Raşidi Hilafet ....Yıl 12...Sayı 125  Sefer 1421...Mayıs 2000   

 

İSLÂM DEVLETİNDEN UZAKLAŞMANIN GETİRDİĞİ SONUÇLAR

Feridun Sevvah

Hilafet devletinin yıkılışından sonra, İslam ümmetinin acı ve ızdıraplı hayatı, günümüzün durumu, belki müslümanlar için yaşanılan en ağır ve en zilletli olan bir yaşantının tezahürüdür. İslam ordusunun dünya arenasında olmayışı, müslümanların yıllardır dünya siyasetinden mahrum kalışında beraberinde getirmektedir. Müslümanlar için birinci şok Napolyonun Mısır istilâsı olmuştur. Ve arkasından İngilterenin Hindistanı işgali, Fransanın Afrika kıtasına müdahalesi ve sonunda Hicaz’ın İslam Devletinden koparılması gelmiştir. Arka arkaya gelen mağlubiyetler, Hilafet devletinde tekrar kıpırdanmaya sebep olmuş ve bu yenilgilerin nedenleri araştırılmaya gidilmiştir. Hilafet merkezi İstanbul’da gazete ve neşriatlarda bu konu yıllarca tartışılmış ve kesin sonuç bulunmamıştır. Kimi modern silahların yokluğundan, kimi İslam ruhunun olmayışından, kimi Avrupa’da gerçekleşen inkılapları takip etmeyişinden v.s. gibi sebepler göstermişlerdir. Bunlar devamlı olarak ferdi görüşler halinde sunulmuş ve bir haftalık bir zaman sonra eskimiş haber gibi görülmüştür. O dönemdeki durum incelenirse görülür ki; insanlar bir kaç gruba ayrılmışlardır.

Birinci grup; avam halkdır. İslami fikir ve eğitimden geri kalmış, dönemin problemleri ve önemli olaylarını izlemeyen, kendi evine kapanmış, ancak hane ve geçim sorunları ile harekete geçen ve savaş olduğu zaman savaşın neden çıktığını ve ne gibi sonuçlar getirebileceğini düşünemeyen, bunun üzerine sağlıklı yorum yapamayan müslümanlar. Çoğu Batının teknik ilerleyişinden hayrete düşmüş, akılları donmuş fakat İslama ve Halifeye güvenci ve sevgisi zerre kadar zayıflamamış.

İkinci grup; zamanın alimleridir. Problemlere çeşitli çareler sunmuşlar, aralarında tartışmışlar, isabetli görüşler vermişler, fakat bir kitle veya cemaat halinde ciddi hareket oluşturamamışlar. Halkın İslami fikirlerden yoksun oluşu, bunun önemini idrak etmemesi ve bu yönde devlet olarak çalışmanın olmaması nedeniyle, o dönemin fikri tartışmaları halka ulaşmamış, ulaşsa da halk tarafından anlaşılmamış. Onun için o müzakereler o grubun içinde kalmış, ne halka ne de yöneticilere tesir etmiştir.

Üçüncü olarak; o dönemin yönetici ve idarecileri mevcuttur. Batı kanun ve fikirleri, yönetim anlayışları, devlet mekanizmasında ciddi tahribatlar açmıştır. Avrupa’da okuyan ve hükümeti ele geçirmek isteyen milliyetci grup mensupları, hükümete geçince tek hedefleri Avrupa’yı taklid ile, onlara özenmek olmuştur. Meclisi de ele geçirdikten sonra İslami kanunların ve hükümlerin uygulanması ve şumullü olarak Şeriatı tatbik etmek isteyenlere karşı amansız mücadeleye girişmişler ve onları yöneticilikten veya memuriyetten uzaklaştırmışlardır. Sahip oldukları milliyetci ve vatancı fikirlerle devleti yönetmeye kalkışmışlar. Böylece o zamanın İslam alimleri ile, halkın bağları tamamen kesilmiş ve “Ben bildiğimi yaparım” anlayışı hakim olmuş.

Böylece bu üç grup arasında tenakuzlar oluşmuş ve herkes birbirinden habersiz olarak bir şeyler yapmaya çalışmıştır.

1878 Rus-Osmanlı savaşı, Balkan savaşları, 1. Dünya savaşı bu ayrılıkları artırmış ve düşmanların galibiyeti kaçınılmaz olmuştur. 1924 ise Hilafet kaldırılmıştır. O döneme kadar zaaflık hissedilmiştir. Fakat çoğu müslümanlarda halen umut vardı ve İslam Devletinin eninde sonunda başaracağında şüphe yoktu. Mustafa Kemal Hilafeti 3 Martta resmen kaldırdıktan sonra bu umut yavaş yavaş sönmeye başlamıştır. Resulullah (sav)’in İbni Hanbel Müsnedinde rivayet olunan hadisinde dediği üzere: “Zulmün dönemi başlamıştır”

Müslümanların acı ve yaralarını sarmaya başlarken, mutlaka birisini veya çoğunu unuturuz. Çünkü acı acıyı unutturuyor. İsrail denilen varlık İslam memleketlerinin ortasına hançer gibi dikilince, yeni ızdırap dalgası başladı. Ve elli senedir İslam ümmetinin vücudunda bu hançerin verdiği acı devam ediyor. Tabi geri kalan kâfirler de müslümanları öldürmek için onunla yarıştadırlar. Amerika ve İngilterenin milyonlarca müslümanı katlettikleri biliniyor. Rusya ve Fransanın’da onları geçmek istediği görünüyor. Hollandalı ve Belçıkalı askerlerin Ruganda’da müslümanlara karşı yaptıkları iğrenç olaylar zihinlerde kaybolmamıştır. Birkaç yıl önce ise yeni bir acı ortaya çıktı. Balkanların İsraili Sırbistan Avrupanın ortasında 300 000 müslümanı katletti ve şu anda Avrupa Topluluğu tarafından ödüllediriliyor ve yardım istemediği halde, zorla yardım gönderiliyor. Savaş suçlusu dedikleri Sırplar uluslararası mahkemede (Den Haag) tatil (izin) yapıp, geri memleketlerine gönderiliyor. Bu adaletsizliklerin kâfirler tarafından yapılması tabiidir. Zaten biz müslüman olarak onlardan adalet veya yardım beklemiyoruz. Ve onlarında merhametli, güven verici müslümanların maslahatlarını takip edici olarak görmemiz Allaha isyan olur.

Hilafet yıkıldıktan sonra kafirlere karşı sürdürülen mücadele durmamıştır. Resullullah (sav) dediği gibi; “Cihad kıyamete kadar devam edecektir” ve İslam ümmeti bu yolda şehitler vermeye devam edecektir.

Bugünkü durumdan hiç bir müslümanın razı olması doğru değildir ve bu zulme boyun eğmesi düşünülemez. Boyun eğdikçe ve baş kaldırmadıkça kâfirlerin baskısı artıyor ve zulüm çoğalıyor. Müslümanların çoğu gözyaşı dökmekle veya hayır işleri yapmakla veya ibadetlere dalmakla Allah’a karşı sorumluluğunu yerine getirdiğini ve cenneti kazanacağını zannediyor. Kimisi ise zulmün artmasından dolayı kıyameti bekliyor, veya Mehdi’in gelmesini bekliyor. Bunu yaparken her gün yüzlerce müslüman can veriyor. Çaresizlikten demokrasi sisteminin içinde “İslamı yaşayabildiğimiz kadar yaşayalım, geri kalana gücümüz yok” diyenler yavaş yavaş dünya hayatının tadını çıkarmaya çalışıyor, kimisi ise demokratik devletin başına geçip zaman içinde İslamı hayata hakim kılarız düşüncesini taşıyor. Bunlar İslam ümmetinin tarihinden ibret almıyor ve bulundukları durumu da tam idrak edemiyor. İktidar hırsının, asıl gayeleri olan Allah rızasını kazanmaya galip geldiğini göremiyorlar. Ve yara kapandı derken, başka bir yerde yeni yaralar açtıklarını görmüyorlar. Yıllarca bu olay devam ediyor, müslümanların yaraları azalacağı yerde çoğalıyor. Bütün bunlara karşı verilen mücadelelerde müslümanlar bilinçsiz hareketleri yüzünden bir çok can ve mal kaybına uğramakta güçleri heder olmaktadır. Bilinçsizce verilen mücadeleler sonucu acıların bitmediğini gördüğümüzde içimiz sızlıyor. Afganistan olayını göz önünde devamlı tutalım. On yıl mücahid kardeşlerimiz Ruslara karşı savaştı ve muzaffer oldular. Fakat daha sonra kendi aralarında savaşıyorlar. Arafat haini 30 yıldır müslümanları aldattı ve Filistini sattı. Yahudileri dost edindi ve müminleri şu anda katletmektedir. Müslümanların arasını açmakta ve münafıklığını açıkca göstermektedir. Halbuki bir çok müslüman o hainden çok şey beklediler. O ise insanları boş vaadlerle aldattı ve şu anda Amerika ve İsrail yardımı ile otoritesini korumaya çalışmaktadır.

Kafirlerin oyunu zaten hep böyle olmuştur. Önce müslümanları aralarında vuruşturmak, sonra yardım etmek ve o yardım ile perişan müslümanları kontrolü altına almak. Bosnada aynı şey yaşanmıştır. 11 yıl müslümanları katletmeleri için Sırplara yardımcı oldular, aynı anda gizlice müslümanlara silah satılmasına göz yumdular ve şimdi şehirlerin yeniden inşaası için milyonlarca dolar yardım salıyorlar. Böylece o memleketi ele geçiriyorlar. Müslümanlar esirlik anlaşmalarını kendi elleriyle imzalayıp, memleketlerine küfür olan demokrasi ve hürriyetlerin yerleşmesine yardımcı oluyorlar. Kapitalist Amerika ve Batının bölgesel yardımcıları İslam ümmetini boğuyor, istikrar vaadiyle zilleti getiriyor ve zulümler artıyor. Bugünkü durum gerçekten vahim. Çünkü Hilafet yok. İslam Devletinin askeri yok ve bu askeri yönlendirecek merkez yok. Fakat bahsettiğimiz üç sınıf halk mevcut ve bunlar arasında mesafeyi kısaltmamak için kâfirler son güçlerini sarf ediyorlar. O günkü yönetici İslam Devletinin halifesi idi ve ondan ümmetin hareket beklemesi doğru idi. Fakat şu andakilerin kâfirlerin uşağı olduğu artık bellidir ve onlardan müslümanların bir şeyler beklemesi boşunadır. Onların getireceği ancak zillet ve alçaklıktır, çünkü İslamın uygulanmaması için konulmuş birer kuklalardır. Demek ki onlarla bizim aramızda İslama dönmedikleri müddetçe barış veya anlaşma mümkün değildir. Onların işledikleri hainlikler açıkca teşhir edilmesi gerekir.

 

"Raşidi Hilafet" İslam Fikrine Dayalı Siyasi Dergi