|
SORUNUN
ÖZÜ
Hangi ülke olursa
olsun genellikle halkta, ideolojik düşünen siyasîlerde ve düşünürlerde,
yavaş düşünmenin doğal hale gelmesi, sorunun özünü teşkil
eder. Sorunun çözümü ise, bu alışkanlığın terk edilmesinde
gizlidir. Başka bir ifadeyle, yavaş düşünmeyi âdet haline
getiren ve dolayısıyla kıvrak düşünmeyi kaybeden kişiyi, bu alışkanlığından
kurtarmakla mesele çözüme kavuşur. Problem, yavaş düşünme ve
bu düşünmenin doğal bir biçime girip alışkanlık haline gelmesi
ve kıvrak zekânın kaybolmasıdır. İşte problemin özü budur. İnsanların
geneli, mekanik unsurlar da dahil olmak üzere her mesele hakkında,
felsefî düşünceler yürütür hale gelmişlerdir. Sorun, insanın
düşünmesi değildir. Zira insanın düşünmesi son derece doğaldır.
Düşünmek güzeldir, hatta gereklidir. Çünkü bir şey hakkında düşünmeden
esrarını çözmek, özünü kavramak mümkün değildir. Bu açıdan
bakıldığında düşünme faydalıdır. Ancak yavaş düşünme veya
her şey hakkında düşünme ve felsefesini yapma, problemin özünü
oluşturmaktadır. İnsanların yavaş düşünmeleri, tehlike anı dışında
kıvrak zekâ yetilerini kaybetmelerinden ileri gelmektedir. Fakat kıvrak
zekâ, sadece tehlike anında ortaya çıkan bir husus değildir. Kıvrak
zekâ, herhangi bir işleme girişmeyi gerektirebildiği gibi
gerektirmeyebilir de. Bu yüzden kıvrak zekânın devamlılığı
esastır. Bu özelliğin sadece tehlike anında belirmesi yetmez; sürekli
tetikte olması gerekir. Problemin özü ise, yavaş düşünmenin altında
yatmaktadır.
Yavaş düşünmenin, sömürgeci
Batı'nın hem maddî açıdan hem de fikrî açıdan ülkeleri, kıskacı
arasına almasından kaynaklandığını söylemiştik. Zamanla bu tür
düşünme, insanların zihinsel oluşumlarının bir parçası haline
gelmiştir. İşte sorunun özü, bu gerçekte gizlidir. Sorunun özü,
ne hızlı düşünmeyle ne de düşünmenin kendisiyle ilintilidir.
Zira düşünce, akıl sahibi her insan için yaşam kadar önemlidir.
Üstelik her insanda bulunan doğal bir eylemdir. O halde yavaş düşünmenin,
sorunun özünü teşkil ettiği söylenebilir. Yavaş düşünme,
insan doğasına aykırı olduğuna göre, bu düşünmenin var oluş
sebebi Batı emperyalizminin, insanların düşüncelerini çember içine
almasından ileri gelmektedir. Problemin özü yavaş düşünme,
problemin gerçek kaynağı da Batı emperyalizmi ve Batı düşüncesinin
hâkimiyeti olduğuna göre çözümü, problemin sonuçlarında veya
her insanda doğal olarak bulunması gereken düşünmede değil, bu
problemin kendisinde aramak gerekir. Bu arada problemin getirdiği
sonuçlara, yan çözümler de getirilebilir. Fakat asıl çözüm
bekleyen, problemin kendisidir; yani yavaş düşünmedir. Bunun çözümü
ise Batı emperyalizmini ve düşüncesini, iyi irdelemekte yatmaktadır.
Planlanan hedeften sapmamak, doğru ve ciddi bir çözüm öne sürmek
için, problemin özünü kavramak şarttır. Problemin özü, yavaş
düşünme olduğuna göre, çözümü de bu faktörde yatmaktadır.
Batı emperyalizmi ve düşünce
hâkimiyetinin, sorunun temelini oluşturduğu doğrudur. Fakat bu
tespitten, ‘Batı emperyalizmi ortadan kaldırılmadan sorunun
çözülemeyeceği’ anlamı çıkarılamaz. Batı emperyalizmi
mevcutken de sorun çözülebilir. Yavaş düşünme problemini çözmekle
ve düşünmeye hız kazandırmakla problemi çözmek mümkündür. O
halde problemin temelini teşkil etse de asıl sorun; Batının hâkimiyetinden
değil, düşünmenin yavaş oluşundan kaynaklanmaktadır. Problemin
temelini bir tarafa bırakırsak, Batı'nın kültür, bilim, uygarlık,
irşad vb. adlar altında yürüttüğü saptırma eylemlerini, iyice
irdelemek gerekir. Fakat Batı'nın bu gibi adlar veya üslûplarla
kurduğu hâkimiyetten çok bu hâkimiyetin, halkı ilgilendiren yönüyle
ilgilenmek ve bunu, göz ardı etmemek gerekir. Başka bir ifadeyle kıvrak
düşünme, sadece ve sadece halk içindir. Halkın, halden hale dönüşen
ve bu şekilde gelişme gösteren zihinlerine yönelmek gerekir. Halka
egemen olmak, ancak onun mefhumlarıyla mümkündür. Egemenliğin süresi,
halka ait mefhumlara bağlı olmasına karşın, yine de meselenin
çözümünde halka ait mefhumlar, esas faktör değildir. Mesele Batı'nın,
hayata egemen oluşunun değiştirilmesi değil; hayata bakış açısı
ile ilgili mefhumlarının değiştirilmesidir. Bu nedenle her şeyi
Batı'ya ve Batı emperyalizmine mal etmek, sorundan kaçmaktır.
Sorundan kaçmak yerine, problemin üzerine gitmek gerekmektedir. İşe
öncelikle egemenliği değiştirerek değil, halk aracılığıyla
hayata bakış açılarını değiştirerek başlamak lazımdır. Başka
bir ifadeyle önce, emperyalizmin hâkimiyetini değiştirmek yerine
halkın, hayata bakış açısını sağlayan mefhumlar değiştirilmelidir.
Mefhumların değiştirilmesi, temel hedeftir. Bu nedenle her şeyi,
emperyalizme veya Batı'ya mal etmeye çalışarak problemden kaçmak,
doğru değildir. Topluma, halkın mefhumlarına, özellikle de halkın
hayata bakış açısına eğilmek gerekir. Mefhumları değiştirene
kadar halka telkinde bulunarak, hâkimiyetin değiştirilmesi
konusunda çaba göstermek zorundayız. Önemli olan egemen gücü,
emperyalizmi değil; insanların sahip oldukları mefhumları, dolayısıyla
bakış açılarını değiştirmektir.
<<<<
>>>>>
|