ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ
CUMHURİYETİN ÖMRÜNÜ UZATMAK İÇİN OYALAMADIR

     

Yıllardır bir türlü rayına oturtulamayan çarpık demokratik düzen... Batılıların; “demokrasi, laikliliğin ve batı ilkelerinin (!) yaşandığı tek İslam ülkesi” diye övünç kaynağı yaptıkları Türkiye!.. Halkına küs, yahudi ve kafirlerle sarmaş dolaş olan hain idareciler... Her attığı adımda uçurumun karanlık dehlizlerinde yok olan kokuşmuş idare sistemi...

Evet... Kafirlerin, İslam beldelerinde kurdukları karton devletçiklerin başına getirdikleri hain yöneticilerle şu ana kadar hiçbir yerde istikrarı sağlamış değillerdir. İdare ve halk devamlı kavgalı ve halk, yönetimlerin despot uygulamalarıyla karşı karşıyadır. Aslında İslam beldelerini bu hale getiren kafirler, bu sorunun altında yatan ana nedenleri çok iyi idrak etmektedirler. Tek kelimeyle huzursuzluğun ana kaynağında “hakimiyet” meselesi yatmaktadır.

Kafirler her ne kadar taşeron idarecilere hukuk dersleri verseler de hedefleri yöneticiler değildir. Bu dayatmaların altında Müslümanların akidesine ve o akideden kaynaklanan bütün temel görüşlere saldırı yatmaktadır. Daha açık bir ifade ile; bu ümmet demokratik, laik, cumhuriyet ilkelerine tâbi tutularak dinlerinden uzaklaştırılmak istenmektedir.

Ekonomisi çökmüş İslam beldeleri, 1923’lerde Hilafet ve onun dayalı olduğu şer’i hükümlerin ortadan kaldırılmasıyla da İslami esaslardan tamamen uzaklaşmıştır. O tarihten itibaren ümmetin akidesiyle taban tabana zıt olan yasalar dipçik zoruyla halkın üzerinde uygulanmak istenmektedir. Şu ana kadar bu uygulamalardan tam bir netice elde edilmiş değildir. Yani halen bu halkı kafirleştirememişlerdir. Bunun için büyük bir çaba içerisinde ömürlerini uzatacak olan unsurları keşfederek çalışmalarına yoğun bir şekilde devam etmektedirler.

Son günlerde, her şeyi ile çökmüş Türkiye Cumhuriyeti anayasal değişikliğini gündeme taşıyarak pislik kokan leşini estetik ameliyata tâbi tutarak yenilemek istiyor. Bütün basın-yayın kuruluşları ve siyasilerce bugünkü anayasanın günümüzde yetersiz kaldığı, vurguncuların, rüşvetin önüne geçilmesi ve adaletin sağlanması için yeni anayasa değişikliğinin zorunlu olduğu şişirilerek dile getirilmektedir. Bu girişim ne ilk, ne de soncusudur. TC. hükümeti kuruldu kurulalı bir çok defa anayasa değişikliği gerçekleştirilmiş ve hiç birinde de olumlu bir netice alınamamıştır. Alınması da mümkün değildir. Çünkü bu düzenler aciz olan insan aklının ürünüdür. Ayrıca anayasa değişiklikleri Müslüman halkın isteği doğrultusunda ve isteğine dayalı bir şekilde yapılmamaktadır. Bütün hukuki, anayasal düzenlemeler darbeler neticesinde gerçekleştirilmiş, bir çırpıda hazırlanan anayasalar çeşitli entrikalarla halka onaylattırılmıştır. 12 Eylül anayasası da böyledir. 28 Şubat sürecinde gerçekleştirilen darbe neticesinde, halen görevini sürdüren (perde arkası) kriz hükümeti, çıkartmak istediği gerekli yasaları halen çıkartmış değildir.

Meselenin diğer bir yanı da; her anayasa değişikliği kuvvetler dengesine göre yeniden düzenlenmektedir. Yani ülke üzerinde hakim olan güçler dengesine göre yasalarda değişiklik yapılmaktadır. Özal döneminde gerçekleştirilen bir çok anayasa değişiklikleri Amerikanın çıkarlarına hizmet edici bir şekilde düzenlenmişti. 28 Şubat süreci ise, bunun ortadan kaldırılmasını hedeflemiştir. Menfaat ilkesi doğrultusunda yapılan anayasa değişiklikleri, genelde yabancıların yani batılıların isteği doğrultusunda şekil alır. Diğer bir açıdan yasalar, batılıların haklarını zaafa uğratmayacak, kendi halkını biraz daha rencide edici şekilde hazırlanmaktadır.

burada yeni düzenlenecek anayasayı tek tek eleştirmeye girmek istemiyoruz. Bunlar ana esas itibari ile küfürdür. Bunları hazırlayan insanlarda Allah’a isyan eden, şirk koşan kafir kişilerdir. Düzenin menfaatlarına göre düzenlenmiş bu yasalar cumhuriyetin önceki yasalarından farklı da değildir. Fer-i olarak dahi İslamla hiçbir ilişiği yoktur. “Düşünme ve fikir özgürlüğü” daha önceki yasalarda “temel hak ve özgürlükler” altında telaffuz edilmişti. O gün temel hak ve özgürlükleri ihlal suçu isnat edilerek bir çok Müslüman yargılanıp, hapse atıldığı gibi bugünde “fikir ve düşünce” yasasından bahsedenler Müslümanları terörist olarak adlandırıp, hapishanelere koymaktadırlar. Bundan dolayı temel itibari ile TC. Anayasası küfür kaynaklıdır. Cüzleri de bu temel üzerine dayalıdır. Yani tartışması dahi suç sayılan cumhuriyet ilkeleri üzerine kuruludur. Gayet açık olan küfür düzenini İslami göstermeye hiç kimsenin hakkı olmadığı gibi tâbi olmakta küfürdür.

Çıkartacakları yasalar ve TC’nin temellerinin dayandığı esaslar, değiştirdikleri üzerinde tartışmaya laik TC. devleti açık değildir. Kokuşmuş, çürük ve sık sık anayasalarını eleştiren, bu anayasanın alternatifi olan İslami anayasa tasarısını sunan dava elemanlarını tutuklayıp hapse atmaktadırlar.

Halkının ekserisinin Müslüman olduğu Türkiye’de, halkın onayına baş vurulmadan yasalar yapılır ve uygulanır. Türkiye’de egemen olan güç (derin devlet), yönlendirmeler neticesinde yeni düzenlemeler yapma gereği duymuştur. Bu işin önünde de kesinlikle hiçbir engel tanımamaktadır. Halkın söz hakkı yoktur. Hatta yasalar üzerinde düşünme ve tartışma hakkı dahi yoktur. Bunu başörtüsü ve 8 yıllık eğitim uygulamalarında 28 Şubatçıların dayatmacı çirkin yüzünü açık olarak gördük. Kamuoyu yoklamasına dahi gerek duymayan bu devlet, yasaları despotça, asker ve polis yolu ile halkına zulmederek uygulamaktadır.

Krizlerle bunalan halk ekonomik sıkıntıyla uğraşırken TC. 28 Şubat sürecinin devamı olan anayasa değişikliğini gerçekleştirmek için kolları sıvamaktadır. Ekonomik krizden dolayı ertelenen anayasa değişikliğinde bir açıklamaya göre 37, başka bir ifadeye göre de 54 maddenin değiştirilmesi söz konusudur. Bu maddelerin içerisinde bariz olanları; cezai düzenlemeler, fikir suçlularına karşı getirilmesi düşünülen imtiyazlar, terör yasası, idam cezası, aile hukuku, 12 Eylül anayasasının değişimi, batılı şirketlere tanınması düşünülen kolaylıklar, Milli Güvenlik Kurulunda sivillerin sayısının artırılması, Kürtçe dilin serbest bırakılması ve insan haklarına uyum gibi bazı hususlar yer almaktadır.

MGK’nın sivilleştirilmesi ve Avrupa normlarına uygun hale getirilmesi için girişilen teşebbüsler hiçbir şeyi değiştirmeyecektir. Avrupalılar Türkiye’deki küfür yönetimini ancak askeri güçle ayakta tuttuklarını her defasında ifade etmektedirler. MGK göstermelik olarak değiştirilse bile bunun etkinliği kalıcıdır. Şu anda dahi MGK yasalarda sadece tavsiyede bulunma yetkisine sahip gözükmesine rağmen, oradan çıkan kararlar tartışmasız bir şekilde tatbik edilmektedir. Askerlerin sayısı ne kadar azalırsa azalsın işlevi değişmeyecektir. Meclisin yasal yetkilerinin artırılması hakkındaki taslaklarında hiçbir önemi yoktur. Çünkü Türkiye’de yasalar meclis tarafından hazırlanmadığı gibi, kabul veya reddetme hakkı da meclise ait değildir. Meclisin içerisinde bulunduğu konum ortadadır. Bir TV kanalının düzenlediği açık oturumda konuşan bir milletvekilinin; “Bizler orada birer figüranız... Tek parti 500 milletvekili ile iktidara gelse dahi mecliste söz sahibi olamaz.” sözleri TBMM’nin piyonluktan başka hiçbir işe yaramadığının bir delilidir. (Biz bu gerçeği dergimizde; parlamenter sistemin, demokratik yolla yapılan çalışmaların haram ve yanlışlığını yıllardır anlatmaya çalıştık.)

Bu ülkede tek söz sahibi vardır, oda; “derin devlettir.” Bu memlekette her şey derin devletin tekelindedir. Yasalar, yeni düzenlemeler ve her türlü etkinlik orada düzenlenir ve mecliste pazarlanır. MGK’da derin devletin elinde bulundurduğu güç mekanizmasıdır. Derin devletin elinde bir sopa olarak bulunan MGK’nın tavsiyelerini, 28 Şubattaki sürecin uygulamaları zihinlerden silinemeyecek kadar tazedir. 8 yıllık eğitim dayatması, üniversiteler ve kamuya ait yerlerde başörtüsü yasağı gibi hususlar meclisin rızasına dahi gerek duyulmadan tatbik edildiği buna sadece küçük bir örnektir.

Durum böyle olunca soruyoruz: Demokratik yolla mecliste hakimiyet elde etmek isteyenler, demokrasinin işlevlik kazanması halinde Müslümanların derin nefes alacağını savunanlar, Müslüman kimlikleriyle çıkacak yasalara şartsız destek vereceklerini söyleyenler acaba kimlere hizmet ediyorlar? Yıllardır bilinen gerçek ortada iken, bunlar neden hâla meclise, küfür devletinin dayatmacı kolu olan derin devletin hazırlayıp önlerine sunduğu yasaları onaylamak için yarışıyorlar? Yoksa bunlar sağır, kör ve dilsizler mi? Bakın bunların halini Allah (cc) ayeti kerimesinde nasıl açıklıyor:

“Onlara: Yeryüzünde fesat çıkarmayın, denildiği zaman, “Biz ancak ıslah edicileriz” derler. Şunu bilin ki, onlar bozguncuların ta kendileridir, lakin anlamazlar.” (Bakara 11-12)

Müslümanların haysiyetini küçültücü, kafirlerin haklarını koruyucu bu anayasal düzenlemeler, şüphesiz ki haramla iştigaldir. Küfür yasalarının haramlılığından bahsederken bu halkın ekseriyetinin Müslüman olduğunu göz önünde bulundurarak meseleye yaklaşıyoruz. Türkiye halkı diğer halklar gibi parçalanmış İslam ümmetinin bir parçasıdır. Bu necip halk, geçmişinde İslam’a bağımlılığıyla, İslam’ın bayraktarlığıyla, altı asır İslam devleti Hilafeti omuzlamış, o kimlikle tanınmış ve bir çok ilke imza atmıştır. Yine bu halk, İngilizlerin yardımı ile kafir Atatürk’ün Hilafeti ortadan kaldırdığı döneme kadar İslam hukukundan başka hiçbir anayasaya veya tek bir küfür kanununa meyletmiş değildir. Çünkü; onlar Allah’ın hakimiyetinden başka bir hakimiyet tanımıyorlardı. Ta ki; çeşitli entrikalarla cumhuriyetin ilanı ve hakimiyetin halka verildiği döneme kadar. Ümmetin elinden alınan sulta, ‘halkın hakimiyeti’ söylemleri adı altında kafirlerin egemenliğine geçmiş ve onların haklarını koruyucu, küfür kanunlarını tatbik eden bir yapıya bürünmüştür.

Fikren çökmüş olan bu ümmet, akidesinden vazgeçmemesine rağmen bazen zorla bazen de bilinçsiz bir şekilde bugünkü yasalara itaat etmekte ve ettirilmektedir. Hatta acı olan odur ki; halk uygulanan yasaların farkında bile değildir. Uygulanan yasaların, yenilenecek anayasanın ne olduğuna, kimin için hazırlandığına, sistemin çalışması konusunda halk duyarsız kalıp, bilinçsizce yaşamaktadır. Bundan dolayı dünyanın en kolay idare edilen ülkesi Türkiye diyebiliriz. Çünkü halk ancak kanun ve yasalarla mahkemelerde tanışır. O an dahi uygulanan kanun hakkında bir sorgulama veya düşünme ameliyesi zihninde oluşmaz. Bundan dolayı da dünyada en fazla avukata sahip olan ülke yine Türkiye’dir. Böyle bir halkı kıskaca alan hain idareciler, halkın hakimiyetini savunucular (!), yasal düzenlemeleri, anayasa değişikliğini halka danışmaya dahi gerek duymadan hazırlar, onaylar ve uygulamaya koyarlar. Küfürde ısrar eden hatta yarışan hain idareciler, artık kafir olmakta veya kafirlik suçlamalarından, kınanmasından dahi tedirgin değillerdir. Hatta kafirliği, yahudiliği, dinler arası diyalog, eşitlik, ulus kavramları altında toplumun beyinlerine kazıdılar. Toplumu öyle bir hale getirdiler ki; bir yahudinin başlarına idareci olmasını yadırganmaz oldu. Devletin siyaseti olan menfaatçilik halka benimsettirildiği için halk da meselelerinin çözümüne menfaatçi bir düşünceyle yaklaşmaktadır. Cebini parayla dolduracak kim olursa olsun ona meyletmeye yönelmektedir.

Bütün bunlara rağmen bu halk Müslümanlığını inkar etmiş değildir. Bu kimliği göz önünde bulundurarak, ümmeti düşmüş olduğu bugünkü çirkef hayattan kurtarmak istiyoruz. Her ne olursa olsun, ümmet kafasını kaldırıp üzerinde tatbik edilen anayasaları reddetmelidir. Bu yasalar asla kabullenilemez. Ona karşı susmak, acizlik göstermek, tatbikine göz yummak kesinlikle haramdır. Onu onaylamaksa küfrün ta kendisidir. Demokrasi ve yasalarını kabullenmek onların dinine meyletmektir. Allah (cc) bu hususta şöyle buyurmaktadır:

“Ey iman edenler! Eğer kafirlere itaat edecek olursanız sizi geriye kendi dinlerine çevirirler de dünya ve ahirette ziyana düşenlerin haline düşersiniz...” (Ali İmran 149)

Cumhuriyetin ilanıyla başlayan ve tamamen kafirlerin anayasalarını kaynak alan, her defasında yetersiz kalarak yeniden düzenlemeye gidilen yeni yasaların İslam’la hiçbir alakası yoktur. Bunlar tamamen küfür yasalarıdır. Müslüman için anayasanın kaynağı Kur-an ve sünnettir. Yani hakimiyet sadece Allah’a aittir. Bazıları Allah’ın hakimiyetini sadece yaratmakla sınırlı kılarak, insanların kendilerini idarede serbest olduklarını, iradelerinde serbestçe hareket edebileceklerini iddia ediyorlar. Bunlar sapık düşünce sahipleridir. Allah’ın her husustaki hakimiyetini inkar etmekle ancak kendi kendilerini kandırabilirler. Onların asıl hedefi İslam hukukunu devre dışı bırakmaktır. Eğer onların iddia ettiği doğru ise bugün halen bir mucize olarak hiç bozulmadan elimizde olan Kur’anı Allah ne diye göndersin? Sonra kavimlere ve bütün insanlığa neden peygamberler gönderme gereği duyulsun.? Onların bu tezini Allah (cc) şu ayetiyle çürütmektedir:

“Gerçek bu Kur’an (insanları) öyle bir şeye (yola) doğrultup götür ki, en adil ve en doğru bir yoldur. Güzel amel ve hareketlerde bulunan müminlere kendileri için muhakkak bir ecir olduğunu da müjdeler...” (İsra 9)

“Allah'ın sana gösterdiği şekilde insanlar arasında hükmedesin diye sana Kitab'ı hak ile indirdik; hainlerden taraf olma!” (Nisa 105)

Açıkça onların iddiası boş bir iddiadır. Onlar, mesnetsiz olan bu iddialarının arkasına saklanarak kanun yapmak ve müminleri yollarından saptırmak istiyorlar. Allah (cc) onların bu girişimlerine karşı şöyle buyurmakta:

“Onlar, hala o cahillik devrinin hükmünü mü istiyorlar? Kimmiş Allah'tan daha güzel hüküm verecek?” (Maide 50)

Müslüman için Kur’an ve sünnetten kaynaklanmayan bir anayasayı kabullenmek, asla caiz değildir. Kabullenmek kula kulluğu doğurur ki; buda zillete tâbi olmaktır ve sapıklığa meyletmektir. Artık Müslümanların bu şaşkınlıktan kurtularak vahyin ışığında, bulundukları hâle bakarak küfür yasalarını reddetmeleri gerekir. Kafirlerin her türlü baskı ve zulmüne boyun büker halden ve her türlü şirk kokan kanun ve yasalarına tâbi olmaktan kurtulmaları gerekir. TC anayasasının bozukluğu açıkça ortada iken, Müslümanların bütün bunları görmezlikten gelerek bunlara tâbi olması şaşkınlık alâmetlerinden başka bir şey değildir. Allah’ın lanetlediği düzenlere alkış tutmaktan, demokrasi pisliğinin içerisinde bir çıkış yolu aramaktan uzaklaşarak, İslam’ın getirdiği hayat anlayışına yönelmelidirler. Müslüman olmaları hasebiyle ve Allah’a imanlarından dolayı bir mesuliyet taşıdıklarını hatırlamaları, ve önlerine sunulan insan hakları, düşünce özgürlüğü sloganları ile süslenmiş şirk anayasalarına isyan etmelidirler. Bu mesele Müslümanların imanlarıyla bağlantılı ana bir meseledir. Allah (cc) şöyle buyuruyor: “...Hüküm ancak Allah’ındır ve O yalnız kendisine ibadet (kulluk) etmenizi emretmiştir. İşte, doğru ve gerçek din budur.” (Yusuf 40)

Ey Müslüman Türk halkı!.. Artık bu şaşkınlıktan kurtulmanızın zamanı gelmedi mi? Müslüman olmanız, Allah’a iman etmeniz, size bu yasalara karşı savaşmayı mükellef kılıyor. Sizin için Allah’ın kitabı ve Resulün (sav) sünnetinden alınan şeri hükümlere tâbi olmaktan başka çıkar yol yoktur. Bundan başka bir yol düşünmek imanınızla asla bağdaşmaz. Allah (cc) şöyle buyurmaktadır:

“Şu emrettiğim yol benim dosdoğru yolumdur. Hep ona uyun. Başka yollara ve dinlere uyup gitmeyin ki; sizi onun yolundan saptırıp parçalamasınlar. İşte Allah, kötülüklerden sakınasınız diye bunları emretti.” (En’am 153)

Sayfayı Birine Gönder