İSLAM'DA İKTİSAT NİZAMI

 

MÜLK EDİNME SEBEPLERİNDEN BEŞİNCİSİ

 BİR MAL VE EMEK KARŞILIĞI OLMAKSIZIN FERTLERİN ALDIĞI MALLAR

 Karşılığında bir mal ve emek olmaksızın fertlerin birbirlerinden mal almalı da mülk edinme sebeplerin-dendir. Bu da beş şeyi kapsar:

1- Fertlerin birbirlerine olan bağışları. İster bu bağış hayatlarında olsun -hibe ve hediye gibi- ister ise ölümlerinden sonra olsun -vasiyet gibi-. Nesei ve İbn İsak, Sireti Nebevi'de rivayet ettiğine göre, Hevazin kabilesinden bir heyet Rasulullah (sas)'e gelerek kendilerinden alınan ganimetin kendilerine geri verilmesini istediler. Rasul (sas), onlardan aldığı ganimeti onlara verdi ve şöyle dedi:

“Bana ve Abdulmuttalib oğularına ait olan şey sizin olsun.” Yani, o, benim size hibem olsun demektir. İbn Asakir, Ebu Hureyre kanalı ile Rasul (sas)'in şöyle dediğini rivayet etti:

“Birbirinizle hediyeleşin ki birbirinizi sevesiniz.”

Buhari de, İbn Abbas'tan Rasul (sas)'in şöyle dediğini rivayet etti :

“Kendi kustuğunu tekrar yalayan köpek gibi verdiği hediyeyi tekrar almaya kalkan kimsenin kötü örneği bize yakışmaz.”

Hibe ve hediyenin verileceği kimse kâfir de olabilir. Bu hususta herhangi bir ayırım yoktur. Kâfire hediye vermek mübahtır. Aynı şekilde kâfirin vereceği hediye ve hibe bir Müslümanın hediyesi gibi alınır ve kabul edilir. Müslim, Ebu Bekir'in kızı Esma'dan şöyle dediğini rivayet etti :

“Bir gün müşrik olan annem, Kureyş ile olan anlaşma zamanında yanıma geldi. Buna karşı nasıl davranacağımı Rasulullah (sas)'den sordum. Dedim ki: Ya Rasulullah, annem bana geldi, benden bir şey istiyor. Anneme iyi muamele edeyim mi? Dedi ki: Evet.

Buhari, Ebu Humeyd el-Sâidî'nin şöyle dediğini rivayet etti :

“Eyle Meliki (Kudüs Kralı) Nebî (sas)'e beyaz bir katır hediye etti ve ona elbise giydirdi.”

Hediye ve hibe hayatta iken mal ile teberru şeklinde olabileceği gibi, öldükten sonra verilmek üzere mal ile yapılan vasiyet de hibe ve hediye kabilindendir. Allahu Teâlâ şöyle dedi :

“Birinize ölüm geldiği zaman eğer mal bırakmışsa, anaya ve babaya, yakınlara uygun biçimde vasiyet etmek üzerinize yazıldı.”

Buhari, Sa‘d b. Ebu vakkas'ın şunu dediğini rivayet etti:

“Mekke'de Nebî (sas) beni ziyarete geldi. Ona dedim ki: “Ya Rasulullah! Benim çok malım var. Kızımdan başka da varisim yok. Malımın üçte ikisini tasadduk edeyim mi?” Nebi (sas): “Hayır” dedi. Ben: “Yarısını tasadduk edeyim mi?” dedim. Nebi (sas) yine “Hayır” dedi. Ben, “Üçte birini” dedim. Nebi (sas), şöyle dedi: “Üçte bir çoktur. Muhakkak ki senin çocuğunu zengin bırakman, insanlardan dilenen fakir halde bırakmandan daha hayırlıdır.”

Fert; hediye, hibe yoluyla veya hibe ve hediye edilmek üzere vasiyet edilen mal sebebiyle mülk edinebilir.

2- Kişiye yapılan bir zarara karşılık olarak hak ettiği mal ile mülk edinebilir. Öldürme diyeti ve yaralanma diyetleri bu nevidendir. Allahu Teâlâ şöyle dedi:

“Yanlışlıkla bir mü'mini öldüren kimseye (ceza olarak) bir mü'min köle azad etmek ve öldürülenin ehline teslim edilmek üzere bir diyet icab eder.”

Daremi'nin rivayet ettiğine göre Rasul (sas), Yemen ehline bir mektup yazdı ve onu Amr b. Hazm ile gönderdi. Bu mektupta şu söz geçti :

“Bir nefiste (öldürülmesinde) yüz deve diyet vardır.”

Yaralama diyetlerine gelince: Bu hususta Zühri'nin, Ebu Bekr b. Muhammed b. Ömer b. Hazm'dan onun babasından, onun da dedesinden rivayetine göre Rasul (sas) ona yazdırdığı bir mektupta şöyle buyurdular :

“Burnun tamamı kesildiği takdirde diyet vardır. Dilde diyet vardır. Dudaklarda diyet vardır. İki husyede (yumurtalıkta) diyet vardır. Zekerde diyet vardır. Omurga kemiklerinde diyet vardır. İki göze diyet vardır. Bir ayağa yarım diyet vardır. Başın yarılmasında 15 deve diyet vardır...”

Kasden vukua gelen öldürmede, öldürülenin mirasçıları diyet hakkını bizzat katilden alırlar. Rasul (sas) şöyle dedi:

“Her cani, cinayeti ancak kendi nefsi üzerine işler.”

Kastî olmayan, ancak kasta benzer ve hata ile vukua gelen öldürmede diyet, öldüren kimsenin diyetini ödeyen yakını tarafından öldürülen kişinin varislerine ödenir. Nitekim Buhari, Ebu Hureyre'nin şöyle dediğini rivayet etti:

“Huzeyl kabilesinden iki kadın döğüşmüşlerdi. Biri diğerine bir taş attı. Kadını ve karnındakini öldürdü. Nebî (sas)'e başvuruldu. Kadının karnındaki çocuk için bir cariyeyi diyet olarak azad etmesine hükmetti. Kadının diyetini de, onun "âkilesi" üzerine hükmetti.”

Hadiste geçen "âkile" lafzının ifade ettiği mana "her akıl taşıyan kimse" demektir. Burada "akıl" diyettir. Bu durumda "akile" ifadesinin kapsamına baba tarafından akraba olanların tümü girer. Yani katilin baba ve dedeleri, çocukları, kardeşleri, amcaları ve onların çocukları girer. Eğer katilin böyle bir kimsesi yoksa o zaman maktulun varislerine verilmek üzere beytülmaldan diyet alınır ve verilir. Çünkü Nebî (sas), Hayber'de öldürülen Ensardan birisinin diyetini beytülmaldan vermişti. Rivayet edildiğine göre Ömer (ra) zamanında bir kalabalıkta bir adam öldürülmüştü. Fakat katili bulunamamıştı. Ali (ra), Ömer'e şöyle dedi: "Ey mü'minlerin emiri, Müslüman bir kimsenin kanı heder edilmez, onun diyetini beytülmaldan öde."

Yaralanmalar ile ilgili diyetlere gelince; onlar, yüz ve baştaki yarıklar veya bir organın kesilmesi veya bir et parçasının kesilmesi ile olabilir. Veya bir uzvun görevlerini iptali ile olabilir. Kulak, göz ve beyin gibi azaların görevlerinin iptali gibi olabilir. Böyle bir yara ile yaralanan kimse bundan dolayı diyet hakketmiş olur. Bütün durumlarda her azaya ait diyetin çeşidini belirten hükümlere göre bu hakkını alır. Öldürülenin diyeti veya koparılan bir azanın diyeti yahut görev yapmaktan devre dışı bırakılan organın diyetinden insan mal edinebilir.

3- Nikah akdiyle mehiri ve ona bağlı hususları hak etmek. Kadın evlenme hükümlerine göre mehir denilen bu mala malik olur. Bu mal bir menfaat karşılığı değildir. Zira menfaat iki zevce arasında karşılıklı bir mübadeledir. Mehir ancak şeriat nassıyla meşru kılınan bir haktır. Nitekim Allahu Teâlâ şöyle dedi:

“Kadınlara mehirlerini gönül hoşnutluğu ile veriniz.” Yani, "Allah'ın farz kıldığı bir farzdan dolayı istekle ve gönül hoşluğu ile verin" demektir. Ayette geçen kelimesi, isteyerek vermektir. Çünkü eşlerden her biri diğerinden faydalanır. Ahmed b. Hanbel, Enes'ten şöyle dediğini rivayet etti:

“(Abdurrahman b. Avf), üzerinde safran tozu ve kokusu olduğu halde geldi. Rasulullah (sas) ona, “Bu nedir?” dedi. Abdurrahman b. Avf: “Ya Rasulullah, ben bir kadınla evlendim” dedi. Resulullah (sas): “Ona ne kadar mehir verdin?” diye sordu. O: “Ona bir nevât (5 dirhem) ağırlığı altın verdim” dedi. Bunun üzerine Resul (sas) şöyle dedi: “Allah mübarek kılsın. Bir koyun kadar olsaydı olmaz mıydı?”

4- Buluntu. Bir kimse herhangi bir eşya bulsa bakılır. Eğer altın, gümüş, cevher ve elbise gibi muhafazası ve tarifi mümkün olan bir şey ise, aynı zamanda korunmayan bir yerde ise, o buluntu mal edinmek için alınabilir. Çünkü Ebu Davud, Abdullah b. Amr b. el-As (ra)'dan şunu rivayet etti: "Nebî (sas)'e buluntu hakkında sorulduğunda şöyle dedi:

“Lukâta (buluntu) herkesin gelip geçtiği bir yolda ya da oturulan bir köyde bulunan şey olur. Onu bir sene boyu bildir ve beklet. Eğer sahibi gelirse onu ona ver. Şayet sahibi bulunmazsa o senin olur. Harabelerde bulunanlarda ve hazinelerde beşte bir (zekât) vardır.”

Eğer buluntu (lukâta), korunan bir yerde ise buluntu sayılmaz. Çünkü, korunan bir yerde bir şey bulup almak haramdır. Abdurrahman b. Osman yoluyla rivayet edilen hadiste şöyle denilmektedir: “Rasul (sas), hacının buluntusunu nehyetti.” Öylesi yerdeki buluntu ancak sahibine vermek ve korumak için alınabilir. Çünkü Rasul (sas), Buhari'nin rivayet ettiği bir hadisinde şöyle dedi :

“(Orada) düşürüleni ancak kaybeden alır.”

Eğer bulunan şey (lukâta); muhafazası mümkün olmayan yiyecek, karpuz ve benzeri şeyler ise, bu tip şeyleri bulan kimse muhayyerdir. Dilerse onu yer, bulabilirse parasını sahibine verir. Dilerse satar, parasını bir yıl bekleterek muhafaza eder. Bu uygulamanın hepsi kayıp edilen buluntunun kaybı neticesinde sahibi onu arayabilecek kadar bir kıymete haiz ise, söz konusu edilebilir. Eğer kaybedilen buluntu bir meyve ve bir lokmalık bir şey gibi ise onu ilân etmeye gerek yoktur. Bulunduğu zaman mal edinilebilir.

5- Halife ve işleri yönetici sınıfından olan kimselere verilen tazminatlar. Bunlara verilen mal, çalıştıklarının karşılığı olmayıp kendi işlerini yapmaktan alıkonul-malarının karşılığıdır. Böyleleri mücerred olarak onu almakla mala malik olurlar. Çünkü Allah (cc) onlara bu tür bir mal edinmeyi helâl kılmıştır. Nitekim Ebu Bekir (ra), hilâfete geçtiği zaman sadece Müslümanların işleriyle uğraşmasını kendisinden Müslümanlar talep edince, ticaretten geri kalmasına karşılık bir mal almıştır. Bu hususu bütün sahabeler de kabul etmişlerdir.

İşte bu beş mal; bağış, yapılan bir zarara karşılık verilen, mehir, buluntu ve yöneticilerin aldıkları mallar; emek veya bir mal karşılığı olmadan kişinin aldığı mallardır. Bu şekilde almak, kişinin kendisi ile aldığı malı mülk edinmesi meşru olan mülk edinme sebeplerindendir.

___________________________

[1] Nesei, Kitabu’l-Hibeh, 3628; Ahmed b. Hanbel, Müsned El-Mukessirîn min Es-Sahabeh, 6441, 6740; İbni İshak[2] Malik, Kitabu’l-Câmia, 1413; İbni Asaker[3] Buhari, Kitabu’l-Hibe, 2429
[4] Müslim[5] Buhari
[6] Bakara: 180
[7] Buhari, Kitabu’l-Ferâid, 6226[8] Nisa: 92
[9] Dâremî, Kitabu’d-Diyât, 2259[10] Nesei, Kitabu’l-Kısâmeh, 4770; Dâremî, Kitabu’d-Diyât, 2260[11] Ahmed b. Hanbel, Müsned El-Mekkiyyîn, 15484[12] Buhari
[13] Nisa: 4
[14] Ahmed b. Hanbel, Bâkî Müsnedi El-Mukessirîn, 13360[15] Ebu Davud, Kitabu’l-Lukatah, 1455
[16] Müslim, Ebu Davud, Daremi, Ahmed b. Hanbel

Takiyyuddin En-Nebhani

  hilafet online