Raşidi Hilafet ....Yıl 12...Sayı 125 Sefer 1421..Mayıs 2000   

 

TEFSİR

BAKARA SURESİ 

Hazırlayan: Ebu Mus'ab

BAKARA SÛRESİ AYET 21-25

 

Allah’u Teâla, müminler, kafirler ve münafıklar ilgili bir takım sıfatları izah ettikten sonra bütün insanlara şöyle sesleniyor:

“Ey insanlar, sizi ve sizden önceki olanları yaratan Rabbinize kulluk edin, umulur ki takvalı olursunuz” (Bakara21)

Allah’u Teâla, yarattığı insanlara hitap ediyor; sizi yaratana kulluk edin zira, kulluk etmek insanın yaratılışında mevcuttur. İnsanlar kendilerine iyilik yapanlara teşekkür ederler, saygı gösterirler ve onları severler. Bu aşırı dereceye ulaşırsa ibadet olur. Allah Teâla insanlara buyuruyor ki; sizi ve sizden önceki insanları yaratana aşırı şekilde teşekkür edin, saygı gösterin ve onu sevin. Çünkü, yaratılıştan daha büyük iyilik var mıdır? Öyleyse, sizi yaratan Rabbinize ibadet edin, kulluk edin. Bunun manası, Allah’ın her emrine uyun ve her nehyinden vazgeçin. Çünkü, insan kul veya köle olunca efendisine boyun eğer. O’nun her emrine uyar ve nehyinden vazgeçer. İnsanlar Allah’a kulluk ederlerse takvalı olabilirler. İbadetin neticesi takvalılık doğabilir. Her ibadet eden takvalı olmayabilir. Ayette, umulur ki takvalı olabilirler ifadesinin geçmesi bundandır. İbadetten doğabilecek neticeye hizmet denilir. Bir ayette namaz, fuhuş ve kötülüğü nehyeder diye geçiyor. Bunun manası, namaz kılan kimse fuhuş ve kötülük yapmayabilir. Çünkü, namaz onu etkiliyor. Ama, her zaman olmayabilir. Bir ayette de, içki ve kumar insanların arasını bozar, buğz ve kin kalplerde bulunur ve kavga çıkarttırır. Bu da hikmettir. Bu her zaman içki ve kumar böyle şeyleri meydana getirmez. Ayetin hizmeti denilince, doğabilecek neticedir. Bir ayette oruç size farz kılındı, umulur ki takvalı olursunuz. Müslüman oruç tutunca takvalı olabilir. Yani, haramdan kaçınır ve farzları yerine getirir. Ama, her zaman bu netice doğmaz. Bazı Müslümanlar oruç tutuyorlar, yine haram işlemekten kaçınmıyorlar. Farzları yerine getirmiyorlar. Misal olarak; çok kimse oruç tutuyor, ama namaz kılmıyor ve bir çok kadın oruç tutuyor, ama dışarıya çıkınca örtünmüyor, başörtüsü takmıyor, ve cilbab giymiyor. Müslümanların çoğu, İslam davetini yüklenme farzını yerine getirmiyorlar. Ancak, ibadetin neticesi takvalılık olabilir. Fakat, Allah bu neticenin doğmasını istiyor, ve bir çok ayette takvaya, takvalılığa davet ediyor. Zira, ibadet yapılırsa ve takvalılık doğmazsa Müslüman’ın sürekli Allah'ı, cenneti, azabı ve ölümü düşünememesinden kaynaklanıyor. Müslüman ibadet yaparken ve yaptıktan sonra daima Allah’ın korkusu ve vaadini kalbine yerleştirirse ölümü ve azabı düşünürse pek günah işlemez, neticesinde takvalı olur.

Bu ayet, İslam’ın evrenselliğini anlatmaktadır. Çünkü, hitap bütün insanlara yöneliktir. İslam belli bir halka gönderilmedi, bütün insanlara gönderildi. Bu nedenle, İslam daveti bütün insanlara götürülmelidir. Bütün insanları tek bir ümmet haline getirmek gerekir. Bu ümmet o zaman İslam ümmeti olur. Nitekim, bütün insanlar Allah’ın yarattığı birer mahluklardır, aralarında fark yoktur, İslam’ın üstünlüğü burada tecelli eder. Diğer ideolojiler ve dinler evrenselliğini ispatlayamadılar ve milliyetciliği çözemedi. Bu nedenlerden dolayı milliyetciliği kabul ettiler. İslam evrenselliğini ispatlayabildi ve milliyetcilik sorununu çözüp red etti, imanda kardeşliği yerleştirebildi. Allah’u Teâla, insanlara kendisine kulluk etmelerini talep etmenin gerekçelerinin bir kısmını gösterdi. Çünkü, yirmi birinci ayette anlattığı gibi insanları yarattı. Bir çok nimetleri insanlar için halketti:

“O, yeryüzünü size bir döşek ve göğü de bir bina kıldı. Gökten su indirip onunla size rızk olmak üzere ürünler meydana getirdi; artık Allah'a bile bile eş koşmayın.” (Bakara 22)

Allah’ın insanları yaratması en büyük nimettir. Bununla beraber yarattığı insanları yaşatmak ve rahatlatmak için bir çok nimetler verdi. insanların yeryüzü üzerinde rahatça yürüyebilecekleri şekilde yarattı. İnsanın onun üzerinde yürüyebilmesi ve her işini yapabilmesi için bir şekle soktu. Yeryüzü küre olmasına rağmen insanlar onun üzerinde yürüyebilirler ve istediklerini yapabilirler. Yerçekimi kanunu yarattı, bu kanun sayesinde insan yürüyebilir ve istediğini yapabilir. Nitekim, Allah tüm eşyaları yarattı, hem de kanunlarını da yarattı. Gök bir çatı olarak gözüküyor, mavi rengi aldı. Oysa, üzerimizde boşluk var ve bu boşluk içerisinde milyonlarca yıldız yüzüyor. Misal olarak, ozon tabakası güneşin fazla sıcaklığından bizi korur. Ayrıca, arazileri sulamak için yağmuru yarattı. Denizler ve okyanuslardaki suyu yukarıya bir kanunla çıkartıyor ve bu su gökte belli bir yerde duruyor ve ondan sonra bir kanunla onu arza indiriyor. Bu şekilde arz sulanmış oluyor. Değişik değişik meyveler yetişiyor, insanlar değişik yerlerde çeşitli rızk elde ederler. Halbuki, yağmur yağmayınca insanlar yer altından su çıkartmaya veya nehirlerden su almaya veya deniz suyunu tatlı hale getirmeye çalışırlar ve meyvelerini sulamaya gayret sarf ederler. Allah'ın en büyük nimetlerinden biriside yağmuru indirmesidir. Hatta, yer altından veya nehirlerden veya denizden su almaya çalışmaları kolay değildir. Meşakkatli ve yeterli değil her yere yetmez. Görüyoruz, bir yerde yağmur yağmayınca orada kuraklık olur, bütün bu suni olaylar yeterli gelmiyor. Bütün bunları Allah’u Teâla veriyorken nasıl onunla beraber bir eş tutulur? akılsızlık değil midir? sana iyilik yapmayanı nasıl üstün tutuyorsun? veya nasıl ona teşekkür ediyorsun? daha nasıl ona kulluk ediyorsun?! Madem ki, yalnız ve yalnız Allah bizi yarattı ve yeryüzünü bizim için yaratıp döşedi, göğü yaratıp onu bizim için güzel bir çatı haline getirdi ve evin çatısı gibi onunla bizi korudu ve ondan yağmur indirerek, bütün arazilerimizi suluyor ve bu şekilde bizim için bu suyla değişik meyveler, sebzeler yetiştirtiyor. O’na biri eş tutulur mu? Herkes ona muhtaçtır. Bu nedenle, şirk düşünmemekten kaynaklanıyor. Düşünen kimse müşrik olamaz. Nitekim, Allah (cc) bu ayetle ve benzeri ayetlerle düşündürüyor ki şirke düşmesinler, gerçek nimet sahibine teşekkür etsinler ve kulluk etsinler. O zaman bir beşerin kanununa uymayacaklar. Eğer onun kanununa uyarlarsa bu beşere kulluk etmiş olurlar ve onu Allah’a eş tutmuş olurlar. Bu ise, akılsızlıktır ve nankörlüktür. Yaratıcı olmayan ve nimet veremeyen nasıl üstün tutulur ve onun emrine uyulur?!

Onun için, Allah insanlara diyor ki belki benim ilahlığımı, yaratıcılığımı ve nimetim hakkında şüpheniz yok, ama indirdiğim emirler hakkında şüpheniz var, çünkü çoğu insan Allah'ın yaratıcılığını ve nimetini kabul eder, fakat indirdiği kitabı reddediyorlar. Bundan dolayı yirmi üçüncü ayette onlara şöyle diyor:

“Kulumuz Muhammed'e indirdiğimiz Kuran’dan şüphe ediyorsanız, siz de onun benzeri bir sûre meydana getirin; eğer doğru sözlü iseniz, Allah'tan başka, güvendiklerinizi de yardıma çağırın.” (Bakara 23)

Sırf Allah’ın yaratıcılığı ve nimetlerini tanımak yeterli değildir. Mademki kendisi yaratıcı ve nimeti verendir, öyleyse onun emrine uymak gerekir. Emirlerini Kuran’da bildirdi. Bu ayetle insanlara meydan okuyor; eğer kulumuz Muhammed’e indirdiğimiz kitap hakkında şüpheniz varsa onun gibi değil, onun sûrelerinden bir sûresine benzer bir sûre getirin. Arapça bilenler bir sûre getirmeye çalıştılar, fakat acze düştüler. Kur’anın Allah’ın sözü olduğuna dair delili insanların Kur’an gibi bir şey getirememeleridir. Şu ana kadar insanlar Kur’anın bir sûresine benzer bir sûre getiremiyorlar. Hem de insanlara meydan okuyarak diyor ki, Allah dışında her güce başvurun ve yardım alın. Cinleri de çağırın. İsra sûresinde insanlar ve cinler birleşseler bile bir sûrenin benzerini dahi getiremeyeceklerini bildirmiştir.

“Yapamazsınız ki yapamayacaksınız- o takdirde, inkar edenler için hazırlanan ve yakıtı insanlarla taş olan ateşten sakının.” (Bakara 24)

Mademki, bir sûre getiremiyorsanız (en belağat sahibi olan Araplar denediler onun gibi getiremediler) o zaman bırakın bu inadı ve cehennem azabından sakının. Çünkü, Kur’ana inanmazsanız kafir olursunuz ve cehennemlik olursunuz. Peygamberliğini iddia eden Müseyleme Kur’an gibi bir şey söylemeye teşebbüs etti, Müslüman olmayan Araplar Müseyleme’ye dediler ki bu yalandır. Amr bin El As adlı kişi Müseyleme’ye bir sefer şöyle dedi: “senin yalancı olduğunu kendin biliyorsun”. O zamanlarda ve İslam’dan önce söylenen şiirler Arapların en üstün sözleridir. Buna rağmen kafir Araplar, bu şiirler Kur’ana benziyor diye iddia edemediler tersine en güzel şiirler Kâbe’de asılı idi, bir şair kadın gitti, bunları oradan söktü. İnsanlar Kur’an gibi bir şeyi bu güne kadar getiremediler ve hiç getiremiyorlar. Öyleyse Kur’ana inansınlar ve Kur’anın içerdiği Allah’ın ayetlerine ve emirlerine uysunlar ve nehylerinden vazgeçsinler. İnsan Kur’ana inanırsa kendisini kafirlikten ve cehennemden kurtarır. Nitekim, insanlar ya kafir ya da mümin, ya cennetlik ya da cehennemliktir. Bu dünya ebedi hayat değil, ahiret ebedidir. İnsan bu geleceğini düşünsün, cehenneme girmemek için çalışsın. Bu cehennemin yakıtı kafir insanlar ve taşlardır. İnsanın vücudunda yağ gibi yakıcı maddeler ateşi alevlendirir. Taşların ateşi pek şiddetli ve dayanıklıdır. Tahtalar çabuk söner ve ateşi taşların ateşi kadar şiddetli olduğunu göstermek için insanların idrak ettikleri yakıtın gerçeğini gösterdi.

Bu ayette, başka bir nokta vardır: “kulumuza indirdiğimiz” dedi. Burada Muhammed (sav) üstünlüğünü gösteriyor. Allah'ın kulu, kulesi olunca en üstün dereceye ulaşmış demektir. Daha önceki ayette insanlara hitap ederken sizi yaratana kulluk edin buyurmuştur. Hz. Muhammed (sav) bu kulluğu kabul eden ilk kişidir. Kafirler ise bu kulluğu reddediyorlar. O zaman cehennemi hak ettiler. Ama müminleri ve emirlerine uyanları şöyle müjdeliyor:

“İnananlar ve yararlı işler yapanlara, kendilerine altlarından ırmaklar akan cennetler olduğunu müjdele. Onlara buranın bir ürünü rızk olarak verildiğinde, "Bu, daha önce de rızıklandığımızdır" derler. Bunlar, söylediklerinin benzerleri olarak sunulmuştur. Onlara orada tertemiz eşler vardır ve orada temelli kalırlar.” (Bakara 25)

Allah’a kulluk etmeyenler ve Kur’ana inanmayanları cehennem ateşiyle tehdit ettikten sonra Allah’a ve Kur’ana inananları ve Kur’anın ayetlerine göre hareket edenleri, yani salih amel yapanları cennetle müjdeliyor. İman edenlerin manası, Allah’a, Resul’e ve Kur’ana inananlardır. Kur’ana inanan kimse, Kur’anın içerdiği bütün akidelere inanır; kıyamet gününe, haşır ve neşr, hesap, cennet, cehennem, meleklere, eski peygamberlere ve Resullere, bunlara indirilen kitaplara ve bütün mugayyıbatlara, kaza ve kadere inanır. Kur’anın bütün ayetlerine inanır. Resulullahın vahy aldığına ve sahih sünnetin vahy olduğuna inanır. Bu iman yerleştikten sonra salih amel yapacaktır. İmana dayanmayan her amel boştur. Kabul edilmez. Salih amel, imana dayalı Allah'ın emirlerini uygulamak ve nehylerinden vazgeçmeye denir. Sırf faydaya binaen iyi iş yapmak veya imana dayalı olmadan iyi iş yapmaya salih amel denilmez. Çünkü, dünyada insanlar tarafından kabul edilirse Allah indinde kabul edilmez. İman edip salih amel yapanlara cennet var, dünyadaki bulunan meyveler gibi ve daha güzeli elde edecekler. Bir ayette gözlerin hiç göremediği güzellikler elde edecekler diye müjdeliyor. Aynı anda tahir zevceleri olacaktır. Hiç adet görmeyen, doğum yapmayan ve tuvalet ihtiyacı olmayan zevcelere sahip olacaklar. Mümin kadınlar böyle olacakları için de sevinirler ve kendileri için güzel bir müjde olur. Zira, kadın, hep temiz ve hep güzel ve sevilir olmak ister. Aynı anda, 60-70 sene veya 80-90 sene dünyada olduğu gibi yaşamayacaklar, orada ebediyen en güzel halde ve güzel şeyleri elde ederek kalırlar, onlar ne mutludur.

Allah'ım bizi bunlardan kıl. Amin.

 

"Raşidi Hilafet" İslam Fikrine Dayalı Siyasi Dergi