|
CİDDİYET
Bir başka nokta, ister
yüzeysel ister derin veya aydın düşünsün, düşünen kişinin düşünme
eyleminde bulunurken "ciddi" olması gerekir. Gerçi
yüzeysel düşünen kişinin düşünme eylemindeki yüzeysellik,
ciddi düşünmesine elverişli değildir. Ancak yüzeysel düşünen
kişi bile anlamsız, saçma eylem ve geleneklerden kendini uzak
tutarak söz konusu ciddiyeti sağlayabilir. Her ne kadar düşüncede
derinlik ciddiyete yönlendirse de ciddiyet düşüncede derinleşmeyi
gerektirmez. Yine her ne kadar aydın düşünebilmek ciddiyeti
gerektirirse de, ciddi olmak için aydın olmaya gerek yoktur. Fakat
aydın düşünmek için ciddiyet şarttır. Zira ciddiyet, düşünülen
şeyin vakıasını zihinde iyice canlandırmanın yanı sıra, bir
hedefin varlığının ve bu hedefi gerçekleştirmek için harcanacak
çabanın göstergesidir. Örneğin; kişi tehlikeyi zihninden geçirirken,
onun hakkında araştırma yapmak için değil, ondan korunmak için
düşünme eyleminde bulunur. Aynı şekilde ekmeği düşünürken
onun hakkında araştırma yapmak için değil, onu nasıl
kazanabileceğini algılamak için düşünür. Yine kişi oyun
oynamak için oyunu düşünür. Dinlenmek için pikniğe gider.
Piknik hakkında araştırma yapmak için değil. Kişinin gelişigüzel
yürüyüş yapmayı düşünmesi de yürüyüş üzerinde akıl yürütme
isteğinden değil, içindeki sıkıntıları atma isteğindendir.
Kanun adamının kanun maddeleri ortaya koyması, bu maddeler
hakkında araştırma yapmak için değil, bu maddeleri ortaya koymak
içindir. Görüldüğü gibi türü ne olursa olsun yapılan her düşünme
eylemi, düşünülen şeye veya harekete yöneliktir. Bir şey veya
hareket hakkında düşünme eylemi yapılıyorsa, bu şey veya
hareketi öğrenmek amacıyla yapılır. Bunun için de düşünülen
şey veya harekete ciddiyetsizliğin ve geleneksel anlayışın
karışmaması gerekir. Ne zaman üzerinde akıl yürütülen şey
veya hareket ciddiyetsizlik ve geleneksel anlayıştan soyutlanırsa,
işte o zaman ciddi düşünceden söz edilebilir. Ancak o zaman bir
amaçtan ve bu amacın gerçekleştirilmesine yönelik bir çabadan
söz etmek, kesin olmasa da kolay olur. Bununla birlikte kişi, kesin
ve kolay bir şekilde amacının çerçevesini zihninde çizebilir.
Bu bağlamda
derin ve aydın düşünmede ciddiyet bulunabildiği gibi, yüzeysel
düşünmede de bulunabilir. Ancak aslolan, derin ve aydın düşünmede
ciddiyetin olmasıdır. Bununla birlikte her düşünme eyleminde
ciddiyet olacak diye bir şart da yoktur. Dahası, çoğu insanın düşünme
eylemi ciddiyetten yoksundur. İnsanlar, işlerini geleneksel
anlayış ve devamlılık esasına göre yaparlar ve bu ciddiyetsizlik
düşünme eylemlerine de yansır. O halde insanda ciddiyetin, yapay
olarak meydana getirilmesi gerekir. Çünkü ciddi olmak için
ciddiyeti hedef almak esastır. Ciddiyeti hedef almak ise bir bakıma
yapay bir eylemdir. Bu bakımdan ciddiyet, bazı insanlarda doğal
gibi görünse de aslında yapay olarak meydana getirilir.
Hemen belirtelim ki
bizim burada kastettiğimiz ciddiyet mutlak ciddiyet değil, üzerinde
akıl yürütülen düşünceyle aynı düzeyde olan ciddiyettir. Zira
üzerinde akıl yürütülen düşünceyle paralel olmayan ciddiyet,
ciddiyet olarak addedilemez. Örneğin; bir kişi evlenmeyi düşünüp
de evliliğin gerçekleşmesi için harekete geçmezse, bu düşüncesinde
ciddi değildir. Aynı şekilde ticaret yapmayı düşünen fakat malını
har vurup harman savuran kişi de, düşüncesinde ciddi değildir.
Yine yargıç olmayı düşünen kişi, hukuk alanında eğitim görmeyip
sadece bu makamı elde etme peşinde koşarsa, düşüncesinde ciddi
değildir. Çünkü bu kişi yargıç olma konusunda değil, memur
olma konusunda ciddidir. Yine çocuklarının geçimini sağlamayı düşünüp
de, sokaklarda avare avare dolaşan kişi de bu düşüncesinde ciddi
değildir. Bunun gibi örnekler çoğaltılabilir.
Demek ki ciddiyet,
hedeflenen şeyi gerçekleştirmek üzere harekete geçmeyi ve
hedeflenen şeyle eylemin aynı düzeyde ve doğrultuda olmasını
öngörür. Kişi, hedeflemiş olduğu bir amaç için harekete
geçmediği takdirde, bu yolda belli bir fikir elde edip bir eyleme
girişse bile, yine de düşünme eylemi ciddi bir eylem değildir.
İnsanın "ben ciddiyim" demesi, ciddi olması için
yeterli değildir. Aynı şekilde fikri veya maddi birtakım yapay
hareketlerle ciddi olduğunu göstermeye çalışması da onun ciddi
biri olduğunu göstermez. Kişinin maddi eylemlere girişmesi ve bu
eylemleri zihnindeki hedefle paralel bir şekilde gerçekleştirmesi,
onun ciddi olduğunun göstergesidir. O halde ciddiyetten söz
edilebilmesi için, insanın somut bir şekilde harekete geçmesi ve
bu hareketinin kafasındaki düşünceyle paralel olarak gelişme göstermesi
şarttır.
Geri kalmış milletler
ve halklar, tembel ve riskli durumları göze alamayan korkak kişiler,
utangaç olanlar veya cesaret ve kendine güven duygusundan yoksun
olan insanlar, düşünme eylemlerinde ciddi olmayan kişilerdir.
Çünkü geri kalmışlık insana kolay olanı cazip gösterir ve zor
olanla, kendini yorma zahmetinde bulunmamasına neden olur. Tembellik,
ciddiyetle çelişmektedir. Aynı şekilde cesur olmama, utangaçlık,
korkaklık ve kendine güvenmeme düşünmede ciddiyeti engelleyen
faktörlerdendir. Bu nedenle tembelliğin üstesinden gelerek,
tehlikelerin üstüne gitme cesaretini kazanarak, gereksiz yere
utanmayla haya duygusunu ayırt ederek ve kendine güvenmeyi bir
seciyet haline getirmek suretiyle fertlerde, halklarda ve milletlerde
ciddiyeti meydana getirmek mümkündür. Zira ciddiyet kendiliğinden
meydana gelmez. Onu sunî bir biçimde oluşturmak gerekir.
Düşünmede ciddiyet
unsurunun şart olması hususunda şu noktayı da belirtmek gerekir:
Sadece düşünceyi meydana getirmek için düşünme eylemine girişilmez.
Düşünme eylemi, aynı zamanda düşünceden her hangi bir şekilde
yararlanmak ve buna bağlı olarak da, harekete geçmek ve eylemde
bulunmak için gerçekleştirilmelidir. Çünkü bilim adamları ve düşünürlerin
ürettikleri düşünceler, ortaya koydukları bilgiler, sadece zevk için
veya bu düşüncelerin tadını çıkarmak için üretilmemektedir.
Ortaya konulan bu bilgiler amel etmek, pratik hayata dökmek için
vardır. Bu açıdan "bilim bilim içindir" sözü
yanlıştır. Hayatın dinamiklerini harekete geçirmediği ve sadece
haz vermeye yönelik olduğu için, Yunan Felsefesi'nin bir değeri
yoktur. Kendisinden istifade edilmeyen bir ilmin ne değeri olabilir
ki? İlim, zevk almak için talep edilmez, İlim, yaşadığımız
hayatta pratiğe geçirilen bilginin talebidir. Bu nedenle Yunan
filozofları ve onları taklit eden bilginlerin düşünme
eylemlerinde ciddi olduklarını söyleyemeyiz. Aynı şekilde
belağat alanında haşiyeler şerh etmiş olan Sa'd gibi, belagat
ilimlerini felsefî bilgiler haline getiren son dönem İslâm
bilginlerinin de düşünme eylemlerinin ciddi olduğu söylenemez.
Çünkü hayatta bu tarz düşünüşten herhangi bir şekilde
istifade edilemez. Bu tarz düşünüşün araştırma ve incelemeden
zevk duyma dışında başka bir muhtevası yoktur. Gerçi hayatta bir
fayda sağlamak için, şair ve edebiyatçıların düşüncelerinden
istifade edilmediği doğrudur. Ortaya koydukları düşünceler
faydalı olmasına rağmen, pratik açıdan bir fayda sağlamaz.
Bununla birlikte örneğin şiir veya tüm çeşitleriyle nesir gibi
edebi türleri okumak, okuyucuda zevk ve canlılık
uyandırdığından bunları faydalı ürünler olarak kabul etmek de
mümkündür. Üstelik edebi ürünleri bir düşünme eyleminin
sonucunda verdikleri için, şair ve edebiyatçıların ciddi
olmadıklarını ileri sürmek de doğru değildir. Onların içinde
ciddiyetsiz ve maharetli olmayan kişiler olsa da genelde düşünme
eylemleri ciddiyetten yoksun değildir. Fakat felsefe öyle değildir.
Felsefi düşüncenin amacı, gerçeklere ulaşmaktır. Ancak felsefi
düşüncenin ortaya koyduğu sonuçlar, "gerçek"le
ilgisi olmayan sonuçlardır.
Eserlerini felsefi
tarzda yazmış olan belağatçılara gelince: Onlar insanların
beliğ olmaları için sözde, konuşmada beliğ olma metotları
üzerinde durmuşlardır, fakat üzerinde durdukları konular
belağatı oluşturan temel noktalar değildir. Ortaya koydukları bu
ürünler, uğruna çaba gösterdikleri amaçtan ziyade, araştırma
ve araştırma zevkine yöneliktir. Onlar, araştırma zevkine
ulaşmayı amaçlamadıkları halde böyle bir sonuca varmışlardır.
Onların asıl amaçları, belağatın metotlarını irdelemektir.
Dolayısıyla güttükleri amaçtan başka bir yöne kaymaları düşüncelerinde
ciddi olmadıklarını göstermektedir. Bunun nedeni sadece
istedikleri sonuçları elde etmeleri değil, aynı zamanda ortaya çıkardıkları
sonucun güttükleri amaca yönelik olmamasıdır. Zaten düşüncelerinde
ciddi olsalardı belağat ilmine ilişkin böyle bir felsefe ortaya
koymazlardı. Zira ciddiyet, bir niyetin zihinde
canlandırılmasıdır. Zihinde canlandırılan bu niyet bile başlı
başına amaca götüren bir unsurdur. Buradan hareketle belağatçıların
zihinlerinde belağat yerine, sadece ve sadece araştırma yapmayı
canlandırdıkları ortaya çıkmaktadır ki bu da onların ciddi
olmadıklarının kanıtıdır.
Düşüncede ciddiyet,
düşünce ile eylem arasındaki mesafenin uzun ya da kısa olmasını
zorunlu kılmaz. Çünkü eylem, düşüncenin ürünüdür. İnsan
Ay'a gitmeyi düşündüğünde, düşüncesi ile eylemi arasındaki
mesafe uzayabilir. Yemek yemeği düşündüğünde, söz konusu yemek
yeme düşüncesi ile yemek yemesi arasındaki zaman uzun olabilir.
Aynı şekilde milletini kalkındırmayı düşündüğünde, bu düşüncesi
ile kalkınma arasındaki mesafenin kısalması da mümkündür.
Mesele, düşünce ile eylem arasındaki mesafenin uzun veya kısa
olması değildir. Çünkü düşünce ile eylem arasındaki mesafenin
kısa veya uzun olması şart değildir. İster düşünen kişi ister
başkası tarafından ortaya çıkarılmış olsun önemli olan, düşünmenin
ürünü olan bir eylemin ortaya çıkarılmasıdır. Zira düşünmenin
bir eylem meydana getirmesi şarttır. İster şair ve edebiyatçıların
edebi ürünleri olsun, ister pozitif bilimcilerin ortaya koydukları
sonuçlar olsun, ister siyasetçilerin ve harp uzmanlarının plan ve
taktikleri olsun veya savaş, yemek-içmek, eğitim vb. maddi fiiller
olsun önemli olan, "düşünme"den bir eylemin doğmasıdır.
Bu bağlamda düşünmenin
bir sonuç vermesi için -ki bu sonuç bir eylemi doğurabildiği gibi
doğurmayabilir de- ciddi olması gerekir. Zira düşünme için
ciddiyet, vazgeçilmez bir unsurdur. Ciddiyetten yoksun bir düşünce,
içi boş, kof, geleneksel anlayıştan nasibini almış monoton bir düşünüştür.
Monoton düşünüş ise, İnsanlara olduğu yerde saymayı cazip gösterir
ve zihinlerinden değişim fikrini uzaklaştırır.
|