“Musa, kavmine: Allah bir sığır kesmenizi emrediyor, demişti de: Bizimle alay mı ediyorsun? demişlerdi. O da: Cahillerden olmaktan Allah'a sığınırım, demişti.” (Bakara 67)

 

Allah bizi uyarmak ve aynı hataya düşmemek için İsrailoğullarından misaller veriyor. Çünkü, bütün insanlar tabii yaratılış itibarı ile birdir. Her insan aynı özelliklere sahiptir. Aynı içgüdüler ve uzvi ihtiyaçlarla donatılmıştır. Bu nedenle aynı arzu ve hedefler edinirler. Onları değiştiren ve doğru yola sokan ancak doğru inançları ve buna dayalı olan doğru mefhumlardır. Yoksa Araplar ile İsrailoğulları, Türkler ile Ruslar, Zenciler ile İngilizler ve diğer insanlar arasında hiçbir fark yoktur. Ancak onları birbirinden ayıran akideleri ve akideden kaynaklanan mefhumlardır. Ve de doğru yola ileten de doğru akideden fışkıran doğru mefhumlardır.

Kabil ve Habil Adem (as)’ın ilk çocuklarıdır. İkisi de aynı baba ve aynı annedendirler. Biri kötü diğeri iyidir. İnsanlar hep böyledir. Bu nedenle, insanlar falan ırktan oldukları için iyidir ve ya üstündürler demek şeriata, akla ve de gerçeğe aykırıdır.

Allah’u Teala burada İsrailoğullarının düştükleri bir hatayı gösteriyor. Onlara peygamber olarak gönderilen Musa (as) kendilerine bir ineği kesmelerini Allah’ın emri olarak bildiriyor. Onların imanları tam yakîni olsaydı Musa (as)’ın Rabbin’den getirdiği emir hakkında tereddüt etmezlerdi. Onlar “bizimle alay etmek mi istiyorsun” dediler. Halbuki peygamberler kesinlikle Allah’ın emirleriyle oynamaz, şaka yapmaz. “Size Allah şöyle veya böyle emrediyor” diyerek daha sonra insanlar o emri yerine getirmeye kalkışınca, peygamberler “durun ben şaka yapıyorum” gibi gayri ciddi bir şey asla yapmazlar. Zira böylesi halde onun tebliğine karşı şüphe ve şek girer. İnsanlar bu emirlere karşı ciddi olmazlar ve uygulamazlar. Bu sebeple Allah’u Tealanın bütün emir ve nehiylerini o denli titizlik ve ciddiyetle insanlara tebliğ etmek zorunludur.

Bunlara uymayanlar sanki bu emirler ve nehiyler ciddi ve kati değilmiş gibi duyarsız kalıp, uygulamıyorlar. Namaz kılmayan birine neden namaz kılmıyorsun dediğiniz de, der ki; “tembelim, daha erken, yaşlanınca kılarız, Allah bizi affetsin kusurluyuz” derler. Birine: “neden içki içiyorsun bu Allah’ın nehyettiklerindendir” dediğinizde derki; “bir kere alıştım, bırakamıyorum ve sonra bırakacağım” iddiasında bulunur. Böyle kişiler Allah’ın emir ve nehiylerini ciddiye almıyorlar. “Allah’ın hükmünü uygulamak için İslam devletini kurmak farzdır niye bunun için çalışmıyorsunuz” dersen cevaben: “zalim yöneticiler, laik rejimler, cani Atatürkçüler, diktatör Saddam, diktatör Kaddafi bizi hapse atar veya öldürür” derler. Bunlara; “zalimler, laik kimseler, caniler ve diktatörlerden mi korkuyorsunuz, Allah’tan korkmanız gerekir, onları yok etmeye Allah (cc) elbette kadirdir, Allah ecelinizi takdir etmediği müddetçe onlar sizi öldüremezler, Allah takdir etmezse size zarar veremezler” dediğinizde korkak insanlar değişik tevillerle karşınıza çıkar. Bunlar sanki Allah’ın emri pek önemli değil de, zalim, cani, laik rejimler ve diktatörlerin nehyi (yasağı) daha önemliymiş gibi onlara ciddiyetle sadakat gösterirler. Yine onların anlayışına göre Allah’ın azabı hafif, zalimlerin azabı daha büyüktür. Böylesi insanların imanı ve kavrayışları çok zayıftır.

Musa (as) İsrailoğullarına dedi ki: “Allah’a sığınırım, nasıl sizinle alay ederim?” Alay etmek ve Allah’ın emirleriyle şaka yapmak veya bu emirleri ciddiye almamak cahillerin işidir. Böyle olmaktan Allah’a sığınırız. Bu bize bir uyarıdır. Allah’ın emri tereddütsüz kabul edilir ve uygulanır. Bu nedenle Nisa suresi 65. ayette Allah (cc) direkt bize hitap ediyor ki; Resulün verdiği hüküm yani Allah’ın hükmünü hüküm olarak kabul etmezsek, aramızda çıkan ihtilaflarda o hükmü uygulamazsak ve hükme tereddütsüz, sıkıntı duymadan tam teslimiyet göstermezsek mümin olamayacağımızı bildiriyor. Yine Allah o ayette kendine yemin ederek işin ciddiyetini beyan ediyor.

Allah’u Teala İsrailoğullarının düştükleri başka bir hatayı bize şu ayette gösteriyor:

“Bizim adımıza Rabbine dua et, bize onun ne olduğunu açıklasın" dediler. Musa: Allah diyor ki: "O, ne yaşlı ne de körpe; ikisi arasında bir inek." Size emredileni hemen yapın, dedi. Bu defa: Bizim için Rabbine dua et, bize onun rengini açıklasın, dediler. "O diyor ki: Sarı renkli, parlak tüylü, bakanların içini açan bir inektir" dedi. "(Ey Musa!) Bizim için, Rabbine dua et de onun nasıl bir sığır olduğunu bize açıklasın, nasıl bir inek keseceğimizi anlayamadık. Biz, inşâallah emredileni yapma yolunu buluruz" dediler. (Musa) dedi ki: Allah şöyle buyuruyor: O, henüz boyunduruk altına alınmayan, yer sürmeyen, ekin sulamayan, serbest dolaşan (salma), renginde hiç alacası bulunmayan bir inektir. "İşte şimdi gerçeği anlattın" dediler ve bunun üzerine (onu bulup) kestiler, ama az kalsın kesmeyeceklerdi.” (Bakara 68-71)

İsrailoğullarının düştükleri hatalardan biriside, çok soru sormalarıdır. Daha doğrusu fuzuli sorular sormalarıdır. Allah onlardan bir ineğin kesilmesini istedi. Bu her hangi bir inek olabilirdi. Fakat, fuzuli (gereksiz) sorular sordular. “Bu inek nasıl olmalı?” Musa (as); “ne büyük ne küçük” dedikten sonra onlara bu emri hemen yerine getirmelerini istedi. Sanki onlara diyor ki; fazla soru sormayın hemen böyle bir inek kesin. Fakat, onlar kendi kendilerini zor duruma düşürüyorlar ve sormaya devam ediyorlar. Ve yine sordular. “Rengi nasıl olsun?” Musa (as) rengi onlara söyledi. “Güzel olan koyu sarıdır.” Bununla da yetinmediler. Dediler ki: “Tam ineğin vasıflarını bize göstersin, biz doğru yolu bulacağız.” Buradan anlaşılıyor ki, onlar yapmak istemediklerinden çok sorup böylesi ifadeler sarf ediyorlardı. Allah (cc) ineğin başka vasıflarını da gösterdi. Bütün bu fuzuli sorulardan sonra soru sormayı kestiler. Ayetin sonunda onlar kesmek istemiyorlardı, onun için soruyorlardı diye Allah bildiriyor. Fuzuli olarak çok soru sorulmasından maksat öyle bir şey dünyada yok diyecek ve işten kaçmak için bahane aramalarıdır.

Allah’u Teala bizi bir başka ayeti kerimede fuzuli soru sormaktan nehyediyor. (Maide 101) Biri Resul (sav) geldi: Ey Resulullah her senemi hac yapacağız? Resulullah (sav) yüzünü ondan çevirdi. Bu adam üç defa Resulullah’a aynı hususta sordu ve her defadasın da Resulullah ondan yüzünü çevirdi. Ondan sonra Resulullah (sav) kızarak şöyle dedi: “Müslümanlardan en büyük günahı işleyen kimse, Müslümanlara haram kılınmayan bir şey hakkında sorar, sonra sorusundan dolayı Allah o şeyi haram kılar.” Yani o kimse haram kılınan şeyi yaparsa en büyük günahkar kimse olur. Resulullah o sözleri sarfettikten sonra şöyle dedi: “Sizi hangi şey üzerinde bırakmışsam onu öyle kabul edin. Sizden öncekileri helaka düşüren şey çok soru sormak ve onların peygamberleri üzerine ihtilaf etmeleridir. Sizi hangi şeyden nehyettiysem ondan vazgeçin ve hangi şey hakkında emir vermişsem gücünüz yettiği kadar onu yerine getirin.” (Buhari ve Müslim) Neden bu adamın sorusunun fuzuli olduğuna gelince: Çünkü, ayette insanlara hac farz kılındı. (Al-i İmran 97) Ayetten hac farziyetinin insanın ömründe bir kere olduğu anlaşılır. Resulullah (sav) başka bir hadiste; “İsrai-loğullarını helâka düşüren şey çok soru sormalarıdır.” demiştir. Yukarıdaki hadiste de (sizden öncekileri helaka düşüren şey) deyince, bunların İsrailoğulları oldukları anlaşılır. Çünkü, yukarıda ayette geçtiği gibi onlar çok soru soruyorlardı ve peygamberleri üzerine ihtilafa düşüyorlardı.

Şu var ki, bir şeyin hükmü belli değilse onu sormak farzdır. Bir Müslüman başından yaralandı. Bundan sonra yıkanması (gusletmesi) gerekti. Bazı sahabelere sordu. Sahabeler dediler ki: “Sana bir ruhsat bulamıyoruz, yıkanman gerekir” dediler. Bu Müslüman yıkandıktan sonra vefat etti. Resulullah (sav) bu olayı haber alınca şöyle dedi: “Bu adam niye bana sormadı? Hasta olan kimsenin şifası soru sormasıdır.”

Bir ayette Resule, kitaptan ve sünnetten hüküm çıkartabilen alimlere ve ulûlemre dönmemizi Allah (cc) istemiştir. (Nisa 83)

Nisa suresi 59. ayette Allah’u Teala bir şey hakkında çekiştiğimiz zaman Allah ve Resulüne yani, Kur-ana ve hadisi şeriflere başvurmamızı bizden talep ediyor.

Başka bir husus daha vardır. Allah’u Teala İsrailoğullarının öyle fuzuli (gerekmeyen) soruları sormalarının sebebini Allah’ın emrini yerine getirmemek için olduğunu beyan etmesidir. Burada önemli bir nokta ortaya çıkıyor ki; böyle fuzuli soru soranlar kendilerine emredileni yapmamak, meseleyi zorlaştırarak mazeret gösterip işten kaçmak için yapıyorlar. Bunu pratikte de görüyoruz.

Allah’u Teala neden bu ineğin kesilmesini istediğini ayetlerin devamından anlıyoruz.

“Hani siz bir adam öldürmüştünüz de onun hakkında birbirinizle atışmıştınız. Halbuki Allah gizlemekte olduğunuzu ortaya çıkaracaktır. "Haydi, şimdi (öldürülen) adama, (kesilen ineğin) bir parçasıyla vurun" dedik. Böylece Allah ölüleri diriltir ve düşünesiniz diye size âyetlerini (Peygamberine verdiği mucizelerini) gösterir.” (Bakara 72-73)

İsrailoğullarından biri, birisini öldürdü. Ondan sonra başkalarını katillikle itham etti. Bundan dolayı İsrailoğulları birbirine girdi. Allah o ihtilafı gidermek ve bir mucize göstermek için onlardan bir ineğin kesilmesini istedi. Kesilen ineğin bir parçasıyla öldürülen adama vuracaklar ve bu şekilde adam tekrar dirilecek ve katilini söyleyecektir. O ineği kestikten sonra, istenileni yaptılar ve maktul (öldürülen) katilini söyledi. Böylece, gizledikleri katil ortaya çıkmış oldu. Aynı anda Allah onların inançlarını kuvvetlendirmek için kendisinin nasıl ölüleri dirilttiğini onlara gösterdi. “Umulur ki düşünürsünüz” buyurarak Allah’ın ayetlerini, delillerini görünce, Allah’ın azametini düşünerek imanlarının artmasını diledi. Çünkü, insan Allah’ın ayetlerini, delillerini ve dünyada her şeyi düşünürse Allah’ın varlığını, gücünü ve azametini fark eder. Bu sebeple yüzlerce ayette Allah insanların düşünmelerini istiyor. Her şeyde onun varlığını ve azametini gösteren delillerin var olduklarını beyan ediyor. Burada bir şey daha ortaya çıkıyor ki, “Bizden öncekilerin şeriatları bizim için şeriat ve delil değildir.” Katilin bulunması veya bilinmesi için şahitlerin bulunması veya katilin itirafı yeterlidir. Ancak, öldürülen kimse son nefesi verirken eğer katili söyleyebilirse kabul edilir. Bunun delili Enes’in (ra)’ın rivayet ettiği şu hadistir: Bir yahudi altın için bir cariye kadının başını iki taşla ezerek öldürdü. Kadın nefes verirken katil hakkında sorulunca yahudiyi tarif etti. Yahudi çağrıldı ve soruldu. Yahudi suçunu itiraf etti. Resulullah (sav) bu yahudinin başının iki taşla ezilerek öldürülmesine dair emir verdi.

Biz İsrailoğullarından şeriat almıyoruz. Onların düştükleri hatalardan ders ve ibret alıyoruz. Çünkü, Allah’u Teala Maide suresi 48. ayetinde her ümmet için ayrı şeriat ve ayrı metot kıldığını beyan etmektedir. Ayrıca Yusuf suresi 111. ayette onların kıssalarında “aklını çalıştıranlar, düşünenler için bir ders ve ibret vardır” diye açıklamıştır. Bu nedenle biz burada tefsir yaparken kıssalardan öğreneceğimiz şeyleri arıyoruz. Fakat şer-i hüküm çıkartmıyoruz. Aynı anda bu kıssalarda kendimize iman üzerinde sebatlık verecek hususlar buluruz. Hud suresi 120. ayette Allah’u Teala bunu gösteriyor. Şu var ki, israiliyat dolu hikayeler ve rivayetleri almıyoruz. Tefsir kitaplarında inek olayı ile ilgili çok israiliyat vardır. Bunları burada aktarmıyoruz. Bunların doğru veya yanlış olduklarını bilmiyoruz. Fakat bu hususlarda çok yalan katkılar vardır. Bunları almak ve yazmak fuzulidir. Pratik hayatımızda lazım olan şeyleri öğrenip uyguluyoruz ve uygulamaya çağırıyoruz. Ancak böyle hareket edersek kalkınırız ve ilerleriz. Fuzuli şeylerle uğraşırsak, öğrenmeye çalışırsak geri kalırız ve sadece birer filozof veya bilgili felsefeci kimseler oluruz.