Raşidi Hilafet ....Yıl 12...Sayı 125 Sefer 1421... Mayıs  2000   

 

İSLÂM YÖNETİMİN POLİSİYE YÖNETİM OLMASINI HARAM KILAR

Abdulkadim Zellum

İslâm’a göre yönetim ve devlet otoritesinden kasıt insanların işlerini şeriat hükümleri gereğince görüp gözetmektir. Bu ise güç ve kuvvetten ayrı bir şeydir. Devletin güç ve kuvvet sahibi olmasındaki amaç, insanların işlerini görüp gözetmek değildir. Yani bunun varlığı, oluşturulması, yürütülmesi, hazırlanması, otorite olmaksızın mümkün olmasa bile otoritenin kendisi değildir. Çünkü güç ve kuvvet maddi bir yapıdan ibarettir. Bu güç, bir bölümünü polis teşkilatının oluşturduğu ordu ile temsil edilir. Yönetici bu güç aracılığıyla hükümleri yürürlüğe koyar, suçluları ve fasıkları cezalandırır. Otoritenin dışına çıkanları, isyankarları yola getirir, taşkınlık yapanlara karşı koyar. Bunu, otoriteyi ve otoritenin üzerinde yükseldiği kavram ve düşünceleri korumak ve dışarıya taşımak için bir araç olarak kullanır.

Tüm bunlar; her ne kadar kuvvet olmaksızın otoritenin yaşaması mümkün olmasa da sultanın (otoritenin) kuvvetten başka bir şey olduğunu net bir şekilde ortaya koymaktadır.

İşte bu nedenle otoritenin bir güç ve kuvvet haline dönüşmesi caiz değildir. Çünkü otorite güç ve kuvvete dönüşecek olursa, insanların işlerinin güdülmesi fesada uğrar. Otoritenin mefhumları ve ölçüleri, insanların işlerini görüp gözetme mefhum ve ölçüleri dışına çıkarak, baskı altında tutmak, kesip asmak, ve tasallut haline gelir. Polisiye bir yönetime dönüşür. Otorite, insanlara karşı terör, baskı, zorlama, kan dökmekten ibaret bir organ haline gelir.

Otorite ve yönetimin bir güç ve kuvvet haline dönüşmesi caiz olmadığı gibi güç ve kuvvetin otorite olması da doğru olmaz. Çünkü sonunda kuvvet mantığına göre insanlara tahakküme dönüşecektir. İnsanların işleri askeri hükümlerin ortaya koyduğu mefhumlarla, baskı ölçüleriyle yürütülmeye başlanır. Her iki durum sonunda ise tahrip ve yok oluş ortaya çıkar. Dehşet, korku ve ürkeklik insanlara egemen olur. Sonunda ümmeti en büyük zarara sebep teşkil edecek olan uçurumun kenarına getirir, bırakır.

Arap ve İslâm ülkelerindeki askeri yönetimler bunun en açık delilidir.

İslâm, Müslümanlara Eziyet Etmeyi ve Onlara Karşı Casusluk Yapmayı Haram Kılmaktadır

İslâm, yöneticinin insanlara işkence yapıp, onlara eziyet etmesini haram kılmıştır. Ömer b. El-Hattab (ra) der ki: Rasulullah (sav)'i şöyle buyururken dinledim:

"Şüphesiz dünyada insanlara işkence edip azap edenleri Allah kıyamet gününde azaplandıracaktır.”

Yine Rasulullah (sav) şöyle buyurmuştur:

"Cehennem ehlinden henüz görmediğim iki kesim vardır. Bunların birisi beraberlerinde insanları kendileriyle dövdükleri ve sığır kuyruklarını andıran kamçılar (coplar) bulunan bir topluluktur...”

Aynı şekilde İslâm, Müslümanların gizliliklerine, şeref ve haysiyetlerine, mallarına, namuslarına saldırıda bulunmayı, evlerinin mahremiyetlerini çiğnemeyi haram kılmaktadır. Rasulullah (sav) şöyle buyurmaktadır:

"Her Müslümanın her şeyi diğer Müslümana haramdır. Kanı, malı ve canı haramdır.”

Peygamber (sav), Kâbe etrafında tavaf ederken şöyle buyurmuştur:

"Ne kadar hoş ve güzelsin. Kokun ne kadar hoş ve güzeldir. Ne kadar büyüksün! Senin hürmetin (saygınlığın ve değerin) ne kadar büyüktür! Bununla beraber Muhammedin canı elinde bulunana yemin ederim ki, malıyla kanıyla mü'minin hürmeti, Allah nezdinde senden daha büyüktür. Ve mü'min hakkında hayırdan başka birşey düşünülmeyeceğini sanıyorum.” Yine Peygamber (sav) şöyle buyurmuştur: "Müslümana sövmek fasıklık, onu öldürmek ise küfürdür.”

Evlerin mahremiyeti hakkında da şöyle buyurmaktadır:

"Bir kimse senin iznin olmaksızın evinin içine ve mahremlerine bakacak ve muttali olacak olur ise, sen de attığın bir çakıl taşı ile onun gözünü çıkartacak olursan bundan dolayı senin için bir vebal yoktur.”

Sehl b. Sa'd es-Sâidi'den: "Adamın birisi Nebi (sav)'in, hücrelerinden (evinin odalarından) birisine gizlice baktı. Peygamberin elinde başını taradığı bir tarak vardı. Bunun üzerine Allah'ın Rasulü şöyle buyurdu: “Senin (bana) bakmakta olduğunu bilseydim bu tarağı gözlerine batırırdım. İzin isteme emri görmeyi önlemek için verilmiştir”

"Her kim başkalarının evine onların izni olmaksızın muttali olursa, içeriyi görürse gözünü çıkartmaları onlara helâl olur.”

İslâm aynı şekilde Müslümanlara karşı tecessüsü, onları gözetmeyi, onları takip etmeyi, haberlerini inceleyip tetkik etmeyi, Müslümanın Müslümanlara karşı casusluk yapmasını haram kılmıştır. Yüce Allah şöyle buyurmuştur:

"Ey iman edenler, zannın bir çoğundan kaçının. Çünkü zannın çoğu günahtır. Birbirinizin kusurunu araştırmayınız." (Hucurat 12)

Rasulullah (sav) de şöyle buyurmuştur: َّ

"Zandan kaçınınız. Çünkü zan sözün en yalanıdır, tecessüs etmeyiniz, gizlice haber araştırmayınız. Hased etmeyiniz, birbirinize sırt çevirmeyin, birbirinize buğz etmeyiniz. Allah'ın kulları, kardeş olunuz.”

Yine bir başka hadisde şöyle buyurmaktadır:

"Ey diliyle iman edip te imanın kalbine nüfuz etmediği kimseler! Müslümanların gıybetini yapmayınız. Onların gizliklilerinin ardına düşüp araştırmayınız. Çünkü kim Müslümanların gizliliklerinin arkasına takılıp araştıracak olursa Allah da onun gizliliklerini takip eder. Allah'ın gizliliklerini takip ettiği kimse ise evinin içinde bulunsa dahi Allah onu rezil eder.”

Ayeti kerime ve hadisi şerifler, Müslümanlara karşı casusluk yapmayı haram kaldığı gibi, Müslümanların gizliliklerini takip edip araştıranları mutlaka Allah'ın da gizliliklerini takip edip rezil edeceğini belirterek tehdit etmiştir. Diğer taraftan Müslümanlara karşı casusluk yapmak üzere haber alma örgütlerinde çalışmayı Müslümanlara haram kılan hadisi şerifler de vardır. Misver'in Nebi (sav)'den rivayet ettiği bir hadiste şöyle denilmektedir:

"Her kim bir Müslüman(ın gıybetini yapmak ve şerefini ayaklar altına almak) sebebiyle bir lokma dahi yese şüphesiz ki Allah o lokmanın benzerini cehennemde ona yedirecektir. Yine her kime de Müslüman bir kimseye verdiği bir zarar dolayısıyla mükafat olarak bir elbise giydirilecek olursa şüphesiz Allah o kimseye bu elbisenin bir benzerini cehennemde giydirecektir.”

Müslümanlara karşı tecessüs haram olduğu gibi zimmet ehlinden olan raiyyeyi tecessüs de haramdır. Çünkü zimmet ehlinin de Müslümanların lehine olan adil uygulamalardan yararlanma hakları vardır. Onların da Müslümanlar üzerindeki mükellefiyetlerin bir benzeri vardır. Rasulullah (sav) onlar hakkında hayır tavsiyede bulunmuş ve onlara eziyette bulunmayı yasaklamıştır. Şöyle buyurmuştur:

"Her kim antlaşma yapılan bir kimseye zulmeder veya gücünün üstünde olan bir şeyi emrederse... kıyamet günü aleyhine ben delil olacağım.”

Ayeti kerimeler ve hadisi şerifler her ne kadar tecessüsün haram oluşu hususunda genellik ifade etmekte iseler de; ister fiilen harbi olsunlar isterse hükmen harbi olsunlar, harbi kâfirlere karşı tecessüs, ilgili ayet ve hadislerin genel kapsamından istisna edilmiştir. Çünkü bu hususta harbi kâfirler dışında kalanlara tecessüsün haram olduğunu tahsis eden başka hadisler varid olmuştur. Harbi kâfirler hakkında tecessüs ise haram değil, hatta vaciptir. İslâm Devleti’nin de bunu yerine getirmesi görevidir. Çünkü Rasulullah (sav), Abdullah b. Cahş'ı ve onunla birlikte muhacirlerden 8 kişiyi Mekke ve Taif arasında "Nahle" denilen yere Kureyşlilerin haberlerini tetkik etmek ve onlara dair haberleri öğrenmek üzere göndermiştir. Kâfir düşmana karşı tacessüs, İslâm ordusunun da İslâm Devleti’nin de uzak duramayacağı işler arasındadır.

Kafir düşmana karşı tecesssüs İslâm Devleti’nin yerine getirmesi gereken bir görev olduğu gibi, kâfir düşman tarafından İslâm Devleti’ne karşı yapılacak casusluk faaliyetlerine karşı koymak için gerekli organlara ve yargıya sahip olması da icap eder. Çünkü Buhari, Seleme b. El-Ekva'dan şöyle dediğini rivayet etmektedir: "Nebi (sav) bir seferde olduğu sırada bir casus geldi. Bu casus, Peygamber (sav)’in arkadaşlarından birisinin yanında oturup, konuşmaya koyuldu, dinledi sonra da sıvışıp gitti. Bunun üzerine Allah'ın Rasulü şöyle buyurdu: “Onu yakalayıp öldürünüz.” Sonra onu yakalayıp öldürdüler, üzerindekileri ganimet olarak aldılar.” Diğer taraftan İmam Ahmed de Furat b. Hayyam'dan, yaptığı rivayette Nebi (sav)'in: "onun öldürülmesini emrettiğini" rivayet eder. Ebu Süfyanın casusu ve antlaşmalısı olan bir adam, Ensar'dan halka olmuş bir topluluğun yanından geçerken: Ben Müslümanım dedi. Bunun üzerine orada bulunanlar: Ey Allah'ın Rasulü bu adam Müslüman olduğunu iddia ediyor dediler. Allah'ın Rasulü:

َ"Aranızdan bir takım kimseler vardır ki, biz onları imanlarıyla başbaşa bırakıyoruz. Bunlardan birisi de Furat b. Hayyan’dır.”

Buhari, Ali (ra)'dan şöyle dediğini rivayet etmektedir: "Rasulullah (sav), beni, Zübeyr'i ve el-Mikdad b. Esved'i gönderip şöyle dedi: "Ravzatu Hah denilen yere varıncaya kadar gidin. Orada beraberinde bir mektup bulunan bir kadın göreceksiniz. O mektubu ondan alınız. Bizler atlarımızı hızlıca koşturarak yola koyulduk. Nihayet Ravza'ya vardık. Orada kadın ile karşılaştık ve Mektubu çıkart dedik. Beraberimde bir mektup yok deyince, şöyle dedik: Ya mektubu çıkartırsın yahut da elbiselerini çıkartırsın. Bu sefer mektubu saçlarının arasından çıkarttı. Biz de onu alıp Rasulullah (sav)'e getirdik.”

İşte bütün bunlardan açıkça ortaya çıkmaktadır ki İslâm yönetimin polisiye bir yönetim olmadığını açıkça ortaya koymaktadır. Polisiye bir yönetim olması caiz de değildir. Çünkü polisiye yönetimin Müslümanlara çok büyük zararı vardır ve şer’î hükümler ile çelişmektedir. "Zarar da yoktur, zarara zararla karşılık vermek te yoktur" şeklindeki şer’î kaideye de muhaliftir.

Bunların tamamı, İslâm Devleti’nin Müslüman olsun zımmi olsun raiyyesine karşı casusluk faaliyetleri yapmak için haber alma örgütü kurmasının ve onlara eziyet etmesinin haram olduğunu da açıkça ortaya koymaktadır.

Diğer taraftan İslâm Devleti’nin kâfir düşmana karşı casusluk yapmak, onlara dair haberleri öğrenmek ve İslâm Devleti’ne karşı yaptıkları casusluk işlerine karşı mücadelede bulunmak üzere bir casusluk teşkilatı kurması da farzdır.

 

"Raşidi Hilafet" İslam Fikrine Dayalı Siyasi Dergi