|
GİRİŞ
Şüphesiz
insan yaratılanlar içinde en faziletli varlıktır. Hatta insanın
meleklerden bile üstün ve faziletli olduğu vurgulanmıştır.
İnsanı yücelten ve yaratıkların en faziletlisi kılan aklıdır.
Bu nedenle aklı, düşünmeyi ve düşünme metodunu iyi bilmek
gerekir. Zira aklın değerli olması “düşünme” denen bu vakıadan
kaynaklan-maktadır. Yine hayatın, insanın, hatta kâinatın ve kâinatta
bulunan canlı cansız her şeyin düzenini ve sürekliliğini
sağlamada olgun meyveler veren de bu vakıadır.
Bilim ve
sanat, edebiyat ve felsefe, fıkıh ve filoloji, kısaca bilgi olarak
nitelendirebileceğimiz her şey aklın, dolayısıyla düşünmenin
ürünüdür. Bu nedenle insan, hayat ve tüm kâinat akıl, düşünme
olgusu ve düşünme metodunu iyice kavramalıdır.
İnsanlık tarihi büyük
mesafeler kat ederken, insanoğlunun zihni, akıl ve düşünme
olgusundan çok, akıl ve düşünmenin ürünleriyle meşgul
olmuştur. Eski çağlarda ve günümüzde, Müslüman ve Müslüman
olmayan bilim adamları arasında akıl olgusunu kavramaya çalışanlar
olmuşsa da, bu çabalar başarısızlıkla sonuçlanmıştır.
Bunların içinden düşünme metodunu bir çerçeveye oturtmaya çalışanlar
da olmuştur. Bilimsel başarılar sayesinde bazı alanlarda bu
metodun semeresinden istifade etmeyi başarmalarına rağmen, düşünmeyi
“düşünme” olarak tanıma konusunda yanlış yola saptıkları
gibi, kendileri dışında söz konusu bilimsel başarıya hayran
kalan taklitçilerini de yanıltmışlardır.
Yunan'dan önce ve
sonra insanlar, düşünme olgusunu elde etmek amacıyla tüm
performanslarını kullanarak “mantık” denen kavramı ve
birtakım düşünceleri gün yüzüne çıkarmayı
başarmışlardır. Fakat bilgiyi deforme etmişlerdir. Mantık,
hedeflendiği gibi bilgiye götüren bir araç ve bilginin doğruluğunu
kanıtlayan bir kıstas olmak yerine, bilgi için kötü sonuçlar doğuran
bir araç olmuştur. Düşünmeye ulaşma yolunda atılımda bulunan
bu insanlar, sözde “felsefe” veya “hikmet sevgisi”ni ortaya
çıkarıp metafizik konularda derinleşmişlerdir. Sonuçta öğrendikçe
insana haz veren, varılan sonuçlardan zevk duyulan bir araştırma,
inceleme metodu ortaya çıkmıştır. Ne yazık ki bütün bunlar
insanı, hem realiteden hem de “hakikat”ten ve doğrudan
uzaklaştırmıştır. Bu düşünce yöntemiyle yanılgıya düşen
pek çok kişi doğru yoldan sapmıştır.
Bütün bunları ve
emsallerini, düşünmeyi ve düşünme metodunu irdeleyen çalışmalar
olarak kabul etsek bile - insana faydası dokunur bilgiler ve
araştırma alanları meydana getirmeye müsait olmalarına rağmen-
bunlar, düşünce olgusu ve hakikat üzerine kurulu değildir. Bu
bulgular, bu noktada doğru bir yol takip etmediklerinden düşünme
olgusu üzerinde akıl yürütmekten ziyade, düşüncenin sonuçlarını
irdeleyen çalışmalar olarak kabul edilebilir. Doğal olarak böyle
bir metot, düşünme olgusu için doğru metot olamaz. Olsa olsa düşünme
olgusunun araştırılması vasıtasıyla değil, aklın verdiği sonuçlar
üzerinde kafa yorarak, tesadüfen meydana gelen bu metodun bir
üslubu veya tekniği olabilir. Bunun anlamı şudur: Düşünme
olgusu için doğru bir metot bulmak amacıyla yapılan bu
araştırmalar, bizzat düşünme olgusunun değil, düşünmenin
sadece sonuçları etrafında dönüp duran birtakım çabalardan başka
bir şey değildir.
Şimdiye kadar düşünme
olgusunun, dolayısıyla düşünme metodunun belirlenememesinin altında,
araştırmacıların akıldan önce düşünce üzerinde kafa yormaları
yatmaktadır. Akıl olgusunu kesin ve şüphesiz bir şekilde öğrenmeden
düşünce olgusuna varmak mümkün değildir. Çünkü düşünme aklın;
bilim, sanat ve kültürün diğer türleri ise düşünmenin
meyvesidir. Bu yüzden önce akıl olgusunu kesin ve şüpheye yer bırakmayacak
şekilde bilmek gerekir. Bu bilgi, düşünme olgusunu bilmeyi ve bu
yolda doğru bir metot belirlemeyi sağlayacaktır. Sonunda belirlenen
bu metotla bilginin bilim olup olmadığına karar vermek mümkün
olacaktır. Diğer bir ifadeyle, kimyanın bilim; psikoloji ve
sosyolojinin bilim olmadığını bu şekilde kavramak mümkündür.
Aynı şekilde bilginin kültür olup olmadığına -hukukun kültür
olduğu, resim yapmanın ise kültür olmadığına- karar
verilebilir. Bütün mesele, önce akıl olgusunu kesin ve şüpheye
yer bırakmayacak şekilde bilmek, ardından bu bilgi ışığında düşünme
olgusunu ve metodunu irdelemektir. Doğru bir düşünme üslubunu
veya üsluplarını elde etmek, ancak bu şekilde mümkün olabilir.
Meselenin özü
budur. Bilim ve kültüre, düşünme olgusu, metodu ve üslubunu
kavradıktan sonra; düşünme olgusuna ise akıl olgusunu
kavradıktan sonra varılabilir. Bu bağlamda kesin ve şüphesiz bir
şekilde önce akıl olgusunu, ardından düşünme olgusunu kavramak
esastır.
|