|
AVRUPA VE İSLÂM-2
ÇEVİR:Adnan Şems
Avrupa ve İslam
Kültürleri arasındaki ilişkileri ve müslümanların Avrupadaki
durumu hakkında konferans, Stockholm, İsveç, Haziran 15-17-1995 te
düzenlenen konferansta batılılara ve yandaşlarının Avrupa’da
yaşayan müslümanlar hakkında hazırladıkları veya planlama
aşamasında neler yapabileceklerine dair bir irdelemedir. Avrupa’da
yaşayan müslümanların kendileri hakkında nelerin
tasarlandığını göstermek ve uyarmak istedik. Bu toplantının
özetini İngilizceden çeviri yaparak sizlere aktarıyoruz.
1B GRUPU: (kültürler
birbirlerinden nasıl faydalanabilirler ve iletişim nasıl
sağlanabilir?)
Bu grup çok
fazla meselelere değindi. Birincisi; İslam ve Batı kültürleri
nasıl yakınlaştırabilirler? İslam kültüründe bizzat farklılıkların
bulunduğunu ve modernleşme ve
batılılaşma kavramlarının birbirinden
ayırt edilmesi gerektiğinin altı çizildikten sonra, grup,
kültürler arası çalışmalardaki problemleri sorunları
tartıştı. Bazı katılımcılar şiir ve düz yazının (yani
edebiyatın) Avrupa dillerine tercümesinin zorluklarını
vurguladılar, hele hele Arab edebiyatına karşı düşüş gösteren
ilgi ortamında. İslami görsel sanat, gösteriler ve Avrupa’da
İslami Sanat müzeleri üzerine, eğitimin potansiyeli üzerine coşkulu
heyecanlı tartışmalar yaşandı. Katılımcılar kültür
bilincinin oluşması için ve bu kültüre duyulan gururun gelişmesi
için tarihi hatırlatma yolunda çabaların önemini şiddetle
vurguladılar.
Tartışmanın
önemli bir kısmı, Müslüman göçmenlerin Avrupa toplumlarına kültürel
entegrasyonları nasıl sağlanacağı üzerineydi, Avrupa okullarında
okuyan müslüman çocukların dini tedrisat metodları özellikle hatırlatılarak,
Norveç’in Nansen School’una göre genel dini eğitim hem
eleştirsel hem de çok mezhepli olması gerekiyor. Fakat İslamiyet’in
(İslam din dersi) her Avrupa ülkesindeki resmi okul sistemleri
çerçevesinde öğretilmesinin üzerinde herkes hemfikirdi. Bu dersin
ise o ülkenin dilinde (yani öğrencinin ana dilinde değil) olması
öngörülüyor. Çünkü, bu gettolaşmayı önler ve gelecek
nesillerin topluma uyum sağlamasını kolaylaştırır: Bu, Almanya’daki
okullarda, İslamiyete sonradan girenler tarafından gelen inisiyatif
ile kısa bir süre önce yürürlüğe koyuldu; bu müslümanların
şu düşüncesiyle:
“Böyle yapmazsak bir gün Almanya’nın yeni Yahudileri oluruz”
Katılımcılar
İslam hakkındaki zihinlerde bulunan kılişelerin ve yanlış demeçlerin
Avrupa’daki ders kitaplarında bulunmamasını, yahut varsa yok
edilmesini önemli buluyorlardı. Bu Almanya’da yapıldı bile.
Aynı şekilde müslümanların ders kitaplarında Batı hakkında
basmakalıp düşüncelerin yok edilmesi istendi, İspanya’yı
örnek göstererek. Özellikle öğretmenler arasında İslama karşı
çok belirgin olan önyargıların azaltılmasının gerekliliği
vurgulandı. Katılımcılar İsveç’ten örnekler verdiler. Medyanın
ise tek yönlü ve sansasyon amaçlı yayınlara son vermesi gerekir
ve tersine düzenli, dürüst ve analitik bir bakış ile problemlere,
İslam ülkelerinde sivil toplum örgütlerinin gerekliliği gibi -Kuveyt
ve Fas’a değinilmişti- ve orada demokratik kurumların
geliştirilmesi gibi, çözüm üretmeye yönelik olması lazım. Son
olarak bir İran’lı katılımcı grupun sadece kültürel ve sosyal
İslam üzerine konuşmasını eleştirdi ve böylece İslamın canlı
bir inanç olduğunun gözardı edildiğini belirtti. Batı ile
geleneksel İslamın temsilcileri arasında diyaloğa çağırdı,
çünkü müslümanların çoğu geleneksel İslama bağlı. İslamcı
modernistlerin ve Batılı düşünürlerin düşünce şeklinin
tamamen farklı olduğunu belirtip, bu yüzden böyle bir diyaloğa
şiddetle önem verilmesi istendi.
Tartışma, bazı
pratik projelerin devamına kararla sona erdi. Projelerden biri gönüllü
ve karışık (yani müslim ve gayrı müslim) grupların medya için
video filmleri üretmeleri. İkinci;
bir şey ise İslami sanat gösterileri ve Avrupa ve İslam dünyasındaki
müzelerin koleksiyonları üzerine çalışmalar; Önümüzdeki
günlerde hakkında kitap çıkacak ve tafsilatlarıyla olayı
anlatacak olan “Fez Projesi” bunun en somut örneği. Üçüncü
bir adımda da yayın evlerinden Avrupa dışı dillerden tercümeler
sağlamaları ve her türlü sansürü kaldırmaları istenecek. Dördüncü
olarak da Avrupalı müslüman çocukları için o ülkedeki dilde,
din dersi görmeleri için tedbirler alınacak. Beşinci olarak
Avrupa’da öğretmenlerin İslam hakkındaki bilgisizliğini
bertaraf etmek için seminerler düşünülecek. Altıncı
olarak da bağımsız
ve laik organizasyonların yapılanması, ki böylece Avrupa
toplumlarındaki bir İslam organizasyonuna bağlı olmayan müslümanların
ses duyurma imkanları doğsun. Son olarak da Amin Malouf, dünyadaki
fikri entellektüel gelişime etkileri olan 100 müslüman şahsiyet
üzerine bir kitap yazılmasını önerdi. Böyle bir kitap hem
müslümanlara hem de gayrı müslimlere müslümanların katkıları
hakkında bir fikir verir diye düşünüldü.
Grup 1B
üstelik çalışmalarını düzenli bir şekilde devam etme kararı
aldı. Finansmanını Avrupa Birliği üstlenecek.
GRUP 2: (Tarihten ve
günümüz örneklerinden nasıl dersler çıkarılabilir?)
Tunuslu Prof. Muhammed
Talbi’nin ana fikirleri belirten konuşmasını dinledi. Bu, şu
tartışma konularının çerçevesini çizdi:
Tarih bir amacı
haklı göstermek için bir araç olarak kullanılmıştır, ya
birbirimizden nefret duymak için sebepler aranmıştır ya da
aramızda köprüler oluşturmak için. Tarihçiler objektif yorum ve
olayların gerçek şekilde raporunu bize vermekte büyük sorumluluk
taşımaktalar.
Tarih boyunca
müslüman-hıristiyan ilişkileri hep çatışma, rekabet ve küçümseme
ile gölgelendi. Katılımcılar pozitif yorumların daha iyi bir
tarih yazımını sağlayabileceğini ifade ettiler. Fakat tehlikeler
barındırıyor. Onun yerine tarihi gerçeklerin altı daha belirgin
çizilmeli. Aynı anda tolerans ve kabul etme (acceptance) arasındaki
farkı da bilmek önemli. Toleranssızlığın mirası ile de
savaşılmalı.
Batılıların, kültürlerin
erime potasını yarattıklarını iddia etmeleri çoğu kez haksız.
Azınlıklar korunmalı ve her zaman hesaba katılmalı.
Azınlıkları destekleyen ve tanıyan ülkelerin daha sağlam bir
yapıya sahip oldukları bir gerçek. Grup, terörizmin İslamın gerçeği
olmadığının altını çizdi ve bu önyargıları, korkuyu silip
atmak gerekliliği vurgulandı.
Katılımcılar
laikliğin Hıristiyanlarca daha kolay kabul edilebileceğini ifade
ettiler. İslam’ın ise hayatın bütün alanlarına değindiği için
Müslümanların laikliği kabul etmeleri daha zor. Hıristiyanlıkta
din-devlet ayrımı daha kolay. İsa, siyasi iktidar olmayarak ve
sadece dinin habercisi olarak yaşadı ve çalıştı. Muhammed ise
hem siyasi hem de dini bir peygamberdi.
Mültikültürel
bir topluma sahip Malezya’nın bir koalisyon hükümetinde temsil
edilmek için önceden belirlenmiş formülleri, dinlerin ve azınlıkların
sağlıklı entegrasyonunu sağlamak için bir model olarak önerildi.
Huzurlu bir
şekilde yaşamanın modelleri aranmalı tedric edilmeli. Global düşünmeli
ve lopkal hareket etmeli, başta karşıdakinin değerlerini
tanımakla ve onlara saygı göstermekle.
GRUP 3: (Entegre mi,
izole mi? Kültürel çeşitlilik nasıl elde edilir?)
Fransalı Mr. Kepel’in
ana fikirleri belirten konuşmasını dinledi. Kepel, Fransa ve
İngiltere’nin göçmen politikalarını karşılaştırdı.
Farklardan biri uyrukla ilgili uygulamalardaydı. Gelecekte
entegrasyonun sorunlarına kapsamlı şekilde çözümler bulunması
gerektiğini söyledi, hele hele gençler için.
Grup, Avrupa’daki
Müslümanların yaşam şartlarıyla ilgili çok aydınlatıcı
örnekleri araştırdı. Bunların arasında Almanya’daki Türklerin
ve İsveç’teki çeşitli müslüman grupların ki. Müslümanların
Avrupa toplumlarına entegrasyonları için stratejiler düşünüldü.
Müslümanların tüm kanuni hakları elde etme şanslarının
gelişmesi için kurumsal reformlar istenildi. Müslüman toplulukların/cemaatların
ise çalışma yaparak uygulanması için yetkili kimselere somut
öneriler getirmeleri önerildi. Aynı anda İslam’ın, toplumla
kavga içinde olan fertler için topluma kazandırılmasında nasıl
bir etken olarak kullanılabileceği tartışıldı.
GRUP 4: (İslam’da
erkek, kadın ve çocuk)
Ba ngladeşli
Dr Selma Sobhan’ın ana fikirleri belirten konuşmasını dinledi. Müslüman
ülkelerinde bugün kadınların hukuki reformları, kadınların
insan hakları ve dini metinleri yorumlamaları için bir savaş sürdürdüklerini
belirtti. Batı’daki Müslüman toplulukların ise buna seyirci
kalmalarını ve Müslüman ülkelerine nazaran fikri gelişmişliklerini
bu yönde kullanmamalarını yadırgadı. Aynı anda üzülerek İslam’ın
gelişme için mekanizmalar ve modern toplumların ihtiyaçlarını
karşılamada yetersiz kaldığını belirtti. Müslüman Dünyasının
bazı bölgelerinde muhafazakarların tehditleri laik ve dindar
kadınları ile birlikte onların konuşma ve vicdan hürriyetlerini
ve demokrasinin vazgeçilmez unsurlarını kısıtlamak istemelerine
karşı savaşa soymuştur. ‘İslamda kadın ve erkek’
başlıklı konuşmasında, istenilen bir
İslami toplumda eşitlik prensibi sadece siyasi ve mülk edinme
haklarıyla alakalı değil, aynı zamanda cinsler arası ilişkilerde
de geçerli olması gerektiğini belirtti. Buna müteakiben bazı
ayetleri analiz etti ve erkeklerin kadınlardan üstünlük iddia
etmelerinin temelsiz bir iddia olduğu sonucuna vardı.
Bu grup müslüman
ülkelerinde aileler için var olan şartların birbirinden çok farklı
olduğu sorununu tartışmalarının merkezi haline getirdi. Bu boyutu
incelerken, İslami toplumlardan örnekler sergilendi ve tartışıldı.
Katılımcılar
İslamda köktenciliğin (fundamentalizm) Müslümanların çoğunluğunu
ve Batıdaki insanları korkuttuğunu belirtti. Muhammed’den sonra
ilk yüzyıllarda ki İslam düşüncesinin esnekliği bugünün katı
tutumuyla karşılaştırıldı. İslam Dünyasında birçok rejimin
siyasi otorite sağlamak için dini bir alet olarak kullandıkları söylendi.
Bunun kadın ve erkek üzerinde büyük bir etkisi olduğu ifade
edildi. Batıdaki müslüman göçmenler ise aslında bulundukları
misafir ülkeye entegre olmak istemekteler, fakat çoğu kez o
toplumdaki çoğunlukta var olan önyargılar ve basmakalıp düşünceler
bunu engellemekte. Müslüman toplumlarındaki geleneksel rol
dağıtımının İsveç gibi bir refah ülkesine ters gelebildiğine
dikkat çekildi. Örneğin bir ailenin geçimi için İsveç’te iki
gelirin gerektiği gibi. Göçmenler arası yoğun işsizliğin ana
sebepleri ise dil sorunları ve dinlerini örneğin başörtüsü
giymekle açıkça göstermelerinin sonucu. Genç müslüman kadınlar
ise bu entegrasyon sorununun getirdiği yükün en ağırını
çekmekteler. İsveç okullarındaki laik eğitimin ise müslüman ve
hıristiyan göçmenler için bir sorun olduğu dile getirildi. Müslüman
dini liderlerin, müslüman göçmenlerin dinini yaşama haklarını (dışarıdan)
desteklemeleri gerektiğini ifade ettiler.
Grup, dinin mültikültürel
ve laik toplumda ahlak ve aile yapılanması ile olan alakasındaki
rolü tartıştı ve burada fikir uyuşmazlığının bazen gerekli ve
kaçınılmaz olduğu sonucuna varıldı. Grup, başka kültürlere,
değerlere ve tutumlara karşı açılması için bunun Batı için
bir fırsat olduğunu söylediler. Müslüman ve Batı Dünyasındaki
liberal ve hümanist güçlerin arasında bir köprü kurulması
gerektiği belirtildi.
GRUP 5: (Din, demokrasi
ve toplum, geleceğin vizyonu)
İlk olarak iki ana
fikirleri belirten konuşmacıları dinledi, biri İranlı Jawad
Larjani, diğeri Cezayirli Dr. Muhammed Arkoun. Larjani bir İslam
devletinin esaslarını ortaya koydu, İran’ı örnek vererek. İran’da
toleransın ve eleştirme hakkının varolduğunu savundu. Eleştiri
ahlak kötülüğünü önler. İslamın farklı farklı yorumlanması
da kabul görür. İslamın eleştirilmesi ise tamamamen yasaktır.
Dr. Arkoun, İran’ın
İslamı çağrıştırdığını söylemekle ve ona rağmen İslami
yaşamın bir bütün olarak mevcut olmadığından bu boyutuyla bir
İslam devleti olmadığını söyledi. İran devrimi bir model olarak
görülebilir. İran; Lübnan ve Sudan gibi ülkelerin tecrübeleri de
göz önünde bulundurularak incelenmesi gerekir, izole edilmiş bir
halde değil.
Grup, kendi
aralarındaki şahsi ilişkilerden dolayı Batıyla İslamın
diyaloğunun zor olduğunu söyledi. AB’nin Akdenizin öbür yanıyla
olan kompleks ilişkisinden ve Ortadoğunun petrol zenginliği çok
olan bölgeleriyle alakalı kaynaklanan pratik engeller var.
Bu açıdan
demokrasinin iki önemli görevi var. İlki kurumlar, seçimler,
partiler, imkanlar ve bir önderi ortadan kaldırmak için
mekanizmalar ve bir azınlığın gelecek hakkının varlığı gibi.
İkincisi, demokrasiye karşı temel tavır. Bir çok bölgede özgür
seçim için kapsamlı kültür. Örneğin; bir müslümanın, gayrımüslimlerin
yoğun olduğu bir toplumda president, başkan olabilir mi, yoksa
tersi mi? Azınlıkların kendi haklarını temin etmelerine yönelik
çabalarını gösteren Hindistan ve Sudan’dan örnekler getirildi.
Soru şuydu: Batılı ülkeler müslüman ülkelerinde demokrasinin
hakim olmasını gerçekten istiyorlarmı? Cezayir ve Bahreyn örnek
getirildi.
|