MÜLK EDİNME YOLLARINDAN
BİRİNCİSİ
ÇALIŞMAK
Mevcut mallardan herhangi
bir mala bakıldığı zaman; ister bu mal mantar gibi doğal olarak çıkan
bir mal olsun isterse ekmek ve araba gibi insanın emeği ile elde
edilmiş olsun kesinlikle çalışmaya bağlıdır.
Çalışma kavramının anlamı
geniştir. Çalışmanın bir çok çeşidi olduğu gibi onun sonuçları
da çeşitlidir. Ancak kanun koyucu çalışma kavramını tümden
genelleme yaparak kullanmamış, belirli eylem ve sınırlar dahilinde açıklamıştır.
Çalışmayı açıklayan şer’i hükümler dikkatli bir şekilde
incelenecek olursa mülke edinme yollarından olan meşru çalışma çeşitlerinin
aşağıda belirtilenler olduğu görülür.
1- Ölü
araziyi üretime kazandırmak.
2-
Yer altı ve yer üstü zenginlikleri ile ilgili çalışmak.
3-
Avlanmak
4-
Komisyonculuk veya aracılık yapmak
5-
Mudarebe (birisinde ticaret için mal alıp kazandıktan sonra kara
ortak olmak)
6-
Sulamacılık yapmak
7-
Başkasına ücret karşılığı çalışmak.
Ölü Araziyi Üretime Kazandırmak
Ölü arazi, sahibi olmayan
ve hiç kimsenin yaralanmadığı arazidir. Böyle bir yeri üretime
kazandırmak, orayı ekip dikmek veya üzerine bina yapmakla olur. Başka
bir ifade ile o yeri üretime kazandırmak (ihya etmek) ancak yukarıda
ifade edilen kullanım şekillerinden biri ile olur. Bir kişinin bir
yeri üretime kazandırması (ihya etmesi), o kişinin ona sahip
olmasını sağlar. Rasulullah (sas) şöyle demiştir:
“Kim ölü bir araziyi canlandırırsa
o onun olur.”
“Kim ölü bir araziye bir duvar
çekerse o yer onundur.”
“Kim daha önce bir müslümanın
imar etmediği bir yeri imar ederse o yer onundur.”
Bu konudaki hadislerin hiç
birinde koşul bulunmadığından Müslüman ile zımmi arasında fark
yoktur. Ayrıca zımminin, vadilerin derinliklerinden, çalılıklar
arasından, dağ başlarından çalışarak elde edeceği şeyleri ondan
koparıp almak caiz değildir. Böylece zımminin ölü bir araziyi ihya
edince onun mülkü olması çok doğaldır.
Bu hüküm; ister daru’l harp,
ister daru’l İslâm da olsun, ister öşür arazisi için isterse
haraci arazi için olsun fark etmez. Her arazi için geneldir. Ancak o
yere sahip olabilmenin şartı, ona el koyduktan sonra o yeri üç sene
müddetle değerlendirmesi ve kullanması ve bunun da süreklilik
kazanması gerekir.
Ona el koyduğu tarihte itibaren
üç yıl onu değerlendirmezse veya onda sonra arka arkaya üç yıl
boş bırakırsa, o kişinin o yerdeki mülkiyet hakkı elinden çıkar.
Bu hususta Ömer (ra) şöyle dedi: "(Araziyi) üç
yıl işletmeden terk eden kimsenin arazide hakkı yoktur."
Ömer (ra)'ın bu sözü ve onunla
ameli, sahabelerin gözü önünde ve bilgisi dahilinde oldu. Sahabeler,
onu inkar etmediler. Böylece bu konuda sahabelerin icmaı gerçekleşmiş
oldu.
Yeraltı Zenginlikleri
Çalışmanın çeşitlerinden
biri de, defineler gibi toplumun zaruri ihtiyaçlarından olmayan şeyi
yer altından çıkarmaktır. Toplumun zaruri ihtiyacı olmayan şeyden
amaç, fıkhi tabirle bütün Müslümanların hakkının bulunmadığı
nesnelerdir. Bütün Müslümanların zaruri ihtiyacı olmayan bir şeyi
örneğin bir defineyi çıkaran kişi 4/5'ünün alır, geri kalan
1/5'ininde zekat olarak verir. Eğer o maden bütün müslümanların
zaruri ihtiyaçlarından ise yani müslümanların genelinin hakkı var
ise, bu durumda o genel mülkiyete girer. Daha iyi anlaşılması açısından;
insan emeği ve eliyle yere gömülmüş veya sınırlı miktarda olup
da toplumunun ona ihtiyacı yoksa o mal define hükmündedir. Birey onu
işletebilir, bunda 4/5 ini alır. İnsan eliyle gömülmeyip doğada
var olan ve toplumun da ihtiyacı olan yer altı kaynakları kamu mülkiyeti
hükmündedir ve define sayılmaz. Doğada bulunduğu halde toplumun
ihtiyacı olmayan şeylerden -binalar için taş çıkartılan taş
ocakları gibi- ise ne kamu mülkiyeti ne de define hükmündedir.
Böyle şeyler özel mülkiyete dahildir. Define mülkiyeti ile ilgili
yukarıda söylediğimiz humus denilen ve 1/5 miktarı zekat olarak
alınan miktar hadislerle sabittir.
Nesei, Amr b. Şuayb'tan, o da
babasından, o da dedesinden rivayete göre dedi ki: "Rasul (sas)'e
buluntu (yalda bulunan şey) hakkında soruldu. Rasul (sas) şöyle
dedi:"
“Gidip gelinen bir yolda veya
mamur (insanlar tarafında ikame edilen) bir köyde bulunan bir buluntu
bir yıl tanıtılır. Sahibi gelmezse senin olur. Gidip gelinilen bir
yol veya oturulan bir köy dışında bir yerdeki buluntuda ve definede
humus (1/5 zekat) vardır.”
Yer altından çıkarılanlar gibi
yer üstünden elde edilen şeyler de bu hükme tabidir. Yani, havadan
oksijen ve azot elde edilirse, bunun 1/5'ini vermek gerekir. Allah'ın
yarattığı ve kendisinden faydalanmayı serbest bıraktığı şeyden
şeriatın serbest bıraktığı ürünleri elde etmede de bu hüküm
aynen geçerlidir.
Avlanmak
Çalışma çeşitlerinden biri de
avlanmaktır. Balık, lü'lü mercan ve sünger gibi deniz avlarından
birini avlayan kimse, avladığı şeye malik olur. Karada avlanan kuş
ve diğer hayvanların avlanması da böyledir. Bunların mülkiyeti
avlayana aittir. Allahu Teâla şöyle buyuruyor.
“Hem size hem de yolcu
kafilesine fayda olmak üzere deniz avı yapmak size helal kılındı.
İhramda olduğunuz müddetçe kara avı size haram kılındı.”
“İhramdan çıktığınız
zaman avlanın.”
“Sana soruyorlar ki; kendileri için
ne helal kılındı? Belki sizin için iyi ve temiz şeyler ve Allah'ın
size öğrettiğinden öğretip avcı haline getirdiğiniz hayvanların
sizin için avlanacağından yiyin ve üzerine Allah'ın adını anın.”
Ebu Sa'lebe rivayet ediyor: "Ben
Rasulullah (sas)'e geldim ve ona şöyle dedim: "Ya
Rasulullah, biz avı olan bir yerde bulunsak da orada avlanma işini;
okumla, öğretilmiş köpeğimle veya öğretilmemiş köpeğimle
yapsam, bunların hangisi daha iyi olur?" O (sas)
dedi ki:"
“Avlanma yerinde bulunursanız,
üzerine Allah'ın ismini zikrederek ok ile avladığını ye, Üzerine
Allah'ın ismini zikrettiğin, öğretilmiş köpeğinle avladığın
avı da ye, Öğretilmemiş bir köpeğinle avladığına yetişip
kesersen yine ye.”
Komisyonculuk ve Aracılık Yapmak
“Komisyoncu” veya “aracı”,
alış-verişte ücretle başkası için çalışan kimseye denir.
Komisyonculuk, şeriata göre kendisi ile mülk edinildiği çalışma
çeşitlerinden biridir. Nitekim Kinanlı Kays b. Ebu Garze rivayetinde
dedi ki: "Biz Rasulullah (sas) zamanında Medine
sokaklarında mallar satıyorduk. Kendi kendimize komisyoncu" diyorduk.
Allah Rasulü birden bire çıkageldi ve bizi kendimizden daha güzel
bir isimle isimlendirdi. Şöyle dedi:"
“Ey tacirler topluluğu,
alış-verişe boş lakırdı, yemin karışabilir. O halde sadaka
verin.”
Bunun anlamı şudur: İnsan
satacağı malın vasfını anlatırken bazen bu anlatımda hatalı,
boş söz edebilir, bazen malına rağbet sağlamak için yemin etmeye
cüret edebilir, bazen de hatalı hareketler yapabilir. İşte
Rasulullah (sas) bu tarz hatalı hareketlerden meydana geliverecek günahın
izalesi için sadakaya teşvik buyuruyor.
Alış-veriş için üzerinde
ücret talep edilen işin, mal miktar ve zaman açısından belli
olması lazımdır. Bir adamın belli bir evini veya malını satması
veya alması için bir kimseyi (komisyoncu) ücretle çalıştırması
caizdir. Belli olmayan iş için bir kimseyi ücret karşılığında
çalıştırmak ise caiz değildir.
Bazı ücretlilerin yaptığı
fiiller komisyonculuğa girmez. Yani bir tacir kendisi adına
başkasından mal alması için bir elçi gönderdiğinde malı satan
kişi elçiye malını satın alması karşılığında bir miktar mal
verebilir. Bu miktar fiyata dahil edilmez ve bu tip uygulamaya da
"komisyonculuk" denmez. Çünkü elçi olarak giden şahıs
tacirin vekili olmasından dolayı mal satın almadan ne kadar ucuza
alırsa bundan doğacak fark da asıl müşteriye aittir, elçinin hakkı
değildir. Yani onu o iş için gönderene aittir, elçinin bunu alması
haramdır. Ancak görevlendiren tacir buna izin verirse o zaman caiz
olur. Benzer olarak bir kimse bir şey satın almak için hizmetçisini
veya arkadaşını gönderse, satıcı da kendinden mal aldıkları için
onlara bir miktar mal veya komisyon verse onların bunu almaları caiz
değildir. Bu komisyonculuk olmadığı gibi olsa olsa kendisini görevlendirenin
sahip olduğu malından bir tür hırsızlık yapmaktır.
Mudarabe (Emlak-Mal Ortaklığı)
Mudarabe,
bir ticaret işinde iki kişinin ortaklığıdır. Ortaklardan biri mal
ile diğeri de emeği ile ortaklığa katılır. Ayrıca kazancın belli
bir oranı üzerinden paylaşımda anlaşmaları gerekir. Örneğin
kazancın 1/3'ünü veya yarısı gibi yani taraflardan biri 1000 TL
ortaya koyar diğeri de onu işletir. Sonuçta anlaştıkları oran
üzerinden kazancı paylaşırlar. Bu ortaklıkta mal ile ortaklığa
katılanın işletme sürecinde malı ortağına teslim ettikten sonra
mal ile çalışan ortak arasına girmemesi gerekir. Çünkü mudarabe,
malın çalışan ortağa teslimini gerektirir ve emeği ile ortaklığa
katılan kimsenin mal sahibinin kazancından 1/3, yarısı veya iki
ortaklığın anlaştıkları oran üzerinden kendine düşen hakkı
alması, kiralamadaki ücret veya sulamadan dolayı mahsulden bir miktar
alınması gibi caizdir. Böylece mudarebe şeriata göre mülk edinmeye
neden olan çalışma çeşitlerinden biridir. Çalışan ortak anlaşma
üzerine çalışmasının karşılığını kazançtan alarak mülk
sahibi olur.
Mudarebe, mal ve beden gücünün
var olduğu bir şirketleşme çeşitlidir. Şirketleşme, şeriatın
izin verdiği işlerden olduğuna dair nasslar vardır. Ebu Hureyre'den
rivayetle Rasul (sas) şöyle buyurmuştur:
“Yüce Allah şöyle buyuruyor:
Biri diğerine ihanet
etmediği sürece iki ortağın üçüncüsü benim. Bunlardan bir
arkadaşına ihanet ettiği zaman aralarından çıkarım.”
Bir başka hadiste ise şöyle
buyrulmaktadır:
“Birbirlerine hıyanette
bulunmadıkları müddetçe Allah'ın eli iki ortağın üzerindedir.”
Rivayet edildiğine göre; "Abdulmuttalib
oğlu Abbas (ra) bir malı ortağa verdiği zaman ortağına bir takım
şartlar koşardı. Mesela; ortağına deniz yolu ile sefere çıkmamasını,
hiç bir vadide konaklamamasını, ortaya konan malı ile canlı bir
hayvan satın almamasını. Şayet ortağı böyle bir uygulamaya
giderse onu tazmin şartı koşardı. Bu husus Rasulullah (sas)'e
ulaşınca, Abbas (ra)'ın bu
hareketini güzel buldu."
Muderabeden emeği ile ortaklığa
katılan kişi çalışmanın sonunda kendisine bir mülk oluşturur. Bu
durum emeğini ortaya koyan için bir mülke dinme aracı olurken amel
sahibi açısından mülk edinme aracı değildir. Ancak mülkün çoğaltılması
araçlardan biridir.
Sulamacılık
Çalışma çeşitlerinden
biri olan sulama işidir. Sulama; bir şahsın, ağaçlarını sulaması
ve diğer bakımlarını yapması için bir başka kimseye ağaçların
meyvelerinden belli bir miktar vermesidir. Buna “musakat”
denilmesinin nedeni "saky” kökünden “mufaale" kalıbından
türetilmesidir. Çünkü Hicaz halkı ağaçlarının sulanmasına çok
fazla muhtaç idiler. Bu nedenle kuyulardan su çıkarıldığı için
yapılan işleme “müsakat”denilmiştir. Sulama, şer’i nassların
uygun gördüğü işlerden biridir. Nitekim, Müslim, Abdullah b. Ömer
(ra)'den şunu dediğini rivayet etti:
"Rasulullah (sas)
Hayber ehli ile oradan çıkan meyve
veya ekinin yarısını onlara vermek üzere anlaştı.”
Hurma ağaçlarını ve üzüm bağlarını
sulayana meyvelerinden bir kısmını vermek gerekir.
Sulamacılık (müsakat) ancak
meyvesi olan ağaç için geçerlidir. Söğüt ağacı gibi meyvesi
olmayan, meyvesi olduğu halde bir işe yaramayan çam ağacı gibi ağaçların
meyveleri karşılığında sulanması caiz olmaz. Çünkü sulamacılık
ancak meyveden bir miktarın verilmesi karşılığında olur. Ancak
meyve yerine yaprağı işe yarayan dut, gül ağaçlarının
yaprakları meyve olarak kabul edilir.
Başkasına
Ücret Karşılığı Çalışmak
İslâm, bireyin kendisi
için çalışacak kişileri yani işçileri bir ücret karşılığında
tutmasını caiz kılmıştır. Allahu Teâla şöyle buyuruyor:
“Rabbının rahmetini onlar mı
taksim ediyorlar? Dünya hayatında aralarında maişetlerini biz taksim
ettik. Derece bakımından bazılarını bazısından üstün kıldık
ki birbirlerine iş gördürsünler.”
İbni Şihab şunu rivayet
etmektedir: "Bana Zübeyr oğlu Urve haber verdi ki, Mu'minlerin
annesi Ayşe (r.anha) şöyle buyurdu: "Rasulullah (sas) ile
Ebu Bekir (ra) Deyl kabilesinden müslüman
olmayan yol bilen bir adamı delil olarak ücret karşılığı
kiraladılar. Bu adama üç geceden sonra Sevr Mağarasına getirmek
üzere bineklerini verdiler.”
Allahu Teâla şöyle buyuruyor:
"Eğer o (boşadığınız)
kadınlar, sizin çocuklarınızı emzirirlerse onların ücretlerini
verin.”
Buhari, Ebu Hüreyre'den Rasul (sas)'in
şöyle dediğini rivayet etti:
“Allah (cc)
şöyle buyurdu: Kıyamet Günü
ben şu üç sınıf insanın hasmıyım: Benim adıma bir sözleşme
yapan sonra da ahdini terk eden, hür bir kimseyi köle deyip satıp
parasını yiyen, bir adamı ücret karşılığı çalıştırıp ondan
faydalandığı halde ücretini vermeyen kimse.”
İş akdi, ücretle çalışanlardan
çalıştıranın fayda sağlaması, çalıştırandan da çalışana
mal aktarılmasıdır. Bu, bir bedel karşılığı faydalanma üzerine
yapılan bir sözleşmedir. Ücretlinin bir ücret karşılığı çalıştırılması
sözleşmesi, ya işçinin yaptığı işin faydasına yahut işçinin
kendisinin bizzat varlığından kaynaklanan faydaya dayanır. Eğer sözleşme
işin faydası esas alınarak yapılmış ise işin yapılmasından
doğacak fayda ölçüt alınır. Örneğin, belirli işlerde meslek
erbabı ve sanatkarların boyacı, demirci, marangoz v.b. ini çalıştırmak
gibi. Eğer sözleşme, hizmetçi veya işçi gibi bir şahsın
sağlayacağı fayda üzerinde yapılmışsa ücretin tespitinde fayda
esas alınır.
Ücretli, ya belli bir süre ile,
birisine ait çiftlikte, fabrikada veya iş yerinde çalışır ya da
memur olarak devlet dairelerinde çalışır. Veya terzi, marangoz ve
ayakkabı boyacısı gibi belli bir iş karşılığında tüm insanlara
hizmet verir. Bunlar sırasıyla şu şekilde gruplandırılırlar:
I-
Özel ücretli
II-
Müşterek ücretli
III-
Genel ücretli
________________________
[1]
Ebu Davud, Kitabu’l-Harâc ve’l-İmara ve’l-Fey’, 2671;
Ahmed b. Hanbel, Bâkî Müsnedi El-Mekserîn, 14109, 14310, 14550;
Mâlik, Kitabu’l-Akdiyeh, 1229, 1230; Dâremî, Kitabu’l-Buyu’[2]
Ebu Davud, Kitabu’l-Harâc ve’l-İmâra ve’l-Fey’, 2673;
Ahmed b. Hanbel, Müsnedi El-Basriyyîn, 19271, 19368[3] Ebu Davud,
Kitabu’l-Harâc ve’l-İmâra ve’l-Fey’, 2669[4] Nesei,
Kitabu’z-Zekât, 2448[5] Maide: 96
[6]
Maide: 2
[7]
Maide: 4
[8]
Buhari, ez-Zebaih ve’s-Sayd, 5072; Ahmed b. Hanbel, Müsned Eş-Şamiyyin,
17085[9] Ebu Davud, Kitabu’l-Buyu’, 2890; İbni Mâce, Kitabu’t-Ticaret,
2136[10] Ebu Davud, Kitabu’l-Buyu’, 2936
[11]
Müslim[12] Zuhruf: 32
[13]
Buhari
[14]
Talak: 6
[15]
Ahmed b. Hanbel, Bâkî Müsnedi El-Mukserîn, 8338
|