Raşidi Hilafet ....Yıl 12...Sayı 124  Muharrem1421... Nísan 2000   

 

TERÖRİZM DERİN DEVLETİN (ZİNDE GÜÇLERİN)  GERÇEK VASFIDIR

A.Seyfulislam

Dünya genelinde, çeşitli uslüplar ve yöntemler kullanılarak İslam terörü adı altında müslümanlara saldırılarda bulunulmaktadır. Tüm dünyada, özellikle de halkı müslüman olan ülkelerde ve onlardan biri olan Türkiye’ de çağdaş tağutlar, müslümanlara karşı zalimane saldırılarda bulunuyorlar. Tağuti rejimler müslüman halkların başlarına belaları örerken kendi benliklerine yakışan terör vasfını kılıç gibi kullanarak toplumu korkutmak ve sindirmek istiyorlar. Bu çerçeveden baktığımızda terör estirmenin “derin devlet”in gerçek vasfı olduğu görülecektir.

Firavun tiniyetine sahip olan güç odakları, Müslümanlara yasalarla tehditler savuruyorlar. İrtica, bozgunculuk adı altında kötüleyerek en ağır cezaları, “potansiyel suçlu” kabul ettikleri Müslümanlara reva görüyorlar. Takip ettikleri çizginin altında yatan gerçekler ve icraatlar ümmetçe yüzeysel bilinse de derinlemesine bakış gerektiren hususlardır. “derin devlet” oluşumu bölgeselcilikten öte uluslararası bir boyuta sahiptir. İçeriğini objektif ve ideolojik bazda ele almak gerekir. Yerkürede ideolojik esasları üzerinde barındıran sistemler, dünya siyasetine taşıdıkları ideolojik vasfa göre şekillendirmek için mutlak otorite çatışmasına girmek zorundalar.

İnsan fıtratıyla çelişiği bulunmayan İslam ideolojisi her devirde insanlarla buluşmaya hazır bir zemine sahiptir. İnsanlarla barışık yaşayamayan kapitalizm ve diğer sistemler hayatta kalabilme, ve devamlılık noktasında tıkanan akideleriyle bir varlık gösterebilmeleri ancak despot çerçevede gerçekleştirilebilir. Bundan dolayı kaçınılmaz vasfıdır. Ümmetle ilişiği bulunmayan ithal sistemler, “derin devlet” terörü zoruyla bu halka kabullendirilmek istenmektedir. M. Kemal ve arkadaşlarının meclisteki silahlı eylemleri terörizmin ve zorbalığın resmi görüntülerinden sadece bir parçasıdır. 3 Mart 1924’te Hilafet kaldırılarak müslüman beldeler üzerinde oluşturulan karton devletçikler, hayatlarının devamı ve uluslararası bağlamların sürekliliğini ancak zorba iktidarlarıyla ayakta tutma kabiliyetine sahiptirler. İslam akidesiyle çelişen ithal sistemlerin ümmetin benliğinde yer edinmesi mümkün görülmediğinden sömürü çarkının işlemesi için daimi kontrol ve yönlendirici mekanizmanın Müslümanlar üzerinde bulunması gerekliliği hasıl olmaktadır.

Kapitalizm ve sömürgeciler çirkin suratlarını gizlemek ve işlerini yürütmek amacıyla “derin devlet” veya “zinde güçler” oluşumunu gerçekleştirmişlerdir.

Uluslararası literatürde “derin devlet” terörizmini tanımlama konusunda ciddi bir anlaşmazlık yoktur. Kavram genelde siyasi amaçlar için, silahsız sivillere yönelen şiddet kullanımı, sömürgeciliğin devamını sağlama, sindirme, korku uyandırma, tehdit etme, kural dışı eylem veya savaş, hükümet politikasını baskı ve korku uyandırarak etkileme, çarpışmalar oluşturarak istenilen kesimin hedef alınması, kabaran fikri eylemleri kaba güçle önleme gibi ögeleri içerir. Bunun yanında bu işlerin açık veya kapalılık tarzı bölgelere göre değişiklik arz eder. Örneğin; Sırp’ların Bosnalı ve Kosovalı Müslümanlara, Rus’ların Çeçen halkına, İsrail’in Filistinlilere karşı estirdiği terör eylemleri açıktan yapılan devlet terörü kategorisindedir. Türkiye’de faili meçhul cinayetler ve Hizbullah terörü gibi yönlendirmeler Cezayir, Suriye vb. ülkelerdeki eylemler kapalı “derin devlet” terörü konumundadır.

Sınıflandırılması:

a- Uluslararası bağlam.

b- Topyekün hareket.

c- Perakende bağlantılar.

a- Uluslararası bağlam; zayıf, sömürülen, işgal edilmiş, peyk devletlerin doğrudan bağımlı oldukları ve üzerlerinde hakim olan devletin siyaseti çizgisinde hareket etmektir. Örneğin; Suriye’nin Ortadoğu’da Amerikan siyasetinin aktif kılınması için kullandığı örgütlerin varlığına müsaade etmesi gibi. Bu örgütlerin eylem planları ve hedefleri ABD tarafından yönlendirilir. Uluslararası bağlam devletler arası tespit neticesi ortak düşmana karşı girişilen hareket olarak ta ortaya çıkabilir. Rusya ve Türkiye’nin Çeçen halkına karşı sergiledikleri ortak tutum gibi.

b- Topyekün hareket; dış güdüm ve “derin devlet” dahil bütün devlet kurumlarının kararlılıkla üzerine yöneldikleri eylemler. Bu tip eylemlerde milliyetçilik ve vatancılık esas alınır. “Vatan elden gidiyor” “Türkiye Türk olarak kalacak” gibi ölçülerle toplu eylemlerle halkı yanına çekmek amaçlanmaktadır. Hilafetin ortadan kaldırılmasında da bu tezler sergilenmişti. Türk kavmiyle alakası olamayan yahudi dönmeleri, ümmetin bomboş olan beyinlerini bu gibi gayri İslam’i düşünce ve mefhumlarla doldurarak hayatta kalabilme noktasında zemin oluşturmuşlardır. Bu noktada gelişen vatancılık ve milliyetçilik mefhumlarına sahip olanlar, onlara karşı düşman kesilmekteler. “Türk-İslam” “Arap-İslam emperyalizmine hayır” sloganları bu kitlelerin hangi noktada olduğunun göstergesidir.

c- Perakende bağlantılar; “derin devlet” veya doğrudan devletin amacına hizmet eden fakat adının karışmaması veya varlığının sarsıntıya uğramaması ön planda tutularak çetelere veyahut istihbarat birimlerine havale edilen işler. Meclisin yüklendiği görev bu aynı bağlamdadır. MGK’nın isteği doğrultusunda meclis ancak çalışma seyrini ve kanun düzenlemelerini yürütebilir. Uyuşturucu ağının yürütülmesi, hedeflenen şahısların öldürülmesi gibi. Bunlar da genel de Türkiye, Irak, İran, Suriye gibi devletlerin takip ettiği işlerdendir.

Bu çerçeveden bakıldığında İslam Devleti Hilafetin yıkılışından bu güne kadar, İslam beldelerinde oluşturulmuş devletlerin tümünde uluslararası “derin devlet” bağı mutlak şekilde vardır.

Zamanın güçlü devletlerinden olan İngiltere, İslam devletini yıkma planlarını Selanik’te yuvalanmış Yahudi dönmelerinin oluşturduğu toplum içerisinden yetenekli kişileri elde ederek gerçekleştirme yoluna gitmişti. 1665 te Sebatay Sevi’nin başını çektiği kitlesel oluşumla bağlarını kuvvetlendiren İngiltere Hilafet devleti içerisinde zinde güç oluşumunun temellerini atar. Ve artık bu güç sinsi faaliyetlerini İngiltere ekseninde döndürecektir. Hilafetin kaldırılması sürecinde gerçekleştirilen terör eylemleri Selanik güdümlü ordunun tavırlarıyla açıklık kazanır. Halifenin ordu üzerindeki otoritesi artık kaybolmuştur. Ordu doğrudan “zinde güçler” in elinde siyasette söz sahibi olur. Arkasında ise Yahudi dönmeleri-İngiliz işbirliği yatmaktadır. İlerleyen süreç içerisinde İngiliz egemenliğinin bölgedeki hegemonyası ve bunun korunması, cumhuriyet, laiklik, demokrasinin zorla ümmete kabullendirilmesi “zinde güçler”in despot yönetimlerinin ana hedefleri addedilir. Tarihte böylesi bir yapılanmaya az rastlanan , çalışma sitilini halktan gizleyen, kimlikleri daima bir sır olan bu örgüt; tepkisel oluşumları göz önünde bulundurarak faili meçhul cinayetler gibi eylemlerini çeşitli şekillerde birilerinin üzerine yıkarak kamufle etmesini bilmiştir. Kurumlar içi faaliyetlerde laiklik, demokrasi, cumhuriyeti koruma ilkesinin arkasında işler gerçekleştirmekte. “Derin devlet” ve zinde güç tabirleri artık toplumun bunları kabullendiğinin ve bununla korkulu ve çekingen bir yaşama alışma görünümüne girdiğinin kanıtlarıdır.

Bölgede yaşayan halkın müslüman olması “derin devlet”in işlerini ve terör eylemlerini daha da kolaylaştırmakta. Yapılacak her eylem yanıltılarak yansıtılmasa dahi uluslararası bir tepkiyle karşılaşması olasılığı ortadan kalkmıştır. Bununla da kalmayıp İslam’a ve müslümanlara olan saldırganlığı nedeniyle Batı devletlerinde övgü ve destek görecektir.

a- Planlama ve işlerlik kazandırılması;

b- “Derin devlet” hükümet bağlantılı.

c- “Derin devlet” birey bağlantılı.

a- Planlama ve işlerlik kazandırılması; Planlama gerçekten beceri isteyen bir iştir. Dünya siyasetiyle beraber bölge ve bölgenin üzerinde dış etkenlerin çok sıkı takibini gerektirmekte. Politik yapı ve coğrafi konum önemli faktörlerden olduğu için en ince ayrıntılarına kadar ele alınır. “derin devlet” eylemlerini sıradan bir olay noktasında değil içerisinde birçok unsurları barındıran detaylarla birlikte inceler. Uluslararası boyutunu da göz önünde bulundurarak geniş çerçeveli planlar ortaya çıkartılır. Çünkü; otoritesinin geleceği ile ilgili atılan adımla bağlantılıdır. “derin devlet”in dıştan güdümlü siyasetinde meydana gelecek ufak bir hata bölgedeki düzeni sarsacağı gibi sömürünün el değiştirmesine de yol açabilir. Örneğin; İngiltere’nin Suudi Arabistan’da oluşturulan zinde gücün basitçe konuşlandırması, ve zinde gücün zaafları bu bölgenin İngiliz güdümünden Amerikan yörüngesine kaymasına neden olmuştur. Türkiye’de konuşlandırılan zinde güç ise tam tersi güçlü bir yapıya sahiptir. Belki bu bölgesel farklılıklardan doğmaktadır. Fakat önceki siyasi yapısı ve jeopolitik konumu itibarı ile bu noktada “derin devlet”in güçlü olması kaçınılmazdır. İngiliz bağlantılı Yahudi dönmelerinden oluşan konsorsiyum şu an “derin devlet”te tek söz sahibidir. Güçlü yapısının olduğu bir gerçektir. “derin devlet”in arka planda kalıp önünde orduyu baş aktör rolünde göstermesi çalışmanın derinliğine işarettir. Amerikancı bir siyaset takip eden Özal’ın o dönemler genelkurmay başkanlığında atama sırasını değiştirmek istemesi ve bazı kişileri emekliye ayırma politikası o günün siyasi yaşamını nasıl etkilediği ve de başarısız kalınması “zinde güçler”in sağlam bir koruma yapısına sahip olduklarına örnek teşkil etmektedir. İsrail yetkilerinin sivil görünümlü hükümet ve kurumlarla değil yüksek düzeyde askerlerle buluşması ve genelde basına kapalı gerçekleştirilen toplantıların işin ehemmiyetini kanıtlamakta. Amerika’nın yıkıcı siyasi darbeleri ve yüzlerce ajanıyla bu güce ulaşmakta zorlandığı işin başka bir boyutudur. Kişiler belki bilinmeye bilir, fakat son günler “derin devlet”in Sebataycı yahudi dönmelerinden oluştuğu noktası gittikçe ağırlık kazanmakta. Birilerinin de bazı noktalara ulaştığı kanaatindeyiz ki; basında cılız da kalsa “derin devlet” “zinde güçler” tabirlerinin altında sıkça Sebataycılıktan söz edilmekte.

b- “Derin devlet” hükümet bağlantılı. “derin devlet”in bir kurum gibi belirli bir merkezde konuşlandırıldığı elbette düşünülemez. MİT’in Ankara’daki merkezi gibi; istihbarat birimlerinin gizlenilen kişilikleri ve faaliyetleri bir sır gibi korunmak istense de kurum olmaları hasebiyle belirli mercilere hesap verme zorunluluğu vardır. Yeri geldiğinde kişiler ve eylemler açıklana bilir. Susurluk olayında yaşananlar gibi. Fakat “derin devlet” aynı statüde faaliyet göstermez. Zemin tamamen kurumlar dışıdır. Fakat Türkiye genelinde bütün kurumlar denetimleri altındadır.

Parlemento “derin devlet”in çıkarlarını koruma amaçlı, ekonomik ve sosyal yapı yanında siyasi kontrolün garantiye alındığı bir kurumdur.

Zinde güç odaklarının işlerini örtbas eden, olayları değişik alanlara çeken halkı oyalayan ve doğruyu görmesini engelleyen parlementer görüntü mecliste güç sahibi değildir.

“Derin devlet” siyasi terörünü meclisi yönlendirmekle de gerçekleştirebilir. Sermayenin tekelleşmesini onaylattığı, 13 yaşından önce İslam’i eğitimin engellenmesi ve başörtüsü yasağı zülmünün yasallaştırılması gibi.

Korkutulmak ve sindirilmek istenen müslüman halk olduğundan Batı ve emperyalizm temsilcileri “zinde güçler”in eylemlerine destek vermekle kalmayıp planlarda sunmaktadırlar. İrtica ve İslam terörü kavramları arkasında halkın potansiyel suçlu ilan edilmesi gibi. Yakın dönemde zinde güç terör ağının müslümanları sindirme yönünde 28 Şubat kararlarını gerçekleştirmesi de bunun açık örneklerindendir.

“Zinde güçler”in oyuncağı olan siyasiler ve siyasi iktidarlar yalnızca ümmeti sindirmekle kalmayıp kemalist, laik, devletin çıkarlarını da korumaktadırlar.

Dönme yahudilerin tahakkümünde TC. Devleti, İslam ve İslam’i hayatı oluşturmayı amaçlayan kitleleri yok etme hedefine müslümanlara karşı vahşiyane saldırılara girişerek, Ecevit yönetiminde kalındığı yerden radikal çıkışlarla hız kazandı.

“Zinde güçler” hedeflerinde bir kaç noktadan başarı sağlamak için protestolar, işçi eylemleri, toplu gösteriler gibi yollara başvurmaktan da kaçınmazlar. Darbeye zemin oluşturmak için 12 Eylül öncesi anarşi olayları, dışta ve içeride baskının artması halinde istikrarsızlık havasının yaygınlaştırılması, Sivas olaylarının körüklenmesi neticesinde müslümanların herhangi bir eylemlerine karşı takınılacak tavırlar, işçi eylemleriyle devlet sektörlerinin başarısızlıklarını sergileyerek özelleştirilip, taşaron şirketler aracılığı ile sermayenin yahudilere kaydırılması, başörtüsü yürüyüşleri irtica kapsamında, akabinde demokrasi ve laiklik altında yapılan protestolar otoriteyi harekete geçirmesi hedeflerini içermektedir. Böylesi eylemlerle “derin devlet”; derin nefes almakta, despot rejimin meşruluğunu pekiştirmekte, elindeki otoriteye (askere) güvenci ve kurtarıcılık vasfını canlı tutmakta ve devletin varlığını korumasında öncül olmaktadır.

Zinde güç kitlesel konumda hareket ettiği için kolları uzun, ağı çok geniştir. MİT ve bunun gibi istihbaratlara ihtiyaç duymayacak kadar derin bilgi edinme yollarına sahiptirler. Merkezi bir sistemle çalışırlar. Toplumda bir şahış, basında bir gazeteci, mecliste bir milletvekili, emniyette bir polis, camide bir hoca, şirketlerde bir müdür, çetelerde bir baba, üniversitelerde bir dekan görünümündedirler. Toplumun tabanına sirayet ettiklerini bu yollarlada yukarıdan aldıkları talimatları bulundukları alanlarda icraya yöneldikleri bir gerçektir. Karar verenlerin sayısı o kadar kabarık olmayabilir fakat icra etmekte aksaklıklar asla affedilmez. Bunların güdümünde yapılan eylemlere ortak olan gafil kişilerin sayılarını bir orantıya vurmak istemiyoruz. Halkın tabiriyle; her köşe tutulmuştur.

Halkla içiçe yaşayan, halkın gidişatını gölge gibi takip eden kitle, otorite ellerinde olduğu halde büyük gizlilik içerisindedir. Toplumla barışık olmayan zinde güç, yansıyan düzeni ve kurumlarıyla kamuoyu oluşturması imkansızdır. Halkın müslüman olması ve istenilen konumun oluşmaması “zinde güçler”in tavırlarında sertliğin artırılmasını kaçınılmaz kılmakta. Terör eylemleri bu cüzün bir parçasıdır.

Devlet terörünün en yaygın olduğu alanlar, demokratik veya demokratikleştirilmek istenen ülkelerde meydana gelmekte. Türkiye, Tunus, Cezayir, Endonezya, Ürdün gibi memleketler bunun birer örneğini teşkil eder.

Kimi zalimlikler devlet terörü veya zinde güç eylemleri kapsamında gözükmeyebilir. Mesela; İngilterenin Hindistandaki tavırları gibi. Her ne kadar devlet işgalci bir vasıfla gözükse de zinde gücün amacı Hilafetle bölge halkının bağlarını kopartacak oluşumları gerçekleştirmektir. Bu bağlamda Yahudi dönmesi İttihat ve Terakkicilerin bölgede İngiliz’lerle Hilafet fikrini saptırmak istemeleri ve daha sonrası gelişen olaylar asıl amaçlarını ortaya koymaktadır.

Kimi zaman “derin devlet” terörü ani çıkışlarla hedefini doğrudan yok etmek için atılımlar gerçekleştirir. İsrail’in bölgede estirdiği “derin devlet” terörü gibi. Irak’ın nükleer santrallarını bombalaması, Lübnan’ın elektrik şebekelerini imha etmesi, Tunus’a düzenlediği gece yarısı operasyonları, TC.nin Irak topraklarına düzenli dalışlar yapması bu kabil eylemlerdendir. Böylesi çıkışlar savaş amaçlı değil hedefi yok etmek için doğrudan mudahaledir. Bu olayların akabinde de savaş ortamı doğmuş değildir.

c- “Derin devlet” birey bağlantılı; “derin devlet” terörü siyasi rekabet ortamında iktidarlarını sarsaçak meyiller keşfedince yön değiştirip “zinde güçler” eşliğinde terör eylemlerine yönelir. Türkiye de Abdi İpekçi, Çetin Emeç, Turgut Özal, Susurluk ve Hizbullah olayları gibi.

Geçmişte olduğu gibi günümüz Türkiye’sinde de düzenin korunabilmesi ve ayakta durması için devlet şiddet ve terör eylemlerine muhtaçtır. Toplum tanımadığı, nereden geldiğini keşfedemediği, üzerindeki baskı, zulüm ve terör eylemlerinin asker ve polisce gerçekleştirildiği kanaatına varacaktır. Vakıadan etkilenen insanlar arka plandakilere erişme ve işin aslına ulaşmakta yetersizdirler. Bunun ana nedeni meselelere ideolojik açıdan yaklaşamamalarından kaynaklanmakta. İdeolojik bakış “derin devlet”in en çok korktuğu ve çekindiği alandır. “derin devlet” terörü bu oluşumun önünü kesmek için vardır.

“Derin devlet” terörü “zinde güçler”in iç hesaplaşması şeklinde olaylara neden olabilir. Menfaat bağlarının çatıştığı noktada iç hesaplaşma kaçınılmaz olur. Bu çerçeveden baktığımızda “derin devlet” İngiliz-Yahudi dönmeleri, Ermeni-Alevi kanadı arasında vuku bulan sürtüşmeler, menfaat paylaşımında büyük rol oynayan güç odaklarını elde etme çatışmasına dönüşebilir. Veya yüklü sermayenin paylaşımında büyük payı kapma savaşı doğar. Eroin kaçakcılığından elde edilen gelirin paylaşımında asker-polis çatışması, kurumlar arası yıpratmalar, çeteler savaşı bu mukabildendir. İdeolojik açıdan aralarında herhangi bir sürtüşme yoktur. İslam ve Müslümanlar onların tek düşmanlarıdır. Bu konuda terör eylemlerinde ortak hareket ederler. Cezayir de güç odakalarının Fransa ile gerçekleştirdikleri eylemler, Özbekistan-İsrail işbirliği ve devlet birimleri dahil otoriteyi elinde bulunduranların topluca müslümanların üzerine gitmeleri ve Türkiye’deki son gelişmeler bu oluşuma örnektir.

TC.’nin kurulması ve sonrasında “derin devlet” terörü aralıklarla inişliçıkışlı bir süreç takip etmiş, bazen duraksamış, bazende dozunu artırmıştır. Bir taraftan kollektif korku ve gözdağı, diğer taraftan sürekli tutuklama, faili meçhul cinayetler, gözaltında yapılan şiddet ve işkenceler nedeniyle bütün halk “derin devlet” terörünü kanıtsamış bulunmakta. “derin devlet”in temel inanaçlara ve bu akideden neşet eden amellere saldırısı sonucu müslüman halkta gerilime sebebiyet veren bazı özellikler zuhur etmiştir.

Korkaklık, sessiz toplum, çekingenlik, her konuda şüphecilik ve körükörüne itaat gibi hasletleri ön plana çıkartmıştır. Kollektif işkence eylemlerini icra etmek üzere eğitilmiş özel kurumlar oluşturulmuştur. Bu kurumların isimlerinin anılması dahi toplumda tedirginlik meydana getirmekte. Genelde milliyetçi, vatancı, Alevi, Ermeni, cumhuriyetçi ve dönmelerden teşekkül etmiş MIT, JITEM, Contro gerilla, Batı Çalışma Gurubu ve Çeteler gibi mekanizmaların işledikleri akılalmaz işkence ve terör eylemleriyle toplum üzerinde pskolojik bozukluklara neden oldukları istatistiklerle açıklanmaktadır. Bariz bir örnek; Demokrasi, laiklik, Atatürk, “derin devlet” hakkında söz sarfedecek kişinin önce etrafına bakınması daha sonra güven ortamını yakalayabilmek için kişiler üzerinde samimiyet araması gibi. Bütün bu oluşumlar “derin devlet”in işlerini kolayca yapar kılmakta. Neticede karşılarında eylemler sonucu itaatkar toplum doğmuştur.

Zinde gücün terör eylemlerine, uluslararası güç bazen doğrudan katılmakta (ayrı devletler gözükmesine rağmen) düşmanlarının tek olması onları tek hedefte kilitleyebilmekte. ABD, İngiltere, İsrail, TC, Suriye, Ürdün gibi ülkelerin Hizb-ut Tahrir’e karşı giriştikleri ortak saldırı bunun canlı örneğidir.

Yeni oluşumlar, yapılan koordinasyonlar “derin devlet” Mosad eksenli, İngiliz güdümlü üçgende cereyan ederken, menfaat gözetilen eylemlerde Moskava’nın ve ABD’nin katılımları dolaylı ele alınır ve ortak çalışma teklif edilir. Birimler arası sınırlı ve süreklilik arzetmeyen birleşik eylemler çıkarlar çerçevesinde pastadan en büyük payı kapma veya zemin oluşturma çatışmasıdır. Moskova’nın Çeçenistan da gerçekleştirdiği devlet teröründe TC. “derin devlet”inin de dolaylı yollarla yer alması İslam’i eylemlerin bölgede yok edilmesi, enerji ağından yeterli derecede fayda temini ve Rusya’nın koz olarak kullanabileceği Ermeni ve PKK kartlarının safdışı bırakılması gibi sınırlı bağlantılar “derin devlet”in yörünge değiştirdiği anlamına gelmez. Aksine burada konumun pekiştirilmesi sözkonusudur.

“Derin devlet”in içerisinde gelişen çekişmeler bertaraf edilip yatıştırılabilir. Fakat bu çatışma canlı kalmaya devam edecektir. Müslümanlar açısından “zinde gücün” yön değiştirmesi doğal gidişatından bir şey eksiltmeyecek, varlığını koruma açısından terör eylemleri bir başka noktada buluşacaktır.

Dünyanın en güçlü terör örgütleri (Mossad, CIA) dahi 25 yıllık dilimler içerisinde gerçekleşen eylemlerin arşivlerini sergilerken, “derin devlet” eylemlerinin üzerinden resmen 76 yıl geçmesine rağmen geçmişleriyle ilgili hiç bir arşivin açılmayışı karanlık işlerinin toplumda nefret ve kin bulacağından korkmalarından olsa gerek!

Türkiye’de “derin devlet” eylemlerinin İslam’ı ve müslümanları hedef aldığından varlıklarını topluma kabullendirebilecekleri hiç bir şeyleri yoktur. “zinde güçler”in Türkiye’de ilk temsilcilerinden sayılan M. Kemal’in ölümünün içyüzünü ve yaptığı eylemleri ancak batıda açılan arşivlerden öğrenebiliyoruz. Kimliğinin altında yatan “yahudi dönmesi” oluşu, birçok subayın ailelerine zorla tecavüz ettiği, İngilizlerle olan bağlantısı, Şeyhulislamın kafasına Kur’anı Kerimi vurarak “Bu düzen yıkılacaktır” dediği, yine batıdaki eserlerde yer almaktadır. M. Kemal’in doktorluğunu yapmış Rıza Nur’un İngilterede bastırılan kitapları, Fransa’da bazı eserlerde Türkiye de gerçekleştirilen inkilabın terorist yüzünü açıklayan Ansiklopedilerin Türkiye’ye girmesi halen yasaktır. Kurtuluş savaşı, Hilafetin kaldırılışının arka planı halen sırdır. Mecliste Sebataycıların kimler olduğu, bunların müslüman olmayıp halen yahudi inançlarına sıkı sıkıya bağımlı oldukları bu halktan neden gizlenmektedir?

Elbette ki açıklanması gereken bu eylemler toplumda nefret ve kin görecektir. Bu nefret ve kin bu gün zoraki sevgiye dönüştürülmek istense de zemin bulamayacaktır. “derin devlet” terörünün faili meçhul cinayetler sayısı resmen açıklanan rakamlara göre 5169 dur. Açıklanmayan ve halen niçin öldürüldükleri dahi bilinmeyen binlerce müslümanların sayısı bu rakamların üzerindedir ve kat kat fazladır. Kurtuluş savaşı adı altında dolaylı yollarla öldürülenler, devrimlerin önünde engel görülen müslüman evlatlarının akibeti, yakın tarihde doğuda binlerce kişinin PKK terörü altında gördüğü eylemler bu sayının yüzbinlerle de sınırlı kalmadığının delilleridir. Bunu Kurtuluş Savaşıyla izah edenler aynı toplumu potansiyel suçlu kabul edip “irtica” adı altında onlarla savaşmıyorlar mı? Sonra beyinsizler hangi kurtuluştan bahsediyorlar? PKK terörüne karşı savaşıyoruz diyenler Abdullah Öcalan’ı meclis evlerinde 6 ay konuk edip ağırlamadılar mı? Bugün terör eylemlerine karışan yetkililerin dosyalarının kapatılması, çetelerin serbestçe hareket etmesi, Avrupa istiyor bahanesiyle terörist liderlerin en uygun şartlarda devlet nezdinde Yassı Ada da konuk edilmesi nasıl izah edilebilir? Fakat şu bir gerçektir ki teröristler ancak yandaşlarıyla beraberdir. Yandaşlarına karşı gayet mütevazi ve hürmetkardırlar. Terörist bir devlet olan İsrail ile yakınlaşmaları bunun daha bariz bir örneği değil midir?

Müslümanlara karşı şedit ve acımasız derin devlet terörizmi, standart yaşam koşullarında dahi herhangi bir İslam’i kıpırdanışı kendisine karşı açılmış savaş ilan etmekte, küçük yaşta Kur’an okuyan çocuklardan da korkmaktadır.

Demokratik, laik, cumhuriyetçi söylemler gerçekle paralellik arz edebilmesi için doğruluk derecesi tartışmaya açılmalıdır.

İdeolojik iklimde buluşma, toplumda ideolojik kavga veya müslümanlarla açıkça düzenler üzerinde bir tartışmayı kabullenmek şöyle dursun tahammülsüzlüklerinden buna benzer girişimler terör eylemleri için sebep teşkil etmekte. İdeolojik bazda mücadele gücüne sahip olmayan “zinde güçler” acizliklerini perdelemek için ellerindeki bütün imkanları kullanarak papağan gibi irtica şarkısına eşlik etmekteler.

Dolayısıyla batılı güç odakları emperyalist emellerini daimi kılmak için “derin devlet” veya zinde güç oluşumunu İslam’ın hayata yeniden hakim olması yani Hilafetin yeniden ikame edilmesi karşısında firenleyici fonksiyonunu korumasını sağlayacaktırlar. Bu onlar için hayati bir meseledir. Çünkü kendilerine rakip olan insan fıtratına uygun, içerisinde çelişkilerin ve terörizmin barınmadığı, her şeyi ile toplumla iç içe olan hayat sistemi İslam durmakta. Onların bir anlık gafleti bu sistemin müslümanlarla kalmayıp bütün insanlığı saracağı endişesidir. Çünkü İslamda kapalı kapılar ve “zinde güçler” diye bir oluşuma asla yer yoktur. Bunun örneğini İslam’ın en güzel şekilde tatbik edildiği dönemlerde insanlar yaşamıştır. Hz. Ömer (ra) halka kapısını kapatan valiyi affetmeyip, cezasını görevden azletme olarak verip büyük suçlardan saydığı gibi. Halkla diyaloğunu koparan bütün valiler aynı akibete uğramışlardır.

İslam’da bütün icraatlar akideden neşet eden kurallarla kayıtlıdır. İslam inancı ise ümmetin bünyesinde vardır. Bu çerçevede devlet neden ve ne için “derin devlet” oluşumuna gerek duysun ki?

İslam’ın adaletini insanlığa en güzel şekilde gösterecek olan ancak İslam Devleti Hilafetin varlığıdır. Bugün o varlığın olmayışı yeryüzünün fesat, zillet, fitne, zulüm, esaret, huzursuzlukla dolmasına neden olmuştur. Böylesi bir hayat tarzı müslümanın akidesin de yoktur ve de yer alamaz. Müslümanların bu zilleti kabullenip bu şekilde yaşamaları şer’an haramdır. Allah (cc)’nun dininin ikamesi için şer'i hükümler çerçevesinde hareket ederek bu hayatı kökten değiştirmek iman edenlerin üzerine farzdır. Bu farzın yerine getirilmesi üzerimize yarasalar gibi kanat açmış bütün firavun tiniyetli tağuti sistemlere ve de onların kolları olan “derin devlet” ve “zinde güçler”e karşı amansız bir mücadeleyi gerekli kılmakta. Bu hayati önem taşıyan çalışmaya tüm ihlaslı ve samimi müslümanların katılması ve bu yolda çaba sarfeden kişilere destek vermelerini bekliyoruz.

 

"Raşidi Hilafet" İslam Fikrine Dayalı Siyasi Dergi