci kalan müslüman... Selin önünde çöp gibi
her yana savrulan müslüman...
İslami
hayatı geri getirme suçundan yargılanan, ağır işkencelere maruz
kalan, tutuklananların sesini duymayacak kadar sağır olan müslüman...
Ne
kadar acı!...
Halini
ve gidişatını sorgulayamayan duyarsız insanlar...
Elbette
ki
duyarsızlık başkalarına zemin hazırlar. Böylesi bir toplum
bünyesindeki hastalığı tedavi etmeyi düşünemeyeceği gibi
pisliklerle, çakallarla yaşamayı hoş görüp, diyalogcu
kesilecektir. Belki de sömürgeciler böylesi bir toplumla karşılaşacaklarını
hayallerinden dahi geçirmemişlerdir. Öyle ki; bu toplumları kendi
halklarından daha kolay idare etme şansına sahiptirler.
Zalimlere
alkış tutan, ağlayan, zalimler için ölüme koşan binlerce insan.
Öyleya! Kore’de müslüman asker Amerikalıları korumadı mı?
Bosna’da Amerikan çıkarlarına bekçilik yapılmıyor mu?
Yığınlarca olumsuz olaylar, sıralamaya artık utanır olduk, körü
körüne
bir yaşam...
Hayır!...
Bu kadar zelillik; İslamın tarif ettiği müslümanlıkla asla
bağdaşmaz... Allah (cc) şu ayeti kerimede müslümanın sıfatını
ve duyarlı olacağı noktaları şöyle açıklıyor:
“Siz,
insanların iyiliği için ortaya çıkarılmış en hayırlı
ümmetsiniz; iyiliği emreder, kötülükten men eder ve Allah'a inanırsınız.
Ehl-i kitap da inansaydı, elbet bu, kendileri için çok iyi olurdu.
(Gerçi) içlerinde iman edenler var; (fakat) çoğu yoldan çıkmışlardır.”
(Al-i İmran 110)
Unutulmamalıdır
ki; ümmet yukarıdaki ayette işaret edilen işlere gerekli
duyarlılığı göstermediğinden dolayı bu hale gelmiştir.
İşlenen haramlara göz yummak, duyarsız kalmak, ortak olmak İslam
ruhundan uzaklaştırıp o toplumu köreltir. Başka ifadeyle küfür
kuvvet bulur, müslümanın bünyesi zayıflar ve hastalanır.
Geçmişteki
izzetin gücüne kavuşmak ancak, yönetimden bireysel hareketlere
kadar her hususta İslami hassasiyeti göstermekle mümkündür.
Müslüman
bugün akidesinden doğan ölçüyle bakınca görecektir ki;
kafirlerin ve küfür sistemleri çok çürüktür, koftur, hiç bir
noktadan haklılık payları yoktur. Bunların ortadan kalkması ancak
akidesine bağlı duyarlı insanlarla gerçekleşecektir. Böylesi kişiler
ve kitleler daima var olacaklardır. Aksi halde bu nizam paklığı
berraklığıyla bizlere kadar ulaşmazdı ve de günümüzde bu işlerlik
kendisini Allah’ın rızasına adayan insanlarca devam
ettirilecektir.
Müslümanlar
olarak bu hususları kendisine gaye edinip, gerekli duyarlılığa
sahip, İslami hayatı yeniden ikame etme azmine sahip olan kişiler
gibi olmalıyız.
Bu
nedenle İslamı dava edinen müslümanlar olarak yüce davamıza
yardım edenlere sahip çıkmaya davet ediyoruz.
“Ey
inananlar! Hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah ve
Resûlüne uyun. Ve bilin ki, Allah kişi ile onun kalbi
arasına girer ve siz mutlaka onun huzurunda toplanacaksınız.”
(Enfal 24)
|