|
9. Delil:
Acaba Peygamber (sav), rüyalarında vahiy
alırlar mıydı? Kur-an bu soruya “evet” diyor. Kur-ana
dayanan İslam uleması da evet, demektedirler. (Süheyli-Ravd
c.2,s.395; İbn Seyyid, Uyun, c.I,s.90; Ayni, umdetul Kari,
c.2,s.40; Kastalani, Mevahib, c.I,s.56; Halebi, İnsan,
c.I,s.419; Zürkani, Mevahib Şerhi, c.I,s.230, Peygamberler tarihi,
M. Asım
Köksal, c.I,s.18’den naklen).
Bir rivayette ise nebilerin gördükleri
rüyaların uyanıkken aldıkları vahiy gibi vahiy olduğu
hakikati malumdur. (Medarik, c.4,s25; Peygamberler Tarihi,
Köksal, c.I,s.18). Kur-anda Hz. İbrahim
ve Hz. İsmail’den bahsedilir. Hz. İbrahim ve oğlu
arasında geçen konuşmayı Kur-an şöyle anlatmaktadır:
“Babasıyla beraber yürüyüp gezecek çağa
erişince: Yavrucuğum! Rüyada seni boğazladığımı görüyorum;
bir düşün, ne dersin? dedi. O da cevaben: Babacığım! Emr
olunduğun şeyi yap. İnşallah beni sabredenlerden bulursun,
dedi.” (Saffat,102)
Ayette Rabbimizin de işaret ettiği gibi,
Hz. İbrahim (as) Allah’tan gelen emri, rüyasında görmektedir.
Demek ki, bir nebi rüyasında da Allah’tan emir
alabilmektedir. Oysa
bu emir Hz. İbrahim’in Mushaf’ında yazılı
değildi.
Rüyada vahiy almak, elbette ki sadece Hz.
İbrahim’e mahsus bir şey değildir.
Son Nebi Hz. Muhammed (sav) Efendimiz de uykusunda
yüce Rabbisinin vahyine mazhar olmuş, gözlerini kaparken
bile O, aydınlık nur ikliminin çağladığı
pınardan yudum yudum içmiştir. O (as), uykusunda dahi hitabı
ilahiye mazhar oluyordu. Yüce Rabbimiz, Resulünün rüyasında
kendi vahyine mazhar oluşunu
şöyle ifade buyuruyor:
“Hani sana: Rabbin, insanları çepeçevre
kuşatmıştır, demiştik. Sana gösterdiğimiz o görüntüleri
ve Kur'an'da lânetlenen ağacı, ancak insanları sınamak için
meydana getirdik. Biz onları
korkuturuz da, bu onlara, büyük bir azgınlıktan başka bir
şey sağlamaz.” (İsra,
60)
Cenabı Allah, Resulüne gösterdiği vahyin
mevzusunu Kur-an da belirtmemektedir. O halde soruyoruz;
“Hz. Peygambere Kur-an dan başka Allah’tan bir vahiy, bir
bildiri gelmemiştir diyenler, acaba Kur-anın nida ettiği
şu hakikatları inkar etmenin ve bu fikirlerle
ümmeti Muhammed’in gönüllerini zehirleyerek
dini tahrif etmelerinin hesabını nasıl verecekler?”
Allah, insanları çeşitli
vesilelerle imtihana çeker. Bazen Resulün gördüğü rüya
ile, bazen başka bir yolla. İşte bazen de Resulünün
Kur-an’dan ayrı olarak bildirdiği vahyi gayri metluv
çerçevesinde emirlerine ittiba edip etmemeleriyle imtihana
çeker. Dileriz Rabbimiz bu gibi kimselere hidayet verir.
10. Delil:
Allah Resulü bir önceki ayetle ifade edildiği
gibi Cenabı Allah’tan bir defa rüya yolu ile vahiy almış
değildir. Allah’u Teala Kur-anda Resulüne gösterdiği bir
başka rüyadan bahsetmektedir. Şöyle buyuruyor
yüce Rabbimiz:
“Andolsun ki Allah, elçisinin rüyasını
doğru çıkardı. Allah dilerse siz güven içinde başlarınızı
tıraş etmiş ve kısaltmış olarak,
korkmadan Mescid-i Haram'a gireceksiniz. Allah sizin bilmediğinizi
bilir. İşte bundan önce size yakın bir fetih verdi.” (Fetih
27)
Bu ayette de Allah’u Teala, Resulünün
rüyasının mevzusunu Kur-anda bildirmemiştir.
Ama ona bir rüya gösterdiğini beyan buyurmaktadır. Resulünün
gördüğü bu hak rüyayı Allah (cc) tasdik etmektedir.
Kur-an’a bile inanmakta yollarını
şaşırmış insanlar için biz, tafsilatıyla alakalı
rivayetlere girmeye gerek
görmüyoruz.
11. Delil:
Allah (cc), Enfal suresinin başında,
ganimetin kendisi ve Resulüne ait olduğunu beyan eder.
Sonrada Müminlerin vasıflarından bahseder. Daha
sonra Cenabı Allah Müminlerin halleri ile bir teşbihte bulunur
ve Bedir Savaşı öncesine döner. Şöyle buyurur:
“(Onların bu hali,) müminlerden bir gurup
kesinlikle istemediği halde, Rabbinin seni evinden hak
uğruna çıkardığı (zamanki halleri) gibidir.”
(Enfal 5)
Biz esasen önceki delillerimizde Nebinin,
sadece vahye uyduğunu, vahye göre hareket ettiğini bazı
ayetlerin eşliğinde izah etmiştik. İşte buradan da
Cenabı Allah’ın gönderdiği
emirle Resulullah Bedir Gazvesine çıkıyor. Cenabı Allah,
emriyle
yola çıkan Resulünün çıkışını; “....Rabbinin
seni evinden hak uğruna çıkardığı...”
ifadeleri ile izah ediyor.
Kur-anda Allah’u Tealanın bu emri, Resulüne
çıkması için gönderdiği bu vahyi mevcut değildir.
O halde, Resulün (as), evinden çıkmasını
emreden Allah’ın vahyi Peygamber Efendimize
vahyi gayri metluv olarak gelmiştir.
Oysa; Allah
Resulü bir işte kendisinden izin isteyene izin verebileceğine
dair Allah Zülcelalin emri gelmiştir. (Nur, 62) Fakat,
Resulullah, burada, Bedir’e çıkışta bazı kimselerin
çıkmaya hiç de gönlü olmadığı halde, onlara izin
vermedi. Nitekim Allah’u Teala bunu Kur-anda açıkça
belirtmektedir:
“(Onların bu hali,) müminlerden bir gurup
kesinlikle istemediği halde, Rabbinin seni evinden hak
uğruna çıkardığı (zamanki halleri) gibidir.
Hak ortaya çıktıktan sonra sanki gözleri göre göre ölüme
sürükleniyorlarmış gibi (cihad hususunda)
seninle tartışıyorlardı.” (Enfal
5-6)
İstişare etmesi istenen Allah Resulüne
savaşmaya zorlayan, istişare sonucuna uydurtmayan,
fakat Müminleri razı edene kadar onları dinlemeyen ve
nihayet kılıçları çektirene kadar direttiren
şey neydi? Allah (cc); “istişare et”
“izin isteyene izin ver”
derken, Müminleri savaşa sokup ta onlardan
bazılarının ölümüne sebep olmak bir Peygamber için
olacak şey değildir. Yoksa Resul,
Allah’ın emrine isyan etmiş (haşa), Onun emrinin önüne
geçecek, dinde dilediği gibi hareket etme, inisiyatifini mi
ortaya koymuştu?
Hayır! Bunların hiç biri değildir.
Vahiyden başka hiçbir şeye tâbi olmadığına şahitlik eden
Allah (cc), Resulünün kervan değil orduyla savaşmasını
emretmiş, bu hususta Allah’ın önceden sonuca bağladığı
muradı yerine getirilmiştir. Yani Resule savaşa çıkması
için vahiy gelmişti.
Oysa Kur-anda böyle bir vahiy mevcut değildir.
Gerek bu vahiy gerekse Allah’ın
(cc) vaat ettiği “iki taifeden biri”
müjdesi Kur-anda mevcut olmayıp vahyi gayri metluv yoluyla
gelen vahiylerdir. Şöyle buyuruyor yüce Allah:
“Hatırlayın ki, Allah size, iki taifeden
(kervan
veya Kureyş ordusundan) birinin sizin olduğunu vadediyordu;
siz de kuvvetsiz olanın (kervanın) sizin olmasını istiyordunuz.”
(Enfal 7)
Mealini verdiğimiz bu ayette cenabı Allah’ın
daha önceden vaat ettiği “iki taife”
sözü vardır. (Geniş bilgi için tefsirlere bakılabilir) Bu
iki taifeden
maksat biri kervan, diğeri de Ebu Cehil’in başkanlığında
gelmekte olan ordudur. Cenabı Allah,
önceden karara bağladığı,
bunun tahakkuku için Resulünü evinden
hak ile çıkarıp Bedir meydanında buluşturduğu küfür
ordusunun arkasını kesmeyi
önceden murad etmişti. Allah
(cc) bu orduyu istiyordu. Bunun içinde Müminlere: “Hatırlayın
ki, Allah size, iki taifeden (kervan veya
Kureyş ordusundan) birinin sizin olduğunu vadediyordu;” şeklinde
hitapta bulunuyor.
Bu hitap, Kur-anda daha önce geçmiş bulunmaktadır, yani,
Allah’ın “yaptım”
dediği hitabı
Kur-anda yoktur. Çünkü bu hitap vahyi
gayri metluv ile bildirilmiş,
cenabı Allah, bu yolla Müminlere vaatte bulunmuştur.
12. Delil:
Devam eden ayetlerde Allah’u Teala,
karşılaşan iki ordunun durumundan bahsetmektedir. Müminler
kendilerinin az, kafirlerin çok olduğunu
gördükleri zaman yegane dayanakları
olan Allah’a dua etmekteler. Onlarla
beraber Resulullah ta dua etmektedir.
Geçmişte olan bu hadiseyi müminlere anlatan
ve böylece onlara olan nimetini hatırlatan
Allah (cc) şöyle buyuruyor:
“Hatırlayın ki, siz Rabbinizden yardım
istiyordunuz. O da, ben peş peşe gelen bin melek
ile size yardım edeceğim, diyerek duanızı kabul buyurdu.”
(Enfal 9)
Oysa Kur-anda bu vaat mevcut değildir. Zira
bu vaat de Cenabı Allah’ın, Kur-anda değil
vahyi gayri metluvla vahiy etmiş Resulüne bildirmiştir.
13. Delil:
Cenabı Allah, Kur-anı peyderpey, (116,
İsra, 106), önceki kitapları ise toptan indirmiştir. Müfessirler,
Al-i İmran suresinin üçüncü
ayetinde Allah (cc)’ın bu hususa işaret
etmek için Kur-anın inişini “tenzil”, Tevrat ve incilin
inişini
ise “inzal” kelimelerini kullandığını beyan eder.
Çünkü, Kur-anın tenzili, tedricen, (ara ara) inmesi
anlamına, diğer kitapların inzali ise; toptan
inmesi anlamına gelir.
(Celaleyn, s.54)
Hz. Musa’ya, Tevrat’ın toptan indirildiğine
delalet eden ayetler vardır. Hz. Musa Rabbi ile sözleştiği
günde Allah ile konuşmuş (Araf 142, 143) ve Rabbinden
Tevrat levhalarını almıştı. Ama Hz. Musa’ya Rabbisinin
huzurunda kalması için sözleşme gününe on gün daha
ilave edilmişti. (Araf, 142) Bu ara kavmi buzağıya tapmaya
başlamıştı. (Araf, 148) Bunu görüp de kızan Hz. Musa’yı
cenabı Allah şöyle anlatmaktadır:
“Musa, kızgın ve üzgün bir halde
kavmine dönünce: "Benden sonra arkamdan ne kötü
işler yapmışsınız! Rabbinizin emrini (beklemeyip) acele mi
ettiniz?" dedi. Tevrat levhalarını yere attı ve
kardeşinin (Harun'un) başını tutup kendine
doğru çekmeye başladı.” (Araf
150)
Ayette Hz. Musa’nın Rabbisinden aldığı
vahyin (yontulunmuş yazılı levhaların) yere atılmasından
bahsediliyor ki; bu Hz. Musa’nın
toptan aldığı levhalara delalet etmektedir.
Hz. Musa’nın Rabbisinden aldığı bu levhanın
toptan alınışını ifade eden bir diğer ayette ise Rabbimiz
şöyle buyuruyor:
“(Allah) Ey Musa! dedi, ben risaletlerimle
(sana verdiğim görevlerle)
ve sözlerimle seni insanların başına seçtim. Sana verdiğimi
al ve şükredenlerden ol.” (Araf
144)
Bu ayetten anlaşılan o ki, Hz. Musa’nın
hem Rabbi ile konuştuğu ve hem de Allah’u Teala’dan aldığı
bu risaletlerin vuku bulduğu o buluşma anında, Tevrat
levhalarını toptan almıştı. “Sana
verdiğimi al...” sözünden
de bu anlaşılıyor. Hz.
Musa’nın aldığı bu Tevrat levhalarının toptan ve bir
defada verildiğini ifade eden ayetin hemen akabinde
gelmekte ve o buluşma esnasında Tevrat’ın toptan
verildiğini ifade etmektedir:
“Nasihat ve her şeyin açıklamasına dair
ne varsa
hepsini Musa için levhalarda yazdık.” (Araf
145)
Her şey için bir açıklamanın bulunduğu
bir kitabı Hz. Musa’ya verdiğini bu ayet ile bildiren
Allah (cc), bir diğer ayette ise bu verdiği kitabı tam olarak
yani Tevrat’ı tam olarak verdiğini bildirmektedir:
“Sonra iyilik edenlere nimetimizi tamamlamak,
her şeyi açıklamak, hidayete erdirmek ve rahmet etmek
maksadıyla Musa'ya da Kitab'ı (Tevrat'ı) verdik. Umulur ki,
Rablerinin huzuruna varacaklarına iman ederler.” (En’am
154)
Demek ki; Tevrat Hz. Musa’ya toptan indirilmiştir.
Kur-anda dikkatimizi çeken
bir husus vardır. Resulullahın risaletine iman etmeyenler ondan
gökten bir kitap indirilmesini istediklerine dair Allah (cc)
şöyle buyurmaktadır:
“...Bize, okuyacağımız bir kitap indirmediğin
sürece (göğe) çıktığına da asla inanmayız...”
(İsra 93)
(bkz. Furkan 32) Buna
karşılık Allah’u
Teala şöyle buyurmaktadır:
“Eğer sana kâğıt üzerine yazılmış
bir kitap indirseydik de onlar elleriyle onu tutmuş olsalardı,
yine de inkar ediciler: Bu, apaçık büyüden başka bir şey
değildir, derlerdi.” (En’am 7)
Çünkü bu onların, öteden beri toplu inen
semavi kitapların teamülüne uyarak: “Eğer, hak üzere
isen haydi onlar gibi sende toplu bir kitap indir” şeklinde
itirazda bulunuyorlardı. Fakat Allah Resulüne ve ümmetine
bir rahmetten bahsediyor
ve şöyle diyor Allah (cc):
“Biz onu, Kur'an olarak, insanlara dura
dura okuyasın diye (âyet âyet, sûre sûre) ayırdık; ve onu
peyderpey indirdik. De ki: Siz ona ister inanın,
ister inanmayın...” (İsra
106-107) Demek ki Kur-an Allah’tan bir rahmet olarak
tedricen inmiştir.
Şurası bir gerçek ki; Allah’u Teala,
Peygamberleriyle arada bir vasıta olmaksızın konuşmuştur.
Kur-anda bunların örnekleri ve delilleri
mevcuttur. Biz bunlardan
birkaç tanesini örnek vermekle iktifa edeceğiz. Mealini
vereceğimiz ayetlere dikkatlice bakılırsa cenabı Allah’ın
Hz. Musa,
Hz. Nuh ve diğerleriyle suhuflarında veya kitaplarında
yazılı olmayan konuşmalar yapmaktadır. Bu konuşmalar
ise vasıtasız olmaktadır. Şöyle anlatıyor
Allah Azze ve Celle:
“Sonunda Musa süreyi doldurup ailesiyle
yola çıkınca, Tûr tarafından bir ateş gördü. Ailesine:
Siz (burada) bekleyin; ben bir ateş
gördüm, belki oradan size bir haber yahut
ısınmanız için bir ateş parçası getiririm,
dedi. Oraya gelince, o mübarek yerdeki vâdinin sağ
kıyısından, (oradaki)
ağaç tarafından kendisine şöyle seslenildi:
Ey Musa! Bil ki ben, bütün âlemlerin Rabbi olan Allah'ım.
Ve "Asânı at!" (denildi). Musa (attığı) asâyı
yılan gibi deprenir görünce, dönüp arkasına bakmadan kaçtı.
"Ey Musa! Beri gel, korkma. Çünkü sen emniyette
olanlardansın" (buyuruldu). "Elini
koynuna sok; kusursuz, bembeyaz çıkacaktır.
Korkudan (açılan) kollarını
kendine çek. İşte bu ikisi Firavun ve onun adamlarına
karşı Rabbin tarafından iki kesin
delildir. Çünkü onlar, yoldan çıkan bir kavim
olmuşlardır" (diye seslenildi).” (Kasas
29-32)
Mealini vermiş olduğumuz bu ayetlerde Cenabı Allah, Hz.
Musa ile vasıtasız ve karşılıklı konuşmaktadır.
Ayetleri okurken dikkat
ettiyseniz bu konuşmalar Mushaf da yazılı olarak
gelmesi mevzu bahis değil bilakis Mushaf da yazılı olmayıp
Hz. Musa ile yüce Rabbisi arasında karşılıklı
konuşmadır.
Sayfayı
Birine Gönder
|