KORULUK ÇAYIR ALANLARI
KAMUYA AİT MENFAATLARDANDIR
Kamuya
ait menfaat ve maslahatlardan gayelerine uygun olarak herkesin
yararlanma hakkı vardır. Dolayısıyla bunların varlık amaçlarının
dışında kullanılmaları caiz değildir. Meselâ; gelip geçmeye ait
yolu oturup istirahat etmek, alış-veriş yapmak gibi çıkarlar için
kullanmak caiz değildir. Çünkü yol, insanların gelip geçmeleri
için yapılmıştır. Ancak başkalarına zararlı olmamak, geçenleri
izdihama sürüklememek şartıyla gelip geçmeye engel olmayacak
şekilde basit bir husus için kullanılabilir. Nehirlerin de
gayelerinin dışında kullanılması caiz değildir. Meselâ; arazi
sulamak için var olan küçük bir nehirin, tuz elde etmek ve nehir taşımacılığı
için kullanılması caiz olmaz. Hem sulamak hem tuz elde etmek hem de
nehir taşımacılığı için var olmuşlar ise -Nil, Dicle ve Fırat
gibi- bu nehirlerin hem sulamak hem de tuz elde etmek için kullanılması
caizdir.
Bunun
gibi kamu menfaatlarını tabiatlarında bulunduran çayırlık, mera,
mescid ve denizler gibi yerlerin de bir kimsenin özel malı olması
caiz olmaz. Çünkü Rasul (sas) şöyle dedi:
“Çayır
ve meralar ancak Allah ve Rasulüne aittir.”
Araplar
tarafından koru ve meralar şu şekilde tespit edilirdi: Kabile reisi
otu bol olan bir yere gelir konaklardı. Daha sonra köpeğini yüksek
bir yere çıkartıp havlatırdı, sesi nereye kadar gidebilirse, o
yerin hepsi ona ait olur, bir başkası oralarda hayvan otlatamazdı.
Fakat kendisi bir başkasının merasında veya başka yerlerde
otlatabilirdi. İşte "hima" yani çayırlıklar; korunan
yerler olup, serbest yerler değildir. İslâm gelince; kamuya ait olan
herhangi bir şeyi ve yeri şahısların kendi mülkiyetlerinde
bulundurmalarını yasakladı. Yukarıda geçen hadisin izahı şudur:
"Müslümanların genelinin malı olan herhangi bir yeri ve şeyi
hiç kimse kendi özel himayesinde (mülkiyetinde) bulunduramaz. Onun
himayesi, Allah'a ve Rasulüne aittir."
İslâm
Devleti uygun gördüğü yerleri çayırlık ve koruluk olarak tahsis
edebilir. Nitekim Rasulullah (sas) bunu uygulayarak, bazı yerleri
koruluk ve çayırlık olarak himaye etmiştir. İbni Ömer'den rivayet
olunur ki; "Nebî (sas)
el-Naki‘a denilen bölgeyi Müslümanların atlarının yayılması için
çayırlık olarak tahsis etmiştir."
Yine
Nebî (sas), kendisine Naki‘a denilen yeri koruluk yapmıştır.
Burası sulu bir yer olduğu için yeşillik çok olurdu. Medine'ye
yirmi fersah uzakta idi.
Rasul
(sas), otların yeşermesi ve büyüyecek otlardan, meradan
Müslümanların hayvanlarının yayılması için buraların insanlar
tarafından ihya edilmesini yasaklamıştır. Müslümanların
hayvanlarından kasıt, Allah yolunda savaşa gidecek olan İslâm
ordusunun atlarının yayılmasıdır. Rasul (sas)'den sonra gelen
halifeler de bazı yerleri mera haline getirmişlerdir. Ömer ve Osman (ra)
bir kısım kamu malı olan yerleri koruluk ve mera haline
getirmişlerdir. Bu uygulamalar sahabeler tarafından bilindiği halde
bu iki halifenin tatbikatına karşı gelmemişlerdir. Bu bir icmadır.
Nitekim Amr b. Ubeydullah b. el-Zübeyr'in babasından yaptığı
rivayete göre: "Bir bedevi Ömer'e geldi ve Ey mü'minlerin
emiri! Biz cahiliye döneminde ülkemiz uğruna savaştık, onları çeşitli
saldırılardan koruduk. İslâm'ı da bu topraklar üzerinde kabul
ettik. O halde ne diye bizim bu toprakları koru ve çayır haline
getiriyorsun?" dedi. Arabinin bu sözlerini işiten Ömer başını
eğdi ve bıyıklarını bükerek derin bir nefes aldı. Ömer'e mühim
bir husus hatırlatıldığı zaman ellerini bıyıklarına götür,
onları büker ve üfürür nefes alırdı. Bedevi Ömer'in bu halini
görünce söylediklerini tekrarladı. Ömer şöyle dedi: "Mal
Allah'ın malıdır. Kullar da Allah'ın kullarıdır, Vallahi eğer
Allah yolunda savaşmak olmamış olsaydı, ben hiç bir yerin bir karışını
koruluk ve mera haline getirmezdim."
Hadiste
yasaklanan mera ve çayırlıklar iki hususu kapsamaktadır:
1-
Herkesin imar ve ihya edip mülkiyetine geçirebileceği ölü arazi,
2-
Rasul (sas)'in beyanı ile herkesin ortak olduğu su, mera ve ateş gibi
şeyleri koruluk haline getirmek. Özel su kanalları açıp onlarla
kendi ekinini sulayıp başkalarının ekinini sulamasına engel olmak
gibi. Ahmed b. Hanbel, Iyas b. Abd'in şöyle dediğini rivayet etti: "Suyun
fazlasını satmayın. Zira Nebî (sas)
suyun satılmasını yasakladı."
Hişam,
Hasan'dan Rasulullah (sas)'in şöyle dediğini rivayet etti:
“Fazla
yeşillik elde etmeyi engellemek için fazla suyu men eden kimseyi Allah
Kıyamet Günü fazlından mahrum bırakacaktır.”
Bu
açıklamalara göre devletin işletilmemiş ölü arazileri koruma altına
alarak mera haline getirmesi caizdir. Dolayısıyla bu durumdaki bir
arazi kamu mülkiyetinden sayılır. Herhangi bir kimseye zarar
vermemesi şartıyla bu türden bir uygulamanın yapılmasında Müslümanların
çıkarı olduğunu gördüğü zaman devlet bunu uygular.
|