MÜLKİYET ÇEŞİTLERİ
ÖZEL MÜLKİYET
İnsan
yaratılışı gereği ihtiyaçlarını gidermek için çalışmak
ister. Bunun için de çaba ve gayret sarf eder. Çünkü insanın açlığını
doyurması kaçınılmaz ve aksinin yapılması mümkün olmayan bir
durumdur. Bundan dolayı insanın servete sahip olmasının,
yaratılışın bir gereği olmasının yanında mutlak kaçınılmazlığı
olan bir yönü de vardır. Onun için insanı servet elde etmekten
alıkoymak yaratılışın gereğine ters düştüğü gibi insanın mülk
edinmesini belli bir miktar ile sınırlandırma girişimi de
yaratılışa terstir. Bu nedenle hiç bir zaman insan ile servet edinme
isteği arasına bir perde konulmaması ve insanın servete
ulaşmasında ki çaba ve gayretin engellenmemesi doğal olandır. Ancak
bu anlamda mal elde etmek, insanın istediği şekil ve nitelikte
olmasını, ona ulaşmak için istediği yöntemleri kullanmasını ve
onu istediği şekilde tasarruf etmesi özgürlüğüne sahip olmasını
gerektirmez. Böyle bir anlayış anarşi ve ızdıraba neden olur.
Çünkü, insanlar güç ve ihtiyaç bakımından farklı olduklarından
onları tümden serbest bırakırsanız güçlüler servetin tümünü
ellerine alır, zayıflar ve güçsüzler yok olup giderler. Şehvetleri
peşinden koşanlar tümüyle sapıtırlar. Bunun için, insanlara
servete sahip olma imkanının sağlanması mutlaka gereklidir. Bunun
sağlanabilmesi için ise tüm insanlara hem temel ihtiyaçlarını
karşılamayı hem de lüks ihtiyaçlarını elde etmeyi garantileyecek
şekilde çalışma, çaba gösterme imkanı verilmelidir. Bu nedenle bütün
insanların servet elde etmelerine imkan tanıyacak, temel ve lüks
ihtiyaçlarını da fıtratı ile uyumlu olarak karşılanmasına yol açacak
şekilde mülk edinmenin niteliği açık ve net olarak
sınırlandırılmalı, ortaya konulmalıdır. Çünkü insanların
ihtiyaçları ve güçleri birbirinden farklıdır. Bundan dolayı mülkiyeti
yasaklamakla savaşmak gerekir. Ama mülkiyeti nitelik açısında
sınırlandırmak da gerekir. Ancak nicelik açısından mülkiyeti
yasaklamak veya sınırlandırmak yaratılışın amaçlarına terstir
ve insanın servet edinmesi için göstereceği gayreti engeller. Bunun
yanında sırsız mülkiyet özgürlüğü düşüncesiyle de savaşmak
gerekir. Çünkü bu özgürlük anlayışı insanlar arasındaki
ilişkileri olumsuz yönde etkiler ve toplumun bozulmasına neden olur.
İslâm özel mülkiyeti, miktar
yönü ile değil de nitelik, yani kazanma şekli yönünden sınırlandırarak
kabul etmiştir. Böylece insanın yapısına uygun bir şekilde
insanlar arası ilişkileri düzenlemiş, temel ihtiyaçlarını
karşılamak ve gidermek için imkânlar hazırlamıştır.
Özel Mülkiyetin Tanımı
Özel mülkiyet, bizzat
malın kendisi veya ondan elde edilen fayda ile ilgili düzenlemeler
getiren şer’i bir hükümdür. Bu hüküm; insanın bir ekmek veya
bir eve sahip olması gibi kendisine izafe edilen kimseye bir şeyden
fayda sağlaması ve ondan karşılık alabilmesi imkânını sağlar.
Zira insanın bir ekmeğe sahip olması imkanının sağlanması ya onu
yemesi içindir ya da satıp karşılığını alması içindir. Aynı
şekilde eve sahip olma imkanı verilmesi, aynı evde oturması veya evi
satıp parasını alması içindir. Ev ve ekmekten her biri malın
kendisidir. Öyleyse bunlar hakkındaki şer’i hüküm, bunları tüketerek
veya mübadele yoluyla yararlanması için kanun koyucunun insanlara
izin vermesi ile ilgilidir. Yararlanmak ile ilgili olan bu izin, kişiye
ekmeği yemesi, evde ikamet etmesi imkanını verdiği gibi onu satma
imkanını da verir. Böylece ekmekli ilgili şer’i hüküm, ekmeğin
tüketilmesiyle ilgili izindir. Ev açısından ise, fayda ile
belirlenmiş olan onda oturma iznidir. Buna göre mülkiyet; kanun
koyucunun, malın kendisinden yaralanmakla ilgili izni olmaktadır.
Dolayısıyla mülkiyet, ancak kanun koyucunun şeyler hakkında
nedenler göstermesi veya izin vermesi ile gerçekleşebilir. O halde
mal üzerindeki mülkiyet hakkı malın bizzat kendisinden ve
doğasından yani faydalı veya faydasız oluşundan gelmemektedir. O,
ancak kanun koyucunun izninden ve onu, malın mülk edinilmesini serbest
kılan bir neden yapmasından gelmektedir. Bunun için kanun koyucu bazı
malların mülk olabilmesine izin verirken, bir kısmının da mülk
edinilmelerini yasaklamıştır. Yine bazı ticari anlaşmaları, domuz
ve içkinin mülkiyetini müslümanlara yasakladığı gibi İslâm
Devletinin tebaasından herhangi biri için faiz ve kumar gelirlerinin
mülkiyetini de yasaklamıştır. Faizi yasaklarken alışı-verişi
serbest bırakmış, "inan" şirketine izin verirken
kooperatif kuruluşlarını, anonim şirketleri, sigorta ve sigorta
şirketlerini ise yasaklamıştır.
Mülkiyetin kullanımında bir
takım şartlar olduğu gibi yasal mülk edinmenin de bir takım
şartları vardır. Bu, mülkiyetin toplumun maslahatından (kamu
yararı) ve toplumun dışında bir birey olacak değil de, toplumun bir
parçası olan bireyin yararı için konulmuştur. Mülkiyetin aslını
(özünü) kanun koyucu belirlediğinden, mülk olunan maldan
faydalanmada ancak kanun koyucudan bir delilin bulunması ile ortaya çıkar.
Kanun koyucu yasal düzenleme ile mülkiyeti bireye vermiştir. Böylece
mülkiyete, toplum içindeki bireye özel bir şeyin kanun koyucu
tarafından verilmesidir. Bu verme işi olmasaydı birey ona sahip olma
hakkını elde edemezdi.
Malın mülk edinilmesi, malın
bizzat kendisinin ve faydasının mülk edinilmesi anlamına gelir.
Yoksa sadece fayda açısından mülkiyet söz konusu değildir. Mülkiyetten
gerçek anlamda amaçlanan, şeriatın belirlediği faydalanma şekli
ile maldan faydalanmamaktır.
Özel mülkiyetle ilgili bu
ifadelerden aşağıdaki konuların anlaşması mümkündür.
a-
Mülk edinme için meşru bir takım sebepler vardır.
b-
Bu mülkiyetin kullanımı için belirli bir takım sınırlar vardır.
c-
Sahip olunan maldan yararlanmada belirli sınırlar vardır.
d-
Özel mülkiyet hakkına tecavüz sayılan durumlar.
İşte böylece bu ifadelerde
kanun koyucunun mübah kıldığı mal edinme ile ilgili gerçekleri
anlamamız mümkün olduğu gibi, mal edinme ve ondan yararlanmak için
gösterilecek çaba ve gayretin anlamını da kavramamız mümkün olur.
Diğer bir ifadeyle yukarıda geçen tanımlama, mülkiyetin kapsamını
belirlemektedir.
Mülkiyetin
Anlamı
Özel mülkiyet, bireyin
şer'i (yasal) bir hakkı olup, birey menkul ve gayri menkul mallar
edinebilir. Bu hak, bir yasama ile korunmuş ve
sınırlandırılmıştır. Mülkiyet hakkı, mali önemi olan faydalı
bir olgu olmakla birlikte şeriat tarafından da tanımlanmıştır.
Yani özel mülkiyet, bireyin sahip olduğu malda kullanım yetkisinin
olmasıdır. Bunun için mülkiyet hakkının, Allah'ın emir ve yasak
sınırları içinde sınırlandırılması açık bir gerekliliktir.
Mülkiyetin bu sınırlandırılması,
mülkiyet hakkının sabit olduğu meşru mülk edinme nedenleri ile
cezayı gerektiren durumlarda ortaya çıkar. Örnek olarak, hırsızlığın
ve gaspın tanımı v.b. Bu sınırlama mülkiyetteki kullanım
hakkında bir serbestlik ve yasaklamanın olduğu durumlarda açığa çıkar.
İslâm mülkiyete sınır getirirken mülkiyetin sayısal miktarına
değil, ancak mülkiyetin nitel yönüne sınırlama yapmıştır.
Sınırlamanın nitel yönden olduğunu aşağıdaki hususlar açık bir
şekilde ortaya çıkarmaktadır.
1-
Sınırlama mülk edinme nedenleri ve mülkün geliştirilmesi yönündendir
yoksa mülk edinilen malın miktarı hakkında değildir.
2- Kullanma
şeklinin nitel yönden sınırlanması gereklidir.
3- Haraç
arazisi bireylere değil devlete aittir.
4-
Belirli şartlarda zorla özel mülkiyetin kamu mülkiyeti haline dönüştürülmesi
gereklidir.
5-
İhtiyacını giderecek imkanlardan yoksun kimseye, bu ihtiyacını
gidermek için o ihtiyacı çerçevesinde bir miktar mal verilmesi
gereklidir.
Bunlardan da anlaşıldığı gibi
özel mülkiyetin anlamı, bireyin sahip olduğu mal üzerinde, sınırlı
ve bilerli şartlar altında kullanma yetkisinin verilmesi yani mülkiyetin
birey için şer’i bir hak kılınmasıdır.
Şeriat, özel mülkiyete saygılı olmayı, onu
çeşitli saldırılardan korumayı bir görev olarak belirlemiş ve bu
mülkiyet hakkının korunması görevini devlete yüklemiştir. Bu
sebeple hırsızlık veya soygun gibi meşru olmayan yollarla bu hakkı
engelleyenlere caydırıcı cezalar koymuştur. Bununla yetinmeyerek,
kendileri için mülkiyet haklarından herhangi bir hakkın
olamayacağı şeylere ve başkalarının mülkiyet sınırlarında olan
şeylere göz dikmelerini engellemek için terbiye edici cezalar da
koymuştur. Böylece helal mal, mülkiyet kapsamına giren maldır.
Haram mal ise, mülk değildir ve mülkiyet kavramının kapsamına
girmez.
|