|
EDEBİ METİNLER
Edebi metinler, aklın
istifade ettiği birtakım bilgileri ihtiva etse de, insanın iç
dünyasında zevk uyandırmak ve duyguları etkilemek için ortaya
konur. Bu nedenle edebiyat, anlamdan çok, söz ve terkiplerle yani
üslûpla ilgilenir. Edebiyat yazarı ve şair için anlamları
hedeflemek gerekliyse de, öncelikli hedef, söz ve terkiplerdir. Hem
sözlerin hem de terkiplerin birtakım anlamlara götüren
göstergeler oldukları doğrudur. Ancak edebiyatçı ve şair, söz
konusu anlamları icra etmek amacıyla tüm çabasını söz ve
terkiplerin üzerinde yoğunlaştırır. Edebiyatçı ve şairler,
belağatı; "anlam güzelliğini, söz ve terkip güzelliği
çerçevesinde sunmaktır" şeklinde tanımlıyorlarsa da
onların, anlamları yakalamak için gösterdikleri çaba, onu güzel
söz ve terkipler halinde icra etme çabasıdır. Zira sözler ve
terkipler, anlam icra etmenin birer görüntüleridir.
Anlamları icra etmek,
söz ve terkipleri icra etmeye bağlıdır. Gerçi metinlerde esas
olan, anlamları icra etmektir. Fakat bu, genelde metinler için
geçerlidir. Edebi metinlerde ise amaç, sadece anlamlar icra etmek değildir.
Asıl amaç, okuyucu ve dinleyiciye sadece anlamlar sunmak değil,
aynı zamanda onu etkilemektir. Okuyucuyu ve dinleyiciyi etkilemek,
öncelikli hedeftir. Bu nedenle şair ve edebiyatçı, kullanacağı söz
ve terkiplerin seçiminde büyük bir özen gösterir. Bu söz ve
terkiplerin vurgulayıcı, genelleştirici ve estetik nitelikte
olmasını hedefleyerek, kişinin iç dünyasında etki ve infial
uyandırma çabası içindedir. Bundan dolaylıdır ki edebi metinler,
düşünceleri ifade eden ibareler, bu ibarelerden ortaya çıkan görüntüler
ve ifade edilecek düşüncelerin seçimiyle ayrıcalık gösterirler.
Şair ve edebiyatçının düşüncelerle ilgili tek kaygısı,
onları etkili ve duyguları harekete geçiren, uyandıran bir tarzda
düzenlemektir. Başka bir ifadeyle aslolan düşünceleri ifade etmek
yani düşüncenin resmini çizmek, görüntüsünü ortaya koymaktır.
Düşünceler ise ifade etmede birer araçtırlar. Şair ve edebiyatçı
buna büyük bir önem atfeder. Düşünceler ne kadar ifade etme
kabiliyetine sahip olursa, şairin ve edebiyatçının o kadar
ilgisini çeker. Şair ve edebiyatçı için önemli olan, düşüncelerin
ne kadar doğru olduğu değil, ifade etmeye ne kadar yatkın
olduğudur. Çünkü edebi metnin ortaya konmasındaki amaç,
insanlara düşünceleri öğretmek değil, onların duygularını
uyandırmak, iç dünyalarını harekete geçirmektir. İfadeye
duyulan ilginin nedeni de bundan kaynaklanmaktadır. Demek ki edebi
metinler, söz ve terkiplerin meydana getirdiği ifade etme noktası
üzerinde dururlar. Onlar için düşünceler ne kadar ifade etme
kabiliyetine sahipseler ve insanın iç dünyasında ne kadar etki
uyandırabiliyorlarsa, bu düşüncelerin içeriği de o kadar
önemlidir.
İşte edebi metinlerin
gerçeği budur. Madem ki edebi metinlerin gerçeği budur, öyleyse;
edebi metinlerin okumaktan doğan sezgiyle ilişkilendirilmesi gereken
ön bilgilerin ifade gücü, tasvir ve edebi tarzlarla ilgili
bilgilerden oluşması gerekir. Edebi metin ve ona yüklenen tarz da
ancak bu şekilde anlaşılabilir. Bu da demektir ki, edebi metni
anlamak için söz ve terkiplerle, yani düşünceleri ifade etme
araçlarıyla ilgili ön bilgilere sahip olmak gerekir. Ön bilgilerin
yanı sıra, edebi tarzları bilmek ve onları birbirinden ayırt
etmek de önemlidir. Başka bir ifadeyle, edebi metni anlamak için,
kişide zevk duyma, ayırt etme ve kavrama yetilerini geliştirecek
şekilde bu metinlerin önceden okunmaları şarttır. Bu nedenle
edebi metinlere ilişkin ön bilgilere sahip olmayan kişi, okuduğu
edebi metinden etkilenmiş gibi görünüp onu takdir etse de bu, onun
metni anladığı anlamına gelmez. Mesele, zevk ile ilgilidir. Zevk
ise, ancak bir çok zevk denemesiyle, yani her türlü edebi metni
okumakla ortaya çıkar. İşte, bu zevk alma duygusu ortaya çıktığında,
edebi metin anlaşılabilir. Zira edebi metni anlamak, metnin
anlamını bilmek değildir. Edebi metni anlamak, söz ve terkiplerden
meydana gelen estetiğin tadına varmaktır. Edebi metin bu estetiğin
farkına varmadan anlaşılamaz.
Her şair ve edebiyatçının
kendine özgü bir ifade tarzı vardır. Örneğin; aşağıda iki
ayrı şaire ait olan mısralar, sonraki iki şaire ait mısralardan
farklıdır.
1-"İki
huyunu sevmem insanın
Kibri zenginliğinin
Hakirliği
fakirliğinin
Sen sen ol,
taşkınlık yapma zengin olursan
Zamana meydan oku
fakir olursan"
2-“Bitkin
düşürdü gönlümü
Gönlüme sahip
olduğunu iddia eden
Senin aşkın
yaratıldı
Tıpkı
yaratıldığın gibi
Bir aşk olarak
onun için
Sen ve gönlün
Gösterirsiniz
birbirinize
Tüm aşkınızı."
3-"Konuk
severliği öğretmeye kalkışırsa
Misafir bize,
Ev ahalisi,
çoluk çocuk çullanır üzerine
Burunlarından
fışkırır
Zehir zemberek
öfke"
“Geri çekmeyiz
atlarımızı alana dek
Düşmanlarımızdan
ganimetlerimizi
Üstümüze
üstümüze gelişleri yıldıramaz bizi"
4-"Öfkelendik
miydi alev alev
Yırtar
atarız güneşin örtüsünü
Ya da kanlar fışkırır
güneşten
Hedef oldu mu bir
kabile üyesi öfkemize
Yalvarıp
yakarışlarda bulunur bize
Çıksa bile Kaf
Dağı'nın zirvesine"
Görüldüğü
gibi yukarıdaki mısralardaki farklılık, anlam farklılığı
değildir. Bu farklılık, şairin ortaya koyduğu ifade biçiminden
kaynaklanmaktadır. Gerçi bu şairlerin her biri okuyucu ve
dinleyicinin duygularında etki meydana getirmektedir. Fakat ilk iki
şairin insanda uyandırdığı duygular, sonraki iki şairin
uyandırdığı duygulardan daha farklıdır. Şimdi dört ayrı
edebiyatçının şu sözlerine dikkat edelim: 1- "Ey
büyük bir sevgiyle bağlılık duyduğum, güvendiğim, kendisinden
medet umduğum, Allah'ın kararlı bir şahsiyet olarak yarattığı,
umutların çakmaktaşını tutuşturan Efendim! Allah seni aziz
kılsın. Sana karşı yüreğimde beslediğim ümidimi körler
görüp, döktüğüm methiyeleri sağır sultan bile duyduğu, sana
duyduğum itimadı cansızlar bile hissettiği halde; eğer ihsan ve lütfunun
elbisesinden beni soyutlamışsan, beni himaye eden kollarını
üzerimden kaldırmışsan, bunda şaşılacak ne var? Su, suyu içenin
boğazına takılıp kalabilir. İlaç, kendisinden şifa uman kişiyi
öldürebilir. Güvenilen dağlara kar yağabilir. Arzulayan kişinin
arzusu kursağında kalabilir. Ölüm, hırs çabasından önce kapıyı
çalabilir." 2- "Kitap,
ilim dolu bir damardır. Zerafet dolu bir zarftır. Hem mizah, hem de
ciddiyet içeren bir kaptır. İstersen bir bitkiden daha fazla
solabilir. İstersen Sehban Vail'den daha fazla belağatlı olabilir.
İstersen iç dünyayı heyecanlandıran duygu ve düşüncelerine
gülümseyebilirsin. İstersen paha biçilmez faydalı bilgilerine
hayran kalabilirsin."
3-
"Bilim, herhangi bilimsel bir konuda son noktayı koymaz.
Çünkü onun gerçekleri göreceli ve geçicidir. Bilimsel
gerçekler, araştırma sonucu yerine geçecek yeni gerçekler elde
edilmedikçe geçerliliklerini ve değerlerini korurlar." 4-
"Düşünceler türlü
türlüdür. Görüşler de öyle. Her asrın sorunları önceki asırların
sorunlarından farklıdır. Her hangi bir asrın sorunlarından
biriyle ilgilenen araştırmacı, ilk bakışta yeni bir sorun
olduğunu düşünür. Önceki sorunlarla herhangi bir bağlantısının,
ilgisinin olmadığını sanır. Hani olur ya, iki asrın sorunları
arasında bir benzerlik, bir bağ veya bir sebep bulurum diye düşünüp
durur."
Görüldüğü
gibi metinlerdeki farklılık, anlam farklılığından
kaynaklanmamaktadır. Söz konusu farklılık, bu anlamların ifade biçiminden
doğmaktadır. Edebiyatçılardan her biri, ifade etmek istediğini
farklı tarzda sunmaktadır. İlk iki edebiyatçıdan birincisi,
birine yalvarıp ondan şefkat beklemektedir. İkincisi ise, bir
kitabı betimlemektedir. Fakat her ikisi de kendine özgü tarzı ve
sonuç biçimiyle vermek istediği anlamı ifade etmiştir. Sonraki
iki edebiyatçılardan birincisi bilimden, ikincisi ise düşüncelerden
söz etmektedir. Ancak her ikisi de ilk iki edebiyatçının icra
ettiğinden farklı bir tarzda düşüncelerini ifade etmişlerdir.
Fakat parçaların her
birinde anlamdan çok, söz ve terkipler ön plana çıkarılmıştır.
Parçalardaki anlamlar, yazarların ortaya koymak istediği biçim
için birtakım araçlar olarak kullanılmıştır.
Demek ki okuyucu, bu
tip şiir veya düz yazı metinlerini anlamak istiyorsa, çabasını
önce anlamlar üzerinde yoğunlaştırması doğru değildir. Okuyucu
çabasını önce söz ve terkipleri anlamaya yöneltmelidir. Parçanın
anlamını kavramak bundan sonra gelir. Bu nedenle okuyucunun ön
bilgileri, anlamlarla değil, söz ve terkiplerle ilgili bilgilerden
meydana gelmelidir. Bunun için de okuyucunun edebi metinleri çokça
okuması, onları eleştirmeye çalışması, söz ve terkiplerin
büyülü yapısı üzerinde durması ve kendisinde bir zevk oluşup söz
konusu bilgileri elde edene dek bunu sürdürmesi gerekir. Dolayısıyla
edebi metinlerin anlaşılması için ne araştırma ve eğitime ne de
metinlerin içerdiği anlamlarla ilgili bilgilere gerek vardır. Edebi
metinleri anlamak için her şeyden önce bir edebi zevkin oluşturulması
gerekir. Edebi zevk ise ancak, pek çok edebi metin okumakla sağlanabilir
ki ancak bu durumda edebi metnin coşkun bir hazla okunması mümkün
olur. Aynı şekilde edebi metinleri anlamak için; söz dizimi,
çekim bilgisi, ma'ani (semantik, anlam bilim), beyân (beliğ söz
söyleme sanatı), bedi' (mecaz sanatı) gibi belağat türleri ve dil
bilimi, usul hakkında bilgiye de sahip olmak gerekmez. Edebi metni
anlamak için bu bilgilere aşina olmak daha iyi olur, fakat detaylara
girip derinleşmeye gerek yoktur. Edebi metinleri anlamak için tek
bir unsuru gözden kaçırmamak gerekir. O da edebi bir zevke sahip
olana dek pek çok edebi metin okumak gerektiğidir. İşte edebi
metinleri anlamada izlenecek düşünme biçimi bundan ibarettir. Zira
edebi metni anlamak için bir ön-zevkin var olması gerekir. Başka
bir ifadeyle, edebi metinlerin söz konusu zevki meydana getirecek
olan karakterlerini bilmek gerekir.
Aksi takdirde
edebi metinleri anlamak, yani bu metinlere ilişkin üretici ve sağlıklı
düşünmek mümkün değildir. Gerçi edebi zevk olmadan da metnin
içeriği algılanabilir, ya da metnin kastetmediği bir görüş çıkarılabilir.
Fakat edebi zevk olmadan metni anlamak, onun üzerinde yoğunlaşmak mümkün
değildir. Çünkü okuyucu edebi zevkin tadını bilmiyor ki onu
anlayabilsin. Edebi metnin anlaşılması, okuyucuda uyandırdığı
titreşim, coşku ve etkiye bağlıdır. Bunlar ise ancak okuyucuda
edebi bir zevk olduğu zaman gerçekleşir. Kısaca, edebi metinleri
anlamak için, her şeyden önce okuyucuda edebi zevkin mevcut olması
şarttır.
|