|
ÖZBEKİSTAN YÖNETİMİ
AZGIN VE CANÎ BİR CUNTADIR
Şu artık
herkesce iyice anlaşılmıştır ki; İslâm dünyası Hilâfet’in
1924 yılında yıkılışından beri azgın yöneticiler tarafından
idare edilmektedir. Bu yöneticiler Müslümanlara sadece sıkıntı,
ızdırab, musibet ve belâlar getirttiler. Bu yöneticiler arasında
Özbekistan yönetimi bir cuntadır ve onun lideri de İslâm’a düşmanlığı
ile tanınan, yahudi kâfir İ. Kerimov’dur. Bu azgın kâfir İslâm’a
ve Müslümanlara karşı şerli ve alçak cinayetleri
sürdürmektedir. Buna binaen, bu zalimin işlemekte olduğu
cinayetleri yalnız Orta Asya’daki değil tüm dünyadaki
müslümanlara göstermemiz zaruret haline geldi ki, tüm
müslümanların bundan haberi olsun. Bu ve buna benzer diğer
yerlerdeki cuntaları düşürmek için gayretlerini birleştirsinler
ve yoğunlaştırsınlar.
Serderya böl gesindeki
Culistan şehri mart ayının başından bu ayın on beşine kadar
gizli mahkemelere şahit oldu. Mahkeme Hizb-ut Tahrir üyelerinden bir
grup için yapılmıştır. Bunlar 28 yaşındaki müslüman âlim Nasırov
Hafızullah ve arkadaşları olan on bir kişi idiler. Bu cani yönetici
Hizb-ut Tahrir gençlerinden 4000’den fazlasını tutuklamıştır.
Bu mahkeme celseleri bir haftada sona erdi. Düzensiz ve ara sıra
kesintilere uğrayarak yapıldı.
Bu mahkemeler devam
ederken Hafızullah liderliğindeki bu müslüman grubun olgun ve
güzel davranışlarını anlatmaya gerek duymuyoruz. Çünkü bu
tutum İslâm esasına dayalı siyasi hizb olan Hizb-ut Tahrir’in
mensuplarının bilmekte olduğu normal bir durum idi. Mahkeme devam
ederken, bu Müslümanlar için Hizb-ut Tahrir’e üyelikten ve
fikrî, siyasî İslâmî bir davet taşımaktan başka bir şey
ispatlanamadı. Hakimlerin ve Genel Savcının suçlamalarını
ispatlama konusunda başarısız olmalarına rağmen mahkeme halka
kapalı yapıldı. Ancak yargılananların babaları, bir takım
devletlerarası gözlemciler ve yabancı enformasyon araçları orada
hazır bulundular. Buna rağmen, hakimler ispatlayamamalarına rağmen
bu gençlere iftiralar uydurmaya utanmadılar. Bu iftiraları
neticesinde ağır ve uzun yıllar hapis cezaları verdiler.
Hafızullah’a 20 sene,
Seyyid Cemal’e 18 sene, Selahaddin’e, Zeynelabidin’e, Muhammed
Ferhud’a ve Vali Hoca’ya 17’şer sene Azimov’a, Şerif’e,
Ekrum’e, Rustüm’e, Sabiton’a 10’ar sene Tahta Hoca’ya 7
sene hapis cezası verildi,
Bu cuntanın
bunlardan başka cinayetleri de vardı. 14-03-2000 de Taşkent cezaevi
hastanesinde Taşkent ahalisinden Hizb-ut Tahrir’in bir üyesi vefat
etti. Bu genç ikinci derecede sakat (malul) idi, yaşı 32 ve ismi
Enocamov Osman’dır. Allah’a dua ediyoruz ki, kendisine şehitlik
sevabı versin ve ondan razı olsun. Allah’ın rahmetine intikal
eden bu gencin kıssası şöyledir: 14-06-1999 ve 16-06-1999 tarihli
Hizb-ut Tahrir’in bir beyanını dağıttı. Bu bildiriden
Özbekistan Müslümanlarının dini komisyon başkanı Abdülreşad’a
da verdi. Bu başkandan daha önce Hizb-ut Tahir aleyhine uydurduğu
iftiralarla dolu fetvası hakkında bir delil sunmasını talep etti.
Fakat bu başkan delil sunmak veya cevap vermek yerine polisi çağırdı.
Polis bu genci (Osman’ı) ve onunla beraber gelen bir başka genci (Bahtiyar
Mus’u) tutukladılar. Oysa bu başkan ve müftü bir kere
televizyona çıkıp bir takım camilerin hatiplerinin dedikleri gibi
Hizb-ut Tahrir ile hüccet ve delil göstererek ve fikri vesileleri
kullanarak savaşacağına dair söz vermişti. Onun fikri araçları
böylece ortaya çıkmış oldu ki, bunlar tutuklatma ve işkence
çektirmek gibi vahşi vesilelerdir. Bu müftü bir yahudi olan başkanına
itaat ediyor ve boyun eğiyor. Böylece, fikrî araçları bırakarak
vahşi araçlara başvuruyor. Çünkü yönetici zümreler
fikrî bir kaideye değil sadece vahşi vesilelere sahiptirler.
Şunu söylemek
gerekir; bu genç çok ağır bir kanser hastası olmasına rağmen
çok şiddetli işkenceler çekti. Özbekistan otoritesinden af ve mağfiret
dilesin diye ona işkenceler çektirdiler. O bütün bunlara rağmen
onlara şöyle cevap veriyordu: “bu yolda
devam etmememi, ölümden başka hiç bir şey engelleyemeyecektir.”
Hasta olması dolayısı ile normalinde
mahkeme onu serbest bırakmalıydı. Buna rağmen kapalı bir celsede
ona 2,5 sene hapis cezası verdiler. Yargılanması Taşkent yerine
Serdarya bölgesinde yapıldı.
Burada akla şöyle bir
soru geliyor; otoritelerinin birer oyuncaklar gibi hareket
ettirdikleri mahkumlar tarafından neden böyle vahşi ve uzun hapis
cezalar Hizb-ut Tahrir üyelerine uygulanıyor? Bunun cevabını Allah
(cc) veriyor:
“Onlardan,
sırf, azîz ve hamîd olan Allah'a iman ettikleri için intikam aldılar.”
(Buruc
8)
İnsanların
genelinin bu rejimin cinayetlerini ve mahkemelerinin gerçeklerini
idrak edebilmeleri için şu iki hususu düşünmelerini isteriz;
birincisi, neden Müslümanlar uzak ve tenha şehirlerde
yargılanıyorlar? Halbuki onlar Taşkent’te yaşıyorlardı ve
burada İslamî faaliyetlerini sürdürüyorlardı. Taşkent’te bir
kaç tane mahkeme de mevcuttur. İkincisi, neden bu yargılamalar
gizli yapılıyor? Bu biraz garip değil midir? Eğer rejimin iddia
ettiği gibi bu insanlar canî iseler neden kapalı oturumlar yerine
insanların gözleri önünde yargılama yapmıyorlar?
Buna
cevap ise, bu yöneticiler zümresinin başkanı olan kâfir, yahudi
şunu kesin olarak biliyor ki; bu memleket İslamîdir, halkı Müslümandır,
inançları, şeriatları, tarihleri ve gelenekleri hepsi İslamîdir.
Bu yahudi başkan ve rejiminin organları İslam’a göre yaşamaya Müslümanları
çağıran Hizb-ut Tahrir üyelerinin canî olmadıklarını kesin
olarak biliyorlar. Yine de bu gençlerin bir takım cinayetler
işlediklerine dair bir ispat veya delil getiremezler. Zira Hizb-ut
Tahrir’in dayandığı esas cinayet işlemeyi haram kılmaktadır.
Şimdi
şu iki duruma bir bakalım:
1.
durum: başkandan müftüye kadar yönetici zümrenin şu açıklamalarıdır:
fikre fikirle akideye akideyle mukavemet edilir. Fakat onlar bunu
yerine getirmeye asla cesaret edemezler. Ancak İslâm davetini taşıyanlara
vahşice işkence yaparlar.
2.
durum: Hizb-ut Tahrir üyelerinin durmalarıdır. Bu üyelere işkenceler
çektiriliyor, sıkıştırılıyorlar ve otoritenin yönlendirdiği
mahkemelerde muhakeme ediliyorlar. Buna rağmen bu gençler hiçbir
kimsenin kınamasından çekinmeden yönetici otoritenin gerçeğini açığa
çıkartıyorlar ve başkana şunu söylüyorlar: “sen
hainsin, yahudisin, kâfirsin” yüzüne
karşı ve açık şekilde bunu söylerken aynı zamanda kuvvetli bir
ses tonu ile İslâm hayatını yeniden başlatmaya davet ediyorlar.
Burada
şu soru akla takılabilir; bu vahşi işkenceye rağmen nasıl
Hizb-ut Tahrir üyeleri fikirlerini açıkça ortaya atabilmekteler ve
o rejim onları açıkça yargılamaktan çekiniyor? Bunun sebebi,
Hizb’in üyeleri hak üzerindedirler, müstakim yol üzeredirler,
Müslümanları İslâm’ı uygulamaya çağırmaktadırlar. Oysa her
müslüman her türlü kötülükten kurtulmak mutlak izzetli olmak
için bunu şevkle beklemektedir. Bu nedenle Hizb’in üyeleri canî
değillerdir. Daha doğrusu, bu ümmetin ve bu hoş toprağın gerçek
çocukları ta kendileridir.
Ama o kâfir
yahudi Kerimov Müslümanlardan asıl uzak durandır. Müslümanlar
üzerine uygulamaya çalıştığı Batı kanunları tamamen İslâm
ile çelişmektedir. Kendisi bunu gayet iyi bilmektedir. Bu nedenle,
Özbekistan’ı insanları ikna ederek ve rızaları ile değil
onlara kahrederek, zorlayarak, aldatmak ve onlara hile yaparak yönetmektedir.
Zira kendisi onlara yabancıdır ve uyguladığı kanunları da
yabancıdır. Bundan dolayı, onun başkanlığı, devletin organları,
kanunları, mahkemeleri ve bunlardan sadır olan kararları İslâm ve
Müslümanlar nazarında hiç meşru değildir.
Kerimov
İslâm’a şiddetli düşmanlığından dolayı İslâm davetini
yüklenenler üzerine kanunları uygulamak için sürekli çalışmalar
yaparak otoritesini pekiştirmeye çalışmaktadır. Eğer kendi
kanunları bunlar için yeterli gelmezse, kanunları bozar ve başka
şerli araçlar kullanır. Kendi koymuş olduğu kanunların
maddelerine muhalif olsa bile uzun hapis cezaları vermeleri için
hakim ve savcılara baskılar yapar. Cezaevlerinin idarecileri ve yöneticileri
hasta olan tutuklu Müslümanları cezaevinin kapalı zindanlarında
bırakır ve hastalıklarına da önem vermeyerek işkence çektirmeye
devam ederler. Fakat şuna teessüf ediyoruz ki; bu kurumların görevlilerinin
çokları müslüman çocuklarıdır. Bunlar yahudi olan
başkanlarını ve diğer yahudileri memnun etmeye çalışıyorlar.
Oysa Allah’u teala şöyle buyurmaktadır:
“Yahudiler ve
hıristiyanlar senden asla razı olmazlar ta ki sen onların
milletlerine (dinlerine) uyuncaya kadar.”
(Bakara 120)
Bu işkence ve
şiddetli cinayetleri işleyen ve şer duygusunu tatmin etmek için
kanunları yeterli görmeyince kendi kanununa muhalefet eden bu
kurumların devleti canî ve şerlidir. Her türlü haya duygusundan
da uzaklaşmıştır. Aynı zamanda, bu kâfir yahudi Kerimov’un başkanlığında
bulunup Özbekistan’ı yöneten zümre haindir, leş kokusuna
sahiptirler, zulüm ve ezme politikası üzerine kuruludur.
Ey Aziz Özbek Müslümanlar ı,
Bu cani ve hain başkan
kendi kâfir ve yahudi çıkarlarını gerçekleştirmek için en
ihlaslı çocuklarınızı tutuklayarak ve onlara işkence çektirerek
sizinle savaşıyorlar. Zira, bu sizin ihlaslı çocuklarınızın
yaptıkları şey, sizin şanlı İslâm dininize davet etmektir. Oysa,
bu sizin kutsal dininiz sizin boyunlarınızda bir emanettir. Buna
binaen size düşen görev bu ihlaslı çocuklarınıza yardımcı
olmak, onları korumak ve onlarla beraber tek bir güç oluşturmaktır.
Allah’u teala şöyle buyurmaktadır:
“Ancak mü’ minler
birbirlerinin kardeşleridirler.” (Hucurat
10)
Eğer çocuklarınızı
bu halde terk edip onlarla ilgilenmezseniz hem dünyada ve hem
ahirette başınıza büyük musibetler gelecektir.
“Ey iman edenler, bile bile
Allah’a ve Resulüne ihanet etmeyin ve emanetlerinize ihanet etmeyin.”
(Enfal 27)
Ey Aziz Müslümanlar;
Özbekistan’daki ve
İslâm dünyasındaki tüm hainleri yok etmek ancak Hilâfet Devleti
ile gerçekleşebilir ve tamamlanır. Allah şeriatını (Allah’ın
kitap ve sünnetini) müslümanların hayatlarında uygulayacak bu
devleti kurmak için ciddi bir çalışmaya davet ediyoruz. Bu davet
bundan sonra Resulullah (sav)’in yolunu izleyerek insanları
karanlıktan nura çıkartmak için dünyaya İslâmiyet’i taşıyacaktır.
“Ey iman edenler, Allah ve
Resulü size hayat verecek
şeye davet ederlerse ona icabet edin.” (Enfal
24)
Hizb-ut Tahrir
H. 18 Zilhicce 1420
Özbekistan
M. 24 Mart 2000
|