|
AVRUPA VE İSLÂM
ÇEVİRİ: Adnan Şems
Avrupa ve İslam Kültürleri
arasındaki ilişkileri ve müslümanların Avrupadaki durumu
hakkında konferans, Stoc kholm,
İsveç, Haziran 15-17-1995 te düzenlenen konferansta batılılara ve
yandaşlarının Avrupa’da yaşayan müslümanlar hakkında
hazırladıkları veya planlama aşamasında neler yapabileceklerine
dair bir irdelemedir. Avrupa’da yaşayan müslümanların kendileri
hakkında nelerin tasarlandığını göstermek ve uyarmak
istedik. Bu toplantının özetini İngilizceden çeviri yaparak
sizlere aktarıyoruz.
Grup, İslamın çok zıt
şekilde yorumlara maruz kaldığı sonucuna vardı. İslam, onu
yaşayan müslümanlar tarafından ortaya çıkarıldı. Bu yüzden
islam farklılıklar yansıtmaya mahkum. Bu, siyasi ve dini
boyutların ayrılmasının ne derecede mantıklı/manalı olduğu
sorusunu gündeme getirdi. Başka kapsamlı düşünce sistemlerinden
farklı olarak mı islam siyasi boyutuyla gündeme geliyor? Burdan
müslümanların yoğun olduğu başka bölgelere bakma gereği
doğuyor, Asya’nın güneydoğusu gibi.
Hindistanlı bir delegenin sözü
Hindistan müslüman nüfusunun en fazla olduğu ikinci ülke ve yüzyıllarca
farklı dinlerin birlikte yaşamalarını sağlayabilmiş bir ülke,
Hindistan’ın bununla alakalı yoğun tecrübesinin altını çizdi.
Hindistanlı müslümanlar temel özgürlüklere sahip ve laiklik ve
çoğulculuğa dayalı bir toplumdan teokratik bir devletten daha
fazla emin/güvence altında. Kadınların Hindistan’ın
politikasında yer almaları İslami prensiplere uygun (Kuveyt’te
kadınlar hala seçme haklarını beklemekte). Dinlerin
karşılaştırılmalı tedrici çok önemli, çoğulculuğa dayalı
bir toplumda birbirlerinin iyi tanınması ve anlaşılması için.
İsveç: İslami tedrisat ve müslüman
göçmenlerin yaşam şartları
Bu başlıklar özel ve kısa
bir oturumda işlendi. Prof. Jan Hjarpe, yazar Sigrid Kahle ve Dr.
Karin Adahl (önde gelen İsveçli alimler) İslamoloji, orientalizm
ve İslami sanat üzerine konuştular. Müslüman göçmenlerin iki
temsilcileri, şeyh Parvez Mansour, ve Mr. Beyzat Bercikov, İsveç’teki
müslümanların sorunlarını açıkladılar. Bununla ilgili hükümet
görevlisi Frank Orton etnik haksızlıklarla alakalı özel rapor
verdi.
Gayrı resmi temaslar ve sonuç
oturumu
Birçok gayrı resmi tanışma
fırsatı verildi (gezilere, parklara birlikte gidilmesi), olur ki
gelecek için faydalı temasları doğururlar.
Son
oturumda konferans, Malezyalı başkan Abdul Razak Abdullah Baginda’nın,
Endonezyalı Dr. İrid Agous’un, Pakistanlı Dr. Esma Jehangir’in,
Ürdünlü Prof. Kamel Abu Saber’in, Suriyeli Şeyh Muhammed Yakoubi’nin,
Suriyeli Prof. Sadık Al-Azm’ın, Filistinli Dr. Salma Sayyousi’nin,
Vatikan’dan Monsegnuer Joseph Kourg ve son olarak Fransalı Harlem Désir’in
konuşmalarını dinledi.
Baginda İslam ile batının
muhtemel çatışmalarını analiz etti ve Malezya’nın dini ve
etnik grubların balansını iyi yaptığı başarılı denemelerini
aktardı ve güven oluşumu önlemlerinin şartlarını anlattı.
İslam ile Hıristiyanlığın benzerliklerinin buna yönelik iyi bir
etken olduğunu söyledi: ikisinden hiçbiri diğerine tamamen bir
zıtlık arzetmiyor.
Endonezyalı Dr. Agous dünyadaki
müslüman nüfusunun en fazla olduğu ülke kültürler arası
anlaşabilmenin gerekliliğinden bahsetti. Birbirimizi tanımak için
de temasta olmamız gerekir ve farklı fakat yine de benzer
olduğumuzu bilmemiz gerek.
Pakistanlı
bir avukat olan Dr. Jehangir, azınlıklar ve kadınlar için sorunların
hem Avrupa’da hem de İslam Dünyasında var olduğunu söyledi.
Çoklukta olan sessiz kadınlar
terörize edilmiş ve konuşmaya korkuyor. Günün birinde bir patlama
olacak. Şimdi gereken ise kadınlar arası bir kenetleşme. Yoksa
işler daha da yanlışa gidecek.
Siyasi ifrat konusu işlenirken,
Güney Asya’daki siyasi yapıların pek sağlam olmadığını söyledi.
Pakistan ve Bangladeş şimdi birer demokrasi. Hindistan ve Sri Lanka
liderlikten yoksun. İfrat grublar iktidara demokratik araçlarla
gelmeyecekleri kanısındadırlar.
Pakistan’daki müslüman ifratı
Hindistan’daki Hindu ifratını artırıyor. Köktencilik hepimizi
korkutmakta. Şimdi gereken ise atılımcı düşünceler. Biz Batı
ile Doğu arasında köprüler oluşturmalıyız, tutumlardaki
farklılıkların altını daha da fazla çizmemeliyiz. Batı’da
olduğu kadar Doğuda da liberal kimseler var. Başkanlığını
kadınların üstlendiği çoğuı ülkeler doğuda. Biz demokratik
kurumları ve toleransı desteklemeliyiz. Batıdaki demokrasiler kimi
zaman gayet müsamahasız olabiliyor dedi Dr. Jihangir. İslam’ın
birkaç özelliklerini saydı: İslam tek tip bir kültür arzetmiyor
akidevi açıdan çok liberalden fazla katı bir tutuma kadar
elveriyor. İslamın katı şekilleri liberal müslümanları Batıyı
rahatsız ettiği kadar rahatsız ediyor; İslamın aşırı
şekilleri demokrasinin kök salamadığı yerlerde görülmekte.
İfrat müsamahasızlık oluşturur.
Bugün bütün dünyada dini azınlıklar
düşmanlıkla karşılaşmakta. Bütün siyasilerin görevi acil
davranıp hikmetle bu azınlıkları korumak. Müslüman kadınların
durumu iki kat kompleks: cinslerin eşitliğini isteseler müslüman
azınlıkların haklarını tehlikeye sokarlar. Bu sebepten müslüman
kadınlar ümitsiz bir şekilde ikiye bölük. Siyasiler bu kadınlara
yardım etmezler ise ifrat yine beslenecek. Demokrasinin güçlenmesi,
müfritleri ve iktidar için dini kullanan siyasileri marjinalleştirir.
Fakat ‘İslamın
Batılılaşması’ yahut
Avrupa ülkelerinin İslam ülkelerine dönüştürülmeli denenmemeli.
Dr Jihangir çok daha fazla diyalog gerekir ve İsveç’in bu
inisiyatifi alkışlanır dedi.
Ürdünlü Prof. Abu Saber
İslam ile Batının arasındaki düşmanlığın tarihi kaynağını
arzetti. Dini açıdan İslam Hıristiyanlığı kendi geleneğinin
bir parçası saydı, fakat hıristiyanlık İslamı bir sapıklık
olarak gördü. Sonra müslümanlar gerçekleştirdi ve daha sonra,
Hıristiyanların haçlı seferleri geldi. Bunların hepsi İslamla
Batının ilişkilerinin sağduyuyla incelenmesini engelledi.
Birleşmiş Milletler gözlemcisi altında bir toplantı yapılması
önerildi: Kültürler, dinler ve bölgeler arası karşılıklı güvenin
oluşturulması için ve olumlu tartışmaların devamı için. Prof.
Bir basın toplantısında Ürdün adına İsveç inisiyatifi için
bir devam teklif etti: aynı amaçlı konferans gelecek yıl Ürdün’de
gerçekleşsin.
Euro-İslam terimi
tartışıldı. Avrupa damgalı İslam birlikte yaşamanın
çerçevesini sunabilir, aynı anda islamın geneline modern yaşam için
gerekli entellektüel malzemeyi verebilir. Modern yaşamla iç içe
bir İslam düşüncesi katı İslama meydan okur.
Suriyeli Şeyh Muhammed Yakoubi
batılılaşması ve Batının islamlaşması fikirlerine karşı
geldi. Gerekli olan İslamın reformu ki bu ancak müslümanların
Batı dünyasına entegresini sağlar. Eğer müslümanları Batıya
barındırmak istiyorsak, müslümanlar geçmişi unutmalılar ve
batının günümüz entellektüel seviyesini yakalamalılar. Müslüman
fikri kalkınmaları ve tarihe adını yazmalarının anahtarı budur.
Suriyeli Prof. Sadık Al Azm
konferansın son sözünde tartışılan ana başlıkları özetledi.
En önce İslam’la Avrupa’nın tamamen iki zıt kutup olan kendine
has yapılar olduğunu söyledi, hem iktidar bakımından hem de
askeri güç bakımından, üretme kapasitesi açısından, verim açısından
vs. Bundan dolayı güçlü tarafın daha fazla sorumluluk
taşıdığını belirtti. İkincisi, bu eşitsizlikten dolayı İslam
Batı için kesinlikle değildir. Üçüncü olarak gerçek terörizmi
ve savunmaya yönelik ameller iyi ayırt edilmeli.
Son olarak Prof. İslamın
Batıda egemen olan laik hümanizmin yerini alabileceği sorusunu yöneltti.
Çoğu kez Avrupa buna şuursuz bir şekilde olumsuz cevap verdi.
Fakat islam dinamikliğini kanıtladı, farklı sorulara cevap/çözüm
getiriyor. Bundan çıkan sonuç ise, doğru bir niyetle, İslamın
laiklikle, hümanizmle, demokrasiyle, moderniteyle yerini değiştirebilir
olması (yani onların yerine geçebilir/uygulanabilir olması). İran’daki
Ayatullahların bir İslam Hilafet Devleti kurmadıkları gerçeğini
dile getirdi, onun yerine seçimleriyle olsun, parlamentosuyla olsun
daha çok Avrupa’yı andıran, İran tarihiyle de alakası olmayan
bir cumhuriyet.
Filistinli Dr. Salma
Khadra Sayyousi kültürlerarası
ilişkiler ve Arap ve Müslüman ülkelerindeki günümüzdeki
ilerlemeyi açıklayan ümit dolusu bir konuşma yaptı.
Azınlıkların kültürleri yok olma tehlikesiyle karşı karşıya
değil. Aksine onların güçlendiğini gösteren birçok örnekler
var. Edebiyatın etkisi, daha çok tercüme ve Naguıb Mahfouz’a
verilen Nobel ödülü karşılıklı sempatiyi gerçekleştirmek için
araç olarak işleyebilirler.
Vatikan temsilcisi Monsegneur
Joseph Khourg Katolik kilisesinin dinler arasındaki diyalogtaki
ilgisini açıkladı ve tüm katılımcıları tüm dinlere saygılı
olmaya çağırdı.
Irklar ve dinler arası daha iyi
bir anlayış için çok aktif olan Fransız Harlem Désir, dağlar
kadar önyargıların var olduğunu ve İslamla Batı arasındaki
ilişkilerin sağlıklı olabilmesi için çok yol katedilmesi gerektiğini
söyledi. Fikir ve inaçlarımızla alakalı karşılıklı eğitim görmeliyiz.
Birbirine düşman blokların var olduğu şeklinde düşünmemeliyiz.
Gençlik konferansı
Council of Europe’un
inisiyatifi sonucu ve İsveç hükümetinin sponsorluğuyla, daha büyük
olan İnternational Conference’e (yukarıda bahsedilen konferans)
paralel bir gençlik konferansı organize edildi. 40 müslüman genç
Stockholm’a davet edildi ve Stockholm’da yaşayan aşağı yukarı
aynı sayıda müslüman gençlerle tanıştırıldı. Onların
programı Avrupa’daki müslümanların yaşam şartlarıyla
ilgiliydi. Birkaç belirgin kararlar International Conference’e ve
basına açıklandı.
Konferansa tepkiler (olumlu
olumsuz) ve medya haberleri
İslam dünyasından konferansa
hemen hemen sırf olumlu tepki geldi, ister resmi düzeyde olsun ister
gayrı resmi.
Avrupa’dan gelen tepkiler
genelde analitik cinstendi ve artı sorular ve konular öne sürüldü,
kimileri eleştirsel. Böylece konferans, konuyla alakalı var olan
tartışmaları alevlendirdi. Fakat genel olarak olumlu ve gerekli görüldü.
Bugün Euro-İslam konusu AB’nin ve Avrupa’nın genel gündeminde.
Konferanstaki müslüman katılımcılar
toplantıyla alakalı derin memnuniyetlerini ifade ettiler. Faslı
Prof. Faouzi Skali Fez’de güven oluşturma kurumu kurmak için
çalışacağına söz verdi.
Ürdün’lü katılımcılar
diyaloğun devamı için Ürdün’ün misafirlik etme isteğini
tekrar ettiler. Hindistanlı müslümanlar bu konferansın onlara
dışarıdaki müslümanlarla alakalı sorunlarla ilgilenmek için fırsat
veren ilki olduğunu söylediler.
Müslüman
dünyasındaki medya büyük ilgi gösterdi. Fas’ta Non
a la violence, oui au dialogue (şiddete
hayır, diyaloğa evet) şeklinde başlıklar vardı. Bazı Londra
merkezli müslüman gazeteler konferansın tüm ayrıntılarının
haberini verdiler. Ağustos ayındaki Rusi Journal Dr. Haifaa A.
Jawaad imzalı bir yazıyı yayınladı, şu başlıkla: “İslam ve
Batı: ne kadar kökten bir tehdit?”. Körfez ülkelerindeki
gazeteler konferansı kapsamlı şekilde ele aldılar ve analitik
makaleler de çok idi. Suudi Arabistanlı Abdul Quader Tosh şöyle
yazdı:` İslamın tahrif edilmiş yüzünü değiştirebilirmiyiz?’.
İranlı gazeteler konferans hakkında haberler yayınladı ve
Bangladeş’te konferansa katılanlarla ilgili röportajlar yayınlandı.
Avrupa’daki yorumlar daha nüanslı
ve probleme yönelik idi. Fransız katılımcılar Euro-İslam
tartışmasını, Avrupa’daki müslümanların evdeki sorunlarıyla
birlikte ele alma fikrine karşı geldi. Kimileri de bazı genç katılımcıların
radikal İslami görüşlerini açıkça ifade etmelerinden rahatsızlandı.
Bir Avusturya’lı katılımcı hıristiyan değerlerin daha çok altının
çizilmesi gerektiğini söyledi.
Avrupa’daki kitle medyası bu
konferansa maalesef gereken ilgiyi göstermedi ve bu bugüne kadar nasıl
ele aldıysa o şekilde devam etti: Avrupa’daki müslümanların hüsranı,
Fransa’daki sert göçmen kanunları, müslüman grubların terör
tehditleri, ırkçılık gibi vs... devamlı işlenmekte.
Genel olarak Stockholm
konferansı kitle medyası tarafından kabul gördü. Bir Avusturya
gazete başlığı şöyle idi: “İst der İslam sakülarisierbar?
“İslam laikleştirilebilir mi?” ve İngiliz gazeteci Jonathan
Power “İslam’ın modern demokrasideki yeri” başlıklı bir
yazı yazdı.
Bu konferanstaki amaç, sırf
bir sonuç bildirisi yayınlamak değildi. Bu bir sürecin başlangıcı
olarak görülmeli ve bu yüzden olacak ki gelecek yıl Ürdün’de
olacak toplantının devamı için İsveç çok mutlu.
Lars Lönneback
Büyükelçi
Euro-İslam projesinin koordinatörü
Stockholm, 15 eylül 1995
|