|
DOĞAL VE YAPAY KIVRAK ZEKÂ
Kendi kendine oluştuğundan
kıvrak zekâda asıl olan, doğal olmasıdır. Zira kıvrak zekâ, sözgelimi
tehlike anında veya karşı karşıya kalınan bir riskten kurtulma
olayında ortaya çıkar. Ortaya çıkarken de doğal bir şekilde
belirir. Çünkü tehlikeden kurtulmak için hızlı bir şekilde, çok
hızlı karar vermek gerekir. Kıvrak zekâ, kişinin kritik durumdan
kurtulması için geçerli olduğu gibi, hemen hemen her şey için de
geçerlidir.
Ancak Batı, İslâm Dünyası'nı
kuşatırken Müslümanların, yavaş düşünmelerini ve yavaş karar
vermelerini öngören fikirleri de beraberinde getirdi. Batılılar,
İslâm Ülkelerini siyâsi olarak ele geçirirken buralarda araştırma,
yani yavaş düşünme eylemini pratiğe geçirdiler. Güçsüzün güçlüye
özenmesi gayet doğal olduğundan Müslümanlar, Batılıların bu yöntemini
taklit ettiler. Bu yüzden temkinli ve şüpheci bir anlayışla ele
alınan ilk fikirler, pratiğe geçirilir hale geldi ve böylece yavaş
düşünme doğdu. Artık üzerinde enine-boyuna düşünülmesi
gerekmeyen mekanik konular dahil her şey, araştırma, inceleme ve düşünme
alanına girmiş oldu. Sonunda yavaş düşünme ve yavaş karar alma,
genelde bütün insanlarda; özelde fikirle uğraşan kişilerde
meleke haline geldi. Böylece "kıvrak zekâ"
yetilerini yitirdiler. Hatta neredeyse aşırı tehlikeli durumlarla
karşı karşıya kalma durumları haricinde "kıvrak zekâ",
yok olmaya yüz tuttu.
Bu durumda kıvrak zekâyı,
dahası zekâ kullanımını ortaya çıkarmak için, yapay eylemlere
girişmek gerekiyordu. Daha da önemlisi bu eylemin, yapaylıktan
kurtarılıp doğal bir eyleme dönüştürülmesi gerekiyordu. Zira kıvrak
zekânın doğal olması gerekir. Onun sürekli yapay kalması doğru
olmaz. Zira bu yapay eylem kıvrak zekânın, insanda doğal olarak ve
kendiliğinden oluşması için bir geçiş aşamasıdır. O halde "doğal
kıvrak zekâ", temel hedeftir ve olması gereken de budur.
Yapaylık, "doğal kıvrak zekâ" eylemini oluşturmak
ve onu yapaylıktan uzaklaştırmak için bir araçtır. Bu yüzden "doğal
kıvrak zekâ" eylemi temel hedef; "yapay kıvrak zekâ"
eylemi ise, temel olan "doğal kıvrak zekâ"
eylemine ivme kazandıran bir ara araçtır. Zaten "kıvrak
zekâ" dendiğinde, "doğal veya kendiliğinden kıvrak
zekâ" kavramı kastedilmektedir. Zira kıvrak zekâ, bir şey
hakkında kıvrak karar verme mekanizmasıdır. Bu mekanizma ise,
ancak yapaylıktan uzak olduğunda kurulabilir. Zira yapaylık, fayda
unsurundan ve gereken işlemi yürürlüğe koyma fonksiyonundan
yoksundur. Yapaylık, "kıvrak zekâ" ile yavaş düşünme
arasında bir konumu, dahası yavaş düşünmeyi kıvrak zekâya
transfer etme konumunu ifade eder. Bu da amaç değil, araç niteliğinde
geçici bir konumdur ki son derece doğaldır.
Bu bağlamda, "doğal
kıvrak zekâ" temeldir. Ya da en azından böyle olması
gerekir. O halde "kıvrak zekâ" derken, "doğal
kıvrak zekâ" anlaşılmalıdır. Ancak bölgedeki insanların
özellikle Müslümanların, hâlâ yavaş düşünmeye sarılmaları
ve kıvrak zekâdan uzak olmaları realitesini göz önünde
bulundurarak, önce "yapay kıvrak zekâ"nın meydana
getirilmesi yolunda çaba göstermek gerekir. Bu yüzden "yapay
kıvrak zekâ"dan söz etmek gerekir. Tabi bu düşünme biçimi,
bir amaç olarak değil de bir araç olarak algılanmalıdır.
"Yapay kıvrak zekâ",
ancak zekânın kullanılmasıyla ortaya çıkabilir. Ne var ki, zekânın
da doğal bir biçimde kullanılması zorunluluğuna rağmen, kültürel
ve siyasî emperyalizmin sonucu olarak zekânın kullanılması da
yapay bir hal almıştır. Bu nedenle işe, öncelikle zekâyı yapay
olarak kullanmaktan ve yine yapay olarak kıvrak zekâyı oluşturmaktan
başlamak gerekir. Başka bir ifâdeyle, kasıtlı olarak bu yapaylığı
oluşturmak; kıvrak zekâyı izlemek gerekmektedir.
Bilinçli bir şekilde,
söz konusu yapaylığı oluşturmak gerekir dedik. Peki ama neyin
bilincinde olacağız? Bilinçli olarak hangi eyleme girişeceğiz?
İşe, zekânın kullanılmasından başladığımıza göre ve bu aşamada
"dikkat etme" unsuru, karşımıza çıkan ilk unsur
olduğuna göre bilinçli olarak olaylara, olgulara dikkat etmek
gerekir. Bilinçli olarak olgulara, olaylara "dikkat
etme" öğretimle, egzersizlerle elde edilebilmesine rağmen,
kendiliğinden ve doğal olarak elde etmek en iyi yoldur. Bu da, çeşitli
fikirleri ortaya atmak ve doğru olduklarına inandıkları takdirde
insanlara, bu fikirleri vermekle mümkündür. Başka bir ifadeyle
insanlar, bazı mefhumları aldıklarında onlara, bilinçli bir şekilde
olaylara ve olgulara "dikkat etme"lerinin gerektiği
telkin edilmelidir. Bir olay veya olguyla karşı karşıya kaldıklarında,
bu olayları ve olguları kavramak için kendilerini, bilinçli olarak
"dikkat etme"ye zorlamaları; yani önce zekâlarını
yapay bir biçimde kullanmaları ve bu yolda bir meleke kazanana dek
buna devam etmeleri gerekir. Bu şekilde zamanla hızlı düşünmeye
sahip olmak mümkündür. Bu nedenle bilinçli bir şekilde olaylara,
olgulara "dikkat etmek", ilk dayanak noktasıdır.
Fakat bu öğretimle, alıştırmalarla olmaz. Bu, kafalarında birtakım
mefhumların oluşması için insanlara, doğrudan veya dolaylı
olarak delilleriyle birlikte fikirler aşılamakla mümkündür. Kişinin
kafasında bir takım mefhumlar oluştuğundan kişi, bu mefhumları
alıp kullanır ve böyle bir durumda "zekâ kullanımı"
da gerçekleşmiş olur. Bu arada kıvrak zekâ yetisi de kazanılmış
olur. İlk başta kıvrak zekâ, yapay bir şekilde sağlansa da
zamanla ve tekrar suretiyle doğal bir mecraya girer. O halde bilinçlilik
ve performans gösterme; sadece yapay olarak geliştirilmiş kıvrak
zekânın değil, aynı zamanda doğal kıvrak zekânın garantisidir.
Daha önce verilen
benzin örneğindeki benzin, aşırı tehlikeyle karşı karşıya
kalma veya kendini gizli bir krizin içinde bulma durumundan doğmuş
olabileceği gibi, aynı zamanda bilinçli olarak da caddeye dökülmüş
olabilir. Benzin olayıyla karşı karşıya kalan bir insan,
performansını ve bilinçli "dikkat"ini bu olaya yönelttiği
zaman, caddede akan sıvının mahiyeti hakkında enine-boyuna düşünür.
Kişi, akan sıvının benzin olduğunu fark etse dahi bu sıvının,
kasıtlı olarak mı caddeye döküldüğü yoksa tehlikenin,
kendisinden mi doğduğu hususunu, ancak "dikkat"
ederek algılayabilir. Şayet kendiliğinden doğan bir tehlikeyse, söylenecek
bir şey yoktur. Ama kasıtlı olarak dökülmüşse işte bu,
inceleme konusudur. Zira olaydaki bu kasıtlılık, "dikkat"i;
ardından aklın veya zekânın kullanılmasını; daha sonra da kıvrak
zekâ eylemini doğuran bir faktördür.
Süleyman Hakîm'in;
iki annenin de üzerinde hak iddia ettiği çocuğun, gerçek annesini
bulmak amacıyla ikiye bölünmesini önerdiği örnekte ise Süleyman
Hakim, iki kadının bu öneri karşısındaki tutumlarını öğrenmek
için, bilinçli ve kasıtlı olarak bu öneride bulunmuştu. Başka
bir ifadeyle, bölünmenin sonuçlarını önceden kestirerek, böyle
bir öneride bulunmuştur. Artık karar, iki kadına bırakılmıştır.
Dikkat ve zekânın kullanımı, bölünme önerisi ve iki kadının
vereceği karara göre ayarlanmıştır. Sonuçta Süleyman'ın, zekâ
kullanımı sayesinde beklediği gerçekleşmiş; çocuğun gerçek
annesi öneriyi reddederken, sahte anne kabul etmiştir. İşte Süleyman'ın,
zekâ kullanımından beklediği de kabul veya ret cevabıdır.
Verilen cevabın sonucu, kıvrak zekâyı doğurmuş; böylece çocuğun
hangi anneye ait olduğu problemi çözülmüştür.
Burada gerçekleşen kıvrak
zekâ, zekâ kullanımından; zekâ kullanımı, dikkat etme
olgusundan; bu olgu ise bilinçli ve kasıtlı olma unsurundan
kaynaklanmıştır ki bu, bütün işlerde izlenmesi gereken ilk adımdır.
Söz konusu aşamalar, bir halden başka bir hale dönüşmüş olsa
da dönüşümler, yapaylıktan uzak doğal bir seyirde ve belli bir
metot çerçevesinde gerçekleşmiş; beklenen sonucu vermiştir. Bu yüzden
yapılan işlem, yapay bir işlem görüntüsü verse de metot,
gerektiği şekilde uygulamaya konduğu takdirde, doğala yakın bir
çizgide varlığını sürdürür. Bir süre sonra zekâ kullanımı
ve kıvrak zekâ, tam anlamıyla doğal bir mecraya girmiş olur. Böyle
bir yol izlendiği takdirde kıvrak zekâyı daha iyi kullanma fırsatı
doğar ve beklenen doğal sonucu verir. Bu yüzden zekânın kullanımına
veya kıvrak zekâya doğal seyrini vermek için, uzun uzun beklemeye
gerek yoktur.
Bunun için zekânın
kullanılmasında ve kıvrak zekâyı oluşturmadaki yapaylığın, doğal
zekâya ulaşma yolunda uzun zaman isteyen zor bir işlem olduğu düşünülmemelidir.
Burada üzerinde önemle durulması gereken nokta yapaylığı, en güzel
şekilde icra etmektir. Eğer yapaylık, en iyi şekilde icra edilip
beklenen gerçekleşmişse, burada doğal kıvrak zekâ vardır ve ilk
yapay işlemden başlayarak, doğal bir mecraya girmiştir. Dahası bu
şekilde yapılan bir işlemde, yapaylığın izine de rastlanmaz. İlk
aşamadaki yapay hızı, ikinci aşamada doğal hız takip etmesine
karşın işlem, yapay hızın yer aldığı ilk andan itibaren doğal
bir seyir alır. Çünkü olguyu iyi bir şekilde işleme koyma ve
beklenenin otomatik bir şekilde gerçekleşmesi eylemleri sayesinde
bu yapaylık, silik kalır. Doğallığın görüntüsünü veren bu
eylemde, yapaylığın izine rastlanmaz.
Kültürel ve siyasî
emperyalizm ile, sömürgeci kâfir Batı ajanlarının duygu ve düşünme
üzerinde bıraktığı izler bizi, böylesi yapay bir eyleme mecbur kılmaktadır.
Onların, her şey hakkında fikir yürütme ve her şeyi araştırma
yolunda bizlere empoze ettikleri bu sinsi plan bizleri, kıvrak zekâdan
yoksun bırakmıştır. Eğer böyle bir şey olmasaydı, böylesi
yapay işlemlere girişmezdik. Zira böyle bir durumda kıvrak zekâ
ve zekânın kullanılması, doğal bir biçimde gerçekleşir;
insanların zihinleri bu denli karmakarışık olmazdı. İnsanlar,
araştırmayı gerektiren konuları araştırır; araştırma ve
inceleme gerektirmeyen konularda kıvrak zekâya başvururlardı. Bu
nedenle insanların tarihe gömülen özünü geri getirmek, o kadar
zor bir eylem olmasa gerek. Zorla da olsa böyle bir dönüşüm gerçekleştirilebilir.
O halde her halükarda, kıvrak zekâ yetisini doğal bir biçimde
somutlaştırmak, biricik hedef olmalıdır.
<<<<
>>>>>
|