(Bakara
14)
Onların kafir arkadaşları
birer şeytanlar olarak nitelendi. Şeytan sözcüğü Arapçada “Şata”
fiilinden türedi. Haktan ve doğruluktan uzaklaşınca “Şata”
denir. Şeytan bu fiili çok yapan ve insanları hatan, doğruluktan
uzaklaştıran kimseye şeytan denilir. Sapan ve saptırıcı olan
şeytan olur. O sebeple Cin sûresinde bir takım Cinler Kur’anı
dinleyip müslüman olunca şöyle dediler:
“Doğrusu bizim sefihimiz (İblis
veya azgın cinler), Allah hakkında pek aşırı yalanlar
uyduruyormuş.”
(Cin 4)
Onların sefihi iblis idi. Sefih
ise beyinsizdir. İblis cinlerin babası ve ilk cin idi. Diğer
cinleri saptırıyordu ve Allah hakkında, sapık (Şatata) şeyler söylüyordu.
Bu nedenle, iblis şeytan olarak adlandırıldı. Hemde insanların
babası ve ilk insan olan Adem’i saptırdı. İblise benzer veya
sapık olup başka insanları saptıran veya iblisin amelini yapan
kimselere şeytan denir. Genellikle bunlar kafirlerin liderleri ve
önderleri olurlar. Bu ayette bu kastediliyor. Münafıklar Yahudi ve
Hıristiyan liderlerin yanlarına gidince, biz müslümanız diyoruz,
onlar gibi bazen namaza gidiyoruz veya oruç tutuyoruz ve hatta
onlarla beraber savaşa gidiyoruz yani; müslüman olarak gözükmeye
çalışıyoruz. Ama, biz gerçekte sizdeniz, sizinle beraberiz,
onlarla alay ediyoruz, onları kandırmak için böyle yapıyoruz. Bugün,
Türkiye’de ve diğer İslam memleketlerinde birçok yönetici,
parti lideri ve ileri gelenler böyle yapıyorlar. İsrail yöneticileriyle
veya Amerika ve Avrupa yöneticileriyle görüşünce biz sizinle
beraberiz derler. Ancak Müslümanlar gibi davranmak zorundayız.
Aslında onlarla alay ediyoruz derler. Yeni münafıklar eski münafıklar
gibidir. Bunlar zannediyorlar ki güzel bir iş yapıyorlar! Allah
onlara şöyle cevap veriyor:
“Gerçekte, Allah onlarla
istihza (alay) eder de azgınlıklarında onlara fırsat verir, bu yüzden
onlar bir müddet başıboş dolaşırlar.”
(Bakara 15)
Çünkü, hesaba
çekileceklerini unutuyorlar, bunun için Allah onlarla alay ediyor ve
diyorki onlara; ey
zavallı insanlar, kaç sene yaşayacaksınız!? Bu dünyadan ne kadar
şey elde edeceksiniz!? Bana döneceksiniz ve öyle ağır ceza
vereceğim ki ebediyyen ondan kurtulamayacaksınız. Bugün, dünyada
müminlerle alay ediyorsunuz, böylece seviniyorsunuz, her tür haramı
işliyorsunuz, Allah’ı hesaba katmıyorsunuz. Ama, yarın kıyamet
günü müminler sizinle alay edecekler, kim kime gülecek bakacağız.
Nitekim, dünyada onların devletleri ve egemenlikleri geçicidir.
Muhakkak, Allah onları yenilgiye uğratacak ve müminleri muzaffer kılacaktır.
Esas itibariyle onlar iflas eden ve zarara uğrayanlardır.
Onlar hakkında Allah (cc) şöyle
diyor:
“İşte onlar, hidayete
karşılık dalâleti satın alanlardır. Ancak onların bu ticareti
kazançlı olmamış ve kendileri de doğru yola girememişlerdir.”
(Bakara 16)
Hidayeti gördüler, onlara
hidayet geldi, sözde hidayete girdiler (hidayetli olarak
gözüküyorlar) fatat, bunu gerçekte reddettiler, bu nedenle
hidayeti sattılar ve dalaleti satın aldılar. Gerçek onlar hidayet
üzere değillerdir. Onların ticaretleri kârlı değil, zarardadır.
Saf sûresinin 10’uncu ayetinde Allah’u Teala müminlere karlı
ticareti gösteriyor. O ticaret gerçek ticarettir, acıklı azaptan
kurtarandır. Çünkü, insan bu dünyada dünya için yaşamıyor,
ahiret için yaşıyor, dünya imtihan yeridir, her yönüyle insan
imtihandadır. Eğer, her durumda Allah’ın dediğine uyarsa ahireti
kazanır ve cennete girer. Hidayeti kabul etmeyip reddedenlerin halini
Allah’u Teala şuna benzetiyor:
“Onların (münafıkların)
durumu, (karanlık gecede) bir ateş yakan kimse misalidir. O ateş
yanıp da etrafını aydınlattığı anda Allah, hemen onların
aydınlığını giderir ve onları karanlıklar içinde bırakır; (artık
hiçbir şeyi) görmezler.”
(Bakara 17)
İslam’a sözde girince ateş
yakmış oldular fakat, gerçekten İslama girmedikleri için Allah
ateşin nurunu İslamın ışığını onların üzerinden kaldırdı
ve karanlıkta (küfürde) kaldılar. Artık, hiç göremiyorlar aynı
anda:
“Onlar sağırlar, dilsizler
ve körlerdir. Bu sebeple onlar geri dönemezler.”
(Bakara 18)
Böylece
onlar sağır, dilsiz ve kör oldular, aynı anda hidayete dönemiyorlar.
Çünkü, karanlığa alıştılar, nuru hidayeti istemiyorlar. Onlar,
hakkı ve doğruluğu işitmezler, duymazlar, sağırdırlar. Bunlar
dilsizdirler, haktan söz edemez, doğru fikir söyleyemezler. İnsana
konuşan bir hayvan denilir. Bunun nedeni insanın düşünüyor olmasıdır.
Münafıklar düşünmedikleri için dilsiz oldular. Hep susan kimse
düşünmeyen kimsedir. Düşünen kimse denilince olumlu sıfattır,
doğruyu eğriden ayıran kimse demektir. Hem sağır, hem dilsiz, hem
kör olarak nitelenirse hiç düşünmeyen kimse demektir.
Hayvanlardan daha aşağı olurlar. Başka ayetlerde Allah (cc)
onları şu şekilde vasıflandırdı:
“İşte onlar hayvanlar
gibidir; hatta daha da şaşkındırlar. İşte asıl gafiller
onlardır.”
(Araf 179)
Allah’u Teala bu çeşit münafıkları
şuna benzetti:
“Yahut (onların durumu), gökten
sağanak halinde boşanan, içinde yoğun karanlıklar, gürültü ve
şimşekler bulunan yağmur (a tutulmuş kimselerin durumu) gibidir. O
münafıklar şimşeklerden gelecek ölüm korkusuyla parmaklarını
kulaklarına tıkarlar. Halbuki Allah, kafirleri çepeçevre kuşatmıştır.”
(Bakara 19)
Karanlıktan maksat
kalplerindeki şek ve şüphedir. Bu tür münafıklar İslama karşı
tereddüt halindedirler, tam inanamıyor, reddedemiyorlar. Başka
ifadeyle, fikirleri mefhum haline getiremiyorlar. Çünkü, insan bir
fikri kavrarsa, zihninde tasavvur ederse ve ona inanırsa mefhum
haline gelir. Bunun neticesi, buna göre hareket eder. Bunu tam yerleştirirse
ona teslim olursa herhangi bir tereddüde yer bırakmazsa ve onu
kendinden bir parça haline getirirse kanaat hasıl olur. Ama, bunlara
tam güvenemiyorlar, tereddüt içindedirler, gürültüden başka
birşey değildirler.
Şimşek ise nur ve ışıktır.
Kalplerine şimşek gibi iman nuru giriyor, parlıyor ve sonra
kaybolup gidiyor. Bu tür insanlar bazen etkileniyorlar, mümin
olduklarını zannediyorsun. Fakat, bu iman geçicidir, tam sabit
olmuyor. Tamamen şimşek gibi parlıyor ve hemen sonra sönüyor
kayboluyor. Oysa onlar karanlıktadırlar, kalpleri kara bulutlarla
doludur, bulutlar çarpışınca gürültü olur, fikirleri çelişki
içindedir, tam kanaat getiremiyorlar. Bu çarpışma esnasında
şimşekler çakar, sanki iman kalplerine girdi. Fakat,
güvenemedikleri için bu parlama hemen kayboluyor. İçlerindeki
tezatlar ve fikir çarpışmasından dolayı neredeyse ölecekler,
gürültü onları çok etkiliyor, tezat olması, eski fikirler ve
inançları üzerinde kalmak istiyorlar, yeni fikirleri duymak için
parmaklarını kulaklarına sokarlar. Çünkü, yeni fikirler, İslam
fikirleri kulaklarına girerse eski fikirler batıl ve küfür
fikirleriyle çatışma yapar, böylece fikri çatışma meydana gelir.
Fikirler etkilediği için bu hale düşerler.
Bu asırda bunlara benzer
insanları görmek mümkündür. Onlar hak ve doğru fikirleri hiç
duymak istemez, duyarsa sanki onu öldürüyorsun, o kadar rahatsız
oluyor ki, seninle kavga etmeye kalkışır veya seni kovmaya çalışır.
Ama, kafirler nereye kaçacaklar?
İmanında tereddüt, şüphe ve şek var olan kimseler kafir olurlar.
Çünkü, inanamıyor, güvenemiyor, hep tereddütlüdür. Hucurat
sûresinin 14 ve 15’inci ayetlerinde bir takım bedevileri
anlatıyor. Bunlar inandık dediler, Allah onlara diyor ki:
“Bedevîler
"İnandık" dediler. De ki: Siz iman etmediniz, ama "Boyun
eğdik" deyin. Henüz iman kalplerinize yerleşmedi. Eğer
Allah'a ve elçisine itaat ederseniz, Allah işlerinizden hiçbir
şeyi eksiltmez. Çünkü Allah çok bağışlayan, çok esirgeyendir.
Müminler ancak Allah'a ve Resûlüne iman eden, ondan sonra asla şüpheye
düşmeyen, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla savaşanlardır.
İşte doğrular ancak onlardır.”
(Hucurat 14-15)
Bakara sûresinin 20’nci
ayetinde İslam nurunun tesirini şöyle anlatıyor:
“(O esnada) şimşek sanki gözlerini
çıkaracakmış gibi çakar, onlar için etrafı aydınlatınca orada
birazcık yürürler, karanlık üzerlerine çökünce de oldukları
yerde kalırlar. Allah dileseydi elbette onların kulaklarını
sağır, gözlerini kör ederdi. Allah şüphesiz her şeye kadirdir.”
(Bakara 20)
Burada, insanların kalplerine
imanın şimşek gibi girmesi ve çıkmasının olayını anlatıyor.
Biraz iman kalplerinde gözüküyor, bu nedenle doğru yolda yürürler,
imandan söz ederler, müminlerle beraber İslam için yürürler.
Bazen cihad ederler ve davayı anlatırlar. Fakat, bu iman sabit
olmadığı için şimşek gibi parlıyor, sonra tekrar karanlıkta
kalıyorlar, eski halde bulundukları yerde kalırlar, eski
fikirlerine dönerler. Çünkü, yeni fikirleri kalplerine yeleştiremiyorlar.
Allah istese hep onları sağır ve kör bırakır. Yani, kafirler
gibi olurlar. Fakat, Allah onlara müdahale etmiyor, insanı imana
veya küfre zorlamıyor, onu serbest bırakıyor. Oysa Allah her şeye
kadir olduğu için bunu yapardı. Ancak, insanları imtihan etmek için
insanları serbest bırakıyor, isteyen mümin olsun, isteyen kafir
olsun. Kehf sûresinde şu ayette geçtiği gibi:
“Ve de ki: Hak,
Rabbinizdendir. Öyle ise dileyen iman etsin, dileyen inkar etsin. Biz,
zalimlere öyle bir cehennem hazırladık ki, onun duvarları
kendilerini çepe çevre kuşatmıştır. (Susuzluktan) imdat
dileyecek olsalar imdatlarına, erimiş maden gibi yüzleri haşlayan
bir su ile cevap verilir. Ne fena bir içecek ve ne kötü bir kalma
yeri!” (Kehf
29)