“Mümin ile diğer mümin
bir binanın tuğlaları gibidirler birbirlerini tutarlar.”
Yine Hz. Enes (radıyallahu
anh)'ın rivayetine göre Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle
buyurmuştur:
“Sizden biri,
kendi için sevdiğini kardeşi için de sevmedikçe gerçek imana
eremez” (Buhârî)
“Müminler,
birbirlerini sevmeleri ve birbirine karşı merhametleri bakımından
bir vucut gibidir. Vücudun bir uzvu hastalanırsa bütün uzuvları o
hastalığın acısını duyar.”
(Müslim)
Hz. Ebu Hüreyre
(radıyallahu anh) anlatıyor: Resulullah (aleyhissalâtu vessalâm)
buyurdular ki: “Sakın zanna yer vermeyin. Zira zan, sözlerin en
yalanıdır. Tecessüs etmeyin, haber koklamayın, rekâbet etmeyin,
hasedleşmeyin, birbirinize buğzetmeyin, birbirinize sırt
çevirmeyin, ey Allah'ın kulları, Allah'ın emrettiği şekilde
kardeş olun. Müslüman müslümanın kardeşidir. Ona (ihânet etmez),
zulmetmez, onu mahrum bırakmaz, onu tahkir etmez.” “Kişiye
şer olarak, müslüman kardeşini tahkir etmesi yeterlidir.” “Her
müslümanın malı, kanı ve ırzı diğer müslümana haramdır.”
“Allah sizin suretlerinize ve kalıblarınıza bakmaz, fakat
kalplerinize ve amellerinize bakar. Takva şuradadır -eliyle göğsünü
işaret etti-” “Sakın ha! birinizin satışı üzerine satış
yapmayın.” “Ey Allah'ın kulları kardeş olun.” “Bir müslümanın
kardeşine üç günden fazla küsmesi helâl olmaz.”
(Buhari)
Yukarıda
zikrettiğimiz ayet ve hadislerden anlaşılıyor ki kardeşine bir
şey ikram edeceği zaman ona en iyisini ikram eder, kardeşi açken o
tok olarak yatamaz, ölüm anında bile kardeşini tercih eder,
kardeşi karlı dağlarda yatarken, o harıl harıl yanan sobanın,
sıcacık battaniyenin altında uyuyamaz, kızkardeşi, bacısı,
tecavüze uğrarken o, seyretmekle üzülmekle kalamaz.
Müslüman,
Allah
(cc) ve Rasulune tam bir teslimiyetle teslim olan demektir. İslam’ın
gelmesiyle müslümanlar o devirde hem fikri hemde insanlık adına
zirveye oturmuş olup bütün aleme ışık tutmuşlardır. O mübarekler
teslimiyetin manasını idrak edip, hayatlarında göstermişlerdir.
Ey müslümanlar, diğer müslüman kardeşlerin sıcacık evlerinden
kovulurken, kardeşlerinin gözleri oyulurken, sen ne işle meşgulsün?
Sadece üzülmekle mi kalıyorsun? Yoksa bana dokunmayan yılan bin
yıl yaşasın mı diyorsun? Yoksa yaptığın çalışmayı yeterli
mi görüyorsun? Yoksa Çeçenistan’ daki insanlar bizim kardeşlerimiz
değiller mi? Ya zulme uğrayan diğer Müslümanlar onlar bizim kardeşlerimiz
değiller mi? Eğer değilse kendimize niye Müslüman diyoruz? Hani
bütün Müslümanlar bir vücut gibiydi? Bir uzvu yaralandığında bütün
vücudu ağrıyordu? Hani bütün Müslümanlar kardeşti? Rasulüllah
(s.a.v)’in şu hadisini ne çabuk unuttuk.
“Mümin ile diğer
mümin bir binanın tuğlaları gibidirler birbirlerini tutarlar”
“Müminler, birbirlerini sevmeleri ve birbirine karşı merhametleri
bakımından bir vücut gibidir. Vücudun bir uzvu hastalanırsa bütün
uzuvları o hastalığın acısını duyar.”
(Müslim)
Bizim elimiz kolumuz
kesilirken hiç mi acı çekmiyoruz? Kardeşlerimiz tecavüze uğrarken,
gözleri oyulurken, malları sömürülürken hiç mi bir şey
hissetmiyoruz? O güzide sahabelerin kardeşleri için mallarını ve
canlarını tercih ederlerken hiç mi bizlere örnek olmuyor?
Bir sefer sonrasında
yaralanan Müslümanlardan biri yaranın verdiği acıdan dolayı su
ihtiyacı duyuyordu. İkrime (r.a) ona su yetiştirdi. Ona suyu götürür
götürmez başka bir sahabenin su sesi geldi. Yaralanmış olan
sahabe “Onu git kardeşime götür nasılsa ben biraz sonra
şehidlik makamına ulaşacağım inşaallah” diyerek suyu içmedi
. İkrime (r.a) suyu diğer sahabeye götürünce aynı şekilde
başka bir sahabenin sesi geldi. O da su ihtiyacı duyuyordu.
Yaralanmış sahabe suyu içmeyerek “Bu suyu al kardeşime götür.”
Bu su birkaç sahabeye ulaşmasına rağmen yine dolu kaldı çünkü
bütün sahabeler kendi canlarını kardeşlerine tercih etmişlerdi.
Muhacir ensar
kardeşliğine baktığımızda muhacirler Mekke’den Medine’ye
geldiklerinde yanlarında hiçbir şey getirmemişlerdi. Fakat Medine’ye
vardıklarında ensarlar evlerini ikiye ayırdılar, tarlalarını
ikiye böldüler, hanımlarının en güzellerini boşadılar, sadece
ve sadece kardeşlerine vermek için ve mükafatını sadece Allah’tan
bekleyerek. Yoksa o insanlar da biz de aynı dine aynı Allah’a
aynı Peygambere inanmıyor muyuz? Yoksa bu din onlar için ayrı
bizim için ayrı bir din mi?
“Daha ön
ceden
Medine'yi yurt edinmiş ve gönüllerine imanı yerleştirmiş olan
kimseler, kendilerine göç edip gelenleri severler ve onlara
verilenlerden dolayı içlerinde bir rahatsızlık hissetmezler.
Kendileri zaruret içinde bulunsalar bile onları kendilerine tercih
ederler. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa, işte onlar kurtuluşa
erenlerdir.” (Haşr
9)
Belki Çeçenistan’daki
ve dünyanın çeşitli yerlerindeki zulme uğrayan Müslümanlar yanlış
metod izliyor olabilirler. Belki başlarındaki hain yöneticiler,
liderler, kafirlerle ve Yahudilerle anlaşma yapıyor onlardan yardım
istiyor olabilir. Fakat onlarda bizlerde Müslümanız dedikçe biz
kardeşiz. Bizler ne kadar az çalışırsak onlar o kadar evlerinden
kovulacak, aç kalacaklar, kolları parçalanacak. Biz ne kadar çok
ihlaslı ve doğru bir metodla çalışırsak, o kadar tecavüzler
azalacak, zulüm zayıflayacaktır. Çünkü onların kurtuluşu ve
bizimde kurtuluşumuz ancak İslam’la olur. İslam’ın
yaşandığı bir devletle olur. Devletin kurulması içinde en doğru
şekilde çalışalım.
Madem ki onlar bizim
kardeşlerimiz neden hem onların hem de bizim kurtulmamız için daha
hızlı çalışmıyoruz, daha azimli gayret göstermiyoruz? Yok eğer
onlar bizim kardeşimiz değilse kendimize neden Müslüman adını
veriyoruz? Ve en önemlisi hesap gününde Rabb’imize nasıl hesap
vermeyi düşünüyoruz?
“Hak sözü bilip de
söylemeyenler sözün hak olduğuna inanmazlar”