İSLAM'DA İKTİSAD NİZAMI

 

MÜLKİYET ÇEŞİTLERİ

ÖZEL MÜLKİYET

 İnsan yaratılışı gereği ihtiyaçlarını gidermek için çalışmak ister. Bunun için de çaba ve gayret sarf eder. Çünkü insanın açlığını doyurması kaçınılmaz ve aksinin yapılması mümkün olmayan bir durumdur. Bundan dolayı insanın servete sahip olmasının, yaratılışın bir gereği olmasının yanında mutlak kaçınılmazlığı olan bir yönü de vardır. Onun için insanı servet elde etmekten alıkoymak yaratılışın gereğine ters düştüğü gibi insanın mülk edinmesini belli bir miktar ile sınırlandırma girişimi de yaratılışa terstir. Bu nedenle hiç bir zaman insan ile servet edinme isteği arasına bir perde konulmaması ve insanın servete ulaşmasında ki çaba ve gayretin engellenmemesi doğal olandır. Ancak bu anlamda mal elde etmek, insanın istediği şekil ve nitelikte olmasını, ona ulaşmak için istediği yöntemleri kullanmasını ve onu istediği şekilde tasarruf etmesi özgürlüğüne sahip olmasını gerektirmez. Böyle bir anlayış anarşi ve ızdıraba neden olur. Çünkü, insanlar güç ve ihtiyaç bakımından farklı olduklarından onları tümden serbest bırakırsanız güçlüler servetin tümünü ellerine alır, zayıflar ve güçsüzler yok olup giderler. Şehvetleri peşinden koşanlar tümüyle sapıtırlar. Bunun için, insanlara servete sahip olma imkanının sağlanması mutlaka gereklidir. Bunun sağlanabilmesi için ise tüm insanlara hem temel ihtiyaçlarını karşılamayı hem de lüks ihtiyaçlarını elde etmeyi garantileyecek şekilde çalışma, çaba gösterme imkanı verilmelidir. Bu nedenle bütün insanların servet elde etmelerine imkan tanıyacak, temel ve lüks ihtiyaçlarını da fıtratı ile uyumlu olarak karşılanmasına yol açacak şekilde mülk edinmenin niteliği açık ve net olarak sınırlandırılmalı, ortaya konulmalıdır. Çünkü insanların ihtiyaçları ve güçleri birbirinden farklıdır. Bundan dolayı mülkiyeti yasaklamakla savaşmak gerekir. Ama mülkiyeti nitelik açısında sınırlandırmak da gerekir. Ancak nicelik açısından mülkiyeti yasaklamak veya sınırlandırmak yaratılışın amaçlarına terstir ve insanın servet edinmesi için göstereceği gayreti engeller. Bunun yanında sırsız mülkiyet özgürlüğü düşüncesiyle de savaşmak gerekir. Çünkü bu özgürlük anlayışı insanlar arasındaki ilişkileri olumsuz yönde etkiler ve toplumun bozulmasına neden olur.

İslâm özel mülkiyeti, miktar yönü ile değil de nitelik, yani kazanma şekli yönünden sınırlandırarak kabul etmiştir. Böylece insanın yapısına uygun bir şekilde insanlar arası ilişkileri düzenlemiş, temel ihtiyaçlarını karşılamak ve gidermek için imkânlar hazırlamıştır.

Özel Mülkiyetin Tanımı

Özel mülkiyet, bizzat malın kendisi veya ondan elde edilen fayda ile ilgili düzenlemeler getiren şer’i bir hükümdür. Bu hüküm; insanın bir ekmek veya bir eve sahip olması gibi kendisine izafe edilen kimseye bir şeyden fayda sağlaması ve ondan karşılık alabilmesi imkânını sağlar. Zira insanın bir ekmeğe sahip olması imkanının sağlanması ya onu yemesi içindir ya da satıp karşılığını alması içindir. Aynı şekilde eve sahip olma imkanı verilmesi, aynı evde oturması veya evi satıp parasını alması içindir. Ev ve ekmekten her biri malın kendisidir. Öyleyse bunlar hakkındaki şer’i hüküm, bunları tüketerek veya mübadele yoluyla yararlanması için kanun koyucunun insanlara izin vermesi ile ilgilidir. Yararlanmak ile ilgili olan bu izin, kişiye ekmeği yemesi, evde ikamet etmesi imkanını verdiği gibi onu satma imkanını da verir. Böylece ekmekli ilgili şer’i hüküm, ekmeğin tüketilmesiyle ilgili izindir. Ev açısından ise, fayda ile belirlenmiş olan onda oturma iznidir. Buna göre mülkiyet; kanun koyucunun, malın kendisinden yaralanmakla ilgili izni olmaktadır. Dolayısıyla mülkiyet, ancak kanun koyucunun şeyler hakkında nedenler göstermesi veya izin vermesi ile gerçekleşebilir. O halde mal üzerindeki mülkiyet hakkı malın bizzat kendisinden ve doğasından yani faydalı veya faydasız oluşundan gelmemektedir. O, ancak kanun koyucunun izninden ve onu, malın mülk edinilmesini serbest kılan bir neden yapmasından gelmektedir. Bunun için kanun koyucu bazı malların mülk olabilmesine izin verirken, bir kısmının da mülk edinilmelerini yasaklamıştır. Yine bazı ticari anlaşmaları, domuz ve içkinin mülkiyetini müslümanlara yasakladığı gibi İslâm Devletinin tebaasından herhangi biri için faiz ve kumar gelirlerinin mülkiyetini de yasaklamıştır. Faizi yasaklarken alışı-verişi serbest bırakmış, "inan" şirketine izin verirken kooperatif kuruluşlarını, anonim şirketleri, sigorta ve sigorta şirketlerini ise yasaklamıştır.

Mülkiyetin kullanımında bir takım şartlar olduğu gibi yasal mülk edinmenin de bir takım şartları vardır. Bu, mülkiyetin toplumun maslahatından (kamu yararı) ve toplumun dışında bir birey olacak değil de, toplumun bir parçası olan bireyin yararı için konulmuştur. Mülkiyetin aslını (özünü) kanun koyucu belirlediğinden, mülk olunan maldan faydalanmada ancak kanun koyucudan bir delilin bulunması ile ortaya çıkar. Kanun koyucu yasal düzenleme ile mülkiyeti bireye vermiştir. Böylece mülkiyete, toplum içindeki bireye özel bir şeyin kanun koyucu tarafından verilmesidir. Bu verme işi olmasaydı birey ona sahip olma hakkını elde edemezdi.

Malın mülk edinilmesi, malın bizzat kendisinin ve faydasının mülk edinilmesi anlamına gelir. Yoksa sadece fayda açısından mülkiyet söz konusu değildir. Mülkiyetten gerçek anlamda amaçlanan, şeriatın belirlediği faydalanma şekli ile maldan faydalanmamaktır.

Özel mülkiyetle ilgili bu ifadelerden aşağıdaki konuların anlaşması mümkündür.

a- Mülk edinme için meşru bir takım sebepler vardır.

b- Bu mülkiyetin kullanımı için belirli bir takım sınırlar vardır.

c- Sahip olunan maldan yararlanmada belirli sınırlar vardır.

d- Özel mülkiyet hakkına tecavüz sayılan durumlar.

İşte böylece bu ifadelerde kanun koyucunun mübah kıldığı mal edinme ile ilgili gerçekleri anlamamız mümkün olduğu gibi, mal edinme ve ondan yararlanmak için gösterilecek çaba ve gayretin anlamını da kavramamız mümkün olur. Diğer bir ifadeyle yukarıda geçen tanımlama, mülkiyetin kapsamını belirlemektedir.

 Mülkiyetin Anlamı

 Özel mülkiyet, bireyin şer'i (yasal) bir hakkı olup, birey menkul ve gayri menkul mallar edinebilir. Bu hak, bir yasama ile korunmuş ve sınırlandırılmıştır. Mülkiyet hakkı, mali önemi olan faydalı bir olgu olmakla birlikte şeriat tarafından da tanımlanmıştır. Yani özel mülkiyet, bireyin sahip olduğu malda kullanım yetkisinin olmasıdır. Bunun için mülkiyet hakkının, Allah'ın emir ve yasak sınırları içinde sınırlandırılması açık bir gerekliliktir.

Mülkiyetin bu sınırlandırılması, mülkiyet hakkının sabit olduğu meşru mülk edinme nedenleri ile cezayı gerektiren durumlarda ortaya çıkar. Örnek olarak, hırsızlığın ve gaspın tanımı v.b. Bu sınırlama mülkiyetteki kullanım hakkında bir serbestlik ve yasaklamanın olduğu durumlarda açığa çıkar. İslâm mülkiyete sınır getirirken mülkiyetin sayısal miktarına değil, ancak mülkiyetin nitel yönüne sınırlama yapmıştır. Sınırlamanın nitel yönden olduğunu aşağıdaki hususlar açık bir şekilde ortaya çıkarmaktadır.

1- Sınırlama mülk edinme nedenleri ve mülkün geliştirilmesi yönündendir yoksa mülk edinilen malın miktarı hakkında değildir.

2- Kullanma şeklinin nitel yönden sınırlanması gereklidir.

3- Haraç arazisi bireylere değil devlete aittir.

4- Belirli şartlarda zorla özel mülkiyetin kamu mülkiyeti haline dönüştürülmesi gereklidir.

5- İhtiyacını giderecek imkanlardan yoksun kimseye, bu ihtiyacını gidermek için o ihtiyacı çerçevesinde bir miktar mal verilmesi gereklidir.

Bunlardan da anlaşıldığı gibi özel mülkiyetin anlamı, bireyin sahip olduğu mal üzerinde, sınırlı ve bilerli şartlar altında kullanma yetkisinin verilmesi yani mülkiyetin birey için şer’i bir hak kılınmasıdır.

Şeriat, özel mülkiyete saygılı olmayı, onu çeşitli saldırılardan korumayı bir görev olarak belirlemiş ve bu mülkiyet hakkının korunması görevini devlete yüklemiştir. Bu sebeple hırsızlık veya soygun gibi meşru olmayan yollarla bu hakkı engelleyenlere caydırıcı cezalar koymuştur. Bununla yetinmeyerek, kendileri için mülkiyet haklarından herhangi bir hakkın olamayacağı şeylere ve başkalarının mülkiyet sınırlarında olan şeylere göz dikmelerini engellemek için terbiye edici cezalar da koymuştur. Böylece helal mal, mülkiyet kapsamına giren maldır. Haram mal ise, mülk değildir ve mülkiyet kavramının kapsamına girmez.

 

Takiyyuddin En-Nebhani

 hilafet online