Raşidi Hilafet ....Yıl 12...Sayı 124  Muharrem1421... Nísan 2000   

OKUYUCULARDAN

ANCAK MÜSLÜMANLAR KARDEŞTİR

Ebu Talha

Kardeşlik iki yerde görülür.
1. Aynı anne ve babadan gelen çocukların kardeşliği.

2. İslam dinine mensup olan kişilerin kardeşliği.
Aynı anne ve babadan gelen kardeşlik, daha çok karındaşlık anlamındadır. Çünkü aynı anne ve babadan gelmelerine rağmen bazen birbirini dövmekte, sövmekte hatta öldürmektedirler. Bazen de ayrı fikirlerde, ayrı dinlerde, ayrı ideolojilere sahip olmaktadırlar.

Bu durumda kardeşlikten söz etmek pek doğru olmaz. Çünkü kardeşlik; birbirini düşünmek, korumak, yiyeceğini paylaşmak, aynı zamanda onun hissettiklerini hissederek onunla üzülen, sevindiğinde sevinen “kendisi için istediğini kardeşi için isteyen” arkasında destek olan onun yaralarını sarma gayreti içinde olmalıdır. Kısacası aynı fikirde, aynı duyguda, gaye ve amacında olan özel, güzel ve tüzel yakınlıktır. Bütün bu özellikler karındaşlıkta görülmeyebilir. Bunun en güzel örneği; Habil ile Kabil’dir. Aynı anne ve babadan olan bu iki kardeş birbirini tam anlamıyla anlamadı. Biri iyi olsa dahi diğeri ona kötü davrandı, itti, kaktı ve en sonunda onun katili oldu.

O güzide sahabelere baktığımızda bunun örneklerini görmekteyiz. Bir sefer sonrasında esirler arasında Mus’ab bin Umeyr’in kardeşi de vardı. Mus’ab’ın kardeşi Mus’abı görünce; “Ey Mus’ab beni kurtarmayacakmısın? Ben senin kardeşinim” dediğinde Mus’ab: “Bu esirden fazla fidye isteyin. Çünkü bunun ailesi zengindir.” dedi ve karındaşına dönerek: “Hayır sen benim kardeşim değilsin. Sen benim karındaşımsın” dedi.

İslam kardeşliğini en iyi, en güzel açıklayan birkaç ayet ve hadis:

“Müminler ancak kardeştirler” (Hucurat10)

“Mümin ile diğer mümin bir binanın tuğlaları gibidirler birbirlerini tutarlar.”

Yine Hz. Enes (radıyallahu anh)'ın rivayetine göre Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle buyurmuştur:

“Sizden biri, kendi için sevdiğini kardeşi için de sevmedikçe gerçek imana eremez” (Buhârî)

“Müminler, birbirlerini sevmeleri ve birbirine karşı merhametleri bakımından bir vucut gibidir. Vücudun bir uzvu hastalanırsa bütün uzuvları o hastalığın acısını duyar.” (Müslim)

Hz. Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor: Resulullah (aleyhissalâtu vessalâm) buyurdular ki: “Sakın zanna yer vermeyin. Zira zan, sözlerin en yalanıdır. Tecessüs etmeyin, haber koklamayın, rekâbet etmeyin, hasedleşmeyin, birbirinize buğzetmeyin, birbirinize sırt çevirmeyin, ey Allah'ın kulları, Allah'ın emrettiği şekilde kardeş olun. Müslüman müslümanın kardeşidir. Ona (ihânet etmez), zulmetmez, onu mahrum bırakmaz, onu tahkir etmez.” “Kişiye şer olarak, müslüman kardeşini tahkir etmesi yeterlidir.” “Her müslümanın malı, kanı ve ırzı diğer müslümana haramdır.” “Allah sizin suretlerinize ve kalıblarınıza bakmaz, fakat kalplerinize ve amellerinize bakar. Takva şuradadır -eliyle göğsünü işaret etti-” “Sakın ha! birinizin satışı üzerine satış yapmayın.” “Ey Allah'ın kulları kardeş olun.” “Bir müslümanın kardeşine üç günden fazla küsmesi helâl olmaz.” (Buhari)

Yukarıda zikrettiğimiz ayet ve hadislerden anlaşılıyor ki kardeşine bir şey ikram edeceği zaman ona en iyisini ikram eder, kardeşi açken o tok olarak yatamaz, ölüm anında bile kardeşini tercih eder, kardeşi karlı dağlarda yatarken, o harıl harıl yanan sobanın, sıcacık battaniyenin altında uyuyamaz, kızkardeşi, bacısı, tecavüze uğrarken o, seyretmekle üzülmekle kalamaz.

Müslüman, Allah (cc) ve Rasulune tam bir teslimiyetle teslim olan demektir. İslam’ın gelmesiyle müslümanlar o devirde hem fikri hemde insanlık adına zirveye oturmuş olup bütün aleme ışık tutmuşlardır. O mübarekler teslimiyetin manasını idrak edip, hayatlarında göstermişlerdir. Ey müslümanlar, diğer müslüman kardeşlerin sıcacık evlerinden kovulurken, kardeşlerinin gözleri oyulurken, sen ne işle meşgulsün? Sadece üzülmekle mi kalıyorsun? Yoksa bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın mı diyorsun? Yoksa yaptığın çalışmayı yeterli mi görüyorsun? Yoksa Çeçenistan’ daki insanlar bizim kardeşlerimiz değiller mi? Ya zulme uğrayan diğer Müslümanlar onlar bizim kardeşlerimiz değiller mi? Eğer değilse kendimize niye Müslüman diyoruz? Hani bütün Müslümanlar bir vücut gibiydi? Bir uzvu yaralandığında bütün vücudu ağrıyordu? Hani bütün Müslümanlar kardeşti? Rasulüllah (s.a.v)’in şu hadisini ne çabuk unuttuk.

“Mümin ile diğer mümin bir binanın tuğlaları gibidirler birbirlerini tutarlar” “Müminler, birbirlerini sevmeleri ve birbirine karşı merhametleri bakımından bir vücut gibidir. Vücudun bir uzvu hastalanırsa bütün uzuvları o hastalığın acısını duyar.” (Müslim)

Bizim elimiz kolumuz kesilirken hiç mi acı çekmiyoruz? Kardeşlerimiz tecavüze uğrarken, gözleri oyulurken, malları sömürülürken hiç mi bir şey hissetmiyoruz? O güzide sahabelerin kardeşleri için mallarını ve canlarını tercih ederlerken hiç mi bizlere örnek olmuyor?

Bir sefer sonrasında yaralanan Müslümanlardan biri yaranın verdiği acıdan dolayı su ihtiyacı duyuyordu. İkrime (r.a) ona su yetiştirdi. Ona suyu götürür götürmez başka bir sahabenin su sesi geldi. Yaralanmış olan sahabe “Onu git kardeşime götür nasılsa ben biraz sonra şehidlik makamına ulaşacağım inşaallah” diyerek suyu içmedi . İkrime (r.a) suyu diğer sahabeye götürünce aynı şekilde başka bir sahabenin sesi geldi. O da su ihtiyacı duyuyordu. Yaralanmış sahabe suyu içmeyerek “Bu suyu al kardeşime götür.” Bu su birkaç sahabeye ulaşmasına rağmen yine dolu kaldı çünkü bütün sahabeler kendi canlarını kardeşlerine tercih etmişlerdi.

Muhacir ensar kardeşliğine baktığımızda muhacirler Mekke’den Medine’ye geldiklerinde yanlarında hiçbir şey getirmemişlerdi. Fakat Medine’ye vardıklarında ensarlar evlerini ikiye ayırdılar, tarlalarını ikiye böldüler, hanımlarının en güzellerini boşadılar, sadece ve sadece kardeşlerine vermek için ve mükafatını sadece Allah’tan bekleyerek. Yoksa o insanlar da biz de aynı dine aynı Allah’a aynı Peygambere inanmıyor muyuz? Yoksa bu din onlar için ayrı bizim için ayrı bir din mi?

“Daha önceden Medine'yi yurt edinmiş ve gönüllerine imanı yerleştirmiş olan kimseler, kendilerine göç edip gelenleri severler ve onlara verilenlerden dolayı içlerinde bir rahatsızlık hissetmezler. Kendileri zaruret içinde bulunsalar bile onları kendilerine tercih ederler. Kim nefsinin cimriliğinden korunursa, işte onlar kurtuluşa erenlerdir.” (Haşr 9)

Belki Çeçenistan’daki ve dünyanın çeşitli yerlerindeki zulme uğrayan Müslümanlar yanlış metod izliyor olabilirler. Belki başlarındaki hain yöneticiler, liderler, kafirlerle ve Yahudilerle anlaşma yapıyor onlardan yardım istiyor olabilir. Fakat onlarda bizlerde Müslümanız dedikçe biz kardeşiz. Bizler ne kadar az çalışırsak onlar o kadar evlerinden kovulacak, aç kalacaklar, kolları parçalanacak. Biz ne kadar çok ihlaslı ve doğru bir metodla çalışırsak, o kadar tecavüzler azalacak, zulüm zayıflayacaktır. Çünkü onların kurtuluşu ve bizimde kurtuluşumuz ancak İslam’la olur. İslam’ın yaşandığı bir devletle olur. Devletin kurulması içinde en doğru şekilde çalışalım.

Madem ki onlar bizim kardeşlerimiz neden hem onların hem de bizim kurtulmamız için daha hızlı çalışmıyoruz, daha azimli gayret göstermiyoruz? Yok eğer onlar bizim kardeşimiz değilse kendimize neden Müslüman adını veriyoruz? Ve en önemlisi hesap gününde Rabb’imize nasıl hesap vermeyi düşünüyoruz?

“Hak sözü bilip de söylemeyenler sözün hak olduğuna inanmazlar”

 

"Raşidi Hilafet" İslam Fikrine Dayalı Siyasi Dergi