İSLAM'DA İKTİSAT NİZAMI

 

İMALAT VE ALIŞ-VERİŞ

 Alış-veriş

 Kulların maslahatlarını yerine getirmeleri için Allahu Teâlâ, dünyada malı bir sebep olarak yaratmıştır. Bu maslahatları elde etmek için de ticari faaliyeti meşru kılmıştır. Çünkü herkesin muhtaç olduğu şeyler her yerde kolayca bulunmamaktadır. İnsanların ihtiyaç duydukları nesneleri zor ve kuvvet kullanmak yolu ile elde etmeye çalışmaları ise bozgunculuktur. O halde bozgunculuk ve zorbalık yapmadan herkesin ihtiyaç duyduğu nesneleri elde edebilmesi imkanını sağlayacak bir düzenlemeye ihtiyaç vardır. İşte bu düzenlemenin adı ticarettir ve alış-veriş hükümleri içerisinde incelenir. Allahu Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

Ey iman edenler! Karşılıklı rızadan doğan ticaretin dışında mallarınızı kendi aranızda batıl (haksız ve haram yollar) ile yemeyiniz.”

Ticaret iki kısımdır :

A- Helâl ticaret. Buna şeriat alış-veriş ismini verir.

B- Haram ticaret. Buna da şeriat “riba” (faizcilik) ismini verir.

Bunların her biri ticarettir. Zira Allahu Teâlâ kâfirlerin alış-veriş ile, riba (faiz) arasında bir fark görmediklerini haber vermiştir. Onlar akıllarına göre şöyle diyorlar :

Buna (cezaya çarptırılmalarına) sebeb; olanların, alış-veriş de riba (faiz) gibidir, demeleridir.”

Sonra Allah, bu ikisinin arasındaki farkı helâl ve haram olmaları bakımından şu sözü ile açıklamıştır :

Allah alış-verişi helâl, ribayı (faizi) haram kılmıştır.”

Bu ayete göre her ikisinin de ticaret olduğunu biliyoruz. Ancak bunlardan şer'an caiz ve helâl olanı alış-veriştir. Bu alış-verişin gerçekleşmesi iki lafızla olur. Biri icaba, diğeri kabule delâlet eder. Bunlar “sattım” ve “aldım” sözleri ile veya aynı anlama gelen söz ve davranışla olur. Mal sahibinin gerek gördüğü durumlarda kendi namına satış yapacak bir vekil veya elçi tayin etmesi caizdir. Yine isterse satışı yapacak birini belli bir ücretle -ücreti belli olmak şartı ile- çalıştırabilir. Eğer ücretle tuttuğu kimseyi kazancının bir kısmını vermek karşılığında çalıştırırsa, bu bir mudarabe şirketi (emek, sermaye ortaklığı) olmuş olur. Buna ücretli hükmü değil de mudarabe hükmü tatbik edilir.

Aynı şekilde satın alan (müşteri) kimsenin ister kendisi, isterse vekili veya elçisi vasıtasıyla mal satın alması, isterse birisini kendi namına mal almak üzere ücretle çalıştırması caizdir.

Velhasıl ticaret caizdir. Ticaret, mülkün çoğalması ve gelişmesini temin eden sebeplerden biri olup alış-veriş ve şirket hükümleri içerisinde açıklanmıştır. Ticaretle ilgili deliller, Kur'an'da ve hadislerde yer almaktadır. Allahu Teâlâ şöyle buyurdu:

Ancak aranızda çevirdiğiniz hazır bir ticaret olursa, onu yazmazsanız üzerinizde bir günah olmaz.”

Rifaa rivayet ediyor: “Rifaa, bir gün Nebî (sas) ile birlikte namaz yerine çıkmıştı. İnsanlar alış-veriş yapıyorlardı. Onları görünce Nebî (sas) şöyle dedi:

“Ey tüccar topluluğu!” Bu nidayı duyan herkes elindeki işlerini bırakarak Allah'ın Rasülüne yöneldiler. O, (sas) şöyle devam etti: Kıyamet günü doğruluk ve iyilik yapan tüccarların dışında bütün tüccarlar fâcir (günahkâr) olarak dirileceklerdir. “

Ebu Saîd Nebî (sas)'den: Şöyle dedi:

“Emin ve doğruluktan ayrılmayan tüccarlar, peygamberler, sıddîkler, şehitler ve salihlerle beraberdirler.”

Ticaret iki kısımdır: İç ticaret, dış ticaret. İç ticaret; kendi ülkelerinde mevcut olan mal üzerinde insanların yaptıkları ticarî alış-verişlerdir. İster bu mal, ziraat ya da sanayi mahsulü olarak kendi üretimleri olsun, isterse başkaların üretimleri olsun fark etmez. Aynı ülkede üretilen bu tür mal üzerinde yapılan alış-veriş çeşidine iç ticaret denir. Dahili ticaretin alış-veriş ile ilgili hükümlerde varid olanın dışında herhangi bir kayt ve sınırı yoktur. Her türlü eşyanın ve malın ülke içinde bir yerden bir yere nakli şeriat hükümlerine göre ticaret yapan her insanın kabiliyetine bırakılmıştır. Devletin, dahili ticarette denetim hakkından başka hiç bir müdahale hakkı yoktur.

Dış ticarete gelince; ülke dışından mal almak ve ülke dışına mal satmaktır. Bu mal ister ziraat ürünü olsun ister sanayi ürünü olsun fark etmez. Bu ticaret, doğrudan doğruya devletin denetimi altında olur. Mal ithali ve ihracını, anlaşmalı ve harbî tüccarların durumlarını doğrudan doğruya devlet kontrol eder.

 İmalat ya da Sipariş Vermek

 İmalat; bir kişinin başkasına kap-kacak ve araba gibi sanayi kapsamına giren şeyleri yaptırmasıdır. İmal ettirmek caizdir ve sünnetle sabittir. Nitekim Rasulullah (sas) bir mühür yaptırmıştır. Enes'ten:

“Nebî (sas), bir mühür yaptırdı.” İbni Mes'ud'dan da şöyle rivayet edildi:

“Nebî (sas), altından bir mühür yaptırdı.”

Yine Rasulullah (sas) minber yaptırmıştır. Sehl'den şöyle dediği rivayet olunur:

“Rasul (sas) bir kadına haber göndererek şöyle dedi: “Marangoz oğlunu bana gönder de benim için üzerinde oturacağım oturaklar yapsın.”

İnsanlar, Rasulullah (sas) zamanında birtakım şeyleri sipariş vererek yaptırıyorlardı. Allah'ın Rasülü bunları görüyor ve bir şey söylemiyordu. İşte Nebi (sas)'in bu tatbikata karşı sükutu, imalat yaptırmalarını kabul ettiğinin delildir. Allah'ın Rasülünün bir şeyi takriri ise sözü gibi şer'i bir delildir. Olaylara bakıldığında üzerinde sözleşme yapılan nesnelerin; yüzük, dolap, minber, araba ve başka şeyler olduğu görülür. Bu türden işlemler ise “icare” alış-veriş kapsamına girmemektedirler. İcare kapsamında değerlendirilemezler. Şayet bir kimse imalatçıya ham maddesini getirip kendisine muayyen bir şeyin yapılmasını ondan isterse o zaman bu işlem, icare statüsüne girer.

Hangi toplumda olursa olsun herhangi bir ümmet ve halk için sanayi, iktisadî hayatın en önemli esaslarından birisini oluşturur. Daha önceleri sanayi, yalnız el işleriyle sınırlıydı. Zamanla insanoğlu aletlerin ve makinelerin yürütülmesinde kullanılan buharı kullanmaya başlayınca makine sanayisi yavaş yavaş el sanayisinin yerini almaya başladı. Yeni icad ve keşifler meydana çıktıkça sanayileşme sahasında çok büyük bir devrim meydana geldi. Tabi ki bunun neticesi olarak üretim alanında da büyük ilerlemeler zuhur etti. Böylece makine sanayisi iktisadî hayatın esaslarından biri haline geldi.

Makine ve el sanayisi ile ilgili hükümler; şirketler, icare ve alış-verile ilgili hükümlerden kopuk değildir. Zira bir fabrika bir kişi tarafından kurulabileceği gibi genellikle birden daha fazla bireylerin ortaklaşa girişimleri ile kurulmaktadır. Bu durumda ise bu uygulamaya İslâmî şirketlerle ilgili hükümlerin tatbik edilmesi gerekir. Fakat idare, Ancak fabrikanın farklı bölümlerinde görev alan idari personel, teknik elemanlar veya işçiler açısından ise icare hükümleri uygulanması gereklidir. Fabrikada üretilen ürünlerin pazarlanması ve satımı hususunda ise alış-veriş ve dış ticaret hükümleri tatbik edilir. Ticari işlemlerde alış-veriş hükümleri gereğince hile yapmak, malın kusurunu gizlemek, sahtekârlık veya stokçuluk yapmak, fiyatı sınırlamak yasaklanır. Az veya çok miktarda fabrikada sipariş yöntemi ile imal edilen ürünler için ise “imalat yaptırmak”la ilgili hükümler uygulanır. Şeriat, imal ettiren kimseyi kendisi için yapılan şeye bağlı kalması ya da kalmaması hakkında hüküm verir.


[1] Nisa: 29
[2] Bakara: 275
[3] Bakara: 275
[4] Bakara: 282
[5] Tirmizi, Kitabu’l-Buyu’, 1131; İbni Mâce, Kitabu’t-Ticâret, 2137 [6] Tirmizi, Kitabu’l-Buyu’, 1130; Dâremî, Kitabu’l-Buyu’, 2427 [7] Buhari
[8] Buhari
[9] Buhari, Kitabu’s-Salâh, 429

Takiyyuddin En-Nebhani

  hilafet online