Raşidi Hilafet ....Yıl 12...Sayı 124  Muharrem1421... Nísan 2000   

 

AVRUPA VE İSLÂM-2

 

ÇEVİR:Adnan Şems

Avrupa ve İslam Kültürleri arasındaki ilişkileri ve müslümanların Avrupadaki durumu hakkında konferans, Stockholm, İsveç, Haziran 15-17-1995 te düzenlenen konferansta batılılara ve yandaşlarının Avrupa’da yaşayan müslümanlar hakkında hazırladıkları veya planlama aşamasında neler yapabileceklerine dair bir irdelemedir. Avrupa’da yaşayan müslümanların kendileri hakkında nelerin tasarlandığını göstermek ve uyarmak istedik. Bu toplantının özetini İngilizceden çeviri yaparak sizlere aktarıyoruz.

1B GRUPU: (kültürler birbirlerinden nasıl faydalanabilirler ve iletişim nasıl sağlanabilir?)

Bu grup çok fazla meselelere değindi. Birincisi; İslam ve Batı kültürleri nasıl yakınlaştırabilirler? İslam kültüründe bizzat farklılıkların bulunduğunu ve modernleşme ve batılılaşma kavramlarının birbirinden ayırt edilmesi gerektiğinin altı çizildikten sonra, grup, kültürler arası çalışmalardaki problemleri sorunları tartıştı. Bazı katılımcılar şiir ve düz yazının (yani edebiyatın) Avrupa dillerine tercümesinin zorluklarını vurguladılar, hele hele Arab edebiyatına karşı düşüş gösteren ilgi ortamında. İslami görsel sanat, gösteriler ve Avrupa’da İslami Sanat müzeleri üzerine, eğitimin potansiyeli üzerine coşkulu heyecanlı tartışmalar yaşandı. Katılımcılar kültür bilincinin oluşması için ve bu kültüre duyulan gururun gelişmesi için tarihi hatırlatma yolunda çabaların önemini şiddetle vurguladılar.

Tartışmanın önemli bir kısmı, Müslüman göçmenlerin Avrupa toplumlarına kültürel entegrasyonları nasıl sağlanacağı üzerineydi, Avrupa okullarında okuyan müslüman çocukların dini tedrisat metodları özellikle hatırlatılarak, Norveç’in Nansen School’una göre genel dini eğitim hem eleştirsel hem de çok mezhepli olması gerekiyor. Fakat İslamiyet’in (İslam din dersi) her Avrupa ülkesindeki resmi okul sistemleri çerçevesinde öğretilmesinin üzerinde herkes hemfikirdi. Bu dersin ise o ülkenin dilinde (yani öğrencinin ana dilinde değil) olması öngörülüyor. Çünkü, bu gettolaşmayı önler ve gelecek nesillerin topluma uyum sağlamasını kolaylaştırır: Bu, Almanya’daki okullarda, İslamiyete sonradan girenler tarafından gelen inisiyatif ile kısa bir süre önce yürürlüğe koyuldu; bu müslümanların şu düşüncesiyle: “Böyle yapmazsak bir gün Almanya’nın yeni Yahudileri oluruz”

Katılımcılar İslam hakkındaki zihinlerde bulunan kılişelerin ve yanlış demeçlerin Avrupa’daki ders kitaplarında bulunmamasını, yahut varsa yok edilmesini önemli buluyorlardı. Bu Almanya’da yapıldı bile. Aynı şekilde müslümanların ders kitaplarında Batı hakkında basmakalıp düşüncelerin yok edilmesi istendi, İspanya’yı örnek göstererek. Özellikle öğretmenler arasında İslama karşı çok belirgin olan önyargıların azaltılmasının gerekliliği vurgulandı. Katılımcılar İsveç’ten örnekler verdiler. Medyanın ise tek yönlü ve sansasyon amaçlı yayınlara son vermesi gerekir ve tersine düzenli, dürüst ve analitik bir bakış ile problemlere, İslam ülkelerinde sivil toplum örgütlerinin gerekliliği gibi -Kuveyt ve Fas’a değinilmişti- ve orada demokratik kurumların geliştirilmesi gibi, çözüm üretmeye yönelik olması lazım. Son olarak bir İran’lı katılımcı grupun sadece kültürel ve sosyal İslam üzerine konuşmasını eleştirdi ve böylece İslamın canlı bir inanç olduğunun gözardı edildiğini belirtti. Batı ile geleneksel İslamın temsilcileri arasında diyaloğa çağırdı, çünkü müslümanların çoğu geleneksel İslama bağlı. İslamcı modernistlerin ve Batılı düşünürlerin düşünce şeklinin tamamen farklı olduğunu belirtip, bu yüzden böyle bir diyaloğa şiddetle önem verilmesi istendi.

Tartışma, bazı pratik projelerin devamına kararla sona erdi. Projelerden biri gönüllü ve karışık (yani müslim ve gayrı müslim) grupların medya için video filmleri üretmeleri. İkinci; bir şey ise İslami sanat gösterileri ve Avrupa ve İslam dünyasındaki müzelerin koleksiyonları üzerine çalışmalar; Önümüzdeki günlerde hakkında kitap çıkacak ve tafsilatlarıyla olayı anlatacak olan “Fez Projesi” bunun en somut örneği. Üçüncü bir adımda da yayın evlerinden Avrupa dışı dillerden tercümeler sağlamaları ve her türlü sansürü kaldırmaları istenecek. Dördüncü olarak da Avrupalı müslüman çocukları için o ülkedeki dilde, din dersi görmeleri için tedbirler alınacak. Beşinci olarak Avrupa’da öğretmenlerin İslam hakkındaki bilgisizliğini bertaraf etmek için seminerler düşünülecek. Altıncı olarak da bağımsız ve laik organizasyonların yapılanması, ki böylece Avrupa toplumlarındaki bir İslam organizasyonuna bağlı olmayan müslümanların ses duyurma imkanları doğsun. Son olarak da Amin Malouf, dünyadaki fikri entellektüel gelişime etkileri olan 100 müslüman şahsiyet üzerine bir kitap yazılmasını önerdi. Böyle bir kitap hem müslümanlara hem de gayrı müslimlere müslümanların katkıları hakkında bir fikir verir diye düşünüldü.

Grup 1B üstelik çalışmalarını düzenli bir şekilde devam etme kararı aldı. Finansmanını Avrupa Birliği üstlenecek.

GRUP 2: (Tarihten ve günümüz örneklerinden nasıl dersler çıkarılabilir?)

Tunuslu Prof. Muhammed Talbi’nin ana fikirleri belirten konuşmasını dinledi. Bu, şu tartışma konularının çerçevesini çizdi:

Tarih bir amacı haklı göstermek için bir araç olarak kullanılmıştır, ya birbirimizden nefret duymak için sebepler aranmıştır ya da aramızda köprüler oluşturmak için. Tarihçiler objektif yorum ve olayların gerçek şekilde raporunu bize vermekte büyük sorumluluk taşımaktalar.

Tarih boyunca müslüman-hıristiyan ilişkileri hep çatışma, rekabet ve küçümseme ile gölgelendi. Katılımcılar pozitif yorumların daha iyi bir tarih yazımını sağlayabileceğini ifade ettiler. Fakat tehlikeler barındırıyor. Onun yerine tarihi gerçeklerin altı daha belirgin çizilmeli. Aynı anda tolerans ve kabul etme (acceptance) arasındaki farkı da bilmek önemli. Toleranssızlığın mirası ile de savaşılmalı.

Batılıların, kültürlerin erime potasını yarattıklarını iddia etmeleri çoğu kez haksız. Azınlıklar korunmalı ve her zaman hesaba katılmalı. Azınlıkları destekleyen ve tanıyan ülkelerin daha sağlam bir yapıya sahip oldukları bir gerçek. Grup, terörizmin İslamın gerçeği olmadığının altını çizdi ve bu önyargıları, korkuyu silip atmak gerekliliği vurgulandı.

Katılımcılar laikliğin Hıristiyanlarca daha kolay kabul edilebileceğini ifade ettiler. İslam’ın ise hayatın bütün alanlarına değindiği için Müslümanların laikliği kabul etmeleri daha zor. Hıristiyanlıkta din-devlet ayrımı daha kolay. İsa, siyasi iktidar olmayarak ve sadece dinin habercisi olarak yaşadı ve çalıştı. Muhammed ise hem siyasi hem de dini bir peygamberdi.

Mültikültürel bir topluma sahip Malezya’nın bir koalisyon hükümetinde temsil edilmek için önceden belirlenmiş formülleri, dinlerin ve azınlıkların sağlıklı entegrasyonunu sağlamak için bir model olarak önerildi.

Huzurlu bir şekilde yaşamanın modelleri aranmalı tedric edilmeli. Global düşünmeli ve lopkal hareket etmeli, başta karşıdakinin değerlerini tanımakla ve onlara saygı göstermekle.

GRUP 3: (Entegre mi, izole mi? Kültürel çeşitlilik nasıl elde edilir?)

Fransalı Mr. Kepel’in ana fikirleri belirten konuşmasını dinledi. Kepel, Fransa ve İngiltere’nin göçmen politikalarını karşılaştırdı. Farklardan biri uyrukla ilgili uygulamalardaydı. Gelecekte entegrasyonun sorunlarına kapsamlı şekilde çözümler bulunması gerektiğini söyledi, hele hele gençler için.

Grup, Avrupa’daki Müslümanların yaşam şartlarıyla ilgili çok aydınlatıcı örnekleri araştırdı. Bunların arasında Almanya’daki Türklerin ve İsveç’teki çeşitli müslüman grupların ki. Müslümanların Avrupa toplumlarına entegrasyonları için stratejiler düşünüldü. Müslümanların tüm kanuni hakları elde etme şanslarının gelişmesi için kurumsal reformlar istenildi. Müslüman toplulukların/cemaatların ise çalışma yaparak uygulanması için yetkili kimselere somut öneriler getirmeleri önerildi. Aynı anda İslam’ın, toplumla kavga içinde olan fertler için topluma kazandırılmasında nasıl bir etken olarak kullanılabileceği tartışıldı.

GRUP 4: (İslam’da erkek, kadın ve çocuk)

Bangladeşli Dr Selma Sobhan’ın ana fikirleri belirten konuşmasını dinledi. Müslüman ülkelerinde bugün kadınların hukuki reformları, kadınların insan hakları ve dini metinleri yorumlamaları için bir savaş sürdürdüklerini belirtti. Batı’daki Müslüman toplulukların ise buna seyirci kalmalarını ve Müslüman ülkelerine nazaran fikri gelişmişliklerini bu yönde kullanmamalarını yadırgadı. Aynı anda üzülerek İslam’ın gelişme için mekanizmalar ve modern toplumların ihtiyaçlarını karşılamada yetersiz kaldığını belirtti. Müslüman Dünyasının bazı bölgelerinde muhafazakarların tehditleri laik ve dindar kadınları ile birlikte onların konuşma ve vicdan hürriyetlerini ve demokrasinin vazgeçilmez unsurlarını kısıtlamak istemelerine karşı savaşa soymuştur. ‘İslamda kadın ve erkek’ başlıklı konuşmasında, istenilen bir İslami toplumda eşitlik prensibi sadece siyasi ve mülk edinme haklarıyla alakalı değil, aynı zamanda cinsler arası ilişkilerde de geçerli olması gerektiğini belirtti. Buna müteakiben bazı ayetleri analiz etti ve erkeklerin kadınlardan üstünlük iddia etmelerinin temelsiz bir iddia olduğu sonucuna vardı.

Bu grup müslüman ülkelerinde aileler için var olan şartların birbirinden çok farklı olduğu sorununu tartışmalarının merkezi haline getirdi. Bu boyutu incelerken, İslami toplumlardan örnekler sergilendi ve tartışıldı.

Katılımcılar İslamda köktenciliğin (fundamentalizm) Müslümanların çoğunluğunu ve Batıdaki insanları korkuttuğunu belirtti. Muhammed’den sonra ilk yüzyıllarda ki İslam düşüncesinin esnekliği bugünün katı tutumuyla karşılaştırıldı. İslam Dünyasında birçok rejimin siyasi otorite sağlamak için dini bir alet olarak kullandıkları söylendi. Bunun kadın ve erkek üzerinde büyük bir etkisi olduğu ifade edildi. Batıdaki müslüman göçmenler ise aslında bulundukları misafir ülkeye entegre olmak istemekteler, fakat çoğu kez o toplumdaki çoğunlukta var olan önyargılar ve basmakalıp düşünceler bunu engellemekte. Müslüman toplumlarındaki geleneksel rol dağıtımının İsveç gibi bir refah ülkesine ters gelebildiğine dikkat çekildi. Örneğin bir ailenin geçimi için İsveç’te iki gelirin gerektiği gibi. Göçmenler arası yoğun işsizliğin ana sebepleri ise dil sorunları ve dinlerini örneğin başörtüsü giymekle açıkça göstermelerinin sonucu. Genç müslüman kadınlar ise bu entegrasyon sorununun getirdiği yükün en ağırını çekmekteler. İsveç okullarındaki laik eğitimin ise müslüman ve hıristiyan göçmenler için bir sorun olduğu dile getirildi. Müslüman dini liderlerin, müslüman göçmenlerin dinini yaşama haklarını (dışarıdan) desteklemeleri gerektiğini ifade ettiler.

Grup, dinin mültikültürel ve laik toplumda ahlak ve aile yapılanması ile olan alakasındaki rolü tartıştı ve burada fikir uyuşmazlığının bazen gerekli ve kaçınılmaz olduğu sonucuna varıldı. Grup, başka kültürlere, değerlere ve tutumlara karşı açılması için bunun Batı için bir fırsat olduğunu söylediler. Müslüman ve Batı Dünyasındaki liberal ve hümanist güçlerin arasında bir köprü kurulması gerektiği belirtildi.

GRUP 5: (Din, demokrasi ve toplum, geleceğin vizyonu)

İlk olarak iki ana fikirleri belirten konuşmacıları dinledi, biri İranlı Jawad Larjani, diğeri Cezayirli Dr. Muhammed Arkoun. Larjani bir İslam devletinin esaslarını ortaya koydu, İran’ı örnek vererek. İran’da toleransın ve eleştirme hakkının varolduğunu savundu. Eleştiri ahlak kötülüğünü önler. İslamın farklı farklı yorumlanması da kabul görür. İslamın eleştirilmesi ise tamamamen yasaktır.

Dr. Arkoun, İran’ın İslamı çağrıştırdığını söylemekle ve ona rağmen İslami yaşamın bir bütün olarak mevcut olmadığından bu boyutuyla bir İslam devleti olmadığını söyledi. İran devrimi bir model olarak görülebilir. İran; Lübnan ve Sudan gibi ülkelerin tecrübeleri de göz önünde bulundurularak incelenmesi gerekir, izole edilmiş bir halde değil.

Grup, kendi aralarındaki şahsi ilişkilerden dolayı Batıyla İslamın diyaloğunun zor olduğunu söyledi. AB’nin Akdenizin öbür yanıyla olan kompleks ilişkisinden ve Ortadoğunun petrol zenginliği çok olan bölgeleriyle alakalı kaynaklanan pratik engeller var.

Bu açıdan demokrasinin iki önemli görevi var. İlki kurumlar, seçimler, partiler, imkanlar ve bir önderi ortadan kaldırmak için mekanizmalar ve bir azınlığın gelecek hakkının varlığı gibi. İkincisi, demokrasiye karşı temel tavır. Bir çok bölgede özgür seçim için kapsamlı kültür. Örneğin; bir müslümanın, gayrımüslimlerin yoğun olduğu bir toplumda president, başkan olabilir mi, yoksa tersi mi? Azınlıkların kendi haklarını temin etmelerine yönelik çabalarını gösteren Hindistan ve Sudan’dan örnekler getirildi. Soru şuydu: Batılı ülkeler müslüman ülkelerinde demokrasinin hakim olmasını gerçekten istiyorlarmı? Cezayir ve Bahreyn örnek getirildi.

 

"Raşidi Hilafet" İslam Fikrine Dayalı Siyasi Dergi