Raşidi Hilafet ....Yıl 12...Sayı 124  Muharrem1421... Nísan 2000   

 

EN BÜYÜK DÜĞÜM

Ümmü Sadık

İnsanlar kendi varlığını, hayatını ve yaşadığı kainatı duyu organları ile hisseder. İnsanlar, olayları ve eşyayı birbirinden ayırt etme safhasına geldiğinde kendi kendine birtakım sorular sormaya başlar; İnsanı, hayatı ve kainatı kim yarattı? Yaşamakta olduğumuz bu hayattan önce birşey varmıydı, yokmuydu? Kainatta görmekte olduğumuz yeryüzü ve güneş, adlarını duymakta olduğumuz yıldızlardan önce birşey varmıydı? Eğer bir yaratıcı var ise, bizi, hayatı ve kainatı niçin yarattı ve bu hayattan sonra bir hayat var mı, yok mu?

İnsan kendisine bu tip soruları sık sık sorar. Yaşadıkca bu tip soruların oranı arttıkça artar. Zamanla bu durum insanda öyle büyük bir düğüm meydana getirir ki, insan sürekli onu çözmekle uğraşır durur. Kişi doğru veya yanlış olsun kendisini tatmin eden bir çözüm bulmadığı sürece huzursuz olup rahat edemez. Eğer bu en büyük düğüm doğru şekilde çözülürse insan felaha kavuşur ve fikren kalkınır, ama yanlış şekilde çözülürse insan bedbaht olup küfür ve sapıklığa düşer. Yanlış olarak çözülmüş olan en büyük düğümün insanları nasıl etkilediğine bir göz atalım:

Baktığımız zaman insanda (neslini çoğaltma, beka içgüdüsü, tapınma içgüdüsü) gibi içgüdüler ve (yeme, içme, defni hazet) gibi uzvi ihtiyaçların mevcut olduğunu görürüz. Bu içgüdüler ve uzvi ihtiyaçlar her insanın yaratılışında vardır ve bunlar doğru bir şekilde tatmin edilmesi gerekir. Bugün kü sistemler, din ve ideolojiler insanda var olan bu içgüdü ve uzvi ihtiyaçları doğru bir şekilde yani yaratılışa uygun olarak tatmin etmemektedirler.

Bundan dolayı şu andaki toplumların durumuna baktığımızda insanların hayvan sürüleri seviyesinden daha aşağı bir seviyede olduğunu görürüz. Bu mevcut olan toplumlarda insanlar sadece maddi değerlere önem verip, ruhi, insani ve ahlaki değerleri unutmuş durumdadırlar. İnsanlar neye inanıp neyi inkar edeceklerini anlamadıkları için putlara, heykellere, canlı cansız varlıklara tapar ve batıl dinlere ve hurafelere inanır oldular. İnsanlar düştükçe düşüyor ve bu düşüşten kurtulmanın bir çözümünü bulamadıkları için rezil, sefil, perişan bir hayat sürdürmeye devam ediyor. Böylece tüm dünyada yolsuzluklar, hırsızlık, cinayetler, esrar, fuhuş gibi bütün kötülükler çoğaldı. Toplumda doğruluk, dürüstlük, sevgisaygı, ihtiyacı olana yardım etmek gibi birşey kalmadı. Birçok toplumun kendisine örnek aldığı Batı toplumu yani kapitalist devletler ise diğer memleketleri sömürmek, servetlerini çalmak, istila etmek, mallarını gaspetmek ve halkların kanlarını emmek hususunda, ruhani, ahlaki ve insani değerlerle tamamen çelişerek birbirleriyle yarışmaya devam ediyor. Uyuşturucu ve alkol alışkanlığı bütün dünya insanlarında büyük problem haline geldi. Diğer bir yönüyle insanlar yaşadıkları şu hayatta mutlu olamamaktadırlar. İnsanlar yaşadıkları hayatın dışına çıkmak istiyorlar. Mutluluğu başka yerlerde arıyorlar. İnsanlar aradıkları mutluluğun şu içerisinde yaşadıkları kapitalist yaşam tarzının dışında aramaları insanların sistemden razı ve memnun olmadıklarını göstermektedir. Demek ki bu demokratik hayat insanlara mutluluğu sağlayamıyor ve hiç bir zamanda sağlayamayacaktır.

IMF’nin toplandısında, (geçen senede olduğu gibi) basına yansıtılan yönüyle, insanlar dünya bankası toplantılarına karşı gösteri yaptılar. Bu gösteriler demokrasinin beşiği denilen Amerika’da yapıldı. Kapitalist ekonominin insanları ekonomik yönden kalkındırmadığını, fakirin daha fazla fakirleştiğini ve zenginlerin daha fazla zenginleştiğini bu gösterilerinde dile getirdiler. Dünya insanı içerisinde yaşadığı sistemin kendilerini mutlu etmediğini her fırsatta ortaya koymaktadırlar. Ufacık bir zümre her imkana sahip, diğer tarafta milyarlarca insan zaruri ihtiyaçlarını karşılaya imkan bulamıyor ve insanlar içerisinde milyonlarcası açlık içerisinde. Bu durumlar artık ayyuka çıkmıştır. İnsanlar bunu görmezlikten gelemezler. İnsanların nasıl uçuruma sürüklendiği, insanoğlunun açgözlülüğü, tamahkar olmasının getirdiği yer bütün çıplaklığı ile ortadadır. Bütün bunlar ise bir avuç insan emelleri uğruna yapılmaktadır. Bu toplumlarda çıkartılan kanunları vasıtasıyla mesela; Nevi içgüdüsünü tahrip ederek tatmin yoluna giderek, kendi şehevani arzularına göre kanunlar çıkarttılar. Buradan hareketle bu kanunlar cinsel ilişkileri serbest bıraktığı gibi onsekiz yaşına ulaşan erkekler ve kadınlar arasındaki ilişkileri de tamamen serbest kıldı. Yine onlar normal cinsel ilişkilerin serbestliği için kanun çıkartmakla yetinmediler, anormal ve sapık cinsel ilişkilerin serbestliği için de kanunlar çıkarttılar. Zira bu toplumlarda erkekler ve kadınlar arasında homoseksüellik çoğaldı. Hayvanlarla cinsel ilişkiler bile yaygınlaştı. Erkekler anneleri, kızları, kızkardeşleri gibi yakın akrabalarıyla cinsel ilişkiler kurdular. İşte bu hayvansal serbestlikten, cinsel ilişkilerden, cinsel hastalıkların ve onların en şiddetlisi olan AİDS hastalığı ortaya çıktı. Yine bundan dolayı zina çocukları çoğaldı. Bu toplumlarda aile parçalandı, ne evladın ana-babaya saygısı-hürmeti kaldı, ne de ana-babanın evlada sevgisi kaldı. Kardeşler birbirini korumaz ve sevmez oldular. Hatta yaşları ilerlemiş binlerce kadın ve erkeklerin huzur evlerine atıldığını ve bunların da tek dostunun hayvanlar olduğunu görürüz. Zengin sayılan toplumlarda dahi zaruri ihtiyaçlarını karşılayamayan insanları görürüz.

Bu bataklıktan kurtulmanın mutlaka bir yolu vardır, o da sorun olan bu en büyük düğümü doğru şekilde çözmektir. Bu doğru çözümde ancak insan, hayat ve kainat, dünya hayatı öncesi ve sonrası ve dünya hayatının evveli ve sonu ile olan münasebeti hakkında aydın, derin, kapsamlı bir fikir ortaya koymakla olur.

Lakin bu çözümün doğru olup insanı sağlam bir kalkındırmaya ulaştırabilmesi için akla kanaat verici, (yani akıl üzerine bina kılınmış olması) kalbi tatmin edici ve insanın fıtratına uygun olması gerekir. Bunun için İslamiyet bu büyük problemi hedef tutmuş ve onu insanın fıtratına uygun, akla kanaat, kalbe güven verici şekilde çözmüş ve İslama girişi bu çözümü akıldan doğan bir ikrar ile kabule bağlı tutmuştur. Bundan dolayı islam bir temel üzerinde kurulmuştur ki o da akidedir. Bu akide: insan, hayat, kainat ve bunların hepsinin dünya hayatının öncesi ve sonrası ile alakası hakkında toplu ve şumullü bir düşünce vermektedir. İşte bu düşünce aynı zamanda fikri kaidedir, yani esasi temel fikirdir. Zira hayatla ilgili diğer bütün fikirler ya onun üzerine inşa olunur ya da ondan fışkırır.

İslam bu en büyük düğümü şu şekilde çözmüştür:

Aklı olan herkes duyusunun iliştiği şeylerin varlığından onları yaratmış olan bir Hâlık’ın mevcut olduğunu anlar. Duyusunun iliştiği şeyler yani aklın idrak ettiği şeyler ise insan, hayat ve kainattır. Bunların herbiri sınırlı, aciz, eksik ve başkasına muhtaçtır. Öyleyse bunlar yüzde yüz yaratılmıştır. Bundan dolayı düzen sahibi bir yaratıcının mevcudiyetine delil getirmek için kainatta, hayatta veya insanda herhangi birşeye dikkati çekmek kafidir.

Bunun içindir ki Kur’an’ı Kerim bakışı eşyaya yöneltir. İnsanı eşyaya, eşyanın etrafındakilere ve eşyanın taalluk ettiği hususlara derin bir düşünce ile bakmaya ve böylece tedbir sahibi bir Allah’ın mevcudiyetine istidlal etmeye ve neticede Allah’a imanın akıl ve delilden neşet etmesiyle köklü bir imana sahip olmasına davet eden birçok ayetler vardır.

Mesela; Allah-u Teala Ali İmran sûresinde:

“Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılışında, gece ve gündüzün birbirini takip edişinde akıl sahipleri için deliller vardır.” (Ali İmran: 190)

Rum Suresi’nde de şöyle buyurmaktadır:

“Göklerin ve yerin yaratılması, dillerinizin ve renklerinizin çeşitli olması O’nun delillerindendir.” (Rum: 22)

Allah’u Teala yine şöyle buyurmaktadır

“Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılmasında, gece ile gündüzün birbiri peşinden gelmesinde, insanlara fayda veren şeylerle yüklü olarak denizde yüzüp giden gemiler de, Allah'ın gökten indirip de ölü haldeki toprağı canlandırdığı suda, yeryüzünde her çeşit canlıyı yaymasında, rüzgârları ve yer ile gök arasında emre hazır bekleyen bulutları yönlendirmesinde düşünen bir toplum için (Allah'ın varlığını ve birliğini ispatlayan) birçok deliller vardır.” (Bakara 164)

Neticede İslam akidesi: Allah’a, Meleklerine, Peygamberlerine, Kitaplarına, Ahiret gününe, hayır ve şerrinin Allah’tan olduğuna, Kaza ve Kadere iman etmektir.

Akidenin tanımını uygularsak buna göre, insan, hayat ve kainatın öncesine iman etmek lazımdır ki O tüm mevcudatın yaratıcısı Allah-u Teala’dır. Bu hayatın sonrasına da iman etmek lazımdır ki, O da kıyamet günü ve ahiret hayatıdır. Bu hayat ile hayat öncesi arasındaki münasebet iki konuyu kapsar: Yaratıcı yaratılan alakası ve yaratıcı olan Allah’ın gönderdiği din yani Allah’ın emir ve nehiyleri. Bu hayat ile hayat sonrası arasındaki münasebet de iki konuyu kapsar: Ölümden sonra dirilme ve insanın dünyada yaptığı işlerden sorulması. Bu yüzden bu hayatın öncesi ve sonrası ile bir bağlantısının olması gerekir. İşte bu bağda Allah’ın gönderdiği İslam’dır.

O halde insan bu hayatta Allah’ın gönderdiği dinin nizamlarına ve kurallarına uygun olarak hareket etmeli, hayatın tamamını onunla tanzim etmelidir. Aynı zamanda yarın Kıyamet gününde dünyadaki bu yaşantısında bu tanzime uyup uymadığından hesaba çekilip hesabın netice müsbet ise Allah’ın çeşitli nimetleriyle dolu cennetle mükafatlandırılacağına ve hesabın neticesi menfi ise azabla dolu cehennemle cezalandırılacağına itikad etmelidir. İşte İslam Akidesi budur.

İslam akidesinin bu tarifinde de görüldüğü gibi Allah’a ve Ahiret hayatına iman ile bu hayatın Allah ile ve Ahiret hayatı ile alakasını teşkil eden Allah’ın Resulü vasıtasıyla gönderdiği Din insan hayatının tamamını kapsamaktadır. Kısacası İslam akidesi, hayatın, insan hayatının tamamını kapsamaktadır. Böylece bu akideyi benimseyen kişi için bu akide hayatın ve bu hayatla alakalı her hususun esasını teşkil etmektedir. Aynı zamanda bu hayatla alakalı her problemin çözümünü yani insanın bu hayattaki yaşam tarzı ve alakalarının yönlediricisidir.

Kapitalistlerin ve komünistlerin de insan, hayat ve kainat hakkında fikirleri vardır, fakat onların bu fikirleri insanın yaratılışına uygun değil ve aklı da tatmin edici değildir. Mesela: komünizm ve kapitalizm akidesi insanda mevcut olan dindarlık duygusuna zıttır. Komünistlerin düşüncelerine göre insan, hayat ve kainat yalnız maddedir, maddenin varlığın aslını teşkil ettiğini ve maddenin tekamülünden eşyanın meydana geldiğini, bu maddenin ötesinde hiçbir şeyin bulunmadığını, bu maddenin varlığı vacip olup, onu hiç kimsenin yaratmadığını öne sürüyorlar. Bu sebeple komünistler bir yaratıcıyı yani Allah’ı inkar ediyor ve maddenin ezeli olduğunu iddia ediyorlar. Onlar hayatın evveli ve sonunuda inkar edip bu hayattan başka birşeye inanmıyorlar.

Kapitalistler de, dini dünyadan, yani dini devletten ayırma ve ayrı tutma düşüncesine sahiptirler. Bunlar dinin varolduğunu söylemekle bir yaratıcının var olduğunu zımnen kabullenmiş oluyorlar fakat yaratanın devlet ve dünya işlerine karışmasını kabullenmiyorlar.

Her iki görüşün bu fikirleri de doğru değildir. Her insan yaratılışında dinlidir. Hiçbir kuvvet insandaki mevcut bu fıtratı söküp atamaz. Çünkü bu fıtrat insanın tabiatında mevcuttur. İnsan, tabiatıyla kendisinin sınırlı olduğunu, kendisinden daha büyük bir kuvvet bulunduğunu, bu kuvvetin takdis edilmeye laik olduğunu hisseder. Dindarlık nizam sahibi büyük bir yaratıcıya karşı insanın yaratılışındaki aczden doğan bir ihtiyaçtır. Bundan dolayı insan, yaşadığı bütün asırlar boyunca dindar olmuş, birşeye ibadet etmiştir. Allah’ın varlığını inkar eden komünizm insanların yaratılışında var olan bu tapınma duygusunu yok etmeye çalışmış fakat bunu becerememiştir. Komünizm insanların, Allah’a ibadetini kullara ibadetine, Allah’ın ayetlerinin takdisini de, mahlukatın sözlerini takdis etmeye döndürmüştür. Yani insanlar bir yaratıcıya inanmadılar ama Marx, Lenin, Stalin gibi devlet adamlarına tapmaya başladılar. Yaratıcının emirlerini unutturup bunun yerine bu devlet adamlarının emirlerini tastike yönelttiler.

Kapitalizm de dindar olmak fıtratında olan insan yaratılışına muhaliftir. Çünkü dindarlık fıtratı, takdis şeklinde tezahür ettiği gibi, insanın hayatta işlerinin düzenlenmesinde de kendini gösterir. Bundan dolayı din hayatta insanın amellerini düzenlemelidir. Dini hayattan uzaklaştırma, insan fıtratına aykırıdır. Bununla beraber hayatta dinin varoluşu, hayatta sadece ibadeti kapsar demek değildir. Hayatta dinin varlığı insanların müşküllerini halleden yegane nizamın yaratıcının emrettiği nizamdan ibaret olduğu demektir.

Kapitalistler bir yaratıcı var mı, yok mu diye bir mesele ile uğraşmak istemezler. Onlar ancak varlığı ister itiraf, ister inkar edilsin, yaratıcının hayatta bir rolü olmadığını iddia ederler. Böylelikle bir yaratıcıya inanmak ferd ile yaratıcısı arasında bir bağdır deyince, dini hayattan ayırıp, hayatın öncesi ve sonrasıyla bir ilgisi olmadığı fikrini ortaya atmış oldu. İnsanlar isterse bir şeye inanıyor istemezse inanmıyor. Dinin hayatta rolü olmadığı için insanlar kendi kanunlarını kendileri çıkarıyor.

İslamın ortaya koymuş olduğu düşünce aklı tatmin etmekte, kalbe güven vermekte ve insanın fıtratına uygunluk arzetmektedir. Aklen insan bir yaratıcının varlığını idrak etmektedir. İnsan, hayat ve kainatın yaratıcısının varlığını bulabilmektedir. Yine aklen insan Kur’an’ın Allah’ın kitabı ve Muhammed (sav)’in Allah’ın Resulü olduğunu bilebilmektedir. Böylelikle bu hayattan sonra bir hayata yani Ahiret hayatına da inanabilmektedir.

Kısacası: Allah tüm varlığın yaratıcısıdır. O, peygamberleri ve elçileri Din’i tebliğ etmek için insanoğullarına göndermiştir. O, insanı kıyamet gününde, bu hayatta yaptıklarından hesaba çekecektir. Bunun için İslam akidesi; Allah’a, Meleklerine, Kitaplarına, Peygamberlerine, Ahiret Gününe, Kaza ve Kader’e, hayır ve şerrin Allah’tan olduğuna inanmaktır. Böylece en büyük düğüm tamamen doğru bir şekilde İslam Akidesi ile çözülmüş olur. İnsan bu çözümü bitirince dünya hayatı hakkında düşünceye ve verimli doğru mefhumları bulmaya girişebilir. Bundan dolayı İslamiyetin düşünce ve metod olarak üzerine kurulduğu temel İSLAM AKİDESİDİR.

Allah’u Teala şöyle buyurmuştur:

“Ey iman edenler! Siz Allah’a, Resulüne, indirildiği kitaba ve daha önce indirdiği kitaplara inanın. Kim Allah’ı, Meleklerini, Kitaplarını, Peygamberlerini ve Ahiret Gününü inkar ederse uzak bir delalete saptı demektir.” (Nisa: 136)

 

"Raşidi Hilafet" İslam Fikrine Dayalı Siyasi Dergi