|
Cumhuriyet; temelde halkın hakimiyetini esas
alan demokrasi nizamı üzerine kurulu sistemdir. Böylece bu
sistemde halk, yönetim ve yasama
hakkına sahiptir. Bu kelime, batılıların dilinde
“Republik” olarak geçmektedir. Batı dünyasından ithal
edilip, Müslüman halkın başına bir musibet olarak yerleştirilen
bu sistemin ismi, Türkçe de “cumhuriyet” olarak kullanılmaktadır.
Harf devrimi
ile Arapça’nın Müslüman halkın zihninden
tamamen silinmesi hedeflenirken neden Arapça
bir kelime olan “cumhuriyet” kelimesi kullanılmıştır?!
Bütün bunlar Müslümanlar tarafından anlaşılıp
kabullenirse durumları ve tutumları değişecektir.
Cumhuriyet bayramı
diye bir şey kutlanamaz. Çünkü, böyle bir bayram İslam da
yoktur. Öyleyse İslam’a inananlar bunu kutlayamazlar. İslam
da yalnız iki bayram vardır. Bunlar Ramazan bayramı ve Kurban
bayramıdır. Bunlar vahiy ile sabittir. Müslüman yalnız
vahye göre hareket eder.
Bu nedenle yalnız vahiy
ile Allah’tan gelen emre uyar. Vahiy ise Kur-an ve Sünnettir.
Halbuki Kemalistler, harf devrimini yaparken
Kur-an ve Sünnet yolunu kapatmak istemişler ve bu yolla da Müslümanları
dinlerinden kolayca uzaklaştırmayı hedeflemişlerdir. Bugün
de bunların talebeleri aynı savaşı vermekte ve bu uğurda
canla başla çalışmaktadırlar.
Öyleyse; bu kadar hassas olan bir konuda neden
Republik kelimesi yerine Arapça bir kelime seçilmiştir?
Arapça olan bu kelimeyi kullanmalarının
sebebi ve hedefi, elbette Hilafet yerine
cumhuriyeti kolayca Müslümanlara enjekte edebilmeleri idi.
Nitekim M. Kemal, Hilafeti ilga ederken
şu sözleri söylemiş ve sonra ilgasıyla ilgili kanuna geçiş
yapmıştır. “Hilafet,
cumhuriyet ve hükümet mefhumda ve mânada mündemiçtir.”
Yani, bu sözleri sarfetmekle M. Kemal,
cumhuriyetin Hilafetle aynı olduğunu, birbirlerini
kapsadığını ifade ederek, Müslümanları bu çeşit kelime
oyunlarıyla aldatmış ve onlara en büyük ihaneti böylelikle
hazırlamıştır.
Oysa Hilafet; İslam ahkâmının hakim
kılınması ve İslam davetinin âleme taşınması için
dünyadaki bütün Müslümanların genel başkanlığıdır.
Halife ise, Resulullah (sav)’den sonra yönetimde sulta
(otorite) sahibi olmakta ve şeriatın hükümlerini uygulamakla
ümmete biat yoluyla vekil olan
kimsedir. Resulullah (sav) söyle buyurmuştur;
“İsrail Oğulları Peygamberler
tarafından siyaset ediliyordu. Fakat benden sonra peygamber
gelmeyecektir.
Lakin benden sonra Halifeler olacaktır.”
(Müslim) Hilafet sisteminde Meclisten veya Halife kendi
nefsinden kanun çıkartamaz. Halife yalnız
vahiyden hüküm benimser
ve onu kanun haline getirir. Cumhuriyet sisteminde ise meclis
hükümetten veya bir partiden kanun
teklifi gelince onu tartışır ve çoğunluk sağlanırsa ve
laikliğe uygunsa, yani dine dayalı değilse kanun
olur. Şu var ki; bir sözcük Kur-anda geçse, sonra insanlar
bu sözcüğü başka mânada kullanırlarsa,
o sözcük kaldırılır ve başka bir kelime
ile izah edilebilir. Bunun delili Yahudiler Kur-anda geçen bir
sözcüğü kötü manada kullanmaya
başlayınca Allah bu sözcüğün kullanılmasını yasakladı.
İslam’da hükümet yoktur, hükümet
yönetimi paylaşan bir grup yöneticilerden ibarettir. Buna
cemai (toplu) liderlik denilir. Oysa, bu şekil İslam’a aykırıdır.
Liderlik ferdidir. Tek lider Halifedir. Devleti yöneten yalnız
odur. Kendisine
yardım edecek muavinleri o tayin eder. Bu muavinler Halifenin
baktığı hususa bakarlar.
Çünkü Resulullah (sav) kendisi için iki muavin seçmişti:
Ebu Bekir ve Ömer idi. Bunlar Resulullah (sav) ile birlikte hareket
ediyorlardı ve meselelere bakıyorlardı.
Bundan dolayı, hükümet ve Cumhuriyet
Hilafetle eş anlamlı olmamakla beraber mânaları da mündemiç
değillerdir. Mustafa Kemal Müslümanlara yalan söyleyerek
aldatma yoluna gitmiştir. Bütün İslam dünyasına
cumhuriyeti ihraç etmek üzere
ve Müslümanlara yutturmak için bu kelime Arapça
olarak kullanıldı.
Hilafet ve cumhuriyet şayet aynı mânaya
sahip iseler neden Hilafet var iken 29.10.1923’te cumhuriyet
ilan edildi ve ilan edilince Hilafet otoritesiz hâle getirildi!
Ve neden bu ilandan birkaç ay sonra 03.03.1924’te Hilafet
tamamen ilga edildi?!.
Bütün bu olup bitenlerin ardından
Hilafetten söz etmek bile yasaklandı, Hilafete sahip çıkan
kimseler yok edildi. Günümüzde dahi Hilafete çağıranlar ve
bunun mücadelesini verenler hapse atılıyor,
eziliyor, ağır işkenceler görüyor ve
hatta öldürülüyorlar.
Bu açıklamadan sonra cumhuriyet için bir
bayram
olur mu?! Müslümanların bunu kutlamaları kesinlikle
haramdır. Küfrün kutlanması katiyen caiz değildir. Müslümanlar
bunu kutlamakla dinleriyle savaşan ve Hilafet sistemini yıkan
kimseleri tebrik etmiş olmazlar mı?! Bu ise ahmaklıktır,
beyinsizliktir
ve akıl dışıdır.
Öte yandan, cumhuriyet rejimi İslam’la ve
Müslümanlarla
savaşıyor, başörtüsünü yasaklıyor. Cumhuriyet rejimi
devletin dine dayanmasını asla
kabul etmez, bilakis dini devletten uzaklaştırmak,
onun hayat görüşüdür. Ayrıca, bu rejim Türkiye’nin ve
Müslümanların geri kalmasının ana sebebidir! Zira kalkınma
bir ideolojiyle gerçekleşir. Bu ideoloji halk tarafında
benimsenmeli ve idrak
edilmelidir. Bu ideolojiye göre halk düşünmeye
ve hareket etmeye başlarsa, böylece onun fikri seviyesi
yükselmiş olur. Bunun akabinde ilerlemeyi her alanda gerçekleştirir.
Türkiye Cumhuriyeti
devleti ve adamları kapitalist ideolojisini aldılar ve
onu benimsediler. Halk üzerine demir
yumrukla, silahla ve zorbalıkla 78 senedir bu reji-mi
ve ithal edilen fikirleri uygulamaya çalışıyorlar.
Halk, bu rejime, kapitalizme ve ona dayalı
fikirlere hiç inanmadılar ve benimsemediler. Halk Müslüman
olarak kaldı. Fakat kapitalizmin diktatörlüğü
altında, ezildi ve hâlende ezilmektedir. Kapitalist
kültürü onu etkilemişse de hiç bir zaman kapitalist
ideolojisini benimsemediler. Onun temeli olan laiklik, halk
tarafından kabullenilmediği gibi tarifi bile Türkiye’de şu
ana kadar anlaşılmış değildir. Laikliğin hangi tarafını
kabul edeceklerini
bilmemektedirler. Kimi Fransa’yı, kimi de İngiltere’yi
taklit etmeye çalışıyor. Bir kısmı da Almanya’yı
ve bazıları da Amerika’yı örnek gösteriyor. Zira, bütün
batı devletleri kapitalist
laikliği temel olarak kabul etmekle beraber, her kapitalist
devlet ayrı ayrı şekilde laikliği uygulamaktadır.
Demokrasi aynı şekildedir, her kapitalist
devlette başka yolla uygulanmaktadır. Laiklikten
fışkıran temel hürriyetlerle ilgili
icraatları da farklıdır. Cumhuriyetin
idare şeklide her devlette farklıdır. Amerikanın
uygulaması, Fransa’dan
farklıdır. Almanya’daki uygulama ise daha
farklıdır.
Türkiye Cumhuriyeti rejiminin adamları
şaşkındır.
Bunlardan her biri bu kapitalist devletlerden
birininkini savunuyor, onun kapitalist
şekillerine özenip ithal etmeye çalışıyor. Devamlı: “Amerika
ve falanca Avrupa devletinde şöyle var” diye
onlara sığınıyorlar. Körü körüne batıya
olan böylesi bağlılık ve hayranlık sebebiyle hiçbir zaman
Türkiye kalkınamayacaktır.
Bu nedenle, Türkiye’deki insanların bütün bu
çektiklerinin tek sebebi bu ithal,
batıl rejimdir. Bu rejim aynı zamanda şer kaynağıdır. Müslümanlar
bu rejimin ve onun kültürünün etkisinden kurtulmak için çalışmalıdır.
Fakat, Müslümanlar kurtuluş ve bu pislikten arınma çalışması
yaparlarken, İslam’ın sırf ruhani ve ahlaki taraflarını
almakla yetinmemelidirler.
Bununla beraber, İslam’ın siyasetini de kavramalıdırlar.
Zira bu mesele, Müslümanlar
için hayati bir meseledir. Öyle ki,
İslam akidesi ruhani-siyasi bir akidedir.
İslam; hayatın, devletin ve bütün her
sorununu çözen
kapsamlı bir ideolojidir. Günümüzde, İslam’ın devlet
sistemi olan Hilafeti doğru bir şekilde halka kavratmak
için, bunu benimseyen ve İslam’ın tüm fikirlerini kavrayan
bir İslami hizbin bulunulması kaçınılmazdır.
Çünkü, Resulullah (sav) bir hizb oluşturmuştu ve İslam’a
bu şekilde çalışmış ve ardından
İslam devletini kurmuştur.
Halk samimi lider istiyor. Bu lider ise, bu tür
bir hizbtir. Bu hizbin görevleri; kapitalist fikirleriyle,
kapitalist rejimle mücadele etmek, İslam fikirlerini halka
kavratmak, benimsettirmek, devlet adamı
yetiştirmek, Hilafeti kurmak
için halkı ve onun gücü olan orduyu örgütlemek ve onlara liderlik
etmektir. Hilafet devletinin kurulmasının
tek metodu
budur. Bu devlet kurulunca kalkınma gerçekleşir
ve her alanda ilerleme kaydedilir.
“De ki; benim yolum budur, bu yolda ben ve bana tâbi olan
kimselerle beraber basiretle (kavrayarak ve idrak ederek) Allah’a
davet ediyorum” (Yusuf
108)
Sayfayı
Birine Gönder
|