|
TERÖRİZM
DERİN DEVLETİN (ZİNDE GÜÇLERİN) GERÇEK VASFIDIR
A.Seyfulislam
Dünya
genelinde, çeşitli uslüplar ve yöntemler kullanılarak İslam terörü
adı altında müslümanlara saldırılarda bulunulmaktadır. Tüm
dünyada, özellikle de halkı müslüman olan ülkelerde ve onlardan
biri olan Türkiye’ de çağdaş tağutlar, müslümanlara karşı
zalimane saldırılarda bulunuyorlar. Tağuti rejimler müslüman
halkların başlarına belaları örerken kendi benliklerine yakışan
terör vasfını kılıç gibi kullanarak toplumu korkutmak ve
sindirmek istiyorlar. Bu çerçeveden baktığımızda terör
estirmenin “derin devlet”in gerçek vasfı olduğu görülecektir.
Firavun
tiniyetine sahip olan güç odakları, Müslümanlara yasalarla
tehditler savuruyorlar. İrtica, bozgunculuk adı altında kötüleyerek
en ağır cezaları, “potansiyel suçlu” kabul ettikleri
Müslümanlara reva görüyorlar. Takip ettikleri çizginin altında
yatan gerçekler ve icraatlar ümmetçe yüzeysel bilinse de
derinlemesine bakış gerektiren hususlardır. “derin devlet”
oluşumu bölgeselcilikten öte uluslararası bir boyuta sahiptir. İçeriğini
objektif ve ideolojik bazda ele almak gerekir. Yerkürede ideolojik
esasları üzerinde barındıran sistemler, dünya siyasetine taşıdıkları
ideolojik vasfa göre şekillendirmek için mutlak otorite çatışmasına
girmek zorundalar.
İnsan
fıtratıyla çelişiği bulunmayan İslam ideolojisi her devirde
insanlarla buluşmaya hazır bir zemine sahiptir. İnsanlarla
barışık yaşayamayan kapitalizm ve diğer sistemler hayatta
kalabilme, ve devamlılık noktasında tıkanan akideleriyle bir
varlık gösterebilmeleri ancak despot çerçevede gerçekleştirilebilir.
Bundan dolayı kaçınılmaz vasfıdır. Ümmetle ilişiği bulunmayan
ithal sistemler, “derin devlet” terörü zoruyla bu halka
kabullendirilmek istenmektedir. M. Kemal ve arkadaşlarının
meclisteki silahlı eylemleri terörizmin ve zorbalığın resmi görüntülerinden
sadece bir parçasıdır. 3 Mart 1924’te Hilafet kaldırılarak müslüman
beldeler üzerinde oluşturulan karton devletçikler, hayatlarının
devamı ve uluslararası bağlamların sürekliliğini ancak zorba
iktidarlarıyla ayakta tutma kabiliyetine sahiptirler. İslam
akidesiyle çelişen ithal sistemlerin ümmetin benliğinde yer
edinmesi mümkün görülmediğinden sömürü çarkının işlemesi için
daimi kontrol ve yönlendirici mekanizmanın Müslümanlar üzerinde
bulunması gerekliliği hasıl olmaktadır.
Kapitalizm
ve sömürgeciler çirkin suratlarını gizlemek ve işlerini yürütmek
amacıyla “derin devlet” veya “zinde güçler” oluşumunu gerçekleştirmişlerdir.
Uluslararası
literatürde “derin devlet” terörizmini tanımlama konusunda
ciddi bir anlaşmazlık yoktur. Kavram genelde siyasi amaçlar için,
silahsız sivillere yönelen şiddet kullanımı, sömürgeciliğin
devamını sağlama, sindirme, korku uyandırma, tehdit etme, kural
dışı eylem veya savaş, hükümet politikasını baskı ve korku
uyandırarak etkileme, çarpışmalar oluşturarak istenilen kesimin
hedef alınması, kabaran fikri eylemleri kaba güçle önleme gibi
ögeleri içerir. Bunun yanında bu işlerin açık veya kapalılık
tarzı bölgelere göre değişiklik arz eder. Örneğin; Sırp’ların
Bosnalı ve Kosovalı Müslümanlara, Rus’ların Çeçen halkına,
İsrail’in Filistinlilere karşı estirdiği terör eylemleri açıktan
yapılan devlet terörü kategorisindedir. Türkiye’de faili meçhul
cinayetler ve Hizbullah terörü gibi yönlendirmeler Cezayir, Suriye
vb. ülkelerdeki eylemler kapalı “derin devlet” terörü
konumundadır.
Sınıflandırılması:
a-
Uluslararası bağlam.
b-
Topyekün hareket.
c-
Perakende bağlantılar.
a-
Uluslararası bağlam; zayıf, sömürülen, işgal edilmiş, peyk
devletlerin doğrudan bağımlı oldukları ve üzerlerinde hakim olan
devletin siyaseti çizgisinde hareket etmektir. Örneğin; Suriye’nin
Ortadoğu’da Amerikan siyasetinin aktif kılınması için kullandığı
örgütlerin varlığına müsaade etmesi gibi. Bu örgütlerin eylem
planları ve hedefleri ABD tarafından yönlendirilir. Uluslararası
bağlam devletler arası tespit neticesi ortak düşmana karşı
girişilen hareket olarak ta ortaya çıkabilir. Rusya ve Türkiye’nin
Çeçen halkına karşı sergiledikleri ortak tutum gibi.
b-
Topyekün hareket; dış güdüm ve “derin devlet” dahil bütün
devlet kurumlarının kararlılıkla üzerine yöneldikleri eylemler.
Bu tip eylemlerde milliyetçilik ve vatancılık esas alınır. “Vatan
elden gidiyor” “Türkiye Türk olarak kalacak” gibi ölçülerle
toplu eylemlerle halkı yanına çekmek amaçlanmaktadır. Hilafetin
ortadan kaldırılmasında da bu tezler sergilenmişti. Türk kavmiyle
alakası olamayan yahudi dönmeleri, ümmetin bomboş olan beyinlerini
bu gibi gayri İslam’i düşünce ve mefhumlarla doldurarak hayatta
kalabilme noktasında zemin oluşturmuşlardır. Bu noktada gelişen
vatancılık ve milliyetçilik mefhumlarına sahip olanlar, onlara
karşı düşman kesilmekteler. “Türk-İslam” “Arap-İslam
emperyalizmine hayır” sloganları bu kitlelerin hangi noktada
olduğunun göstergesidir.
c-
Perakende bağlantılar; “derin devlet” veya doğrudan devletin
amacına hizmet eden fakat adının karışmaması veya varlığının
sarsıntıya uğramaması ön planda tutularak çetelere veyahut
istihbarat birimlerine havale edilen işler. Meclisin yüklendiği görev
bu aynı bağlamdadır. MGK’nın isteği doğrultusunda meclis ancak
çalışma seyrini ve kanun düzenlemelerini yürütebilir. Uyuşturucu
ağının yürütülmesi, hedeflenen şahısların öldürülmesi gibi.
Bunlar da genel de Türkiye, Irak, İran, Suriye gibi devletlerin
takip ettiği işlerdendir.
Bu
çerçeveden bakıldığında İslam Devleti Hilafetin
yıkılışından bu güne kadar, İslam beldelerinde oluşturulmuş
devletlerin tümünde uluslararası “derin devlet” bağı mutlak
şekilde vardır.
Zamanın
güçlü devletlerinden olan İngiltere, İslam devletini yıkma
planlarını Selanik’te yuvalanmış Yahudi dönmelerinin oluşturduğu
toplum içerisinden yetenekli kişileri elde ederek gerçekleştirme
yoluna gitmişti. 1665 te Sebatay Sevi’nin başını çektiği
kitlesel oluşumla bağlarını kuvvetlendiren İngiltere Hilafet
devleti içerisinde zinde güç oluşumunun temellerini atar. Ve
artık bu güç sinsi faaliyetlerini İngiltere ekseninde döndürecektir.
Hilafetin kaldırılması sürecinde gerçekleştirilen terör
eylemleri Selanik güdümlü ordunun tavırlarıyla açıklık
kazanır. Halifenin ordu üzerindeki otoritesi artık kaybolmuştur.
Ordu doğrudan “zinde güçler” in elinde siyasette söz sahibi
olur. Arkasında ise Yahudi dönmeleri-İngiliz işbirliği
yatmaktadır. İlerleyen süreç içerisinde İngiliz egemenliğinin bölgedeki
hegemonyası ve bunun korunması, cumhuriyet, laiklik, demokrasinin
zorla ümmete kabullendirilmesi “zinde güçler”in despot
yönetimlerinin ana hedefleri addedilir. Tarihte böylesi bir yapılanmaya
az rastlanan , çalışma sitilini halktan gizleyen, kimlikleri daima
bir sır olan bu örgüt; tepkisel oluşumları göz önünde
bulundurarak faili meçhul cinayetler gibi eylemlerini çeşitli
şekillerde birilerinin üzerine yıkarak kamufle etmesini bilmiştir.
Kurumlar içi faaliyetlerde laiklik, demokrasi, cumhuriyeti koruma
ilkesinin arkasında işler gerçekleştirmekte. “Derin devlet” ve
zinde güç tabirleri artık toplumun bunları kabullendiğinin ve
bununla korkulu ve çekingen bir yaşama alışma görünümüne girdiğinin
kanıtlarıdır.
Bölgede
yaşayan halkın müslüman olması “derin devlet”in işlerini ve
terör eylemlerini daha da kolaylaştırmakta. Yapılacak her eylem
yanıltılarak yansıtılmasa dahi uluslararası bir tepkiyle
karşılaşması olasılığı ortadan kalkmıştır. Bununla da
kalmayıp İslam’a ve müslümanlara olan saldırganlığı
nedeniyle Batı devletlerinde övgü ve destek görecektir.
a-
Planlama ve işlerlik kazandırılması;
b-
“Derin devlet” hükümet bağlantılı.
c-
“Derin devlet” birey bağlantılı.
a-
Planlama ve işlerlik kazandırılması; Planlama gerçekten beceri
isteyen bir iştir. Dünya siyasetiyle beraber bölge ve bölgenin
üzerinde dış etkenlerin çok sıkı takibini gerektirmekte. Politik
yapı ve coğrafi konum önemli faktörlerden olduğu için en ince
ayrıntılarına kadar ele alınır. “derin devlet” eylemlerini
sıradan bir olay noktasında değil içerisinde birçok unsurları
barındıran detaylarla birlikte inceler. Uluslararası boyutunu da göz
önünde bulundurarak geniş çerçeveli planlar ortaya çıkartılır.
Çünkü; otoritesinin geleceği ile ilgili atılan adımla
bağlantılıdır. “derin devlet”in dıştan güdümlü
siyasetinde meydana gelecek ufak bir hata bölgedeki düzeni sarsacağı
gibi sömürünün el değiştirmesine de yol açabilir. Örneğin;
İngiltere’nin Suudi Arabistan’da oluşturulan zinde gücün
basitçe konuşlandırması, ve zinde gücün zaafları bu bölgenin
İngiliz güdümünden Amerikan yörüngesine kaymasına neden
olmuştur. Türkiye’de konuşlandırılan zinde güç ise tam tersi
güçlü bir yapıya sahiptir. Belki bu bölgesel farklılıklardan
doğmaktadır. Fakat önceki siyasi yapısı ve jeopolitik konumu
itibarı ile bu noktada “derin devlet”in güçlü olması kaçınılmazdır.
İngiliz bağlantılı Yahudi dönmelerinden oluşan konsorsiyum şu
an “derin devlet”te tek söz sahibidir. Güçlü yapısının
olduğu bir gerçektir. “derin devlet”in arka planda kalıp
önünde orduyu baş aktör rolünde göstermesi çalışmanın
derinliğine işarettir. Amerikancı bir siyaset takip eden Özal’ın
o dönemler genelkurmay başkanlığında atama sırasını
değiştirmek istemesi ve bazı kişileri emekliye ayırma politikası
o günün siyasi yaşamını nasıl etkilediği ve de başarısız
kalınması “zinde güçler”in sağlam bir koruma yapısına sahip
olduklarına örnek teşkil etmektedir. İsrail yetkilerinin sivil görünümlü
hükümet ve kurumlarla değil yüksek düzeyde askerlerle buluşması
ve genelde basına kapalı gerçekleştirilen toplantıların işin
ehemmiyetini kanıtlamakta. Amerika’nın yıkıcı siyasi darbeleri
ve yüzlerce ajanıyla bu güce ulaşmakta zorlandığı işin başka
bir boyutudur. Kişiler belki bilinmeye bilir, fakat son günler “derin
devlet”in Sebataycı yahudi dönmelerinden oluştuğu noktası
gittikçe ağırlık kazanmakta. Birilerinin de bazı noktalara
ulaştığı kanaatindeyiz ki; basında cılız da kalsa “derin
devlet” “zinde güçler” tabirlerinin altında sıkça Sebataycılıktan
söz edilmekte.
b-
“Derin devlet” hükümet bağlantılı. “derin devlet”in bir
kurum gibi belirli bir merkezde konuşlandırıldığı elbette düşünülemez.
MİT’in Ankara’daki merkezi gibi; istihbarat birimlerinin
gizlenilen kişilikleri ve faaliyetleri bir sır gibi korunmak istense
de kurum olmaları hasebiyle belirli mercilere hesap verme
zorunluluğu vardır. Yeri geldiğinde kişiler ve eylemler açıklana
bilir. Susurluk olayında yaşananlar gibi. Fakat “derin devlet”
aynı statüde faaliyet göstermez. Zemin tamamen kurumlar dışıdır.
Fakat Türkiye genelinde bütün kurumlar denetimleri altındadır.
Parlemento
“derin devlet”in çıkarlarını koruma amaçlı, ekonomik ve
sosyal yapı yanında siyasi kontrolün garantiye alındığı bir
kurumdur.
Zinde
güç odaklarının işlerini örtbas eden, olayları değişik
alanlara çeken halkı oyalayan ve doğruyu görmesini engelleyen
parlementer görüntü mecliste güç sahibi değildir.
“Derin
devlet” siyasi terörünü meclisi yönlendirmekle de gerçekleştirebilir.
Sermayenin tekelleşmesini onaylattığı, 13 yaşından önce İslam’i
eğitimin engellenmesi ve başörtüsü yasağı zülmünün yasallaştırılması
gibi.
Korkutulmak
ve sindirilmek istenen müslüman halk olduğundan Batı ve
emperyalizm temsilcileri “zinde güçler”in eylemlerine destek
vermekle kalmayıp planlarda sunmaktadırlar. İrtica ve İslam terörü
kavramları arkasında halkın potansiyel suçlu ilan edilmesi gibi.
Yakın dönemde zinde güç terör ağının müslümanları sindirme
yönünde 28 Şubat kararlarını gerçekleştirmesi de bunun açık
örneklerindendir.
“Zinde
güçler”in oyuncağı olan siyasiler ve siyasi iktidarlar yalnızca
ümmeti sindirmekle kalmayıp kemalist, laik, devletin çıkarlarını
da korumaktadırlar.
Dönme
yahudilerin tahakkümünde TC. Devleti, İslam ve İslam’i hayatı
oluşturmayı amaçlayan kitleleri yok etme hedefine müslümanlara
karşı vahşiyane saldırılara girişerek, Ecevit yönetiminde kalındığı
yerden radikal çıkışlarla hız kazandı.
“Zinde
güçler” hedeflerinde bir kaç noktadan başarı sağlamak için
protestolar, işçi eylemleri, toplu gösteriler gibi yollara başvurmaktan
da kaçınmazlar. Darbeye zemin oluşturmak için 12 Eylül öncesi
anarşi olayları, dışta ve içeride baskının artması halinde
istikrarsızlık havasının yaygınlaştırılması, Sivas
olaylarının körüklenmesi neticesinde müslümanların herhangi bir
eylemlerine karşı takınılacak tavırlar, işçi eylemleriyle
devlet sektörlerinin başarısızlıklarını sergileyerek özelleştirilip,
taşaron şirketler aracılığı ile sermayenin yahudilere
kaydırılması, başörtüsü yürüyüşleri irtica kapsamında,
akabinde demokrasi ve laiklik altında yapılan protestolar otoriteyi
harekete geçirmesi hedeflerini içermektedir. Böylesi eylemlerle “derin
devlet”; derin nefes almakta, despot rejimin meşruluğunu
pekiştirmekte, elindeki otoriteye (askere) güvenci ve kurtarıcılık
vasfını canlı tutmakta ve devletin varlığını korumasında
öncül olmaktadır.
Zinde
güç kitlesel konumda hareket ettiği için kolları uzun, ağı çok
geniştir. MİT ve bunun gibi istihbaratlara ihtiyaç duymayacak kadar
derin bilgi edinme yollarına sahiptirler. Merkezi bir sistemle çalışırlar.
Toplumda bir şahış, basında bir gazeteci, mecliste bir
milletvekili, emniyette bir polis, camide bir hoca, şirketlerde bir müdür,
çetelerde bir baba, üniversitelerde bir dekan görünümündedirler.
Toplumun tabanına sirayet ettiklerini bu yollarlada yukarıdan
aldıkları talimatları bulundukları alanlarda icraya yöneldikleri
bir gerçektir. Karar verenlerin sayısı o kadar kabarık olmayabilir
fakat icra etmekte aksaklıklar asla affedilmez. Bunların güdümünde
yapılan eylemlere ortak olan gafil kişilerin sayılarını bir
orantıya vurmak istemiyoruz. Halkın tabiriyle; her köşe
tutulmuştur.
Halkla
içiçe yaşayan, halkın gidişatını gölge gibi takip eden kitle,
otorite ellerinde olduğu halde büyük gizlilik içerisindedir.
Toplumla barışık olmayan zinde güç, yansıyan düzeni ve kurumlarıyla
kamuoyu oluşturması imkansızdır. Halkın müslüman olması ve
istenilen konumun oluşmaması “zinde güçler”in tavırlarında
sertliğin artırılmasını kaçınılmaz kılmakta. Terör eylemleri
bu cüzün bir parçasıdır.
Devlet
terörünün en yaygın olduğu alanlar, demokratik veya
demokratikleştirilmek istenen ülkelerde meydana gelmekte. Türkiye,
Tunus, Cezayir, Endonezya, Ürdün gibi memleketler bunun birer örneğini
teşkil eder.
Kimi
zalimlikler devlet terörü veya zinde güç eylemleri kapsamında gözükmeyebilir.
Mesela; İngilterenin Hindistandaki tavırları gibi. Her ne kadar
devlet işgalci bir vasıfla gözükse de zinde gücün amacı
Hilafetle bölge halkının bağlarını kopartacak oluşumları gerçekleştirmektir.
Bu bağlamda Yahudi dönmesi İttihat ve Terakkicilerin bölgede
İngiliz’lerle Hilafet fikrini saptırmak istemeleri ve daha
sonrası gelişen olaylar asıl amaçlarını ortaya koymaktadır.
Kimi
zaman “derin devlet” terörü ani çıkışlarla hedefini
doğrudan yok etmek için atılımlar gerçekleştirir. İsrail’in bölgede
estirdiği “derin devlet” terörü gibi. Irak’ın nükleer
santrallarını bombalaması, Lübnan’ın elektrik şebekelerini
imha etmesi, Tunus’a düzenlediği gece yarısı operasyonları, TC.nin
Irak topraklarına düzenli dalışlar yapması bu kabil
eylemlerdendir. Böylesi çıkışlar savaş amaçlı değil hedefi
yok etmek için doğrudan mudahaledir. Bu olayların akabinde de
savaş ortamı doğmuş değildir.
c-
“Derin devlet” birey bağlantılı; “derin devlet” terörü
siyasi rekabet ortamında iktidarlarını sarsaçak meyiller keşfedince
yön değiştirip “zinde güçler” eşliğinde terör eylemlerine
yönelir. Türkiye de Abdi İpekçi, Çetin Emeç, Turgut Özal,
Susurluk ve Hizbullah olayları gibi.
Geçmişte
olduğu gibi günümüz Türkiye’sinde de düzenin korunabilmesi ve
ayakta durması için devlet şiddet ve terör eylemlerine muhtaçtır.
Toplum tanımadığı, nereden geldiğini keşfedemediği, üzerindeki
baskı, zulüm ve terör eylemlerinin asker ve polisce gerçekleştirildiği
kanaatına varacaktır. Vakıadan etkilenen insanlar arka plandakilere
erişme ve işin aslına ulaşmakta yetersizdirler. Bunun ana nedeni
meselelere ideolojik açıdan yaklaşamamalarından kaynaklanmakta.
İdeolojik bakış “derin devlet”in en çok korktuğu ve çekindiği
alandır. “derin devlet” terörü bu oluşumun önünü kesmek
için vardır.
“Derin
devlet” terörü “zinde güçler”in iç hesaplaşması şeklinde
olaylara neden olabilir. Menfaat bağlarının çatıştığı noktada
iç hesaplaşma kaçınılmaz olur. Bu çerçeveden baktığımızda
“derin devlet” İngiliz-Yahudi dönmeleri, Ermeni-Alevi kanadı
arasında vuku bulan sürtüşmeler, menfaat paylaşımında büyük
rol oynayan güç odaklarını elde etme çatışmasına dönüşebilir.
Veya yüklü sermayenin paylaşımında büyük payı kapma savaşı
doğar. Eroin kaçakcılığından elde edilen gelirin paylaşımında
asker-polis çatışması, kurumlar arası yıpratmalar, çeteler savaşı
bu mukabildendir. İdeolojik açıdan aralarında herhangi bir sürtüşme
yoktur. İslam ve Müslümanlar onların tek düşmanlarıdır. Bu
konuda terör eylemlerinde ortak hareket ederler. Cezayir de güç
odakalarının Fransa ile gerçekleştirdikleri eylemler, Özbekistan-İsrail
işbirliği ve devlet birimleri dahil otoriteyi elinde
bulunduranların topluca müslümanların üzerine gitmeleri ve
Türkiye’deki son gelişmeler bu oluşuma örnektir.
TC.’nin
kurulması ve sonrasında “derin devlet” terörü aralıklarla
inişliçıkışlı bir süreç takip etmiş, bazen duraksamış,
bazende dozunu artırmıştır. Bir taraftan kollektif korku ve gözdağı,
diğer taraftan sürekli tutuklama, faili meçhul cinayetler, gözaltında
yapılan şiddet ve işkenceler nedeniyle bütün halk “derin devlet”
terörünü kanıtsamış bulunmakta. “derin devlet”in temel inanaçlara
ve bu akideden neşet eden amellere saldırısı sonucu müslüman
halkta gerilime sebebiyet veren bazı özellikler zuhur etmiştir.
Korkaklık,
sessiz toplum, çekingenlik, her konuda şüphecilik ve körükörüne
itaat gibi hasletleri ön plana çıkartmıştır. Kollektif işkence
eylemlerini icra etmek üzere eğitilmiş özel kurumlar oluşturulmuştur.
Bu kurumların isimlerinin anılması dahi toplumda tedirginlik
meydana getirmekte. Genelde milliyetçi, vatancı, Alevi, Ermeni,
cumhuriyetçi ve dönmelerden teşekkül etmiş MIT, JITEM, Contro
gerilla, Batı Çalışma Gurubu ve Çeteler gibi mekanizmaların
işledikleri akılalmaz işkence ve terör eylemleriyle toplum
üzerinde pskolojik bozukluklara neden oldukları istatistiklerle açıklanmaktadır.
Bariz bir örnek; Demokrasi, laiklik, Atatürk, “derin devlet”
hakkında söz sarfedecek kişinin önce etrafına bakınması daha
sonra güven ortamını yakalayabilmek için kişiler üzerinde
samimiyet araması gibi. Bütün bu oluşumlar “derin devlet”in
işlerini kolayca yapar kılmakta. Neticede karşılarında eylemler
sonucu itaatkar toplum doğmuştur.
Zinde
gücün terör eylemlerine, uluslararası güç bazen doğrudan
katılmakta (ayrı devletler gözükmesine rağmen) düşmanlarının
tek olması onları tek hedefte kilitleyebilmekte. ABD, İngiltere,
İsrail, TC, Suriye, Ürdün gibi ülkelerin Hizb-ut Tahrir’e karşı
giriştikleri ortak saldırı bunun canlı örneğidir.
Yeni
oluşumlar, yapılan koordinasyonlar “derin devlet” Mosad eksenli,
İngiliz güdümlü üçgende cereyan ederken, menfaat gözetilen
eylemlerde Moskava’nın ve ABD’nin katılımları dolaylı ele
alınır ve ortak çalışma teklif edilir. Birimler arası sınırlı
ve süreklilik arzetmeyen birleşik eylemler çıkarlar çerçevesinde
pastadan en büyük payı kapma veya zemin oluşturma çatışmasıdır.
Moskova’nın Çeçenistan da gerçekleştirdiği devlet teröründe
TC. “derin devlet”inin de dolaylı yollarla yer alması İslam’i
eylemlerin bölgede yok edilmesi, enerji ağından yeterli derecede
fayda temini ve Rusya’nın koz olarak kullanabileceği Ermeni ve PKK
kartlarının safdışı bırakılması gibi sınırlı bağlantılar
“derin devlet”in yörünge değiştirdiği anlamına gelmez.
Aksine burada konumun pekiştirilmesi sözkonusudur.
“Derin
devlet”in içerisinde gelişen çekişmeler bertaraf edilip
yatıştırılabilir. Fakat bu çatışma canlı kalmaya devam
edecektir. Müslümanlar açısından “zinde gücün” yön değiştirmesi
doğal gidişatından bir şey eksiltmeyecek, varlığını koruma açısından
terör eylemleri bir başka noktada buluşacaktır.
Dünyanın
en güçlü terör örgütleri (Mossad, CIA) dahi 25 yıllık dilimler
içerisinde gerçekleşen eylemlerin arşivlerini sergilerken, “derin
devlet” eylemlerinin üzerinden resmen 76 yıl geçmesine rağmen geçmişleriyle
ilgili hiç bir arşivin açılmayışı karanlık işlerinin toplumda
nefret ve kin bulacağından korkmalarından olsa gerek!
Türkiye’de
“derin devlet” eylemlerinin İslam’ı ve müslümanları hedef
aldığından varlıklarını topluma kabullendirebilecekleri hiç bir
şeyleri yoktur. “zinde güçler”in Türkiye’de ilk
temsilcilerinden sayılan M. Kemal’in ölümünün içyüzünü ve
yaptığı eylemleri ancak batıda açılan arşivlerden öğrenebiliyoruz.
Kimliğinin altında yatan “yahudi dönmesi” oluşu, birçok subayın
ailelerine zorla tecavüz ettiği, İngilizlerle olan bağlantısı,
Şeyhulislamın kafasına Kur’anı Kerimi vurarak “Bu düzen yıkılacaktır”
dediği, yine batıdaki eserlerde yer almaktadır. M. Kemal’in
doktorluğunu yapmış Rıza Nur’un İngilterede bastırılan
kitapları, Fransa’da bazı eserlerde Türkiye de gerçekleştirilen
inkilabın terorist yüzünü açıklayan Ansiklopedilerin Türkiye’ye
girmesi halen yasaktır. Kurtuluş savaşı, Hilafetin
kaldırılışının arka planı halen sırdır. Mecliste
Sebataycıların kimler olduğu, bunların müslüman olmayıp halen
yahudi inançlarına sıkı sıkıya bağımlı oldukları bu halktan
neden gizlenmektedir?
Elbette
ki açıklanması gereken bu eylemler toplumda nefret ve kin görecektir.
Bu nefret ve kin bu gün zoraki sevgiye dönüştürülmek istense de
zemin bulamayacaktır. “derin devlet” terörünün faili meçhul
cinayetler sayısı resmen açıklanan rakamlara göre 5169 dur. Açıklanmayan
ve halen niçin öldürüldükleri dahi bilinmeyen binlerce
müslümanların sayısı bu rakamların üzerindedir ve kat kat
fazladır. Kurtuluş savaşı adı altında dolaylı yollarla
öldürülenler, devrimlerin önünde engel görülen müslüman
evlatlarının akibeti, yakın tarihde doğuda binlerce kişinin PKK
terörü altında gördüğü eylemler bu sayının yüzbinlerle de sınırlı
kalmadığının delilleridir. Bunu Kurtuluş Savaşıyla izah edenler
aynı toplumu potansiyel suçlu kabul edip “irtica” adı altında
onlarla savaşmıyorlar mı? Sonra beyinsizler hangi kurtuluştan
bahsediyorlar? PKK terörüne karşı savaşıyoruz diyenler Abdullah
Öcalan’ı meclis evlerinde 6 ay konuk edip ağırlamadılar mı?
Bugün terör eylemlerine karışan yetkililerin dosyalarının
kapatılması, çetelerin serbestçe hareket etmesi, Avrupa istiyor
bahanesiyle terörist liderlerin en uygun şartlarda devlet nezdinde
Yassı Ada da konuk edilmesi nasıl izah edilebilir? Fakat şu bir gerçektir
ki teröristler ancak yandaşlarıyla beraberdir. Yandaşlarına
karşı gayet mütevazi ve hürmetkardırlar. Terörist bir devlet
olan İsrail ile yakınlaşmaları bunun daha bariz bir örneği
değil midir?
Müslümanlara
karşı şedit ve acımasız derin devlet terörizmi, standart yaşam
koşullarında dahi herhangi bir İslam’i kıpırdanışı kendisine
karşı açılmış savaş ilan etmekte, küçük yaşta Kur’an
okuyan çocuklardan da korkmaktadır.
Demokratik,
laik, cumhuriyetçi söylemler gerçekle paralellik arz edebilmesi
için doğruluk derecesi tartışmaya açılmalıdır.
İdeolojik
iklimde buluşma, toplumda ideolojik kavga veya müslümanlarla açıkça
düzenler üzerinde bir tartışmayı kabullenmek şöyle dursun
tahammülsüzlüklerinden buna benzer girişimler terör eylemleri
için sebep teşkil etmekte. İdeolojik bazda mücadele gücüne sahip
olmayan “zinde güçler” acizliklerini perdelemek için
ellerindeki bütün imkanları kullanarak papağan gibi irtica
şarkısına eşlik etmekteler.
Dolayısıyla
batılı güç odakları emperyalist emellerini daimi kılmak için
“derin devlet” veya zinde güç oluşumunu İslam’ın hayata
yeniden hakim olması yani Hilafetin yeniden ikame edilmesi
karşısında firenleyici fonksiyonunu korumasını sağlayacaktırlar.
Bu onlar için hayati bir meseledir. Çünkü kendilerine rakip olan
insan fıtratına uygun, içerisinde çelişkilerin ve terörizmin barınmadığı,
her şeyi ile toplumla iç içe olan hayat sistemi İslam durmakta.
Onların bir anlık gafleti bu sistemin müslümanlarla kalmayıp bütün
insanlığı saracağı endişesidir. Çünkü İslamda kapalı
kapılar ve “zinde güçler” diye bir oluşuma asla yer yoktur.
Bunun örneğini İslam’ın en güzel şekilde tatbik edildiği dönemlerde
insanlar yaşamıştır. Hz. Ömer (ra) halka kapısını kapatan
valiyi affetmeyip, cezasını görevden azletme olarak verip büyük
suçlardan saydığı gibi. Halkla diyaloğunu koparan bütün valiler
aynı akibete uğramışlardır.
İslam’da
bütün icraatlar akideden neşet eden kurallarla kayıtlıdır.
İslam inancı ise ümmetin bünyesinde vardır. Bu çerçevede devlet
neden ve ne için “derin devlet” oluşumuna gerek duysun ki?
İslam’ın
adaletini insanlığa en güzel şekilde gösterecek olan ancak İslam
Devleti Hilafetin varlığıdır. Bugün o varlığın olmayışı
yeryüzünün fesat, zillet, fitne, zulüm, esaret, huzursuzlukla
dolmasına neden olmuştur. Böylesi bir hayat tarzı müslümanın
akidesin de yoktur ve de yer alamaz. Müslümanların bu zilleti
kabullenip bu şekilde yaşamaları şer’an haramdır. Allah (cc)’nun
dininin ikamesi için şer'i hükümler çerçevesinde hareket ederek
bu hayatı kökten değiştirmek iman edenlerin üzerine farzdır. Bu
farzın yerine getirilmesi üzerimize yarasalar gibi kanat açmış bütün
firavun tiniyetli tağuti sistemlere ve de onların kolları olan “derin
devlet” ve “zinde güçler”e karşı amansız bir mücadeleyi
gerekli kılmakta. Bu hayati önem taşıyan çalışmaya tüm ihlaslı
ve samimi müslümanların katılması ve bu yolda çaba sarfeden kişilere
destek vermelerini bekliyoruz.
|