Raşidi Hilafet ....Yıl 12...Sayı 124  Muharrem1421... Nísan 2000   

 

 TEFSİR: BAKARA SURESİ

Hazırlayan: Ebu Mus'ab

BAKARA SÛRESİ AYET 14-20

Kur’anı Kerim münafıkların sıfatlarını ve hareketlerini izah etmeye şöyle devam ediyor:

“(Bu münafıklar) müminlerle karşılaştıkları vakit "(Biz de) iman ettik" derler. (Kendilerini saptıran) şeytanları ile başbaşa kaldıklarında ise: Biz sizinle beraberiz, biz onlarla (müminlerle) sadece alay ediyoruz, derler.” (Bakara 14)

Onların kafir arkadaşları birer şeytanlar olarak nitelendi. Şeytan sözcüğü Arapçada “Şata” fiilinden türedi. Haktan ve doğruluktan uzaklaşınca “Şata” denir. Şeytan bu fiili çok yapan ve insanları hatan, doğruluktan uzaklaştıran kimseye şeytan denilir. Sapan ve saptırıcı olan şeytan olur. O sebeple Cin sûresinde bir takım Cinler Kur’anı dinleyip müslüman olunca şöyle dediler:

“Doğrusu bizim sefihimiz (İblis veya azgın cinler), Allah hakkında pek aşırı yalanlar uyduruyormuş.” (Cin 4)

Onların sefihi iblis idi. Sefih ise beyinsizdir. İblis cinlerin babası ve ilk cin idi. Diğer cinleri saptırıyordu ve Allah hakkında, sapık (Şatata) şeyler söylüyordu. Bu nedenle, iblis şeytan olarak adlandırıldı. Hemde insanların babası ve ilk insan olan Adem’i saptırdı. İblise benzer veya sapık olup başka insanları saptıran veya iblisin amelini yapan kimselere şeytan denir. Genellikle bunlar kafirlerin liderleri ve önderleri olurlar. Bu ayette bu kastediliyor. Münafıklar Yahudi ve Hıristiyan liderlerin yanlarına gidince, biz müslümanız diyoruz, onlar gibi bazen namaza gidiyoruz veya oruç tutuyoruz ve hatta onlarla beraber savaşa gidiyoruz yani; müslüman olarak gözükmeye çalışıyoruz. Ama, biz gerçekte sizdeniz, sizinle beraberiz, onlarla alay ediyoruz, onları kandırmak için böyle yapıyoruz. Bugün, Türkiye’de ve diğer İslam memleketlerinde birçok yönetici, parti lideri ve ileri gelenler böyle yapıyorlar. İsrail yöneticileriyle veya Amerika ve Avrupa yöneticileriyle görüşünce biz sizinle beraberiz derler. Ancak Müslümanlar gibi davranmak zorundayız. Aslında onlarla alay ediyoruz derler. Yeni münafıklar eski münafıklar gibidir. Bunlar zannediyorlar ki güzel bir iş yapıyorlar! Allah onlara şöyle cevap veriyor:

“Gerçekte, Allah onlarla istihza (alay) eder de azgınlıklarında onlara fırsat verir, bu yüzden onlar bir müddet başıboş dolaşırlar.” (Bakara 15)

Çünkü, hesaba çekileceklerini unutuyorlar, bunun için Allah onlarla alay ediyor ve diyorki onlara; ey zavallı insanlar, kaç sene yaşayacaksınız!? Bu dünyadan ne kadar şey elde edeceksiniz!? Bana döneceksiniz ve öyle ağır ceza vereceğim ki ebediyyen ondan kurtulamayacaksınız. Bugün, dünyada müminlerle alay ediyorsunuz, böylece seviniyorsunuz, her tür haramı işliyorsunuz, Allah’ı hesaba katmıyorsunuz. Ama, yarın kıyamet günü müminler sizinle alay edecekler, kim kime gülecek bakacağız. Nitekim, dünyada onların devletleri ve egemenlikleri geçicidir. Muhakkak, Allah onları yenilgiye uğratacak ve müminleri muzaffer kılacaktır. Esas itibariyle onlar iflas eden ve zarara uğrayanlardır.

Onlar hakkında Allah (cc) şöyle diyor:

“İşte onlar, hidayete karşılık dalâleti satın alanlardır. Ancak onların bu ticareti kazançlı olmamış ve kendileri de doğru yola girememişlerdir.” (Bakara 16)

Hidayeti gördüler, onlara hidayet geldi, sözde hidayete girdiler (hidayetli olarak gözüküyorlar) fatat, bunu gerçekte reddettiler, bu nedenle hidayeti sattılar ve dalaleti satın aldılar. Gerçek onlar hidayet üzere değillerdir. Onların ticaretleri kârlı değil, zarardadır. Saf sûresinin 10’uncu ayetinde Allah’u Teala müminlere karlı ticareti gösteriyor. O ticaret gerçek ticarettir, acıklı azaptan kurtarandır. Çünkü, insan bu dünyada dünya için yaşamıyor, ahiret için yaşıyor, dünya imtihan yeridir, her yönüyle insan imtihandadır. Eğer, her durumda Allah’ın dediğine uyarsa ahireti kazanır ve cennete girer. Hidayeti kabul etmeyip reddedenlerin halini Allah’u Teala şuna benzetiyor:

“Onların (münafıkların) durumu, (karanlık gecede) bir ateş yakan kimse misalidir. O ateş yanıp da etrafını aydınlattığı anda Allah, hemen onların aydınlığını giderir ve onları karanlıklar içinde bırakır; (artık hiçbir şeyi) görmezler.” (Bakara 17)

İslam’a sözde girince ateş yakmış oldular fakat, gerçekten İslama girmedikleri için Allah ateşin nurunu İslamın ışığını onların üzerinden kaldırdı ve karanlıkta (küfürde) kaldılar. Artık, hiç göremiyorlar aynı anda:

“Onlar sağırlar, dilsizler ve körlerdir. Bu sebeple onlar geri dönemezler.” (Bakara 18)

Böylece onlar sağır, dilsiz ve kör oldular, aynı anda hidayete dönemiyorlar. Çünkü, karanlığa alıştılar, nuru hidayeti istemiyorlar. Onlar, hakkı ve doğruluğu işitmezler, duymazlar, sağırdırlar. Bunlar dilsizdirler, haktan söz edemez, doğru fikir söyleyemezler. İnsana konuşan bir hayvan denilir. Bunun nedeni insanın düşünüyor olmasıdır. Münafıklar düşünmedikleri için dilsiz oldular. Hep susan kimse düşünmeyen kimsedir. Düşünen kimse denilince olumlu sıfattır, doğruyu eğriden ayıran kimse demektir. Hem sağır, hem dilsiz, hem kör olarak nitelenirse hiç düşünmeyen kimse demektir. Hayvanlardan daha aşağı olurlar. Başka ayetlerde Allah (cc) onları şu şekilde vasıflandırdı:

“İşte onlar hayvanlar gibidir; hatta daha da şaşkındırlar. İşte asıl gafiller onlardır.” (Araf 179)

Allah’u Teala bu çeşit münafıkları şuna benzetti:

“Yahut (onların durumu), gökten sağanak halinde boşanan, içinde yoğun karanlıklar, gürültü ve şimşekler bulunan yağmur (a tutulmuş kimselerin durumu) gibidir. O münafıklar şimşeklerden gelecek ölüm korkusuyla parmaklarını kulaklarına tıkarlar. Halbuki Allah, kafirleri çepeçevre kuşatmıştır.” (Bakara 19)

Karanlıktan maksat kalplerindeki şek ve şüphedir. Bu tür münafıklar İslama karşı tereddüt halindedirler, tam inanamıyor, reddedemiyorlar. Başka ifadeyle, fikirleri mefhum haline getiremiyorlar. Çünkü, insan bir fikri kavrarsa, zihninde tasavvur ederse ve ona inanırsa mefhum haline gelir. Bunun neticesi, buna göre hareket eder. Bunu tam yerleştirirse ona teslim olursa herhangi bir tereddüde yer bırakmazsa ve onu kendinden bir parça haline getirirse kanaat hasıl olur. Ama, bunlara tam güvenemiyorlar, tereddüt içindedirler, gürültüden başka birşey değildirler.

Şimşek ise nur ve ışıktır. Kalplerine şimşek gibi iman nuru giriyor, parlıyor ve sonra kaybolup gidiyor. Bu tür insanlar bazen etkileniyorlar, mümin olduklarını zannediyorsun. Fakat, bu iman geçicidir, tam sabit olmuyor. Tamamen şimşek gibi parlıyor ve hemen sonra sönüyor kayboluyor. Oysa onlar karanlıktadırlar, kalpleri kara bulutlarla doludur, bulutlar çarpışınca gürültü olur, fikirleri çelişki içindedir, tam kanaat getiremiyorlar. Bu çarpışma esnasında şimşekler çakar, sanki iman kalplerine girdi. Fakat, güvenemedikleri için bu parlama hemen kayboluyor. İçlerindeki tezatlar ve fikir çarpışmasından dolayı neredeyse ölecekler, gürültü onları çok etkiliyor, tezat olması, eski fikirler ve inançları üzerinde kalmak istiyorlar, yeni fikirleri duymak için parmaklarını kulaklarına sokarlar. Çünkü, yeni fikirler, İslam fikirleri kulaklarına girerse eski fikirler batıl ve küfür fikirleriyle çatışma yapar, böylece fikri çatışma meydana gelir. Fikirler etkilediği için bu hale düşerler.

Bu asırda bunlara benzer insanları görmek mümkündür. Onlar hak ve doğru fikirleri hiç duymak istemez, duyarsa sanki onu öldürüyorsun, o kadar rahatsız oluyor ki, seninle kavga etmeye kalkışır veya seni kovmaya çalışır.

Ama, kafirler nereye kaçacaklar? İmanında tereddüt, şüphe ve şek var olan kimseler kafir olurlar. Çünkü, inanamıyor, güvenemiyor, hep tereddütlüdür. Hucurat sûresinin 14 ve 15’inci ayetlerinde bir takım bedevileri anlatıyor. Bunlar inandık dediler, Allah onlara diyor ki:

“Bedevîler "İnandık" dediler. De ki: Siz iman etmediniz, ama "Boyun eğdik" deyin. Henüz iman kalplerinize yerleşmedi. Eğer Allah'a ve elçisine itaat ederseniz, Allah işlerinizden hiçbir şeyi eksiltmez. Çünkü Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir. Müminler ancak Allah'a ve Resûlüne iman eden, ondan sonra asla şüpheye düşmeyen, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla savaşanlardır. İşte doğrular ancak onlardır.” (Hucurat 14-15)

Bakara sûresinin 20’nci ayetinde İslam nurunun tesirini şöyle anlatıyor:

“(O esnada) şimşek sanki gözlerini çıkaracakmış gibi çakar, onlar için etrafı aydınlatınca orada birazcık yürürler, karanlık üzerlerine çökünce de oldukları yerde kalırlar. Allah dileseydi elbette onların kulaklarını sağır, gözlerini kör ederdi. Allah şüphesiz her şeye kadirdir.” (Bakara 20)

Burada, insanların kalplerine imanın şimşek gibi girmesi ve çıkmasının olayını anlatıyor. Biraz iman kalplerinde gözüküyor, bu nedenle doğru yolda yürürler, imandan söz ederler, müminlerle beraber İslam için yürürler. Bazen cihad ederler ve davayı anlatırlar. Fakat, bu iman sabit olmadığı için şimşek gibi parlıyor, sonra tekrar karanlıkta kalıyorlar, eski halde bulundukları yerde kalırlar, eski fikirlerine dönerler. Çünkü, yeni fikirleri kalplerine yeleştiremiyorlar. Allah istese hep onları sağır ve kör bırakır. Yani, kafirler gibi olurlar. Fakat, Allah onlara müdahale etmiyor, insanı imana veya küfre zorlamıyor, onu serbest bırakıyor. Oysa Allah her şeye kadir olduğu için bunu yapardı. Ancak, insanları imtihan etmek için insanları serbest bırakıyor, isteyen mümin olsun, isteyen kafir olsun. Kehf sûresinde şu ayette geçtiği gibi:

“Ve de ki: Hak, Rabbinizdendir. Öyle ise dileyen iman etsin, dileyen inkar etsin. Biz, zalimlere öyle bir cehennem hazırladık ki, onun duvarları kendilerini çepe çevre kuşatmıştır. (Susuzluktan) imdat dileyecek olsalar imdatlarına, erimiş maden gibi yüzleri haşlayan bir su ile cevap verilir. Ne fena bir içecek ve ne kötü bir kalma yeri!” (Kehf 29)

 

"Raşidi Hilafet" İslam Fikrine Dayalı Siyasi Dergi